musul zaten misak-ı milli içerisinde kalan bir bölgedir, bölgede türkmenler'in yaşamasına rağmen artık zorla kürtler sokulduğu için resmi olrak onlar sayıca fazla görünmektedir. e tabi adamlar "biz hep burdaydık" der sonra, doğaldır. atatürk, hakkımız olduğu ve savaşta kazanan taraf olmamıza rağmen lozan'da alınması başarılamayan musul'u hep istemiştir.
hatta bazen paranoyaklığa giden şüpheci kafam iyice ileri gidip tüm okuduğum bilgilerden şunu da çıkarır**: aslında atatürk; içki sonucu oluşan sirozdan değil de zehilenerek yavaş yavaş öldürülmüştür. elini nereye atsa tutup koparan bu adam, son olarak hatay'ı da alınca sırada musul ve kerkük'ün, ardından da batı trakya'nın olduğunu gören yahudi, ingiliz ve bir kısım araplar onu bu şekilde etkisiz kılmak istemişlerdir.
tabi bu sadece benim biraz (ne birazı be paranoyaksın sen) şüpheciliğimden ileri geliyor.
vakti zamanında misak-ı milli derken ingilizlerle tümden papaz olup başarılanı da yitirmekten çekinildiği için sineye çekilmiştir. zira orada hakkımız vardır.
madem böyle bir vasiyet vardı; şimdiye değin hükümet başkanlığı yapanlar-ki bu vasiyeti ortaya atanlar da kendileridir- neden buna uymadılar? dedirtecek durum. (bkz: her şeye atatürk imzası koymak)
yalçın küçük bunu ceviz kabuğu programında ortaya atmıştı. ilk kez söyleyen o diye biliyorum. hatta ismet inönü'nün bunu ecevit'e söylediğini, ecevit'in de konuyu bildiğini söylemişti. ecevit de doğrulamıştı sonradan.
bir nokta daha açık olmalıdır, sırlar'ı yazmış olduğum için, bana gelen, büyük kurtarıcı ile büyük cumhuriyetçi paşalar'ın musul vasiyeti'nin doğruluğundan hiç kuşku duymadım. burada, bülent bey'e, bunu büyük bir cesaretle teyit ettikleri için şükranlarımı arz ediyorum. artık tarihimizin bir parçasıdır.
peki, ben de, bunu mu öneriyorum; bu soru saçmadır. benimki bilim'dir. bilim ise her dâim dönüştürücüdür.
kuşkusuz "doğu birliği" bir projedir ve hülyâlıdır.
doğu birliği'nde bu topraklar birlik içindedir.
bir nokta da şudur, büyük kurtarıcı, bu vasiyet'i, ismet paşa hazretleri'ne emânet ettikleri zaman, muhtemelen şubat 1938, 1926 antlaşmasını biliyordu. aynı şekilde, ismet paşa hazretleri de, vasiyet'i, bülent ecevit'e verirken, muhtemelen 1970 sonu veya 1971 başı, bütün anlaşmaları biliyorlardı. her ikisi de bazı antlaşmaların yırtılabileceği konusunda pratik deneyim sâhibi idiler ve hiç "mümkünse" demediler, nasıl derler; "mümkünse" sözcüğü ile "vasiyet" olmayacağını bilebilecek durumdayız. "her ne olursa olsun, al" dediler. siyâsi vasiyetler, böyle yapılmaktadır.
vasiyet, vasiyet'tir.
artık yok, sayamayız.
yok saymak, çifte ihânete ortak olmaktır.
atatürk'ün vasiyetinde yazılı olmayan konu. dolayısıyla canı şeker isteyen "sağlığında kılıç ali'nin kulağına fısıldamış. o da tavla oynarken komşusu talat beye söylemiş. bizim hanımın konken arkadaşı zeliha'nın dayısı olur talat bey. yaa, nerden nereye" diyerek konuya balıklama dalabiliyor. filhakika bugünlerde koçların, doğanların ve bilumum hayvanatın canı fena halde şeker istiyor.
ve fakat millet vasiyet uyduracağına neden tarih okumuyor? kısaca özetleyeyim. musul konusu lozan görüşmeleri sırasında nihayete varılmayan tek konudur. ingilizler ve türkler, bir başka deyişle masada karşılıklı oturan lord curzon ve ismet paşanın gırtlak gırtlağa geldiği en mühim konudur. sonuçta "musul'un aidiyeti konusu türk ve ingiliz hükümetleri arasında önümüzdeki bir yıllık süre içinde anlaşmaya bağlanacaktır" denilip lozan defteri kapatılıyor.
bu ne demek? musul'un kime ait olduğu karara bağlanamamış demek. sonrasında iş masa başı oyunlara kalmış. ingilizlerin basra'daki kuvvetleri komple musul'a yığılmış. musul'da bir halk oylaması yapılmış ve halk silah zoruyla tercihini ingilizden yana kullanmış. nitekim o zamanlar adı milletler cemiyeti olan birleşmiş milletler bu halk oylamasından ve hatta lozan'dan bile önce, 1920'de musul'u ingilizlere vermişti zaten.
