temel mantığı , bir atomun nötron bombardımanı ile parçalanması ile bu reaksiyonun zincir reaksiyona dönüşmesidir.bu olgunun kolay gerçeklenebilmesi için kararlılığı düşük , kütle numarası atom numarasına oranla çok büyük olan uranyum izotopları gibi kararsız radyoaktif maddeler kullanılır.
ilk olarak 6 ağustos 1945'te paul tibbetsin kullandığı enola uçağından hiroşimaya atılan ve hiroşimada 80000 ve 9 ağustos 1945'te nagazakide 60000 kişinin ölmesine sebep vermiş one just big bomb.
niye hep beraber amerika'ya atmıyoruz ki.şöyle el birliğiyle biz, sağlam bir kaç avrupa ülkesi, dünden halihazırda bekleyen rusya, çin, japonya falan. hijyen, temizlik olur. tam bush ofisindeyken beyaz saray'a doğru. peş peşe 15-20 tane yeter zaten. hem bu örnek sayesinde gelecekte abd gibi ortaya çıkabilecek potansiyel mikroplara da göz dağı olur. bana kalsa, hepsinin gücüne denk tek bir hidrojen bombasıyla komple vurup, tüm abd civarını tek kalıp halinde okyanusa gömmek ne şirin olurdu. manzarası da iyidir ha. yer açılır biraz. eskiden abd mi varmış hem, ne varsa eskilerde var.
11 haziran gecesi girilen not: abd'ye yergi olarak yazılmış bu giriyi eksileyen adamın kafatasına sıvayayım. kafatasına diyorum çünkü içinde zaten bir şey yoktur. yani yuh ulan be abd'yi ne kadar çok seven varmış böyle helal olsun...
bugüne kadar dolaşıyor dünyayı
övünüyor gibi mi geliyor ne
değil
dolaşan o küçücük japon kızcağızı da
insanları atom harbine karşı savaşa çağırıyorsa
çağırabiliyorsa
ve insanlar onun incecik sesine kulak kabartıyorsa
o bu kuvvetini
hiroşima'da bir kağıt parçası gibi
yanıp kül olmak pahasına kazandı.
kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.
hiroşima'da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.
saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.
benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
şeker bile yiyemez ki
kağıt gibi yanan çocuk.
çalıyorum kapınızı
teyze, amca, bir imza ver.
çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.
gizemli bir esrarkeş abimizin, kafa güzelken sardığı 6lı cigaralığa verdiği isim. ayrıca bu güzel abimizin iddiası şu şekildedir; '' ben ürettim, ben sardım, amerikanlar japonlara çaktı..'' *
patladıktan sonra oluşan duman şekil olarak mantar'a benzetilmektedir. çok güçlü bir kitle imha silahı olup bizimkiler gibi elinizde süpürge kaç abi kaç diyerekten koşarak kaçamazsınız. ölüm kaçınılmazdır ama fantezi istiyosanız çok küçük bi ihtimal radyasyondan mutasyona uğrayıp x-men oldum layn nidalarıyla etrafta dolaşabilirsiniz.
alman bilimadamları tarafından geliştirilen ve abd hiroşimada kullanmadan çok çok süre önce ingilizleri barışa zorlayarak kesin çözüm almak için güçlü bir silah arayışında olan adolf hitlere ilk olarak önerilen korkunç silah. führer ilk anda bu fikri çok beğenmiştir. fakat bombanın hazırlanması için gerekli süreyi duyduktan sonra, o süre zarfında savaşı çoktan bitireceğine aşırı derecede inandığı için bu fikre destek vermemiş ve projeye gerekli kaynakları sağlamamıştır.
giovanni papini, gog adlı kitabında kurgusal bir şekilde atom bombasının mucidi ernest o. lawrence'ı ziyaret eder. atom bombası üzerine gelişen sohbet gayet ilgi çekicidir;
"los angeles, 2 aralık
hiroşima'ya atom bombası atılmasının üzerinden bir hayli zaman geçmişti ama ben bu korkunç bombanın mucidi ünlü fizikçiyi ancak bugün görebildim. profesör ernest o. lawrence'ın yanına yaklaşabilmek kolay iş değildi. çünkü atom bilginleri azılı birer gangster gibi göz hapsinde tutuluyordu. fakat oppenheimer ile birlikte atomu parçalayan ve ünlü bombayı yapan siklotron mucidi ile görüşmeyi çok istiyordum. boşa giden bir kaç girişimden sonra nihayet lawrence ile görüşmeyi başarabildim. asıl öğrenmek istediğim, bir kaç kişiyle yaptığı bu korkunç buluşun manevi sorumluluğunu hissedip hissetmediğiydi. bu yüzden, asla söylemeyeceği, söylese bile anlamayacağım bilimsel açıklamalarla vakit kaybetmesini istemedim ve doğrudan doğruya sordum:
-buluşunuzun sebep olduğu ve ilerde sebep olacağı ölümler hakkında ne düşünüyorsunuz mr. lawrence?
