görseller
aysel tuğluk 
  
belki ilginizi çeker
  1. · dtp nin 8 kayıp asker için girişim yapabilmesi
  2. · kuddusi okkır
  3. · demokratik toplum partisi
  4. · tbmm anayasa komisyonu
  5. · bin umut adayları
  6. · kürt feodalizmi
  7. · 21 şubat 2008 kuzey ırak harekatı
  8. · ufuk uras
  9. · aysel tuğluk
  10. · abdullah öcalan
gündem
  1. · disko kralı
  2. · cebe sevgili ismini kayıt şekilleri
  3. · 29 şubat 1453 galatasaray fenerbahçe maçı
  4. · giyotine yolladılar gitmedim
  5. · 22 kasım 2009 galatasaray manisaspor maçı
  6. · okan bayülgen
  7. · ezel
  8. · göğe bakma durağı
  9. · misyonerliğin üniversiteli avı

aysel tuğluk  

  1. yakın geçmişdeki haber arşivlerini okurken yaptığı açıklamalar ile beni bir anda yerimden zıplatıp şahsıma ait iç münazaramda kendimi kaybetmeme sebep olmuş biri.
    (gunship, 05.03.2007 14:30 ~ 14:55)
  2. dtp kurucularındandır. 2007 genel seçimlerinde dtp'nin desteklediği şekilde, diyarbakır ilinden bağımsız milletvekilliği adaylığını koymuştur. zamanında büyük kankası osman baydemir ile beraber şu an imralı'da ikamet eden bölücübaşının avukatlığını yapmıştır.
    (dünyayı kurtaran adam, 16.06.2007 19:15 ~ 19:20)
  3. "20 milyonluk halkın dili yasaklanamaz. kürt dili diğer diller gibi özgür konuşulmalı" - aysel tuğluk, diyarbakır 11.temmuz.2007
    (azureel, 23.07.2007 00:28)
  4. mecliste savaşa karşı diyalogun, barışın umudu olabilecek vekillerden biridir. entelektüel kapasite açısından birçok vekilden çok çok üstündür. geçmişinde yaşadığı öcalan avukatlığı gibi deneyimlerinden dolayı her ne kadar tepkimizi çekebilecek olsa da son zamanlarda yazdığı yazılarla meclise gerçekten çok katkı yapabileceğini düşünüyorum. şu ifadesi sanırım çok önemli;

    "emperyalistlerin kürtlere dayalı politikası ırak işgaliyle derinleşince, sevr travması da kendisini güncelleme ortamına kavuştu. kürtler samimi olmalı. misak-ı milli sınırlarını mutlak surette koruyarak soruna çözüm bulunmalı"

    http://www.radikal.com.tr/...

    http://www.radikal.com.tr/...
    (malina, 29.07.2007 20:41 ~ 20:41)
  5. dtp diyarbakır milletvekili ve eski eşbaşkanı. dtp kongresinde yaptığı konuşmada demokratik çözüme önemli vurgular yapmıştır. aşağıdaki cümleler barışa olan inancını ve bunun tek çözüm olduğunu savunan milletvekilinin konuşmasından alıntılanmıştır. kürt sorununa dair söyledikleri kayda değer ve tartışılasıdır:

    "kürt sorunu son dönemlerde çokça dile getirildiği gibi 'eyalet, federasyon' gibi kavramlaştırmalara dayalı çözümlerle değil, cumhuriyetin demokratikleşmesine dayanan demokratik birlik modeliyle bir çözüme kavuşturulabilir. yanı başımızdaki gelişmeler bizleri heyecanlandırabilir, milli duyguları kabartabilir. ancak, çok daha farklı koşulları olan bir ülkede yaşamaktayız. rasyonel ve gerçekçi olmak gibi bir sorumluluğumuz vardır. küresel dünyada tek taraflı çözüm modellerini dayatmanın dönemi geçmiştir.(...) kimlik eksenli farklılıkları koruyan, özgürlükleri ve ekonomik refahı çoğaltan siyasal bir yaklaşımla sorunlarımızı demokratik sistem içinde çözebilecek imkanları yaratabiliriz. devletten talep ederek değil, devlete çözümü dayatarak demokrasimizi kurmalıyız. hazırlanacak yeni anayasada bunun yolunu mutlak surette açmak zorundayız. unutmamalıyız ki, kürt sorununun nihai çözümü anayasal olacaktır!"
    (aglaures, 11.11.2007 15:56)
  6. son kongresiyle şahin kanat tarafından ele geçirilen dtp'nin güvercin tarafını temsil ediyordu. radikal ve birçok yerde yayımlanan yazılarıyla bizlere umut vermişti ancak yükselen şiddet ortamında malum, kimse güvercinleri dinlemez. koca bir ülke olarak pkk'nın oyununa geldik, aysel tuğluk'ları tasfiye ettik. artık karşımızda dtp olarak aysel tuğluk değil, leyla zana var. hepimize kolay gelsin.
    (malina, 11.11.2007 16:11 ~ 16:13)
  7. aysel tuğluk şu cümleleri ile eşbaşkanlık görevini devam ettirmek istemediğini kendisi açıklamıştır:

