|
|
- atatürk, kurtuluş savaşı, devrim şeklindeki bir üçleme ama zorlayınca istiklal mahkemeleri, ismet inönü, küskünler şu bu gibi biçimlerde uzatılabilir de. günümüzdeki siyasî tartışmaların büyük bir kısmının etrafında döndüğü bu kavramlar açıkçası beni hiç ilgilendirmiyor, kendi başlarına bana hiçbir şey ifade etmiyor. bu kavramları kutsallaştırıp savunan da, kendince laf sokmaya çalışıp eleştiren de ya ne yaptığını bilmeyen saftır ya da bizi çok saf sanan şark kurnazıdır, iki yüzlüdür.
bu tartışmalar benim gözümde sadece safların belirlenmesine yol açıyor. bugüne ilişkin en somut sorulara cevap vermeden tarihte kalmış olaylar, kavramlar ve kişiler üzerinden jakoben laikçi, laik elitçi gibi tartışmalar yürütmek çok kolay çünkü. üzgünüm ama bunu yapanlar alanlarının en iyisi de değiller. etiket uydurup damgalamak konusunda bir ustanın eteğini öpmek isterseniz sizi komünist satanist darvinist ateist homoseksüel başlığına yönlendireyim. okuyun, feyz alın.
bugüne ilişkin sorular aynı zamanda geleceğe ilişkin sorular aslında: ben nasıl bir ülkede yaşıyorum? çocuklarım nasıl bir ülkede yaşayacak? din toplumsal hayata ne derece etki edecek? çocuklarımın gittiği okulda sırf bazı ismi lazım değiller ve diğerlerinin dinî inanışlarına ters diye "evrim sadece bir teoridir"mi denilecek? yanına alternatif açıklama olarak yaratılış inancı da konacak mı? yetişkin hayatlarının %90'ını şeriatçı olarak geçirmiş, dinin toplumsal hayatı düzenlemesi gerektiğine içten bir şekilde inanmış insanların kurduğu iktidarlara nasıl güveneceğim? hiçbir iç hesaplaşmaya girmeden, "değişmedim, geliştim." demek güvenimi haketmek için yeterli midir? "laikliğin tanımı açık değil." diyen bir bakana nasıl güveneceğim? hâlen daha imam hatipleri "dinî hassasiyeti yüksek ailelerin tercihi" diyerek savunan insanların olduğu bir ülkede ben dinin bir baskı unsuru olarak kullanılmayacağına nasıl güvenirim? kısacası: geleceği düşündüğümde kendimi nasıl güvende hissedeceğim?
beni ilgilendiren bu sorular. atatürk, kurtuluş savaşı, devrim değil. devrimler travma yaratmış mı yaratmamış mı kişisel olarak beni hiç ilgilendirmiyor. bugünü anlamak için kullanacağımız kaynaklar olarak görmek lazım bunları. ancak bugün için kullanıldığı zaman bir anlam ifade eder bu kavramlar. birisi laf ettiği veya saldırdığı zaman savunma psikolojisine geçmenin hiçbir anlamı yok çünkü esas savunulması gereken bugünkü hayat şeklimiz. 80 yıl öncesine ait hatıralarımız değil.
- selam, ben vandal mimar. agnostik-ateist, teorik anarşist/uyumsuz devrimci bir sözlük yazarıyım. aktif sol kökenli bir ailenin ilk çocuğu, murat karayalçın sempatisiyle büyümüş, deniz baykal nefretiyle serpilmiş aydın bir türk kadınıyım ve recai pengül'ün aksine "atatürk-kurtuluş savaşı-devrim" triosunu fazlasıyla önemsiyorum.