konuyu çözümlemek için 1925'te atatürk musul'u ilhak etmek niyetiyle 2. ordu'yu konya'dan musul'a göndermiş, ancak tam bu sırada ingiliz destekli şeyh sait isyanı çıkmış. doğu kuvvetleri komutanı mürsel paşa isyanı bastırmak için yetersiz kalınca 2. ordu musul yerine diyarbekir'e yönelmiş. bir yıl sonra yeni bir musul planı gündeme gelince ingilizler apar topar ankara'ya gelmişler ve kerkük musul petrolleri gelirinin yüzde onunu türklere vermeyi kabul etmişler. ancak bu yüzdeyi hiçbir zaman ödememişler.
yani bor'un pazarı ta o zamandan geçmiş. zamanında misak-ı milli sınırları içinde olan musul'dan vazgeçilmiş. eğer çözümü için bir yol olsaydı o zaman çözümlenirdi bu konu, şimdi hiç kasmaya ve dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmaya gerek yok.
diyeceğim o ki kimse götünden vasiyet uydurmasın. evdeki bulgura göz kulak olun yeter.
edit: açımlayıcı olması bakımından bir zamanlar ırak'ta "kuveyt atalarımızın vasiyetiydi" diyen saddam'ın başına neler geldiği örneği burada hoş duracak gibi görünüyor. evet, hoş durdu.
sözlerime tairh denen ilmi eleştirerek başlamak isterim. atatürk'ün güzel bir sözü var: "tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak derecede bir mahiyet alır" bu söz çok doğru bir söz; yerinde bir tespitin kelimelere dökülmüş hali. peki, bizim tarihimizi kim yazıyor?
ilkokulda bize vatan haini olarak öğretilen vahdettin'in birden vatansever olması, enver paşa'nın inanılmaz vatanperver biri olduğu, ismet inönü'nün aslında çok da iyi bir komutan ve devlet adamı olmadığı, halide edip adıvar, adnan menderes... gibi hadiseler sıkça karşılaştıklarımız.
değil bizim memlekette, yurt dışında da tarih böyle yazılıyor. bir anda gerçekler değişiyor veya yeni yalanlar uyduruluyor. dolayısıyla ben bu noktada atatürk'ün musul'un alınmasını vasiyet edip etmemesini tartışamıyorum; çünkü ortada belge falan yok. kulaktan kulağa fısıldanan bir hadise.
ben yine de bildiğim birkç rivayeti ve gerçeği "ortaya karışık" bir biçimde yazayım:
musul, misak-ı milli sınırları içinde idi. savaşta da kazanılmış sayılır. ismet paşa lozan'a giderken atatürk kendisine "istanbul'u da, musul'u da alacaksın. sana başka seçenek sunmuyorum" demiştir. ancak ismet paşa musul'u alamamıştır. meclis'in gizli oturumlarında atatürk'ün ismet paşa'ya bu konuda çok sert çıkıştığı söylenir.
daha sonraki yıllarda, atatürk'ün bir kitabın kenarına "önü sonu musul bizim olacak" diye karaladığı, o kitabın o sayfasının sergilenmediği de rivayetler arasında.
musul'u ingiltere'ye petrol gelirlerinden yüzde almak koşulu ile bıraktık. bu yüzde, senelerce alınmadı. en son turgut özal hükümeti döneminde (yanılmıyorsam) 800.000 ingiliz sterlini gibi "komik" bir para aldık ve defter kapandı.
gelin size musul'la ilgili başka bir hadise anlatayım:
körfez savaşı arefesinde turgut özal, musul ile ilgili devletin üst düzeyiyle bir toplantı yaptı. toplantıda, dönemin genelkurmay başkanı'na* "musul'u al" emri verdi. orgeneral, musul'un ordunun bu teçhizatıyla alınamayacağını söyledi (siyasi gerekçelerle böyle bir söz söylemiş olması kuvvetle muhtemel; yoksa ordunun durumu gayet iyiydi o zamanlar; envanterine f16 ekleyeli çok olmamıştı). arada daha ne konuşuldu bilinmez. orgeneral, toplantıyı müteakip kendi isteği ile emekliye ayrıldı.
durum bu. musul, atatürk'ün vasiyeti olsun olmasın alamıyoruz. siyasi gerekçelerle ha demeyle orduyu yürütemiyoruz.
musul'u bırakın da; atatürk'ün hangi vasiyeti adam gibi yerine getirilmiş ki sıra musul'a gelsin... tam bağımsız olduğumuzu iddia eden vatandaş gelsin alnından öpeyim. eşref bitlis suikastine ses çıkaramayan ordu, abd'ye rağmen gidip musul'u alacak ha? "hadi ordan" derler adama...
öte yandan alınsa iyi olur mu? olur tabii. petrol lan petrol (bu lafı gözlerim parlayarak yazıyorum)...
ek: vakt-i zamanında yukarıda "2. vahdettin" yazmıştım. başka bir padişah daha aynı isme sahip olduğundan (ki vahdettin'in tam ismi 6. mehmet vahidüddin'dir) sözkonusu padişahın kimi kaynaklarda ikinci olarak anıldığından neredeyse eminim. ancak, koca internet denen yerde bu savımı destekleyecek bir dokümana dahi rastlayamadım. okuduğum çok eski bir tarih kitabından aklımda kalmış olabilir; olmayabilir de. zamanda kayma olmuş olabilir; olmayabilir de...
ben yine de "güncel" kalmak adına değiştirdim, "vahdettin" yazdım. taradığım kaynaklarda bunlardan bir tane görünüyor.