    "beklentilerinize uygun bir karşılık, bir hizmet veremediğim için iki yıl eşbaşkanlık görevini yürütmüş olmanın sorumluluğuyla sizlerden özür diliyorum. bana emanet ettiğiniz bu hizmet makamını hakkıyla temsil edemedim. kendimi her açıdan borçlu ve mahcup hissediyorum. kadının siyasetteki temsiliyeti açısından da ciddi bir katkım olduğunu söyleyemem. bazen çok isteyince de olmuyor... siyaset, hele ki yönetim düzeyinde icra edilen siyasetin salt doğal meziyetlerle yürütülemeyeceği kesindir. hatta iyi niyet, samimiyet, dürüstlük gibi erdemler çoğu zaman ve ne yazık ki bir dezavantaj olabiliyor. aklı, pratikçiliği, otoriterliği, soğukkanlılığı ve yaratıcı edimleri gösterememenin sonu, pek tabii ki başarısızlıktır!

    insan tek başına mucizeler yaratamıyor. kahramanlık çağında yaşamıyoruz. ancak, bu kadar fedakâr bir halka rağmen başarılamıyorsa, daha fazla hayal kırıklığı yaşatmadan emaneti sahibine iade etmenin vefakârlığını göstermek gerekiyordu."

    yani özeleştirisini ortaya koymuş ve devam etmeme kararı vermiştir. ama bir anlamda barıştan yana olan aysel tuğluk'un yerine gelen isimlere bakılınca; dtp'deki şahinlerin yükselişi umutsuzluğu da getirmiyor değil.
    (aglaures, 11.11.2007 16:17 ~ 16:17)
  8. yeni şafak gazetesi'nden murat aksoy'a verdiği röportajda çok ilginç noktalara temas etmiş aysel tuğluk..

    " bize oy verenlerin sadece kimlik ve kültür haklar sorunu yok. bu toplum aynı zamanda huzur, barış ve ekonomik refah da istiyor. alt yapı, eğitim, sağlık gibi sorunları da var ve bunlarda en az kimlik ve kültürel haklar kadar önemli. türkiye partisi olma iddiamız vardı. bunun için tüm türkiye'yi kapsayacak, tüm topluma hitap edecek siyaset, politika, tarz, dil oluşturabildik mi? hayır. bırakın türkiye partisi olma iddiasını kendisine oy verenleri de yeterince temsil edemedik. başarısız olduk açıkçası."

    bu bir nevi günah çıkarma mıdır, salt bir özeleştiri midir bilemiyorum; ama temmuz 22'den beri malum vesilelerle her haber bülteninin konusu olmayı başarmış demokratik toplum partisi vekilleri arasından ik kez böyle bir tavırla beyanat verenine denk geldim.. seçimin üzerinden geçen 5.5 aylık süreçte dtp'nin yanlışlarını ifade etmesi açısından, bizatihi süreci yaşayan birinin ağzından böylesi hakikatleri duymak, tüm kesimlerin hassasiyetleri olduğunun farkına varılmışcasına ifadelerde bulunulması şaşırtıcı.. şaşırtıcı; çünkü bambaşka şeylere alışmıştık..

    bu cesur beyanı takdir ediyorum açıkçası..
    (hepinizin ağzına kırmızı biber sürerim, 27.11.2007 21:16)
  9. "şiddetin politik eylemimizi belirlemesine izin vermemeliyiz. biz şiddetin çözüm olmadığını ve silahların susması gerektiğini ve pkk'nın da silah bırakması gerektiğini zaten söylüyoruz. ancak bizim tek yanlı çağrılarımız yetmiyor. bu noktada hükümetin bir çözüm planı varsa biz bu çözüm sürecine hem katılmak, hem katkı sunmak hem de aktif bir siyasetle yapıcı rol oynamak istiyoruz. 21. yüzyılda yaşıyoruz ve bu çağda sorunların çözüm yöntemi şiddet değil, demokrasidir. bu yüzden şiddetin mutlaka durması gerekiyor. 21. asrın ilk çeyreğini yaşadığımız şu zamanda silahlı mücadele dönemi bitmiştir!" demiş olan dtp milletvekili.

