ayrılık zamanı   

adana çık aradan

  1. herşeyin bittiği an...
    (yalnızlık senfonisi, 23.03.2005 13:13)
  2. (bkz: yemek zamanı)
    (bkz: çay saati)
    (azwepsa, 23.03.2005 14:40)
  3. sen soğuk kış güneşine bakarken çöl ateşi yakacak beni
    mesafelere dolanacak iklimler
    ayrı ayrı yerlerde, başka insanlar, başka nefesler
    ama hep uykusuz geceler...
    (dr conners, 23.04.2005 00:26)
  4. bir kibrit alevi seni tutuşturuyor
    öyle deli bir sıcak ki her şeyi yakıyor
    (dr conners, 23.04.2005 00:47 ~ 00:48)
  5. kelimelerin yetersiz kaldığı an...
    (benbirküçükcezveyimköşebucakgezmeyim, 23.04.2005 01:03)
  6. bir oya bora şarkısı.
    "ayrılık ne zamaaağğnn" der durur bu şarkı, fenadır pek..
    (dirtypain, 16.04.2007 03:45)
  7. günün en karanlık vakti.
    (tazmanya canavarı, 16.04.2007 12:12)
  8. biliyorsunuzdur herşey bitmiştir. fakat yine de bir umut vardır içinizde. son konuşma için belki yeniden eskisi gibi olur diye konuşmaya çalışırsınız. ilk gördüğünüzde anlarsınız; gözlerindeki eski pırıltı, içten bakış yoktur artık. denersiniz yine de konuşmaya çalışırsınız. ama zordur o içtenliğini kaybetmşi bakışlara konuşmak. kabullenip gidersiniz ordan, kırgın, küskün.

    (bkz: eski sevgili)
    (bkz: eski sevgili nasıl unutulur)
    (rodion, 17.04.2007 00:47)
  9. oya bora nın seni bana yazmışlar albümünden güzel bir şarkı. şöyle ki


    sen soğuk kış güneşine bakarken çöl ateşi yakacak beni
    mesafelere dolanacak iklimler
    ayrı ayrı yerlerde, başka insanlar, başka nefesler
    ama hep uykusuz geceler...

    bir yaban gül dikeniyle kan oturdu ellerime
    kötü şeyler olacakmış öyle bir his içimde
    ellerinle saklama terkeden gözlerini
    önce gözler bırakırmış sevgilinin ellerini

    geldi geldi, vakti geldi,
    geldi kondu dudağıma
    pek yakıştı hırçınlığına
    bekletme beni söyle ayrılık ne zaman?

    ayrılık ne zaman, ayrılık ne zaman
    söyle söyle, of, ayrılık ne zaman
    söyle söyle, ayrılık ne zaman

    ölüm bile yıkamazdı, böyle bildik sevgimizi
    çöl kumundan bir kaleymiş, dokununca yıkılıverdi

    geldi geldi, vakti geldi,
    geldi kondu dudağıma
    pek yakıstı hırçınlığına
    bekletme beni söyle ayrılık ne zaman?

    bir kibrit alevi seni tutuşturuyor
    öyle deli bir sıcak ki her şeyi yakıyor.
    (poisontendre, 21.06.2007 01:35)
  10. "ayrılık bu söyle sende farklı mı zaman aynı soğuk aynı hazan"der feridun düzağaç acıtır insanı...
    (kaskate, 19.08.2007 15:58)
  11. koca durakta sadece ikiniz varsınızdır sanki;
    içinden gelenleri söylersin, ellerinin arasına alıp alnına bir öpücük kondurursun, ve onu minibüse bırakırsın, dışarıda buz gibi havada minibüsün hareket etmesini beklersin.o dayanamaz, koltuğundan kalkarak kapıya gelir, "bekleme beni, sen git" der gülerek, ama olur mu hiç, beklenmez mi o..
    inat edersin, donarsın, ama beklersin.gider orta koltuktaki en sevdiği tekli koltuğa, yerine oturur, o sana, sen ona bakarsın, gülüşürsünüz, nedeni bilinmez.minibüs hareket etmeye başlar.el sallarsınız birbirinize.arkanı döner ve halkevi köprüsündeki merdivenlere doğru yürürsün.simitçiyi geçersin, kasetçi adamı geçersin, merdivenlere ulaşmadan telefonunda onun mesajını görürsün.
    "seni seviyorum"

