lucretia şarkısının ilk solosunun bünyemdeki tesiridir. bir solo bu kadar zarif, bu kadar etkileyici, bu kadar duygu gezgini olur. şarkı pek de duygusal olmayan serseri bir şey hatta soloya giriş bile öyle ama solosunda ağlamaklı oluyorum. (pek de ağlanacak bir solo değil ama tüyler dikeliyor.) çıkışlar, ağlamaklı bendler. bu soloyu yazmayı çok isterdim ki yazsam kralını tanımam alemde. onun için masteyni megalomanyasını anlayabiliyorum.(daha da överim soloyu ama saçmalama sınırından uzak durmak için methiyemi burada kesiyorum.)
ikinci soloya girince şarkı eski serseri renk geri dönüyor ama ilk solodan sonra fazla tekdüze geliyor kesmiyor abicim.