    aysel tuğluk bin umut adayları projesinde en umut verici siyasetçi. akılcı söylemleri, barıştan yana taraf olması ve demokrasiye olan inancı aysel tuğluk'un siyasette başarılı bir isim olmasını da getiriyor. murat aksoy'la yapmış olduğu röportajda her iki tarafta da çözümü istemeyenler, kürt sorununun varlığından hayat bulanlar var diyerek objektif bakabilmeyi de başarmıştır. yaptığı tespitin doğruluğunu ise son zamanlarda sokaklarda yaşananlar ve belki de yaşanmaya devam edilecek olan olaylar göstermektedir.

    kürt sorunu, türkiye'nin bir sorunudur ve çözümün bu topraklarda olduğunu hepimiz biliyoruz. ne sınır ötesi operasyon ne de parti kapatmak nihai çözümü getirmeyecektir, getirmemiştir de. çözümün demokraside olduğuna hala inanımalı ve bunda ısrar etmeli.

    ve aysel tuğluk'un çözüme dair söyledikleri:"ben siyasetin ve demokrasinin yaratıcılığına inanıyorum. türk-kürt kardeşliğine dayanan, eşit şartlarda birlikte yaşamayı gerçekleştirecek tek bir çözüm modeli olduğuna inanıyorum; o da cumhuriyetin demokratikleşmesine dayanan eşit-özgür yurttaşlık hukuku ve sistemidir. demokratik cumhuriyet çözümünün en makul ve en uygulanabilir çözüm olduğunu iddia ediyorum. "

    aysel tuğluk özeleştirisini yapıp ortaya koyabilen biri olarak nice siyasetçiden daha farklı bir konumdadır. yaptığı olumsuzlukların eleştirilmesi gerektiği gibi her zaman köstek olmamayı, farklı seslere de destek olmayı bilmemiz gerekir.
    (aglaures, 30.11.2007 20:16 ~ 20:17)
  10. tbmm'de bütçe görüşmeleri sırasındaki konuşması:
    (okumaya değer)

    sayın başkan, değerli milletvekilleri, milli savunma bakanlığı bütçesi için dtp grubu adına söz almış bulunmaktayım. hepinizi saygıyla selamlıyorum. "savaş mızraklı, trampetli bir bayram değildir. onun manzarası kandır, ölümdür" der tolstoy. çelişkilerin her geçen gün yoğunlaştığı, etnik ve dinsel çatışmaların çılgınca yaşandığı ortadoğu' da, halklarımızın demokratik seçeneğinin anlam ve değer bulması umudumu ifade ederek konuşmama başlamak istiyorum.

    21. yüzyılın küresel dünyasında yayılmayı esas alan 'devlet eksenli güvenlik yaklaşımı' yok edici savaşların en stratejik unsurudur. eğer değişim kaçınılmaz ise, bunun yönü 'birey eksenli' güvenlik yaklaşımı olacaktır. zira hiçbir ülke savunma ve güvenliğini sadece silahlanarak sağlayamaz. özgürlükler ve haklar demokratik sistem içinde bir hukuka bağlanmadığı müddetçe bileceğiz ki, güvenlik riski önce içeriden kaynaklanacaktır.

    halen ekonomik ve toplumsal kriz şartlarındayız. bu koşullarda genel güvenlik dışında 'özgü-venlik' daha çok önem kazanır. sürekli gerginlik ve çatışma durumu, toplumun sürdürülebilirliğini de tehlikeye atar. toplumsal gelişmeyi evrensel kriterlerde sürdürmek istiyorsanız, ekonomide liberalleşmeyi, toplumsal alanda özgürleşmeyi, siyasette demokratikleşmeyi gerçekleştirmelisiniz. aksi halde, dünyanın en büyük ordusuna da sahip olsanız güvenliğinizi sağlayamazsınız.

    soğuk savaş'ın sona ermesiyle, dünyanın daha güvenilir bir yer olacağı beklentisi doğmuştu. ancak, silahlanma en üst seviyeye çıktı ve güvensizlik arttı. herkes, -bireylerden devletlere kadar- ekonomik gücünü daha fazla zorlayarak silahlanıyor.

    geçtiğimiz yıl silahlanmaya harcanan paranın yaklaşık 3-4 trilyon dolar arasında olduğu iddia ediliyor. bunun yarısını küresel dünyanın imparatorluk gücü olan abd harcıyor. hem de yanı başımızda! ıraklı çocuklar artık büyümüyor... bu rakamların ne anlama geldiğine dair hepinize kısa bilgiler sunmak istiyorum.

    otoriter-militer toplum
    binlerce insanın ölümüne neden olan silahlanma ve peşi sıra gelişen saldırılara bu kadar para harcanırken açlık, yoksulluk, aids, temiz su, küresel ısınma gibi sorunlarla boğuşan dünyamız hayatta kalma mücadelesine kaynak bulamıyor.