    koca durakta sadece ikiniz varsınızdır sanki;
    içinden gelenleri söyleyemessin bile.
    çünkü ağzını açtığın anda göz yaşlarının akacağını bilirsin.hem zaten söylenecek herşey soylenmıştır, daha ne diyebilirsin ki?
    başını ellerinin arasına alırsın, alnına bir öpücük kondurursun..
    "beni unutma, olur mu?" dersin, belki cevap bile almayacak olmaktan korkarak.
    "seni nasıl unutabilirim ki?" sözü gelir ondan.onun da gözleri dolmuştur.
    onu minibüse bırakırsın.
    orta sıradaki koltuğuna oturur yine."git" der dudakları buğulu minibüs camının ardından.
    ama olur mu hiç, beklenmez mi o..yine gitmessin, amma inatçısın değil mi?, yine donarsın.
    minibüs hareket etmeye başlar.senin gözün onda, onun gözü yerdedir.el sallamassınız birbirinize.arkanı dönersin, harem-gebze minibüslerine doğru yürürsün.
    çiçek aldığın çiçekçiyi geçtikten sonra, ilerde, soldadır durak.
    (sigara paketi, 20.11.2007 23:59)
  12. canınızı en fazla yakacak vakti kollayıp öyle bir yere çöreklenip bekleyendir. gelip çattığını cebinizde kesilmiş olan bilete eliniz değdiğinde anlarsınız. öyle bir vakit gelmiştir ki bir hafta sonra aynı gün aynı dakikalar içinde şu an sahip olduğunuz annenizin kokusundan, doğup büyüdüğünüz şehrin yüzünden, avuçlarınızdaki yumuşak elin ağırlığından mahrum olacaksınız. bir hafta beklemeye bile gerek yoktur ertesi sabah bambaşka bir yerde ellerinize eldivenlerinizi takacak, annenizinkinden çok farklı kokular soluyacaksınız. bu sırada kimileri balık kimileri de otların çeşitlerini öğrenirken siz çoktan ayrılığın çeşitlerini öğrenmiş olduğunuzu fark edeceksiniz.
    (karakoncolos, 24.12.2007 18:26)
  13. bu bir ayrılık zamanıdır...

    - tamam hadi git sen, üşüme. ben otobüse binerim.
    - durayım biraz daha n'olur...
    - git işte üşüyeceksin.
    - yarın beni görebilecek misin, durayım işte...
    ....

    - bu otobüse bin.
    - dur bir sonrakine binerim...

    otobüs gelir... sarılır, öperler birbirlerini... bakakalırlar birbirlerinin ardından... sanki yarın tekrar görüşebileceklermiş gibi...
    kalabalığın içinde ağlamak garip bakışlara aldırmadan... yok, gitti işte...


    o'na dair her şey çok güzel; buna o'nu özlemek ve beklemek de dahil ama...
    (endoplazmik retikulum, 24.12.2007 19:09)
  14. zamanların en katlanılmazıdır. o ya da bu sebeple ayrılık zamanı gelmiştir ve dönüşü yoktur. bir zamanlar sevgiyle birbirine dokunan iki el, iki yabancı gibi son kez birbirine dokunur ve kişiler ayrı ayrı yollarına koyulur, sanki bir zamanlar o yol ayrımında defalarca birbirlerine sarılmamışlar, kokularını ezberlememişler gibi. ne gariptir ki her koku unutulur elbet. sonra bigün bi yerlerde hissedilir o bir zamanlar ezberlenen koku. işte o zaman kişinin yüreğinde açılan boşlukları sarar, özlem duygusu.

    bu sefer ayrılık zamanı gelmesin bu sefer giden hiç özlenmesin
    (ameliepoulain, 24.12.2007 19:39)
  15. insanın kalbini yerinden söküp parçalara ayırasının geldiği zamandır. öyle can yakar ki kalbin vücuttaki varlığına tahammül edilemez. nefes almak zorlaşır, sözler dilin ucunda kalır ve boğazınız düğümlenir. ölümler karşısında hissedilen çaresizlik gibidir ayrılık zamanı. gözler dolar, gözler dolar, gözler taşar, yürek kanar, yaşlar durmaz, akar, akar, akar... bir süre sonra durulur, kalp belki yerine konur zamanla kaldığı kadar, orda olması artık daha tahammül edilesi olur belki zamanla ama ne zaman gelir akla ayrılık zamanı yine başlar kalbin sancısı ve hatırladığın her an bir ayrılık zamanı olur çaresiz yüreğine...
    (buz dağının görünmeyen yüzü, 23.06.2008 15:02)