recai pengül'ün savında bu üçlünün kesin ve kat'i surette önüne geçen şey din olmuş. fakat sanıyorum recai pengül türkiye'de son zamanlarda belli olan duruma getirdiği çözüm önerilerinde mükemmeliyetçilik sınırlarında dolaşıyor, zira din kavramı bırakın bir toplumda, hepten dünya üzerinde hükümranlığı çağlar öncesinden ilan etmiş evrensel bir problemi teşkil etmektedir. lokal problemlere çözüm getirirken bu kadar geriye bakmak gerektiğini düşünmüyorum. yani şimdi din etkisini türk toplumu üzerinden kaldırdığımız anda paramiliter devlet anlayışının hüküm sürdüğü türkiye'de her şey güllük gülistanlık olmayacaktır. aksine bu çaba daha ciddi sorunlara sebebiyet verecektir. sorgulama kabiliyeti engellenmiş bir insanın manevi dayanağını elinden alırsanız, bu insanı sağlıklı bir ateiste değil, duyarsız bir faşiste dönüştürürsünüz. bu iş yıllardır böyle yürüyor. oysa sivil demokrasinin "ne" olduğunun bilince olan bir toplum din konusunda daha makul tavırlar takınabilecek seviyeye erişecektir. bu sebeple bu din sorununun ortadan kaldırılışı, tarih ve kültür tabanlı yalanlarla, kutsallaştırma politikalarıyla kenefleştirilmiş türk siyasetinin parmağının ucunda yaşayan bir toplum için çözüm ışığı yaratmayacaktır. yapılması gereken şey tarihle yüzleşmek, sağduyuyu odağa koymak ve sözünü ettiğim paramiliter devlet anlayışını ortadan kaldırmaktır. bu üç eylemin de odağında yer alan kavram ve kişiler de atatürk-kurtuluş savaşı-devrimdir. bunları yaptıktan sonra çocuklarımıza bırakın evrim teorisini, gödel teoremini bile öğretiriz. onlar kolay iş.
- selam ben recai pengül. pratik uyumsuz, tembel çakma devrimci sözlük yazarıyım. atatürk'ü sevmiyorum. temel isteğim akşam başımı yatağa koyduğumda çabucak uykuya dalıp sabah dinç kalkmak. beni tanısa atatürk de beni sevmezdi sanırsam.
tarihle yüzleşmekten anladığım bir savunma/saldırı psikolojisine girmeden olayları ve kişileri tartışmak olacaktır. bunu kabul ediyorum. bugünkü düzenle alıp veremediği bir şeyler olan herkes (buna neredeyse ülkedeki herkes girer/girmeli bence) elbette bu üçlüyü tartışabilmeli ve analiz edebilmeli. zaten benim vurgulamak istediğim nokta bu işin yapılmıyor olmasında. bu üçlüye saldırı ve bu üçlüyü savunma dışında siyasete yön veren insanların benim beklentilerime cevap verebildiklerini görmüyorum.
benim beklentilerim, korkularım ve ümitlerim diğer insanlarınkiyle benzeşmek veya onlarınkine üstün olmak zorunda değil. yine de diğer herkesle paylaştığımı sandığım ortak nokta düşüncelerimizin bugüne ve geleceğe ilişkin olduğudur. eğer dinin toplumsal hayata etkisi sizin için şimdilik öncelikli sorun değilse eyvallah. yeter ki yapacağımız tartışma geçmişe ilişkin anlamsız bir saldırı/savunma çıkmazına girmesin. ya da başka bir açıdan günümüze ilişkin siyasî çıkarlarımızı geçmişe ilişkin sembolleri yıpratarak/yücelterek savunmaya çalışmayalım.
bu arada dinin toplumsal hayata etkisinin paramiliter veya faşist bir anlayışın önünde engel olduğu görüşüne de katılmıyorum. tam tersine paramiliter ve faşist çizgiye kayma eğilimimiz olduğu için din toplumsal hayatta baskın olsa da olmasa da sorunlar yaşayacağımıza/yaşadığımıza inanıyorum. pek çok sorun içinden bence en önemli olanı da kendi alıştığım hayat tarzını yaşamamda bana en çok engel çıkaracak olanıdır. muhtemelen 70'lerde 80'lerde yaşasam önceliklerim farklı olurdu, bu konuda son derece kişisel ve yararcı davrandığımı saklayacak değilim.
- selam ben sayid jarrah, cumhuriyet muhafızları'nda sabık istihbarat subayıyım. atatürk ile aramda duygusal bir ilişki yok. önemli bir tarihsel figür ve pragmatik bir devlet adamı olarak kendisini takdir ediyorum. belki bir parça hayranlık beslediğim de söylenebilir.
atatürk kurtuluş savaşı devrim üçlemesinin çoğu zaman tartışmaya dahi dönüşemeyen anlamsız bir karşılıklı laf sokma döngüsüne dahil edildiği, bu durumun değerli zaman ve enerjimizi boşa harcadığı yönündeki görüşlere katılmakla birlikte, bu hatalı uygulamadan yola çıkarak yakın tarihin, ya da genel anlamda tarihin öğrenilmesi ve yorumlanması pratiğinin yararsız addedilmesini ziyadesiyle tehlikeli buluyorum.