    •örneğin, 10 milyar dolar bulunamadığı için her yıl 2 milyon çocuk ishalden ölüyor. silahlanmaya trilyon dolarlar aktaran gelişmiş ülkeler, her 5 saniyede 1 çocuğun açlıktan ölmesine göz yumuyor. ki ülkemizde de ne yazık ki, açlıktan ölen çocuklarımız vardır!.. 21. yüzyılın en büyük ayıbı, bir yılda açlık yüzünden ölen 6 milyon çocuktur!
    •abd ve bm ülkeleri her yıl silahlanmaya 3-4 trilyon dolar harcarken dünya gıda programı'na yaptıkları bağış 200 milyon dolardır.
    •1 milyar kişinin okuma yazma bilmediği ve 100 milyon çocuğun okula gidemediği dikkate alındığında, silahlanmaya ayrılan günlük harcamanın yüzde ı'i ile dünyada okulsuz çocuk kalmayacaktır.

    dikkatinizi çekmek isterim, ülkemizde bu istatistikler içindedir ve silahlanmaya ayırdığı bütçe ile bu sorumsuzluğu paylaşmaktadır. diyarbakır'da, bağlar'da bunca onur kırıcı yoksulluk yaşanıyorsa, bileceğiz ki bu, yaşadığımız o korkunç çatışmalar ve buna harcadığımız para ile ilgilidir. eğitime ayırdığımız bütçe komiktir. eğitime ayrılan bütçe ile savunmaya ayrılan bütçe arasındaki fark ise, daha da komiktir. bu dengesizlik sürdüğü müddetçe eğitim seviyesi yüksek, sivil bir toplum yaratılamayacaktır.

    toplumsal değişim yasalarla sağlanamaz. önce zihniyeti değiştirmek durumundasınız. bu bütçeyi hazırlayan zihniyet, değil sivil toplum, olsa olsa otoriter-militer bir toplum yaratır ki, halen bunun çok ciddi sıkıntılarını yaşadığımız bir gerçektir.

    eğitim, sağlık ve altyapı yatırımları harcamalarında dünya ortalamasının altında kalan ülkemiz, silahlanma konusunda dünyada en çok harcama yapan 20 ülke arasındadır. aslında türkiye'nin savunmaya ayırdığı kaynaklar bütçe ile sınırlı değildir: savunma sanayii destekleme fonu (ssdf), türk silahlı kuvvetlerini geliştirme vakfı (tskgv), dış krediler ve dış yardımların yanı sıra hibe şeklinde türkiye'ye aktarılan silahlar da savunmanın kaynakları olarak düşünülmelidir.

    halen özel statüsü süren ve bazı savunma projelerini finanse eden savunma sanayii destekleme fonu'nun alkol, tütün ve lüks eşya tüketiminden yapılan kesintilerle her yıl milyonlarca dolar para topladığını ve bu fonla silah alımlarını sürdürdüğünü de biliyoruz. ordunun iktisadi girişimlerinin denetlenebilir bir çerçeveye oturtulmasında bu meclis'in ısrar etmesi gerekiyor. bu çerçevede, oyak'ın bankacılık, sigortacılık, otomotiv ve diğer finansal sektörlerdeki iştirakleri ile ordunun temel girdilerini oluşturan hibe, dış kredi borçları ve benzeri hesapların da şeffaf ve denetlenebilir olmasını istemek yükümlülüğündeyiz. tüm bu bilgilerimizle şöyle bir sonuca varabiliriz; türkiye'de en büyük sermayelerden biri ordudur! ve ordu, neredeyse her şeyiyle özerk bu devasa sermayeye sahip olduğu müddetçe, siyasette en etkili güç olarak var olmayı sürdürecektir. ve siyaset, silahın ve paranın birleştiği bu güç bu sınıf karşısında da asla muktedir olamayacaktır!

    adına 'düşük yoğunluklu savaş' da denilen çatışmaların halklarımıza ekonomik faturasının 400 milyar dolar olduğundan söz ediliyor. halen bu çatışmalara harcanan paranın faizini dahi bitireme-mişken, bu kez de sınır ötesi çatışmalardan-ope-rasyonlardan söz ediliyor. ancak, inisiyatifin yeniden orduya havale edilmesi bile kaçınılmaz sonu değiştiremeyecektir. nedir bu kaçınılmaz son? kürt sorununa demokratik çözüm zamanı ve koşullarında olduğumuzdur. volta-ire'in dediği gibi, hiçbir ordu, zamanı gelmiş bir düşünceye karşı duramaz!

