suyun içinde çaresizce karaya çıkmaya çalışan bir hayvan ve çata çota orasına burasına atılan taşlar, çivili soparla kafasına kafasına vurmalar, manyakmısınız lan ?
çağır bi görevli vursun iğneyle, götürsün uzağa dağın başına bıraksın. insan mı o? senin attığın taşla, ölen hayvanlarının öcünü aldığını, bütün kinini kustuğunu anlasın ? anlasında "abi ben yaptım siz yapmayın tamam gidicem buralardan bir daha gelmem" desin? onun derdi sudan çıkmaya çalışmak, taşlardan kaçınıp tepeciklerin arkasına eğiliyor diye düşünüp hatasını kabul eden bir canlı mı zannediyorsun onu küçük beyninle.
hayır bir iki tanede akıllı adam çıkıp "arkadaşım bu böyle olmaz, ne yapıyorsunuz öldürmeyin" demez mi. demez, demez.
türk insanı ne kadar güzel, canayakın ve uysal değil mi... "insan" yani, adı üstünde. ülke insanının hayatının her alanında var "bizden" olmayanı taşlamak, öldürmeye çalışmak. tuttuğu takımın rakibinin atkısını takan küçücük çocuğa annesinin yanında tokat atan dallamadan tutun da sadece milliyeti veya etnik kökeni yüzünden insanları öldürebilen "insan"ların olduğu bir memleket. yani "bizden" olmayanın her türlü fiziksel ve zihinsel şiddete maruz kaldığı bir ülke.
ne yazık ki ülkemizde yaşayan kendi vatandaşlarımız arasında insandan çok hayvan var. erkeği kadına, sağcısı solcusuna, solcusu sağcısına, şehirlisi şehirdeki köylüsüne, köylüsü köydeki şehirlisine, ebeveyninin çocuklarına, fanatiğinin diğer takım taraftarına, polisin ise tüm halka hayvan gibi davrandığı ülkenin insanlarıyız. her zaman bir şekilde birbirimize, etrafımıza, birilerine, birşeylere saldırıyoruz. bunun düzeltilmesi için tek yol var, insanları eğitmek, belki bir şekle sokarız küçük yaşta da odunlarla birlikte yaşamaktan kurtuluruz. gerçi bu da bu eğitim sistemiyle zor.
hayatımda beddua etmekten zerre kadar hazzetmem fakat bu olayı gördükten sonra içtenlikle " allah yapanların belasını versin " demekten kendimi alamadım.
" hayvan beslemeyen bilemez " derler. doğru olabilir, hayvan dersiniz ama o da bir candır.12 yıllık köpeğimin vefatından sonra onun candan öte, kardeşim olduğunu söyleyebilirim sizlere. ama bu olayı hayvan beslemeyenler de tasvip etmiyor onu da biliyorum. bunu kim tasvip edebilir ki ? içinde biraz olsun vicdan duygusu olan biri nasıl bunu yapabilir ki ? bakalım mutlu olabilecekler, vicdan azabından kurtulabilecekler mi o mahlukatlar ! ( gerçi hangi vicdandan bahsediyorum ki, hata bende. )
kusuruma bakmayın, doluyum. yazımı arkadaşlarımın da dediği gibi bitirmek istiyorum: bunu yapan insan olamaz
bunları gördükten sonra insanlığımdan utanıyorum.!
çok vahşi hareketlerde bulunmuşlardır; delikanlı olan işkence etmez, çeker o ayıyı alnının çatından vururdu.
ama en azından komik değildirler. ben gülemedim. güldüğüm şey, kendini o köylülerin yerine koyamadan "pis tu kaka" diyen sözlük ahalisi.
şimdi düşün vatandaş: üç beş tane küçükbaş hayvanın, on onbeş tane arı kovanın, beş on tane armut ağacın var. elinde başka bir bok yok. gece bırakıyorsun ve sabah bir geliyorsun ki hayvanlar yok, kovanlar dağılmış, armutların iyisi yeniş, kötüsü sadaka bırakılmış. sen olsan o ayıyı dövmez, gücün yetse gördüğün yerde sikersin. klavye başında oturup panter emel taktikleriyle "canilik bu" demeye, l'ours filmini izlemeye benzemez bu.
neymiş efendim? bir görevli çağırıp uyuşturucu iğneyle bayıltsalarmış. olay sanırsam bingöl'de geçiyor; illinois hayvanat bahçesi epey bir uzaktır oraya. eh be kardeşim, o ya istanbul'da ankara'da olur, ya da amerikan filmlerinde. bingöl'de hastaya verecek ilaç yok, hayvan bayıltmaya uyuşturucu iğne nereden bulacaklar? görevli nereden bulacaklar?
hayvan hakları, insanlık derken gerçekçiliği, empatiyi bırakacaksanız ben başka başlığa taşınayım. ahan da sol çerçeveye baktım, "çocukken hayvanlara yapılan işkenceler" diye bir başlık var. tam benim gibi bir caniye göre.