son derece ukala bir insan olan ilber ortaylı'nın da dediği gibi: "zaman kaybolmaz." zaman geçmişten gelen, içinde bulunduğumuz anı yanağından öperek geleceğe akan bir nevi görünmez nehirdir. ve uygarlıklar da işbu nehrin taşıdığı alüvyal malzemeyle oluşacak deltalardır. düşünürken tarihle olan bağımızı zayıf tuttuğumuz ve kendimizi geçmişi olmayan bir geleceğe odaklamaya çaba gösterdiğimiz ölçüde, tutunacak bağlam bulmakta güçlük çeken, boşlukta yüzen düşüncelere sahip oluruz.
gelecek projeksiyonları yapabilmek için bugünü doğru anlamak, bugünü doğru anlamak için de bugünü hazırlayan koşulları analiz edebilmek gerekir. tarihsel kişi, kurum, olay ve sistemlerin incelenmesi kim olduğumuzla ve ne olabileceğimizle ilgili ışık tutacaktır bize. çünkü biz hepimiz, beğenmesek de, babamızın oğluyuz.(tembel, 26.06.2008 19:00 ~ 19:01)
- merhabalar ben nietzsche, makyevelist bir sözlük yazarıyım. atatürk'ü seviyorum. bildiğim kadarıyla uzun zaman önce öldü ve kalbimizde yaşayabilme ihtimali yok. dolayısıyla dirildiği zaman nelerden bahsedip nelere kızabileceği metaforları üzerinde tartışmaya gerek yok.
kendisiyle tanışma olanağı bulamadım. ben portakalda vitamin iken onun kemikleri çoktan toprak olmuştu. gerçi bedeni mumyalandıysa bir süre daha tazeliğini korumuş olabilir. belirtmeden geçemeyeceğim; bir bedeni mumyalamak onu putlaştırmanın ön adımıdır.
mustafa kemal devrimleri dinamiktir. çoğu düşünür devrimin statiğine takılır. ona belirli sınırlar çizer ve karşıt fikirleri yaftalar.
kurtuluş savaşı dinamiktir. ne halkı, ne meclisi, ne de düşünürleri herhangi bir kalıba sokmamıştır. savaşa katılan askerlerin bir bölümü turancı diğer bölümü ümmetçidir. ama mustafa kemal nedense kimseyi yaftalamamıştır. bu üzerinde düşünülesi gereken ve mustafa kemal'in dinamik siyasetini anlamak için yeterli olan bir bakış açısıdır.
aslında sözünü ettiğim "yaftalama" eğilimi bölücülük ile birleştiricilik arasındaki belirgin farktır. emin olabileceğimiz şey; herhangi bir zıt düşünceye belirli bir konjonktürden bakarak o düşüncenin yanlılarını terminolojik açılımlarla yaftalamak, yafta sevdalısı şahısın gerçek amacını gizemek ve yandaş toplayabilmek adına yaptığı iki yüzlülüktür.
bu ülke ve bu topraklar şu zamana kadar ne çektiyse bu iki yüzlüler yüzünden çekmiştir.
- selam ben eleanor, tartışmanın güzelliğine kapılıp gelmiş bir sözlük yazarıyım. dünyaya soldan bakmayı seçmiş bir kadınım. türkiye de yaşayan bir solcu olarak elbette atatürk, kurtuluş savaşı ve devrim beni ilgilendiriyor.
günümüzde sürüklenmeye çalışıldığımız ama içi dolu ama boş tüm siyasi kamplaşmaların temelinde de atatürk kurtuluş savaşı devrim triosuna ve o dönemin tam anlamıyla tartışılamamış olunmasına ve bu toplumda tarihin çok da ilgi çeken bir alan olmayışına bağlıyorum. herkes tarihi bir tarafından çekerse olacak olan karışmış kafalardır. solcuların ayrı bir tarihi vardır, dincilerin ayrı ya da faşistlerin olabildiğince ayrı ve bunlardan birinin yanlışı diğerinin doğrusu olagelmiştir.
