piyasanın her zaman kendiliğinden dengeye gele(bile)ceğini savunan
klasik iktisadi görüşün çöktüğü tarihtir. klasik mantalitenin kendince savunduğu
say yasası ("her arz kendi talebini yaratır") geçerliliğini yitirmiştir bu tarihte. öyle ki krizin patlak verdiği bu tarihte üretilen ürünler satılamamakta, daha iktisadi ifadeyle, arz, taleple karşılık bulamamakta, üretim devam ederken talepsizlik nedeniyle erimeyen ve devamlı biriken arz, stok fazlalarına neden olmaktaydı. yani mesele aslında talep yetersizliğinde ve biriken arzda düğümlenmişti. bir taraftan biriken arz nedeniyle kazançlar durmuşken diğer yandan işte çıkarmalarla işsizlik oranı arttırılmakta ve işsiz kalan kesim piyasadan çekileceği için önüne geçilmez bir talep daralması oluşturulmaktaydı. devamında ürettiklerini satamadığı için gelir kaybına uğrayan firmalar gittikçe daha da dara düşmekteydi. satılamayan malların stoklama maliyetleri sebebiyle maliyet kalemlerinde de artışlar meydana gelmişti. yani sistem, içinden çıkılamaz bir hal almıştı. anlaşılan oydu ki, artık her arz kendi talebini yaratamamaktaydı ve piyasa, görünür bir el müdahalesi olmaksızın düzelemeyecekti.
bu noktada
maliye politikasının ve devletçi mantığın babası
keynes sahneye çıktı. keynes'e göre ekonominin kurtuluşu talebin canlandırılmasında yatıyordu. talep canlandırılmalı, bu yolla arz birikimi tüketilmeli, eriyen sermaye üreticilerde yeniden biriktirilmeli ve üretim en baştan, yeniden başlatılmalıydı. tabi üretim canlanınca işsiz kalanlar da yeniden istihdam edilebilecek, onlar da elde ettikleri gelirle talebe ivme kazandıracak, derken bu karşılıklı etkileşimlerle buhran aşılacaktı. ama en başta, talebe ilk hamleyi yaptıracak olan, sistem içi birimler çöktüğüne göre sistem dışı bir sermayedar olacaktı. o sermayedar ise devlet olmalıydı. bu görüşlerini sonra keynes 1936'da "genel teori" adıyla kitaplaştıracaktı.
keynes'in dedikleri yapıldı. devlet bir itici güç olarak yatırımcı sıfatıyla sisteme girdi ve kısa sürede talep canlandı, kriz aşıldı. bundan sonra, talep yanlı ve
devletçi, maliye politikası taraftarı iktisadi görüşler dünyaya hakim olacaktı. ta ki
1973 petrol krizi patlak verene kadar. bu ikinci global krizle eski klasik mantığa az biraz bir dönüş de görülecekti dünyada.
kısacası bu tarih, dünya üzerinde saf
liberal mantıkla, "
laissez fairre" ahlakıyla fazla yol alınamayacağını gösterdi yönetenlere. bu sebeple bu tarihi
marksist(e) mantığın haklılığının kanıtlandığı bir tarih olarak da görmek mümkün.
cumhuriyet kurulduktan sonra, 1963'e kadar gelen dönemde
ithal ikameci sanayileşme mantığı yerleşene kadar uygulanan devletçi mantık,
keynesyen teoriden mülhemdi. yani başta türkiye olmak üzere bir çok devlette keynesyen model uygulama alanı bulmuştur.
keynesyen model vasıtasıyla bugün, devlet, sermaye birikimini sağlamayı görev bellemiştir. devlet, semayenin en önemli teminatıdır artık. yani keynesyen modelin marksist yönü sanıldığı kadar da kuvvetli değildir (yukarda ne dedin, şimdi nasıl bağladın demeyin; mesele bir hayli karışık ve insan iki satır önce söylediğini bir kalemde yalanlayabiliyor.).