    30 yıllık çatışmaların öğretisi, deneyimi ve kararı sınır ötesi operasyon olmamalıydı. kürt sorunu güvenlikle ilgili bir sorun değildir. aksine, sorunun çözümsüz bırakılması bizleri çok ciddi güvenlik riskle-riyle karşı karşıya bırakmaktadır. devlet kendi savunmasını, güvenlik tedbirlerini belirlediği tehditlere karşı elbette ki alacaktır. bunu tartışmıyoruz. ki, türkiye, avrupa güvenlik politikaları içinde önemli bir unsur olarak değerlendirilmektedir. bunun yanında türkiye kendi özerk güvenlik politikalarını üretmeyi de sürdürecektir. ancak, sosyal, siyasal ve ekonomik boyutu olan bir sorunla karşı karşıyayız. sorunu sadece güvenlik yaklaşımıyla ele almak hepimize kaybettirmiştir.

    kürt sorununda sınır ötesi operasyon kararı, stratejik bir yanlıştır! hatta iddia ediyorum; türkiye kuzey ırak'a çekilerek hızla bir kaosa ve bir parçalanma sürecine sokulmak istenmektedir. uluslararası güçlerin bölgedeki çıkarlarına ülkemizi kurban etmeyelim. orada bir ulus-devleti dayatacaklar. çünkü orduları var, destekçileri var, çıkarları var ve hiçbir güç bunları durduramaz. bu kaostan zarar görmemek için tek bir seçeneğimiz var, o da demokratik anlayışla kendi kürt sorunumuzu çözmektir!...

    ideolojik yaklaşımlar ve sadece güvenlik strateji-leriyle bu ülkenin savunmasını sağlayamayız. askeri ve milliyetçi yaklaşımlar bu ülkeye bir şey kazandırmaz. medyada, siyasette, hatta reklamlarda bile milliyetçilik sürekli işlenmektedir. milliyetçilik işlenirse, karşıt milliyetçilik te doğal olarak artar ve iki milliyetçiliğin çatışma ihtimali şu an için en büyük potansiyel tehlikedir.

    meclis kürsüsünden uyarmayı bir görev biliyorum; milliyetçi yönlendirmeler ve çatışmalar yayılırsa, bu ülke kürt'ü kaybedecektir! kürt'ü kaybetmek türk'ü kaybetmek demektir. ziya gökalp'ın dediği gibi, kürt türk'süz, türk de kürt'süz olmaz!

    halklarımızın demokratik duruşunu ve birlikteliğini özgürce oluşturma kültürünü mutlaka sağlamalıyız. bunun yolu, çatışmalar ve operasyonlar değil; kürtlerle yeniden stratejik ortaklık, stratejik ittifak yapılmasıdır. m. kemal de bunları yapmıştır. m. kemal, kurtuluş savaşı'nı kazanmak için kürtlere eşit şartlarla gidiyor, eşit şartlarla kürtler ile diyaloga geçiyor ve kürtlerle birliği sağlıyor.

    şu bir tarihsel gerçek ki, atatürkçülük denilen olgu 20. yüzyılın en önemli değişim projelerinden biridir. m. kemal ulus devleti kursa da, cumhuriyetçi yönü daha ağır basmaktadır. bu özüne hiçbir anlam vermeksizin, fetişçi bir atatürkçülükle cumhuriyetçilik de yapılamaz, demokratlık ta! rahmetli a. taner kışlalı tüm bu gerçekleri gördüğü içindir ki, "m. kemal'in heykelini pazara, fikirlerini mezara gönderdiler" demiştir. aslolan, o'nun yarım kalmış demokratik cumhuriyet projesini çağcıl değerlerle tamamlamaktır.