ben; yapılması gerekenin kurtuluş savaşından da önceye ilk modernleşme hareketinin başladığı dönemlerden itibaren yani tanzimattan itibaren incelemek olduğunu düşünüyorum. doğuyla batı arasında sıkışmışlığın ve ayrıca kendini küçümseyip batıya öykünmenin, yanısıra da tam tersine içine kendi değerlerine -bunun içinde islam varoluşunu ve kimliğini temellendirme ve kendini koruyabilme adına önemli bir yer teşkil etmiştir insanlarımız için- sarılmaya başladığı dönemden almak gerektiğine inanıyorum. beraberinde pantürkist hareketin başlangıcı turan düşü ve bugünkü izdüşümü olan militarizmin bu derece yüceltilmesinin de önüne de ancak tarihin doğru okunmasıyla geçilebilineceğini söylüyorum.
nihayetinde ; her toplum tarihiyle beraber tarihini çözümleyerek geleceğini belirler. bir yirmi yıl sonra bugünlerin de tarih olacağını unutmamalı .(eleanor, 26.06.2008 19:30 ~ 19:37)
- ekonomik açıdan işgal edilmiş, kontrol edilen, hatta kullanılan, duygu istismarcılarının sömürüsünün hakim olduğu günümüz türkiyesinde metin-ali-feyyaz üçlüsünden daha kral üçlüdür.
ben vatandaşım kardeşim, türküm. atatürk idolümdür, atatürkçü değilim. özgürlük ruhumda var, kanımda, damarlarımda.. devrim ise özgürlük arayışının engellenemez getirisi. barışçı veya hayalci denemeyecek kadar realistim.
bu üçlü ülkenin her gün, her saat ihtiyaç duyduğu üçlüdür. bir araya gelince en güzel olan üçlülerdendir.
- selam ben acıbadem, ideolojik sıfatlardan münezzeh bir sözlük yazarıyım.. laf aramızda hiçbir zaman anlam veremedim haritaların pusula kıymeti alıp isimlerin önüne geçmesine.. neyse, konu bu değil şimdi..
atatürk, kurtuluş savaşı, devrim üçlüsünün ilk iki üyesini pek severim, üçüncünün ise bu topraklarda bir örneğinin yaşandığını düşünmüyorum.. henüz rastgelmedim kendisine yani, bu yüzden sevsem mi sevmesem mi, bir türlü karar veremiyorum..
devrim nedir? mesela meşrutiyetten cumhuriyete geçmek devrim midir? ya da alfabenin değiştirilmesi, kılık-kıyafeti düzenleyen kanunların çıkarılması, miladi takvime geçilmesi.. bu tip pratik uygulamalar mı devrim denen şeyi meydana getirir? yoksa halifeliğin kaldırılıp laik düzene geçmek mi devrim oluyor? bir de üstüne diyanet işleri başkanlığı diye bir şey uydurup inançları kontrol etme kurnazlığı.. devrim ne lan, biri söylesin bana..
kurtuluş savaşını severim dedim ama bu "kurtuluş" lafı benim bünyeye ters biraz.. kurtulmak, yani düşmanı defetmek.. manda, amerikan mandası mesela.. bu da bir nev'i kurtuluş değil mi?
evet manda da bir kurtuluştur ama istikal değildir asla.. istiklal kök itibariyle arapça olmasına rağmen, tarihi manasını bu topraklarda bulmuş bir kelime ve bildiğim kadarıyla arap vokabülerinde mevcut değil.. ve öyle bir kelime ki bağımsızlık, hürriyet ve özgürlük gibi şahane manaları toptan kucaklayıveriyor..
bu millet, bu toprakları vatan bellemiş herkes o vakitlerde bir bağımsızlık, bir hürriyet ve bir özgürlük mücadelesi verdiler..
peki sonra ne oldu? 1960 mesela? kim iktidara geldi 27 mayıs'ta.. hadi iktidara kimlerin geldiği ortada diyelim, muktedir olan kimdi acaba? ve o günden beri o muktedirlerin gölgesinin düşmediği bir tek seçim yapılabildi mi bu ülkede?
tarihi siktir ederek bu sorulara cevap bulabilecek miyiz acaba?
atatürk'ü severim ben.. "hangi atatürk" konularına girmeden severim.. ama atatürk inönü'yü sevmezdi pek.. son başbakanı bayar'dı onun.. inönü de nereden çıktı lan şimdi demeyin.. türk siyasi hayatında inönü'nün yeri atatürk'ünkinden ziyadesiyle fazladır.. çok partili sisteme geçmesinden midir ya da toplumdaki günümüzde bile hala dipdiri tutulan çatışmanın ve ayrışmanın temelinde olduğundan mıdır bilemiyorum.. onun ve ardından menderes'in uygulamaları toplumu germiştir, sikindirik ayrışmalara sebep olmuştur.. ve belki de bu yüzden hali hazırdaki siyasi durumda atatürk'ün bir yeri yoktur.. atatürkçüyüm diyenler aslında başka bir şeyci olduğu gibi, ona karşı olduğunu iddia edenler de aslında bir başkasına karşıdır..
