hüznün kaldırımında küçük bir sokak çocuğuyla ağlayan hayat ayyaşı. perihan olmayan bir perihanın şiirinde hapis son sigarası, köşe bucak saklamakta hayattan çakmağını.
aşkın karasularında o kızıl saçın teline ağlayan dalga. içinde tekmelediği bir teneke var paslı. ertelenmiş bir intiharın mavi ipine asılı.
doğru adamların hep yanlış çocukları olmaz elbet. hüzün çalsa da geceden ve bizden, heybesi ağırlaşıp dökülse de ayrılığın dibinden, kuyruğu kesik kedilere ağlasa da içince bozkır gecesinden...
doğru adam, her yerde doğrudur ! içinden şiir geçen ...
öldüm ben az önce, en hasından bir yürek çarptı suratıma; tutamadım aklımı karanlığımda, en hasından bir ışık çarptı suratıma.
öldüm ben az önce, 'tanklar geçiyor düşlerimin üstünden!' diye haykıran bir yürek attı karanlığımda, koyu kırmızıya büründü her yer yine, en kanlı eylülün yirmiyedinci tekrarında.
o karanlıktansa elbet, o karanlıktansa bir gün, o karanlıktansa mutlaka,
düşleri yaşanır kılan gerçekler inşa edilecek;
böyle çocuk ve gerçek haykırılmaz ! şair gibi gölümüze taş düştün, gözümüze yaş düştün be adam.
sen " bu kısa boylu hayatta uzun boylu kederlerle acımayı " bilensin. düşleri ezen apoletli cüceler de öyle kısa ve küçükler ki , yakışıyorlar bu lağım çukurundan hallice hayatın bir karışlık boyuna. bunu da bilesin ...
her yalnız beden uzansa utangaç bir akşamüstüne; bir serçe gölgesinde koca bir uçurum büyür, sonra da erişilmez bir dağ düşer içine o serçenin çaresizce.
gözlerinden düşen zemheri mi? yoksa taze bir ocak mı? karıştırıyorum ayların adını biraz içince. dumanlanıyor ağrıyan başım, anlayamıyorum, kadeh tutan bu el nasıl bu kadar uzak kalır senin üşüyen ellerine?
elli yılı devirmiş yaşamların kaybolan ütopyasıdır gece. ve bu gecenin en eski sessizliği de benim burada yine.
her yana yayılmış boğuk, gri sitelerin içinde belediyenin yıkım ekibini bekleyen bir gecekonduyum. geç kalmış bir yağmuru bekliyorum.
ve bu saatte boynumda ayrılıklardan yapılmış bir dizi.
inan “ bu şehre şimdi yağmur yağmazsa
annem bağışlamaz beni * “
ne zaman yalnızlığımdan bıksam.. ama içimdeki o marazi yalnızlıktan!.. ne zaman kabuk bağlayan yaraları kanatmak istesem (şehvetle kanar, acır, kalkar o kabuklar) ve ne zaman özlesem.. evet sadece özlesem.. onu, yazıyı, bir başkasını, beni, öfkeyi!.. ne zaman..
seni okuyorum atxaga.. (hiç bilmezsin, duymazsın, tahmin de etmezsin ya neyse!)
bir aydır takip etmekteyim yazdıklarını. "yaran diyaloglar"ın, "yaran fıkralar"ın yaran yazarlarından sıkılanlar için ıssız bir ada gibi.
son derece kasvetli bir o kadar da lezzetlidir.
(bkz: tanımam etmem)
(bkz: okurum)
ama bir kaç dergiden hele hele kısalardan tahmin edilesi sanki. eline koluna sağlık aslında, kusura bakmasa deli! diye bağırıcam ama... deliliğine divane olunası.
@2320136 bir de bu ne sormak istiyorum, umarım kilometre hesabı bir gidiştir.
hep mi rakı kardeşim. üşenmedim bütün yazılarını okudum ne yapıp edip bir yere bir kadeh iliştirilmiş. bir de belirtmeliyim: yazılarını okudukça sözlüğe okur olarak yakışacağımın daha bir farkına vardım. rakıya da meze en iyi roka balık sanırdım, değilmiş. eline kadeh yakıştığı kesin olan birinin yazılarını okuyarakta içebiliyormuş insan. tekrar tekrar eline, kadehine sağlık diyorum ve huzurunuzdan çekilirken nerelerdedir diyede sormak istiyorum.
geliyorum hazırla bütün intiharlarını,
zor olanı seçip insan gibi insan olmak için savrulup durduğum kucaklardan, ölümün değil yaşamın koynuna.
tutunamayanların engin ruhu ve dinginliğiyle.
seçimlerimi bir yaradan gibi taşıyıp yüreğimde.
kaosumla, girdabımla, yaşama bağlayan pamuk ipliğimle.
vazgeçmem senden kırık kalbim, bükük boynum, anlaşılmayan doğrularım.
sol yanımdaki karartılamayan cevher, başımüstünde tanımadığım benim gibiler.
öyle bir geliyorum ki zehir edilen çocukluğum ve gençliğimin gücüyle, yenemiyeceğim zaaf olamaz diye diye.
bitimsiz bir yaşam sevinci bi ömür dolarak içime.
küllerimden yeniden doğarak selamlaşacağım hepinizle...
farsça şarkı dinliyormuş bir yerlerde. betacam ağır gelirse dönecekmiş de felan filan.
bir de sormak istiyorum göstergenin ikonografisi farsçada ne anlama gelir. bak rencide etmiyorum sayın hacım seni. içinde devrim var diye iran islam devrimine de sarılma diyicem ama bir süredir ayık olduğundan haberdarım.
boyacı halil lan o, şerefsisim boyacı halil neyzen tevfik'in nihavent saz semaisi çalıyor oda oturmuş bir resmin karşısında rakı içiyor.
şerefsizim bu o.
"resmin sen değilsin ki. resmin benim dünyama ait bir şey..benimle resminin arasına girme" diyor sanki.
yağmur altında büyük adada yürüyor. bir mustafa da bulmuştur kendine sancho panza'nın çıkar peşinde koşmayan olanından. sevmek zamanından fırlamış. metin erksan'ın bir imgesi.
bak açıkladım, o gölde kayığından çıkıp gelicek, gerçi göl biraz uzakmış, temmuz'u bulurmuş gelişi boyacı halil'in.