    1921-1924 yılları arasında yaşanan bu tarihsel birlikteliği güncellemek hepimizin sorumluluğudur. tarih, bu anlamda hepimizden çok ciddi ve yapıcı adımlar bekliyor...

    bilgi toplumu çağındayız. gerekli bilgi gücü olmadan, en sıradan olgulara bile çözüm bulunamaz. hele ki silahlanmayla hiç! kürt sorunu bu ülkenin bir iç sorunudur. eğer bir çözüm aranıyorsa, bir toplumsal barış sağlanacaksa, cumhuriyet demokratikleşecekse birlikte özverilerde bulunmalıyız. sayın başbakan sürekli goethe'nin bir sözünü yüzümüze bakmadan bizlere tekrarlamaktadır: "çözümde görev almayanlar problemin bir parçası olurlar" diyor.

    bir başına doğru bu söze cevaben diyorum ki, çözümünüz nerede sayın başbakan? - tezkere bir çözüm müdür? - pişmanlık yasası bir çözüm müdür? - savunmaya 13 milyar 272 milyon ytl ayırmak bir çözüm müdür? bunlar çözüm diyorsanız, 30 yıldır neden halen bu çatışmalar sürmektedir?

    günümüz dünyasında toplumsal güvenlik artık sadece dıştan bozulmamaktadır. ülkemizde çatışmaların yol açtığı açlık, işsizlik, yoksulluk, göç gibi sorunlar temel güvenlik nedenlerini de beraberinde getirmektedir. tam burada balzac'ın bir sözünü hatırlatmalıyım:

    "yoksulluğun hüküm sürdüğü yerde ne utanma kalır, ne suç, ne namus ne de ruh!" insanlarımıza bunları reva görmemeliyiz. silahlanarak sadece ölüm ve yoksulluk trajedilerimizi çoğaltabiliriz. bu sosyal dramı ne orduyla ne de teknolojik silahlarla önleyemeyiz. çok yönlü demokratik ve anayasal reformlarla ortak tarihimizi yazmaya yeniden başlayabiliriz!.

    devlet odaklı bakış açısı
    devlet odaklı ve güvenliğe dayalı bakış açısı, sivil toplum, hukuk, ekonomik güç ve yaratıcı siyaset geliştiremez. zaten küreselciliğin ekonomik karakteri eski ulus-devlet alışkanlıklarını da kaldırmaz. esas savunma mekanizması, sanat, bilim-teknik ve eğitimle oluşturulabilir. daha az askeri gelişme, daha çok ekonomik, sosyal ve demokratik destekle sarsılmaz bir sivil-toplumsal savunma gücü oluşturabiliriz. bilmeliyiz ki, kamusal dayanışmamız çözülürse, savunma da kalmaz, güvenlik te.

    bu sebeple, profesyonel ordu çalışmalarına bir an önce başlamak, zorunlu askerlik süresini kısaltarak vicdani ret hakkını tanımak, savunma bütçesinden yapılan harcamaları şeffaflaştırmak ve denetime açmak ile savunmaya daha adil bir bütçe payı oluşturmak gerektiğine inanıyoruz.

    neden mi? çünkü...
    •1 adet kalaşnikof silahı ile 300 çocuğu körlükten kurtaracak a vitamini alınabilir.
    •10 milyon mermiye harcanan para ile 6 ölümcül hastalığa karşı 5 milyon çocuğumuzu koruyacak kadar aşı-ilaç alınabilir.
    •bir adet uçağa harcanan para ile 3.5 milyon çocuğun 4 yıllık öğrenim olanağı karşılanabilir.
    •23 adet f-16 uçağına harcanan para ile 1.5 milyon insana 10 yıl yetecek yiyecek sağlanabilir.
    •1 uçak gemisine harcanan para ile diyarbakır'daki 400 bin insanımızı açlıktan kurtarabiliriz.
    birbirimizi anlamak için daha çok empatiye ve daha çok diyaloga ihtiyacımız var. çünkü barış, ülkemizin halen gerçeğe dönüşmeyi bekleyen ortak düşüdür! unutmamalıyız ki, gerçek kahramanlar savaşanlar değil, savaşanlar karşısında gururla-yü-reklice barışı savunanlardır!
    (gajo, 15.12.2007 10:42)
  11. 12 ocak 2008 tarihinde başlayacak olan birarada yaşamın yolu başlıklı sempozyuma katılacak olan milletvekilidir. hayri kozanoğlu'nun oturum başkanlığı yapacağı ve başlığı "birarada yaşamın anayasal- siyasal boyutu" olacak oturumda fethiye çetin, ali kenanoğlu, bülent forta isimleriyle beraber tartışma yürütecek, şekillendirecektir.

    son zamanlarda yükselen trend olan milliyetçiliğe (kürt ve türk milliyetçiliği- baskın oran'ın söylemiyle) alternatif bir üçüncü yolun olacağını, bu alternatifin barışla şekilleceğini söylemek adına önemli bir oturum/tartışma olması beklenmekte.