bütün bu tartışmaların orta yerine dini istihdam etmeye çalışanlar var bir de.. pek sığ bir suda yüzüyorlar kendileri, muhatap olmak gelmiyor içimden.. ama şöyle bir şey var ki; din, kendi mensuplarının davranışlarının teşkil ettiği bir şey değildir.. o mensupların yaptığı saçmalıklar dine mal edilemez.. ve bununla birlikte herkesin dünyevilikten uzaklaşma ve mütedeyyin olma hakkı vardır.. bu hak ne kişisel müdahalerle ne de devlet eliyle kısıtlanabilir..
- selam. yine ben, recai. "bu üçleme kendi başına benim ilgimi çekmiyor." derken kastetmek istediğim şey ancak günümüzle bir bağı olacaksa bu kavramlar gözümde anlam kazanır idi. dolayısıyla hedefimde gerisini getirmeden "cumhuriyet devrimleri toplumda travma yarattı." ya da atatürk'ü sevmiyorum." demek ve yahut bu lafları edenlere girişmek ve bütün bu tartışmayı yaparken önümüzdeki somut soruları cevaplandırmamak vardı. yoksa tarihi siktir etme niyetim yok.
somut sorun olarak kendi adıma ortaya koyduğum dinin toplumsal hayata karışması ise tam olarak bir dini takip edenlerin inanışlarının toplumsal hayata karışmasıdır. yoksa idealar evrenindeki gerçek islamla en ufak alıp veremediğim bir şey yok (niye olsun?).
- (bkz: adım samuel 25 yaşım)
- (bkz: slm nbr asl pls kib öpt bye)
- içinde hangi atatürk?!! vasfiyetindeki soruların yanında açılabilecek önemli diyalogların baş köşesine biraz da eksenine ama akla gelmeyecek kadar en uzak sınırına yöneltebileceğimiz "hangi kurtuluş savaşı?!!" gibi adamı yerinden (yani belki bazılarımızı) sarsacak öd patlatan septik bir tarih semptomu ile bile içinden geçebiliriz bu bileşkenin.
kimyada bazı elementler vardır; tek başlarına yapamayacaklarını bir araya gelerek tek başına verecekleri reaksiyonu ise birbirinden hayli uzak tutularak kendi doğal dizilişlerine sadık/inat var olup gerçek tutarlar. tarih kursağı da /mekan-mekansızlık/ kişi veya çoğulunda/zamanın içinde ya da kurgusalında bu karşılıklı tepişmenin inadını yada sadakatini kusar. baştaki ünlemli soru işaretine?!! döndüğümüzde kurtuluş savaşı nın bu dio içerisindeki eşitlik karşılığı her zaman mustafa kemal atatürk'ün devrim yolu ile açılan ve liderliğinde örgütlenen yahut olduğu (zaman içindeki şüpheleri de yerli yerinde bizzat kendisi tarafından da satır üstü yerini bulmuştur.) sanılan bir kopmanın, toz bulutunun camekanlarını macunlamaz. kime göre ve neye göre denilen şey tepkimelerin nahoş-hoş okşamalarını-kaşımalarını dürtükler ki tarih denilen bilim! ( belki o da değil) insandaki göz kusurunun 50 mm lik optik duruşu ile çözmeye haddini yetiştiremediği zavallı kalesine duran top şutlar.
tarihi severim, severim, dünyadaki en gerçek ve en vicdanlı bilim olduğu için, hangi sorusunu vız gelir tırıs gider edası ile bana sordurttuğu için sordurtup çok sevdiğim insanları, gurur duyduğum olayları, etkilendiğim kimlikleştiğim olguları bi kat daha vicdanlı ve cesurca sevebilmemi sağladığı için...
kurtuluş savaşı bir kalemin eseri değil belki ama sadece tek bir kalemin imzası var! bu tek kalemin mürekkebi ne kadar ala ise eser sahiplerinin vicdanları o denli barışık ve huzurlu olacaktır. ve ayrıca korsana hayır!
(bkz: çakırcalı mehmet efe)
|