- sabah erkenden kalkıp çizgi film izlemek.
- en büyük sıkıntının annenin dondurma almana izin vermeyişi olması.
- etraftaki insanları takmadan fütursuzca yaşayabilmek.
- yaz mevsiminin anlamının sokakta istediğin kadar oynayabilmek olması.
- insanların ikiyüzlü olduğunun farkına daha varmamış olmak.
...
yediğiniz yemeklerin,dinlediğiniz müzklerinin asla bir daha yakalanamayan o benzersiz zevki,herşeyin ilkini yaşamanın verdiği güzel duygu, -özellikle ve özellikle- sucuğun eskiden çok daha muhteşem olan tadı, (bkz: ,dragonball),termodinamiği bilim kurgu filmi sanmak. vs. vs.
unutabilme ve her seferinde hayata yeniden başlayabilme yetisi olsa gerek.2 dakika önce sizi ağlatan şeyi bir anda unutup yeniden neşelenebilmek çocuklara verilen bir armağan olmalı nitekim büyüdükçe insan o günleri arar durur.
g.i joe lar transformenslar thundercatler ve tabii ki diğer insanların gereksizliği oyuncaklarla oynamak ne kadarda güzeldir. şimdi o oyuncaklar duruyor sahibi duruyor ama hayalgücüne birşeyler olmuş oynayamiyor.
kendince kurduğun küçük dünyanın en duru,en masum gülümseyişleriyle etrafa bakıp tozpembe hayaller kurmak,en önemlisi de gerçekleşebileceklerine yürekten inanmak...
aşk.. büyüdükçe eskisi gibi "aşık" olamıyorsun ya.. o kadar masum, o kadar temiz.. sadece o ilk aşkını yaşadığında canını istese vermeye hazırsın, o farkında olmasa da.. ne kıyafetine bakarsın, ne konuşurken söyleyemediği "r"lere, ne arabasına, ne ilgi alanlarına, ne de hangi mekanlara gittiğine.. küçüksündür çünkü ve safsındır işte.. o aşkı atlatınca büyürsün, büyüdükçe aşık olmayı özlersin, denersin, başaramazsın.. aynı tadı alamazsın.. keşke hiç büyümeseydim dersin, ya da keşke aşkımı dolu dolu yaşayabilseydim.. büyüdün artık, daha temkinli olmak zorundasın, elinden de hiçbir şey gelmeyecek özlemekten başka.. "o"nu ve aşık olmayı..
yıllar geçtikten sonra sevdiğini kendine dahi zor itiraf ettiğin bir çocukluk arkadaşını ve onunla geçen günlerinin ne kadar masum olduğunu dostluğunun hala devam etse de araya giren kilometreler yüzünden yapmacık ve kopuk olduğunu farkettikçe geçmişe duyduğun özlemin artması.. bazen bir abi bazense bir arkadaş olarak gördüğün çocukluk arkadaşının senden 1.5 yaş büyük abisiyle geçen günlerin.. hele ki bu adam bu yaz evleniyosa keşke o günler geri dönse keşke hayat toz pembe olsa tasolar olsa geleceğe dönüş izlesek beraber dersin.
dedeni özlersin keşke geri gelse keşke tekrar bana kızsa dersin.. aradaki 10 sene nasıl da bir anda geçmiştir oysa ki.
anneannenin yanına yerleşişin onla birlikte geçen 6 sene aşırı şımartılman üstüne de kardeşinin olması.. keşke tek çocuk olsaydım diyecek kadar bencilleşirsin zaman zaman..
gün gelir nazilliye yağan ilk karı özlersin o resimlere baktıkça ağlayacak gibi olursun. herkes şimdi nerdedir oysa ki. evlenenler, üniversitedekiler, çalışmaya başlayanlar...
annenin içinin genç olduğu babanın bıyıkları olduğu günleri özlersin. dayının market işlettiği kuzenle beraber büyük abilerin maçlarında kalecilik yaptığın günleri özlersin..
ilkokulu ve ortaokulu beraber okuduğun orta 1 in başında kan kanseri olduğunu öğrendiğin onun için tüm bursunu verdiğin haftalarca ailesinde kaldığın fakat yine de 1 sene sonra acı bir haberle kaybettiğin sıra arkadaşını özlersin.. özledikçe ailesini bu kadar unutabildiğine kızarsın..
bu yazıyı yazdıkça daha neleri de özlersin. en iyisi uzatmamak.
sandalyelerin üstüne çarşaf serip çadır yapmayı, ufacık bir çikolatanın tüm gözyaşlarını durdurma gücünü uzaktaki abinin senede bir gelmesini o gelince evdeki şenlik havasını babanın göbeginde uyumayı anneden gizli bulaşık yıkamayı komşu çocuguna duyulan o saf aşkı, sanırım herşeyi çok özlüyor insan..
solucan şeklindeki yumuşak şekerler,he-man denen abiyi dünyadaki en karizma insan olarak görmek,barış manço'nun sunduğu adam olacak çocuk'ta boy gösteren çocukları kıskanmak.