belki ilginizi çeker
  1. · hayat kadını milletvekili adayı
  2. · amargi
  3. · hayatsız kadın ayşe
gündem
  1. · beşiktaş
  2. · ezel
  3. · okan bayülgen
  4. · cehennemin girişinde yazan söz
  5. · prison brake
  6. · nurcuların hoşuna giden şeyler
  7. · günün tek şarkılık özeti
  8. · radyodan maç dinlemek
  9. · amentia

ayşe tükrükçü*  

  1. istanbul ikinci bölge bağımsız miletvekili adayı. kendisini farklı kılan ise geçmişi, kendisi eski bir hayat kadını kendi deyimiyle modern köle. kendisiyle ilgili haber şöyle:

    #####
    hayat kadını milletvekili adayı

    9 yaşında tecavüze uğradı. kocası tarafından 240 ytl’ye geneleve satıldı.

    en sonunda kaçıp kurtulmayı başardı. 22 temmuz’daki genel seçimlerde istanbul 2’nci bölge’den bağımsız milletvekili adayı.

    temmuz’daki genel seçimlerde istanbul 2’nci bölge’den bağımsız milletvekili adayı olan eski hayat kadını ayşe tükrükçü’nün yaşamını özetleyen en acı cümlelerden biri bu... kabus dolu günlerin başlangıcı ise 1976 yılı. yani ayşe henüz 9 yaşındayken. amcasının tecavüzüne uğrayan tükrükçü o günleri gözleri yaşlı şöyle anlatıyor: “amca dahi demek istemediğim ali rıza isimli kişi evdeydi ve içki içiyordu. sarhoş olduktan sonra beni bir odaya getirdi ve (sakın korkma) diyerek tecavüz etti. 3.5 ay süreyle her gece odamda tecavüze uğradım. ölümle tehdit ettiği için kimseye anlatamıyordum. bebeklerle oynayacağım yaşta kadın oldum. işte ben o gün öldüm.” sonrası ise... kardeşleri kanala düşüp öldüğü için alkolik olan ve sürekli dayak atan bir baba... 22’sinde ilk evlilik... yine dayak... ikinci koca, yine dayak... 240 milyon liraya satıldığı genelevde geçen acı dolu yıllar. üçüncü evlilikle bir umut ama yeniden genelev hayatı... 2.5 yıl içinde 6 ayrı şehirde hiç istemediği halde bedenini satmak zorunda kalması... “diri diri mezara girmesi.” en sonunda kendine uzanan bir yardım eli... şimdilerde ise kendisi gibi yardım bekleyen kadınlara yardım eden olmak istiyor.

    genelevde neler yaşadınız?
    genelev, kedinin köpeğin bile orada kalmaması gereken bir yer. sabah 09.00’da uyanırsınız. saat 10.00’da kapılar açılır. bu süre içerisinde süslenirsiniz. en “albenili” biçimde saat 10.00’da salona inersiniz. mesainiz gece 23.00’e kadardır, yemek yemek için 15-20 dakikalık vaktiniz vardır. çayı, kahveyi ayakta içersiniz. kasaptan et alırken hani, ete bakılır ya öyle bakıp seçip, beğenilirsiniz. günde 30’a yakın insan gelip paranızı verdiği için sizle birlikte olur. bayram günleri ve asker sevkiyat dönemlerinde bu sayı 50’lilere yaklaşır. hatta bir bayram gününde 70 erkekle birlikte olmak zorunda kaldım. hasta olmanız diye bir şey mümkün değildir. kürtajdan üç saat sonra işe dönersiniz.

    dinlenme günü, izin diye bir şey yok mu?
    genelevde çalışanlar yaşayan ölülerdir ve hiçbir hakkı yoktur. gün içinde birçok kez baygınlık geçiriyordum. gelip kolonya döküyorlar, “hiçbir şeyin yok, hadi devam et” diyorlardı. üzerinizden tren geçmiş gibi oluyorsunuz. oraya gelenler önce güdülerini tatmin edip sonra “neden o... oldun?” diye sorar. dışarı çıkamazsınız, çıkarsanız da firar etmemeniz için mutlaka yanınızda birkaç kişi olur. şunu herkes bilsin, geneleve düşen kadınların yüzde 90’ı tecavüze uğrayıp ailesi tarafından satılan kadınlardır. ben de, o kadınlar da analarının karnından vesikayla doğmadı. bu hayatı seçmedi.