    not: sempozyum; taksim gezi parkındaki beyoğlu eski evlendirme dairesinde gerçekleştirilecek olup, etkinlik ücretsizdir.
    (aglaures, 11.01.2008 20:05)
  12. dtp'lilere yönelik medyanın körüklediği linç kampanyalarında kadın olması dolayısıyla da en çok saldırılan milletvekillerinden biri. dtp'deki sağduyulu ve entelektüel kanadın temsilcisi olan bu hanımefendi gönül isterdi ki eşbaşkanlıkta daha uzun süre kalsın, parti şahinleşmesin. dahil olduğu politik oluşumun özeleştirisini vermekten hiç kaçınmadığı, milliyetçiliği -türk milliyetçiliği kürt milliyetçiliği demeden- olumsuzlayabildiği için saygı duyduğum, samimi bulduğum kişidir aynı zamanda.
    (fantaghiro, 13.01.2008 15:56)
  13. sistemin cinsiyetçi ucubelerinin hedef tahtalarından biri. kabul etmedikleri bir ideolojinin üstelik de bir kadın tarafından dillendirilmesinden rahatsız çevreler tarafından bilimsel; en azından ahlaki yöntemlerle eleştirilmektense kadınlığına saldırılanlardan biri. muhtemelen bu konuda leyla zanayla başa baş gidiyorlar. bir kadının kim olduğunun; geldiği noktaya ulaşana kadar neler çektiğinin hiç önemi olmadığını bir kere daha üstelik parmağını gözümüze soka soka gösteren bir örnek tuğluğunki. yaptıklarınız veya söylediklerinizle birilerinin hoşuna gitmiyor musunuz ? üstelik bir de kadın mısınız? vahlar size. öyleyse sizin karşınızda duracakların kadınlığınıza ve mahremiyetinize uzattıkları dilleriyle de muhattap olmak zorundasınız; üzgünüz. şu okulu bitirmişsiniz; şurada şöyle bir analiz yapmış şöyle tezler öne sürmüşsünüz kime ne! en lakayt tavırlarıyla yatak odanız üzerine kurulu fantazilerin yüzü kızarmak zorunda bırakılan muhattabı oluverirsiniz; hem kadın hem de düzenin dilinden azıcık farklı bir dil benimsemişseniz. cinsiyetinizin üzerine çıkamayıp; demir yumruklu araform bir cumhuriyet kadını olamayıp sadece "kadın " kalmayı tercih ederseniz; bu sayede muhafazakar kesim karşısında bile başı dik bir duruş sergileyen bir cumhuriyet kadınının haklı huzur ve güveninden mahrum kalırsınız.
    farklılık iki ucu boklu değnekken; tuğluk hem farklı hem sesi gür çıkan bir kadın. kadınlara pozitif ayrımcılık mı? etnik kimliği; kadın kimliği, siyasi kimliği için ayrı ayrı savaşmak zorunda olan kadınlar bu şeyin varlığını bir kez daha yalanlıyorlar.
    (miçemez, 20.04.2008 01:50)
  14. normal de bu kadını düşüncelerinde samimiyetsiz, bencil, çıkarcı olduğu için eleştrirdim ama bu gün kürt açılımıyla ilgili yaptığı konuşmayla beni şaşırtmıştır.

    bu gün 'dtp'nin kürt sorununun çözümü için yetersiz kaldığı' eleştirisinde bulunabilmiştir en sonunda.
    toplumun hassasiyetlerini gözeten bir dil kullanması gerektiğini en sonunda söyleyebilmiştir. 'bir taraftan bir şeyler söylüyoruz, diğer taraftan insanlar ölüyor. ortak dil yaratabilmenin çabasını vermemiz lazımdı. her iki tarafta da ciddi kayıplar, ölümler, acılar var. bu acıları bilerek, gözeterek empati yapmak zorundayız. bunu yapamadık.' demiş, hatalarından birini kabul etmiştir.
    tabii ki bu hata her siyasetçinin yaptığı bir hata günümüzde bu ülkede. bir tarafı düşünürken diğer tarafı düşünemiyoruz bir türlü. ama bunu tuğluk hanımefendinin ağzından duyabilmek gerçekten önemli.

    ama en önemlisi asker ölümleri ile ilgili olan şu demecidir; 'acıları yaşayan kürt annelerinde çok erdemli yaklaşımlar görüyorum. 'askerler de ölmesin, onlar da bu halkın çocukları' diyorlar. biz de 'askerler de ölmesin' diyebilseydik, isyan edebilseydik, birazcık bu ölümler karşısında buna tahammülümüz olmadığını ısrarlı söyleyebilseydik, belki farklı bir noktada olabilecektik.'