sıcak sebebiyle serinlemek için nehre giren zavallı ayıyı fark eden bölgenin insanları(!) ellerine geçirdikleri sopalar ile hayvana vurmaya başlamış, sersemleyen ayı canını kurtarmak için nehre kendini bırakıp sürüklendi. azimli takipçiler hayvanın peşini bırakmayarak nehir boyunca hayvanı takip edip dövmeye devam ettiler. kameraman ve halkın gülüşmeleri içinde dayak yiyen ayı dayanamayarak öldü. bir canlının hayatını hiçi sayan bu mahluklar ellerine geçen insanlara neler yapar allah bilir.
hyavanlık derecesi olarak gerçek hayvanla yarışıp ipi göğüslemiş, hayvanoğlu hayvan statüsünü almaya hak kazanmış, yarış sırasında attıkları kahkahalarla da madalya bile bekleyebilmiş medeniyetten uzak durması gereken insanlar.
bu insanlar köylü ve köylerindeki kovanları, ahır hayvanlarını nasıl koruyacaklarını biliyorlar. yaşadıkları yerde sadece ayılar değil köpekler, tilkiler, kurtlar, vs. birçok yırtıcı hayvan yaşıyor. köylü üç beş tane koyununu, kovanını koruyacak diye tehlike arz ettiğini düşündüğümüz bütün vahşi hayvanları öldürelim o zaman... evet, çok mantıklı.
o ayının yakınları tarafından topluca tecavüze uğramalarını dilediğim kişilerdir. "bey ayılar bizim çocukların ırzına geçmiş" ya ama ozamanda bütün ormanda ki ayılara karşı namus avcılığı başlardı. neresinden bakarsam boklu değnek. evet o değnek. acı acı canlı bir bedene düşen değnek. ya birilerinin gidip onların götlerine sokması gerektiği değnek. yahu bakamadım be adam, gözlerim el vermedi bunu izlemeye.
bunu yapanlar insansa biz neyiz, biz insansak onlar ne diye düşündürüyor adamı köylüler. suda serinlemeye çalışan hayvanı taşlarla, sopalarla kovalamaksa insanlık.. ne diyeceğimi şaşırdım. pes..!
insanın beyni vardır, bu sayede doğada diğer canlılara karşı üstünlük kurmuştur. allahın verdiği beyni kullanan herhangi bir insanın evine ayı girmez, canına, malına zarar vernez. çünkü o insan kendine tuğladan, demirden, çimentodan sağlam bir ev, çelikten veya demirden de bir kapı yaptırır. çünkü ormanın içinde yaşadığının, orada yaşayan tek canlı olmadığının, aynı ortamda diğer canlıların da yaşama hakkı olduğunun farkında olacak kadar ufak da olsa bir beyni vardır.
ayrıca bu insan, diğer canlıların daha çok kendisi gibi mantığıyla değil, içgüdüleriyle yaşadığını bilir. aynı insan aynı köyde sahipsiz olduğunu düşündüğü bir bal peteği bulsa arıları kovup sahiplenir, gider evde ekmeğine sürer, yer. buna da ne arı karışabilir ne de kendisinin de payı olduğunu düşünen ayı.
üstelik sözü edilen bu insanlar köylülerdir. köylüler doğanın kurallarını hepimizden daha iyi bilen insanlardır. bir ayının peteği ne zaman çalacağını, bir kümes veya ahır hayvanına hangi koşullarda saldıracağını bilir. daha da önemlisi kendisi doğanın nimetlerinden direkt olarak faydalanan, doğa sayesinde yaşayandır ve doğanın kıymetini en çok bilendir. bilmiyorsa da kimse kusura bakmasın ayıdan daha "ayı"dır.
kendisini sadece baskın ırk olarak gördüğü için her hakka sahip olduğunu düşünen insan geleceğini göremeyecek kadar kördür veya görüp de idrak edemeyecek kadar zannımca başka sıfatları vardır ki burada yazarsam yine celallenme sonucunda çaylak olabilirim... bu tip insanların ırak'a barış getiren george w. bush veya yüzde elli oy aldığı için uzlaşmadan, yani ülkenin geri kalanının fikrini önemsemeden cumhurbaşkanı seçen akp'lilerden farkı yoktur. gözümde belli sıfatları olan insanların sıfatları her yerde aynıdır, hatta altın semer bile durumu değiştiremeyebilir.
aynı biyolojik özelliklere sahip olmaktan bile utandığım, tabiattaki en aşağılık canlılar. ayının çivili değnek darbelerinden kaçabilmek için gösterdiği çaba, sonra yüzmekten yorgun düşüp suyun içinde taşa tutunduğu anda kafasına atılan taşlar, kıyıya yanaştığında büyük bir zevkle çivili sopayı kafasına indiren bu organizmalar insanın gözünün önüne geldikçe kişi başı 18 bin ytl cezanın ne kadar hafif kaldığını düşündürüyor.