    nasıl bir dayatma bu?
    bakın, ben genelevden çıktım ve vesikamın iptal edilmesi için ahlak masası’na bağlı sağlık komisyonu’na başvurdum. bu başvuruda bulunan binlerce kadından birisi olarak vesikam iptal edilmedi. bunun anlamı “sen o... ve o.... yapmaya devam et” demektir. bu sırada konya’da bulunan şefkat-der kadın sığınma evi’nin genel başkanı hayrettin bulan beni aradı. telefonun ucundaki sesin, “benim bir ablam var, gel buraya sen de benim ablam ol” cümlesi hayatımı yeniden şekillendirdi. ancak beş çocuk sahibi ve baş örtülü bir kadının getirilip geneleve satıldığına da tanık oldum, kendini satmamak için patronuna direnen bir arkadaşımın ayağından vurulduğuna da. kim çocuk sahibi olup evinin anası olmak istemez, ancak maalesef yasalarımız da toplum da genelevlerdeki kader kurbanlarını düşünmüyor.

    genelevler kapatılmalı mı?
    bu sorunun yanıtını erkekler vermelidir. hangi erkek yakınının o koşullara düşmesini ister, hiç kimse istemez değil mi? ama oraya düşenleri et olarak görüp bu sektörü ayakta tutan erkeklerdir. benim üzerimde babam yaşında üç insan kalp krizi geçirip öldü. tam ilişkiye girmiştik, bu sırada kalp krizi geçirmiş. konuşmuyor ve üzerimde yatıyor. meğer birkaç dakika bir ölüyle sevişmişim. polisler geldi birkaç soru sordu. cesedi alıp, gittiler. hangi kadın bunu ister ve hangi kadın böyle bir şeye layıktır? sadece insanımızın değil devletin de artık bu konuya eğilmesi gerekiyor.

    devlet ne yapmalı?
    genelevlerde çalışan kadınlar etlerini satarken, rahmetli manukyan’a madalya veren devletimin mahkemeleri geneleve 18 yaşında düşen genç bir kıza 21 yaş belgesi vererek onun hayat kadını olmasına göz yummamalı. devleti yönetenler, devletin emniyet güçleri geneleve gidip orada tutulanların kendi rızalarıyla mı baskıyla mı kaldıklarını sormalı. devletin polisi, bekçisi genelevlerin kapısında vatandaşlarının satılmasına tanık olmamalı. “sahipsiz bir kadın ceseti bulundu” diye haberler yaparsınız, o kadınların birçoğunun genelevden kaçmak istediği için öldürüldüğünü biliyor musunuz? ben, diyarbakır’da uyuşturucuya alıştırılan üç arkadaşımı kurban verdim. onlar hayata o... olmak için mi gelmişti?


    yalvarıyorum, bataktan çıkmak
    isteyenlere yardım eli uzatın

    istanbul 2’nci bölge’den bağımsız adayım. benim savaşım meclis’e gidip bir koltuğa sahip olmak değil. ben, benim gibi geçmişi çalınan binlerce kadının geleceğini istiyorum. elbette seçilemeyebilirim ancak o yüce kapıdan girecek olan tüm milletvekillerine yalvarıyorum, bu hayattan kurtulmak isteyenlere yardımcı olsunlar. ben 11 yıldır alnımın akıyla ayaktayım ve devletim, benim o hayata dönmemi beklercesine vesikamı iptal etmiyor. ben vesikalı bir biçimde gömülmek istemiyorum. bunu isteyen binlerce kadın var, bu sorunu çözmek, çözemesem bile duyurmak için öncelikle kadınlarımızdan sonra da kadına değer veren erkeklerimizden desteklerini bekliyorum. bence burada en büyük görev erkeklere düşüyor çünkü. ailemle görüşmüyorum ancak şunu söyleyebilirim, hayatımı ben karartmadım. kurtuluşumu kendim seçtim. ne olursa olsun, ölüm pahasına bile olsa allah’ın izniyle bir daha o batağa geri dönmeyeceğim. ve hayatımın geri kalanında da girdiği bataktan çıkmaya çalışan kadınlara yardım etmeye çalışacağım. bir kadını bile kurtarsak kârdır. herkesi, daha duyarlı olmaya çağırıyorum. kimse bizlerin neler yaşadığını tahmin edemez ama en azından anlamaya çalışabilir.

    3-4 milyar dolarlık
    fuhuş sektörü

    türkiye’de kadın nüfusunun yaklaşık 35 milyon civarında olduğu hesaba katılırsa her 350 kadından biri fuhuş batağında.
    türkiye’de faaliyet gösteren 56 genelevde kayıtlı 3 bin hayat kadını bulunuyor.
    türkiye’de tescilli hayat kadını sayısı 15 bini geçiyor. vesikasız olarak çalışanların sayısı ise yaklaşık 100 bin.

    genelevde çalışmak için gerekli olan vesika, taksi plakasından farksız. üç büyük ilde, yaklaşık 30 bin kadın genelevde çalışmak amacıyla vesika bekliyor.

