vurucu defans oyuncusu için topun başını direyen kalecinin godoşluğundandır. bir kaleci düşününün; yan toplarda fırtına estiriyor, cepheden gelen şurtları zıplayıp ters kol hareketiyle kurtarıyor. gol atmaya çalışan gafil, tsubasa ise; bu bildiğin wakabayashi'dir. ama bu cinsler, futbolcuların menisküs boyundan geldiklerinden o aut atışını kullanamazlar. kurtarışı yapan, porno yaldızı kıvırcık saçlarıyla, ilkokul yıllarımın defterleri üzerine uçarak poz verdiği fotoğrafları basılan schumaher türevi eşek kadar herif gider, topu çizgiye koyar, allah'ın kıllı bacak sağbeki de öküz gibi abanır topa.
ilk kalecilik tecrübesini mahalle maçlarında, ya enine ya boyuna bir çeşit hacim kaplama aracı olarak ' hadi sen de kaleye geç' davetiyle yaşadığından da; ilk öğertim çağında okula kolunda bandanayla gelip, kaşına bant yapıştırarak ''yaralı aslan'' karizması yapmaya çalışan ''çocuk'' psikolojisinden de olabilir bunun nedeni. ama ihtimal odur ki ''cebinde baraa golundaa garıı'' güftesine icaben gece yaşanan bir başka maçtan ötürü yan diz çapraz bağalarındaki bir
çözülmeden kaynaklı bir sakatlıktandır. ve fakat bünyenin karizma çekim kuvvetini katlayıverir ki emsal 90'ların tavuk karaltısı fenerli engin'in bile (beşiktaşlıydı evveliyatında) şort altına giydiği, parizyen külotlı çorap görünümündeki taytının tüm ''sirk'' görünümünü kapatırdı.
karizma, karizma da sonuç da bir nevi baş direme. kaleci golü kurtarsın, topu ellesin, onu her denk getirdiğinde kucağına alıp şöyle bir yere atlasın (sikine yazık kaleci) ancak ilk aut atışında tüm bu topla haşırneşirlik, cinsel temaslar, ellemeler, koklamalar, romantik dokunuşlar bir kıllı bacak sağbekle kayboluversin.
ya kaleci madem vuramıyorsun başını bari direme...