kanlı profesör hiç bozulmamıştı. bir melek kadar sakin cevap verdi:
-bilimin ve bilim adamlarının -en azından thales'ten bu yana- durumu hakkında aşağı yukarı bir fikriniz olduğunu sanıyorum mr. gog. bilim adamları, araştırma ve teorilerinin sonuçlarıyla asla ilgilenmezler. sadece evren kanunlarının kabul edilebilecek bir yorumunu yapmakla veya bunları temsil edebilecek formül ve önermeleri bulmakla yetinirler. yeni nükleer fiziğin temellerini atan rutherford, neils bohr ve diğerleri, buluşlarının, birgün binlerce insanın ölümüne sebep olacak bir bombanın yapımında kullanılacağını düşünmemişlerdi. belki de böyle bir şey akıllarının ucundan bile geçmedi. onların tek isteği, asırlardır her türlü tahlile direnen, bölünmezliğini koruyan, maddenin en küçük parçası atomun sırrını öğrenmekti. sizin anlayacağınız yakıp yıkmak değil, bilmek istiyorlardı. ben bile, sadece siklotron ile elektirklenmiş parçacıkların hareketlerini çoğaltmayı düşünmüştüm. amacım deneme yapmaktı. fakat sonra askerler ve politikacılar geldi. buluşumuzu dünyadaki yarışta üstünlük sağlamak, yani insanları toptan ve çabuk yok etmek için kullanmak istediler. bu, insanların sonsuz trajedisidir. insanlar, aramaktan, araştırmaktan ve öğrenme merakından kendini alamaz. fakat hemen her zaman yaptığı buluşlar facia ile sonuçlanmıştır. nükleer fizik ise trajedinin en kanlı perdesidir. insan atomun sırrını keşfedip açıklamak istiyordu. oysa şimdi hayatı ve belki de gezegeni yok edebilecek bir araç haline geldi.
-çok iyi anlıyorum, diye karşılık verdim. yine de herşeye rağmen bazen içinizden bir pişmanlık geçmiyor mu? acaba insanları korumak uğruna, bilim isteklerinden vazgeçemez misiniz? bu daha iyi olmaz mı?
profesör lawrence sakin sesiyle cevap verdi:
dikkat edin, hastalık ve ihtiyarlık yüzünden ölenler hariç, insanlar barış yıllarında, atom bombasının sebep olduğundan daha fazla kayıp veriyorlar. atom bombasının bir dakika içinde bir çok insanı yok ettiği doğru. fakat farklı zaman ve mekanlara dağılmış sebepler daha çok insanın ölmesine neden oluyor. gelin bir hesab edelim. çeşitli silahlarla ya da zehirle işlenen cinayetlerde, intiharlarda, otomobil altlarında, tren kazalarında ölenleri, uçaklarda yananları, deniz ve nehirlerde boğulanları, fabrikalarda makinelere kapılanları, maden ocaklarında gömülü kalanları, ipe çekilen, kurşuna dizilenleri, isyanlarda polis ve jandarma tarafından vurulanları, yangınlarda, patlamalarda kül olanları, spor karşılaşmalarında, otomobil yarışlarında yok olanları, elektrik çarpanları bir toplayalım. daha depremlerde, yanardağ patlamalarında, yıldırım çarpmalarında, çığ altında kalanları hesaba katmıyorum. görüyorsunuz ki insanların kendi kendine sebep oldukları ölümlerin sayısı yılda milyonları aşıyor. bu sayı, bu iğrenç bombanın kurbanlarından bin kere daha fazladır. fakat bu zavallıların cesetleri farklı memleketlere, farklı günlere dağıldıkları için -ki bunların korkunç sayısını sadece istatistikçiler bilebilir- sokaktaki adam hiroşima'yla alt üst oluyor. yeryüzündeki sayısız faciayı düşünmüyor. acıma duygusu aynı anda gerçekleşen toplu ölümlerde kabarıyor. insanlar böylesi toplu ölümlerden etkileniyor. halbuki gündelik ölümlerin de sorumluları vardır. fabrikatörler, teknisyenler, şoförler, katiller, tembeller, cahiller ve diğerleri... neden sadece ben vicdan azabı duyayım? ben ki yalnız evren bilimi için çalışmış bir insanım. vatanımı korumak veya vatanımın öcünü almak için planlanmış bir silahın yapılmasına bir vatandaş sıfatıyla katıldım.
görüşmemiz epeyce sürmüştü. profesör lawrence nazik birkaç kelimeyle beni uğurladı."
***
görüldüğü gibi bu kurgusal hikaye herkesin kendine göre haklı gerekçeleri olduğunu gösteriyor. acaba bize göre profesör'ün sıraladığı mazaretler onu haklı kılıyor mu? can alıcı soru bu? eğer yanıtımız evet olacaksa türkiye olarak bir an önce atom ve nükleer bomba yapımı üzerine gitmeliyiz. zira çağımız, iki yüz milyon nüfusu; atom bombası ve geniş toprakları olmayan ülkelerin tarih sahnesinden silinebileceği bir çağ. yok eğer cevabımız hayır olacaksa, pasif kalmaya; anlamsız arabuluculuk rolleri üstlenmeye ve birilerinin boyunduruğu altına girmeye devam edelim.