    fuhuş sektöründe bir yılda dönen paranın asgari 3-4 milyar dolar olduğu belirtiliyor. bu paradan, patron, bar, pavyon, disko, gece klüpleri, otelci, taksici, eğlence yeri sahibi gibi onbinlerce insan pay alıyor. pasta bu kadar büyük olunca devreye fuhuş mafyası giriyor. fuhuş mafyası, küçük kız çocuklarını kaçırmaktan tutun da zorla fuhuş yaptırmaya kadar her yola başvuruyor.

    kadınların yüzde 30’u kocası, yüzde 10’u baba, anne, ağabey gibi diğer yakınları, yüzde 3.4’ü de beraber oldukları erkekler tarafından satılıyor. para karşılığı cinsel ilişkiye girenlerin yüzde 63.4’ü resmi, yüzde 12.2’si ise imam nikahlı olarak evli kadınlardan oluşuyor

    vatan
    http://www.ensonhaber.com/news_detail.php?id=53082
    #####

    büyük bir sektör, sorunlu acıdığımız hayatlar ve bir milletvekili adayı. seçilemese bile umarım söyledikleriyle seçilecek olanlara bir şeyler gösterebilmiştir umarım.
    (chixculub, 05.06.2007 17:02)
  2. engin ardıç'ın aynı seçim bölgesinde olsalardı oyunu vereceğini açıkladığı hanım. ilgili yazısı:

    "[oyumu açıklıyorum!]

    eski genelev kadınıyım.

    modern köle, hayatsız kadınım...

    dokuz yaşımda tecavüze uğradım. kocam tarafından geneleve satıldım.

    tüm hayatsız kadınlar için, tüm şiddet mağduru, ezilen, hor görülenler için... istanbul bağımsız milletvekili adayıyım.

    ayşe tükrükçü.

    * * *

    bu sözlerle oy istiyor. bunları pankart yapmış, boynuna asmış, sokaklarda dolaşıyor.

    şu “hayat kadını” lafını hangi dangalak icat ettiyse hiç sevmem ama, bir hayat kadını.

    yani, fahişe. yani, orospu.

    lüks otellerde bin yedi yüz elli dolara iş tutup, sonra da gözü dönüp yedi bin beş yüz dolar fiyat çekenlerden ve basılınca da “ben bakireyim” diye kamera karşısında ağlayanlardan değil. sevmediği zengin koca bulup “zamanla severim herhalde” diye kendini kandıranlardan da değil.

    düzenli olarak galata’ya gidip iğne olanlardan, on liraya inşaat amelesiyle yatanlardan, kerhane çaycısı rafet’ten markayla çay içenlerden, günde otuz ya da kırk, yoğun dönemlerde, bayramlarda falan tam yetmiş erkeğin altından kalkanlardan. kocası onu geneleve iki yüz kırk liraya satmış. fakat önce öz amcası becermiş. babasından da hep dayak yermiş. altı şehirde çalışmış. babası yaşında üç kişi de üstünde gitmiş, kalp krizinden. fıkrası da vardır hani, herif hırıldamağa başladı, ben sandım ki geloor, meğer isem gidoormuş!

    şimdi emekli, ve de istanbul ikinci bölgeden milletvekili adayı.

    gönlümün oyu ona verilmiştir.

    birçok kadının genelevden kurtulmak istediği için öldürüldüğünü açıklamış.

    yok, ben orhan kemal merhum gibi genelev kadınlarını “devrimden sonra” cibali tütün fabrikası’na işçi yazdırmak hayalini kuranlardan değilim. genelevde çalışmak için insanda cehalet, zekâ düşüklüğü, tembellik, vahşi bir libido ve doktor freud’a sorarsanız “gelişmemiş, zayıf bir süperego” bulunması gerektiğini de bilirim, birçok kadının bu işi zevk alarak yaptığını da... kadınların “orospu olma fantezisini” ilk duyduklarında dehşete kapılan saf ve temiz erkek çocuklarını gördüğüm zaman da gülerim. bu fanteziyi “zihninde” yaşamakla yetinen “iffetli” kadınlar genelevdeki hemcinslerini de hor görürler, onların tek bir erkeği kafakola alıp kendini besletecek kadar akıllı olmadıklarını, çok erkekle bedenlerini gereksiz yere yıprattıklarını düşünürler...

    ama babasının dövüp, amcasının bozup, kocasının sattığı kadın, akan suları durdurur.

    orada ne teori çalışır ne pratik.

    burası türkiye’dir, bu kadına bunu yapanların yaşadığı bir ülke. öz kızını, bir pastanede bir çocukla çay içtiği için, töreler gereği öz oğluna vurduranların oy kullandıkları bir ülke. bu tür yaratıkların üstüne üstlük bir de türkiye’yi beğenmeyip, ayrılıp bağımsız devlet kurmak istedikleri bir ülke.

    ve biz eşekler de otururuz, seçim sistemini, siyasi partiler yasasını, cumhurbaşkanının yetkilerini, demokrasiyi, darbeyi tartışırız.