    öncelikle günaydın sayın tuğluk. ırkçı yaklaşımlarınızdan, kendi düşüncenizden başka doğru kabul etmez anlayışınızdan, saygısızca ve düşüncesizce konuşmalarınızdan bıkmıştık ve sonuç getirmeyeceğini işi daha çok uçuruma sürüklediğinizi söylüyorduk.

    ama artık davranışlarının değişmesi gerektiğini görebiliyorlar, empati yapabilmeleri gerektiğini anlayabiliyorlar.
    çünkü bu iş empati yapılmadan çözümlenemez. bu akan kan, düşmanlık yaratarak durdurulamaz. silahlar düşmanlar içindir, korku üretmek içindir. biz ne düşmanız ne de birbirimizden korkmalıyız. aynı halkın çocuklarıyız. kimimiz doğuyuz, kimimiz batı.

    konuşmasında başka bir önemli nokta da; 'burada dökülen kanların, dış odaklar için bir anlamı olmadı.' sözüdür. ki bizi bizden başka kimsenin anlamadığını, kimsenin bu halkın çıkarı için uğraşmayacağını, dış kaynaklarla daha çok uçuruma sürüklendiğimizi, herkesin kendi çıkarı için uğraştığını, bizi parçalamaya çalışarak daha güçlü duruma geçmek isteyen o güzel müteffikleri saf dışı bırakarak birbirimizi kucaklamamız gerektiğini tuğluk gibi bir siyasetçiden duymak bizi daha çok umutlandırır.
    çünkü elin büyükelçisiyle başbaşa yemek yiyerek sorun çözülmez en fazla nefret yaratılır içten içe.

    umarım sözlerinizde samimisinizidir sayın tuğluk. çünkü artık bu sorunun çözümü için samimiyete ve sizin de belirttiğiniz gibi empatiye ihtiyaç var. masanın bütün elemanları için bu böyle.
    ırkçı türklere, mhp'ye, akp'ye, chp'ye ne kadar empati diye yalvarıyorsak ne kadar 'farkımız yok, aynıyız. aynı toprağın kardeşiyiz. düşman olmayın.' diyorsak bunu size de söylüyoruz. ne kürt ırkçısını kabul eder bu düzen ne de türk. ne sizin düşmanca yaklaşımlarınızı kabul ederiz ne de onların. ne sizin silahlarınızı, kurşunlarınızı kaldırır bu halk ne de onların nefretini.

    not: yazdığım yazı da sanki ülke iki grubun kavgası altındaymış, bölünmüşüz gibi 'onlar, siz, masanın karşı' tarafı gibi terimler kullandım ve eleştirilebilirim bu yüzden; 'onlar ve diğerleri' yok diye. ama artık bu söz baydı, çünkü görmenizi isterim ki siz kürt varlığını kabul etmedikçe bu bölünme gerçekleşecek.
    halk olduğumuzu, bir bütün halinde yaşamamız gerektiğini, aynı toprağın kardeşi olduğumuzu söylüyorsanız eğer ona göre davranın; 'biz bir bütünüz.' demekle olmaz. farklı etnik grupların varlığını kabul etmeden, tek bir millet altına insanları toplamaya çalışmakla olmaz. farklılıkları kabul etmeden olmaz.
    (belki de bunlar yanılsama lan, 29.07.2009 18:23 ~ 18:26)
  15. tekrardan bir milliyetçi cephe hükümeti falan kurulursa bahçeli'yle beraber en sağlam favorilerimdendir.
    bir devlet bahçeli bir de aysel tuğluk. birbirlerinden güya tiksinseler de yakından bakınca aynı cemaatin mensupları olduklarını fark etmek zor değil.
    (emigrant, 10.09.2009 20:35)
  16. hatırlayanlar olacaktır, x-men the last stand'de jean grey dark side'a geçtiği vakit şöyle bir sinirli bakıyordu;
    (görsel: jean grey/10799)

    bu hanımefendinin de kaşlar aynen böyle, sinirli;
    (görsel: aysel tuğluk/107375)
    (sükun, 27.10.2009 17:12)
  17. küçüklüğünde aponun elini öpmüşlüğü vardır. hukuk sisteminin açıklarını daha iyi öğrenebilmek için hukuk okumuştur. kürtçe diye ağlarken bile senden, benden güzel türkçe konuşmaktadır. ilginç bir kişiliktir.
    (xanobachewsky, 27.10.2009 17:16)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil