bu yazı
mansur forutanın
hıncal uluç'a cevabı
hıncal abi açıp noldu diye bi sordun mu?
on beş yıldır yapmadığım bi şey yapıyordum ki kendimi balçığa bulaşmış bir halde buldum. hayatta üç günden fazla bir yerde kalamam. alışkanlıklarım artık taşlaşmış ve bunu kırmak için bodrum'da ev tuttum. arkadaşlarım dalga geçti, dördüncü gün dönersin, biz de gider çökeriz diye... dördüncü gün ve hala televizyon yok, internet yok... evin etrafı kurbağa dolu ve geceleri onları inceliyorum... bir tosbağa gördüm, şanslıysam bir de kirpi bulurum. yandaki eşeğin anırması huzur vermeye başladı. bahçe suluyorum, yemek yapıyorum... bunlar beni ayakta tutan rejime tehdit aslında ama şimdilik teslim oldum...
bir yandan da, yan gözle medyanın didişmesini izliyorum buradan, ve açık söyleyeyim 'bunlar kafayı yemiş' demekten alamıyorum kendimi. ve sevgili hıncal abi beni de bulaştırmış.
konu: ayşe özyılmazel.
hıncal abi'nin yazısının başlığı 'kovulduğu dergiye kapak olan kız..' ne kadar başarılıymış falan filan da yazının geri kalanı... önce düzeltelim hıncal abi, senin yazdığın gibi ayşe kendisi gitmedi. yani aktüel'den ayşe'yi ben kovdum. hayır, istifa etmedi, ben kovdum... evet, parasını da azalttım çünkü gece gündüz çalışan 35-40 yaşındaki editörün iki katı para alıyordu...
ve pilav üstü döner kıvamındaki yöneticilik hayatımda kovduğum tek kişidir ayşe... peki, hıncal abi hiç merak edip sordun mu neden diye? soruyu sormadan dün cevabını vermişsin. ben şimdi sana doğruyu anlatayım.
aktüel'e geldiğimde kafamda farklı bir dergi iskeleti vardı. olduğu yerin çok dışında bir konuma getirmek istiyordum. ve bu düzende ayşe'nin 'kötü' yazıları ihtiyacım olan en son şeydi. ona git muhabirlik yap, haber yap, bizle sabahla, takımın bir parçası ol, ancak o zaman bu işin tadını çıkartabilirsin şeklinde saf nasihatlerde bulundum. oysa ayşe tüm türkiye gibi şöhretli bir köşe yazarı olmak istiyordu... ne yazık ki ekipte yazar olacak en son kişi ayşe'ydi. sevgi treni tonunda yazılar yazıyordu. ben eğer ekibime adil olduğumu gösteremezsem kimse beni iplemez, ve hıncal abi bugüne kadar çalıştığım kim varsa emin ol benimle gene çalışır; hem de koşa koşa gelir. ayşe hanım bu işe bozuldu... bu arada dergideki hal ve tavırlarını anlatmak istemiyorum. bir şımarıklık, bir havalar... onca muhabirin, editörün arasında olmuyordu anlayacağın. ne kadar zorlarsan zorla senden ayşe arman olmaz kardeşim!..
sonra bir gün teşvikiye cafe'de son konuşma için bir araya geldik. durumu anlattım ve ona ihtiyacım olmadığını nazikçe söyledim. verdiği cevap neydi biliyor musun hıncal abi? 'ama benim bazı ayrıcalıklarım var' dedi. dondum kaldım. masadaki arkadaşlarımla göz göze geldik, 'bu ne diyor ya' olduk... ve ben de 'sen git o zaman o ayrıcalıklarını kullan' dedim. ayrıcalık burada h.u olarak mütalaa edilebilir.
sizi arayıp bunu söylemeye utandım. ayrıca makama çağırılmadan giden biri olmadım hiç... turgay ciner yazılarımı kestiğimde bile 'o binadaki tek dostum olarak' kapınızı çalmadım. çünkü 'benim hiçbir ayrıcalığım yoktu'. odanıza kariyerim boyunca bir kez girdim... yani kulis, bizans falan da bilmem.
çok şükür maçam yeter yapmak istediğime.
hıncal abi açıp bir sordun mu?
size biri bu yanıtı verseydi n'apardınız?
daha bitmedi. sonra ayşe, günaydın'da yazmaya başladı, ki mecra olarak onun yazdıklarına çok daha uygun bi' yerdi. durumu kişiselleştirmedim. dostluğumu sürdürdüm. anlamıştır diye saf bir inanışa kapıldım konuyu kapadım.
sonra bir gün... danimarka'daki roskilde festivaline sabah gazetesini temsilen ayşe'nin gideceğini öğrenmiş bulundum. roskilde'ye daha önce mehmet tez, kanat atkaya ve haşmet babaoğlu ile gitmiştik. carlsberg götürmüştü ve bu üçlü bu festivalin demirbaşı gibiydi. ancak nasıl olduysa olmuş benim yerime bu kez ayşe davet edilmişti.
meğer haşmet babaoğlu halkla ilişkiler firmasını örgütlemiş, sabah kontenjanı için ayşe'nin adını yazdırmış. sahneye black sabbath çıkacak ve bunu ayşe izleyecek?!!!
iki gün önce serdar ortaç konserinde halay çekeceksin sonra gidip ozzy izleyeceksin... hıncal abi bu meslek bu kadar mı ucuzladı?..
dürüst olayım, bu olay canımı çok acıttı. gidemediğim için değil tabii ki, bunu hiç beklemiyordum sadece. o gün haşmet abim de benim için artık haşmet babaoğlu oldu.
o gün bu adamların içerisinde ne yapıyorum diye ciddi ciddi düşünmeye başladım... ve elimi ayağımı çekmeye başladım. bu hırsla, bu statü endişesiyle, bu varlıklı olma çabasıyla ben mücadele edemem dedim.
tek derdim var, o da işimi iyi yapmaktır.
ve hıncal abi, ayşe'nin kapak olması benim ayıbım değil, derginin ayıbıdır!
ya da haklısın ben maldan anlamıyorum, bu kız torpilli filan değil süper yetenekli bir yazar...
asabımı gene bozdunuz, dıgıturk bağlatmaya gidiyorum, zap krizim tuttu!..
başlarım kirpisine, tosbağasına...
bu sümük çukuruna beni de çektiniz ya...
ayrıca bir önerim var hıncal abi:
bu işi fazla eşeleme, sonra hasan pulur abimizden özür dilemek zorunda kalırsın...