    kâğıt üzerinde avrupa birliği’ne de gireriz, rusya’yla ve çin’le ittifak da yaparız, turan imparatorluğu da kurarız.

    ikinci bölgede otursaydım oyum senindi bacım.

    ille taşra tüccarı, kasaba avukatı, siyaset esnafı, matbuat kaşarı, sosyete dilberi mi girecek meclise?

    keşke kazansan, keşke meclise sen de girsen, keşke “kader arkadaşların” için birşeyler yapabilsen... hani ezilenler iktidara geliyordu, alo?

    olacak iş değil ama keşke meclis kürsüsüne çıkabilsen de şu anlattıklarını hiç olmazsa tutanaklara geçirtebilsen...

    yüz yıl sonra onları inceleyecek tarihçi torunlarımız da hepimizin mezarına tükürseler."


    (bkz: http://www.aksam.com.tr/...)
    (bessel ve hankel, 05.06.2007 17:07)
  3. ülkenin her kesiminden insanın mecliste temsil edilme hakkı olduğu ve hayat kadınlarının çalışma koşullarının insanlık dışı olduğu göz önüne alınırsa olması gereken bir durum gözüyle bakılabilir. bu hayatı bizzat yaşamış ve acılarını çekmiş bir kadının onları daha iyi savunacağı da su götürmez.
    (iki nokta üst üste biri altta biri üstte, 05.06.2007 17:33)
  4. eski genelev çalışanı iki kadının istanbuldan bağımsız milletvekili adayı olduklarını açıklamaları. henüz milletvekili olmasalar bile milletvekili adayı olmak bile benin gözümde önemli bir noktadır. bu kişiler toplumu temsil edebileceği inancına sahipler midir bilemem; fakat kendilerini buna layık görmekteler ki bu cümle ile sadece bu iki kadını kastetmedim, sözüm her adayadır. bizler biliyoruz ki milletvekiliği iyi bir gelir kapısı, rahat ve prestijli.
    milletvekili olma şartları 1982 anayasasında düzünlenmiştir ki 76. madde şöyle der:

    madde 76. – (değişik : 13.10.2006 - 5551/1 md.) yirmibeş yaşını dolduran her türk milletvekili seçilebilir.

    (değişik : 27.12.2002 - 4777/1 md.) en az ilkokul mezunu olmayanlar, kısıtlılar, yükümlü olduğu askerlik hizmetini yapmamış olanlar, kamu hizmetinden yasaklılar, taksirli suçlar hariç toplam bir yıl veya daha fazla hapis ile ağır hapis cezasına hüküm giymiş olanlar; zimmet, ihtilâs, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlarla, kaçakçılık, resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, devlet sırlarını açığa vurma, terör eylemlerine katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçlarından biriyle hüküm giymiş olanlar, affa uğramış olsalar bile milletvekili seçilemezler.

    hâkimler ve savcılar, yüksek yargı organları mensupları, yükseköğretim kurumlarındaki öğretim elemanları, yükseköğretim kurulu üyeleri, kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri ile yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri ve silahlı kuvvetler mensupları, görevlerinden çekilmedikçe, aday olamazlar ve milletvekili seçilemezler.

    burada gördüğümüz gibi bu hayat kadınlarının milletvekili olmalarında herhangi bir anayasal engel yok; burada anlaştık. bu hayat kadınları milletvekili seçilirler ise -ki bu tamamen tepkisel bir bir karar olacaktır- bizleri tbmm de temsil edeceklerdir. peki bir hayat kadını devlet yönetimi hakkında ne kadar donanımlı olabilir? hayatını cinsel yoldan kazanan biri ne kadar anayasa, ne kadar devlet bütçesi ne kadar insan hakları bilebilir? hayır hayır asla kimseyi küçümsemek gibi bir tavrım yok; hayat herkese karşı adil değil. herkes okuyamıyor, bazı insanlar tecavüze uğruyor, ensest ilişkiler heryerde. aile baskısından bunalanlar mı desem, eve bağlananlar mı desem, dayısından hamile kalanlar mı desem bilemiyorum ki ben ne desem; ama milletvekilliği her ne kadar anayasal şartlara uygun herkes aday olabilse de çok ciddi bir iştir, hayatidir. milletvekili adayları devlet yönetimi hakkında donanımlı, hukuka hakim ve belli bir ülkünün insanları olmalılardır. bir hayat kadını beni ne kadar temsil edebilir? çok üzgünüm ve şaşkınım.

    ben yataktan çıkıp gelen, tv shovlarında çiğ köfte yoğuran daha genel olarak anayasayı bir kere eline almamış bir milletvekili adayı istemiyorum.
    laf işte, ben ancak sözlükte yazarım!
    (ukala dumbelegi, 06.06.2007 11:59)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil