1. duruma göre bir sürü yolu var..okursun, bilgini kullanırsın, bazen güce* başvurursun, incelersin-irdelersin, taktik yaparsın, tekrar okursun, bilgilenirsin, bilgini kullanırsın (kullanmak için strateji yaratırsın), fırsat kollarsın, değer yaratırsın, değer katarsın ve şansın da yaver giderse "büyük adam" olursun..

    "büyük adam olmak" aslında "adam olmak" kümesinin alt kümesidir..insanlar kendi hayat görüşleri ve hayattan istedikleri doğrultusunda belli bir zaman zarfı sonrasında kendilerini "spesifik" bir yerde görmek isterler..o yer, zaman geldiğinde, hem hem de dış tüm arzulara cevap verebilecek bir konum olmalıdır ki geldiğin bu yer "önemli", bir birey (adam) olarak sen de "büyük" sıfatına kavuşasın..

    biterken görsel bir ironiyi de sunmak istedim sizlere;

    ....i......i..i........i...

    (büyük adamlar aslında aramızda)

    not: "i" harfleri bir metafordur, öğedir, simgedir..anlam karmaşası yaratmayın, üstünüze alınmayın..asıl olan; siz onları yanlış kullandınız, ben ise yeni bir anlam yükleyip yazımı süsledim..
  2. aslında anlatılacak olan büyük adam olma arzusu, ama ilk başta yönlendirmesi, akabinde büyük adam olmanın verdiği dayanılmaz goygoyculuk. bu goygoy muhabbetini de yeni öğrendim, "şey" manasında kullandım, her türlü oluyor gibi sanki.

    üst kısım ulusa sesleniş tadında oldu, şunu da yeni öğrendim ulusa sesleniş deyince aklıma geldi, icraatın içinden

    bu bir sendromdur. aslında sendrom tam olarak ne demek bilmiyorum, şu sürekli dillere pelesenk olan bilgi sahibi olmadan hemencecik anafikri kapanlardan biri olduğum için işime gelmiyor değil, şu abiler kadar: islamcı, dinci vb tayfanın elif şafak ve orhan pamuk hastası olması gibi bir şey benimkisi.

    nedir peki yukarıda anlatılmak istenen: şudur, büyük adamlar her zaman doğruyu söylerler, yanlış söyleseler bile söyledikleri doğrudur; kimin iyi kimin kaka olduğunu şıp diye anlarlar; onlar herhangi bir şey hakkında fikir yürütmedikçe söylenen her şey boştur. ciddiyim.

    bu büyük adamlık olayını farklı bir açıdan ele aldığım, doktor mühendis olmaktan bahsetmediğim anlaşılmaktadır zannımca. anlaşılmıyorsa benim hatam değil, büyük ihtimalle sizin hatanız.

    bu büyük adamlık nedir aslında, kısaca bakmak lazım:

    - büyük adamlar hiçbir şeye olması gerektiğinden fazla bağlanmazlar. bu tipler aslında dosto'nun romanlarında çokça görülen tiplerdir. hem müthiş bir karizmaları vardır, hem de çekilecek tüm acıyı çeker bu adamlar, kadınlar; sonrasında ya intihar ederler ya da bir şekilde öldürülürler. supernatural adlı dizi de olan da budur aslında bir bakıma ya da değildir, ya da zaten tam manasıyla yansıtması gerekmemekte, sadece örnek babında söyledim.

    - büyük adamların inandıkları tek şey kendileri olduğu gibi, hiçbir şekilde inanmadıkları da kendileridir. bir nevi insan tanrı formatında olan bu yaratıklar, her şeyi kendilerinden görür ve hiçbir şey olmadıklarına inanırlar. bu onları daha eğlenceli yapar.

    - kendi yollarından gelenleri aşağılar, onlarla alay eder, onları sever, bir süre sonra kendilerine tıpatıp benzedikleri için onlardan nefret ederler.

    - sağlam karakterli olmalarıyla övünür, ama içlerindeki pislik yüzünden kara lekelerini paketleyip satmakta mahir sıfatında dolaşırlar.

    - her şeyi yapabileceklerine inanır, buna göre yaşarlar. bir kibrit çöpü için her şeyden vazgeçebilir, sonunda hiçbir şeye talip de olabilirler.

    - zıtlıklar içinde yaşadıklarına inanır, insanları bu şekilde kandırabileceklerine güvenir; güç karşısında onu elde edene kadar quasimodo taklidi yaparlar.

    - fi tarihinde inandıklarına si tarihinden küfreder, si tarihinde küfrettiklerine mi tarihinden boyun bükerler.

    - kafka'ya kendilerine betimlediği için müteşekkirdirler vb

    maddelediğimiz ve ardı arkası kesilmeyecek kadar uzatılabilecek bu yavşakça eylemden sonra diyebileceğimiz, bu hasta ruhların bir şekilde ıslah edilmesini dilemekten başka bir şey değildir. ha bir de sözlükte bu tiplerden çokça olduğu istatistiki bilgisini de eklemek de fayda var.

    ne yapmaya çalıştım? olay şu: bahşiş karşısında eriyen insan ı anlatmak
  3. kişi yaptıkları ile değil, yaptıklarının algılanışı çerçevesinde farkedilecek şekilde büyür. algıya göre büyür. algıya etkiyen ise yapılmamış olanı yapmak ve bunu yaparken ki bağlılığı yani tutkusunun ölçülemezliği belki de algılanamayışıdır. etkisi ise algılayanların birbirne benzerliği yada aynılığı oranında artacaktır.
  4. devri geçmiş ya da geçmek üzere olan bir kavramdır.
    medya olanakları bu kadar yoğunlaşmış iken bir adamın büyük olması için çizebileceğin çerçeveyi bir çok noktasından kesmek, parçalamak mümkündür.
    einstein'ın bir tane dil çıkardığı fotoğrafı var, ne anlama geldiğini bilmiyoruz, atatürk'ün salıncakta bir fotoğrafı var, ne anlama geldiğini bilmiyoruz, süleyman'ın hiç hatası yok, aristo'nun hiç hatası yok, edison biraz fikir çalmış ama büyük adam...
    oysa ki bugün yaşasalar, ya seks videoları olur, ya okan bayülgene çıkar saçma sapan bir laf ederler, ya toplumun hassas olduğu bir konuda tepki toplayan bir fikir beyan ederler (bkz: orhan pamuk) vs.
    velhasıl bu devirde büyük adam olmak imkansız denecek kadar zordur. (medyadan uzak yaşayarak mümkün sadece)
  5. acılara dayanma gücünün artmasıdır. yalnızlığın tadına varabilmektir aslında büyük adam olmak. etrafında kimse olmadan, mutlu olabilmektir. her olaya karşı güçlü olup duruşunu korumaktır. yeri geldimi de ağlayabilmektir.