" türk genci, devrimlerin ve rejimin sahibi ve bekçisidir. bunlarin lüzumuna, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır; rejimi ve devrimleri benimsemiştir. bunları zayıf düşürecek en küçük veya en büyük bir kıpırtı ve bir hareket duydu mu, bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adliyesi vardır demeyecektir. hemen müdahale edecektir. elle, taşla, sopa ve silahla, nesi varsa onunla kendi eserini koruyacaktır. polis gelecektir; asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. genç, "polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi degildir" diye düşünecek, fakat asla yalvarmayacaktır. mahkeme onu mahkum edecektir. yine düşünecek: "demek adliyeyi de islah etmek, rejime göre düzenlemek lazım!" onu hapse atacaklar. kanun yolundan itirazlarını yapmakla beraber; bana, ismet paşa'ya, meclis'e telgraflar yağdırıp haksız ve suçsuz olduğu için tahliyesine çalışılmasını , kayrılmasını istemeyecek. diyecek ki, "ben inanç ve kanaatimin icabını yaptım. müdahale ve hareketimde haklıyım. eğer buraya haksız gelmişsem, bu haksızlığı meydana getiren sebep ve amilleri düzeltmek de benim vazifemdir!" işte benim anladiğim türk genci ve türk gençliği!"
sözlükteki siyaset ile ilgili tartışmalara son noktayı koyan atatürke ait bilinmeyen ya da daha doğru bir deyiş ile kasıtlı olarak öğretilmeyen , unutturulan , atamızın biz gençlere mirası olan ve bilinmesi gereken söylevi.
her ulusal bayramda , özellikle çocuk ve gençlik bayramlarında unutulan , atamızın yüce konuşması.
edit: kendi fikri olmayıp ota boka saldırabilecek kadar evrimleşmiş olan zihniyetlerin hangi mantığa göre bu ve benzeri onlarca (benim veya başkasının) giriye neden eksi bastığını idrak edemiyorum.
bir insan neden tanım girilerini eksiler diye sormak geliyor içimden. herhalde "her ulusal bayramda , özellikle çocuk ve gençlik bayramlarında unutulan , atamızın rezil konuşması." gibi birşey yazsa idim sanatımın doruk noktası olacaktı bu giri...
atatürk'e ait olduğu iddiası, "rejimi*, devrimleri savunuyorsun diye seni içeri atabilirler" uyarısında bulunan atatürk'ün sonuç olarak kendi kurduğu devletinin polisine, adliyesine, ordusuna sanki "güvenemediği" gibi yaman bir çelişki içermekte olan metin. verilen mesaj da "polise, mahkemelere, orduya rağmen" havasındadır.
ayrıca atatürk'ün söylevi olacak bu metinde "cumhuriyet" kelimesinin hiç geçmemesi de dikkat çekicidir.
düzeltme: bir tane geçiyormuş, kaç sefer okumama rağmen farketmemişim. teşekkürler absolution.
atatürk'ü putlaştırmanın önemli örneklerinden biri daha. bahsi geçen yazıyı okurken bunu bir kişiye atfetme duygusu -ki bu kişi atatürk ise daha da kalıplaşır- esas olarak kafalarımızdaki tabular ve gözlerimizdeki at gözlüklerinden ileri gelmektedir. atatürk'ü bir din bir dogma olarak gördüğümüzden -kabul etmesek de- ve bahsi geçen yazıda olması düşünüldüğü gibi olayları hiç bir dogmaya takılmadan, akıl ve mantık yoluyla sonuca varan gençler olmadığımızdan, bahsedilen yazıdaki düşünceyi, manayı değerlendirmektense; "kim söylemiş", "nasıl söylemiş", "önceki söyledikleriyle tutarlı mı", "atatürk söylediyse doğrudur", ya da "atatürk söylediyse yalandır" sorularından zihni bulanan bizler, kısır tartışmalara mahkum oluyoruz. bu konuda ister istemez duygusal davrandığımız açık. çok sevdiğimiz değer verdiğimiz -ya da tam tersi- biri bizim gibi düşünüyor ya da düşünmüyorsa ona göre tepkimizi koyuyoruz. burada özellikle dikkat edilmesi gereken, yazıda övülerek anlatılan "kendi inanç ve kanaatinin icabını yapan" gençler olmaktır, gerisi sadece tarihçilerin işi olabilir.
vaktin birinde biriki dingil tarafından kaleme alınmış, mustafa kemalle de gerçekle de zerre alakası olmayan kolpa nutuktur. yazan muhtemelen ortaokul veya lise terktir. olaylara karışmıştır.
atatürk'ün kaleminden çıkmış olsaydı, daha evrensel olurdu, bir zamana bağlılığı daha az olurdu, ve en önemlisi kendi kurduğu ve cumhuriyeti savunmak için çalışmış ve halen çalışmakta olan polis, yargı, ve orduya güveni olurdu dedirten nutuk. birileri kendi ve büyük ihtimalle menfi mücadelelerini 'bakın ben atatürk'ün bursa nutkunda anlatılan türk genciyim, türk insanıyım' diye savunabilmek için yazdırmış olduğu izlenimi taşımaktadır. içinde geçen ismet paşa ibaresi ise bu yazının 1960lı yıllarda kaleme alınmış olabileceğini anlatır.
ekleme: bilgilendirmek amacı ile: bir yerde okuduğum bursa nutkunda nutkun aslının sözlü olduğunu ve içinde ismet paşa ifadesi yerine başbakan ifadesi geçtiğini söylüyordu.
"türk genci, devrimlerin ve rejimin sahibi ve bekçisidir"
türk genci yapılmış olan devrimlerin (cumhuriyet dönemi devrimlerinin) koruyucu ve kollayıcısıdır. ayrıca rejim cumhuriyet rejimidir ve bu rejimin kollayıcısı ve koruyucusu yine gençlerdir.
"bunların lüzumuna, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır; rejimi ve devrimleri benimsemiştir. bunları zayıf düşürecek en küçük veya en büyük bir kıpırtı ve bir hareket duydu mu, bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adliyesi vardır demeyecektir. hemen müdahale edecektir."
eğer ben bu rejimin genci isem hayatım pahasına bu rejimi benimsemişimdir. ülkemin varlığı ve güvenliği uğruna cunhuriyeti korumak yine benim vazifemdir. eğer ben rejimi zayıflatan durumları görüyor isem ve bunu anlatırken zorda kalıyorsam ve engelleniyorsam atamın eseri gözümün önünde yıkılıyorsa ve buna dur demek gerekirse her türlü yola başvururum. 'benim ordum, polisim ya da mahkemelerim var, onlar baksın' demek boş mantıktır. aptal insanların boş fikirleri. belirli bir sistemin içinde dönen çarklar sistemin bozukluğundan payını alırlar ki siz bunu benden iyi bilirsiniz. dolayısı ile ordu, mahkeme ya da polis her zaman yoldaşınız olup cumhuriyet rejimini ya da atamızın devrimlerini korumaz. en güzel örnekler yanıbaşınızdadır bakın ve görün.
polis gelecektir; asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. genç, "polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir" diye düşünecek, fakat asla yalvarmayacaktır. mahkeme onu mahkum edecektir. yine düşünecek: "demek adliyeyi de islah etmek, rejime göre düzenlemek lazım!" onu hapse atacaklar.
ben eğer sistemin bozuk çarkına dokunur, onu düzeltmeye çalışırsam çarkın dişlileri arasında ezilebilirim. bu durumda hapse de düşebilirim. mahkemede suçlu da bulunabilirim.
"kanun yolundan itirazlarını yapmakla beraber; bana, ismet paşa'ya, meclis'e telgraflar yağdırıp haksız ve suçsuz olduğu için tahliyesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. diyecek ki, "ben inanç ve kanaatimin icabını yaptım. müdahale ve hareketimde haklıyım. eğer buraya haksız gelmişsem, bu haksızlığı meydana getiren sebep ve amilleri düzeltmek de benim vazifemdir!" işte benim anladiğim türk genci ve türk gençliği!"
bu arada ben yine kanun yoluyla itirazımı yaparım. burda bozulan mahkeme, polis vs gibi kurumlar ve çalışanlarıdır; kanunlar değil. kanunları işletenler bunu sizin aleyhinize çok rahat kullanabilirler, bunu da siz benden iyi bilirsiniz. bu durumda beni bu şekilde haksız duruma getiren her şeyi ortadan kaldırmak yine benim görevim. ama ben yalakalık yapıp büyük yerlere "beni kurtarın haksızlık yapıldı ben bunları düzeltmeye çalışıyordum şu bu" ayakları çekersem işte o zaman kendimden ödün veririm. "ben bu yola baş koydum. bu nedenle yapmam gerekeni yaptım. nerelerin bozulduğunu gördüm." diyebilmeliyim. son olarak da bunları düzeltmek yine benim görevim ya da ben gibi düşünen binlerce arkadaşımın...***
her devrim, rejim lafını duyup bunları belli çevrelerin kalıplarına sokmayın yok "evrensellik" yok "ileri görüşlülük" deyip "atatürk böyle demezdi!" ayaklarına girmeyin. anlatılanın ne anlattığını adam gibi anlayın.
(alıntı)
şubat 1933'te bursa ulucami'de toplanan 100 kadar irticacı camilerde türkçe ezan okunmasına karşı bir ayaklanma girişiminde bulunurlar. ayaklanma kısa sürede bastırılır. atatürk bursa'ya gider. çekirge yolu üzerinde bulunan bir köşkte akşam yemeği yenildiği sırasında bir kişi atatürk'e ayaklanmayla ilgili olarak şöyle diyecek olur: "bursa gençliği olayı hemen bastıracaktı, fakat zabıta ve adliyeye olan güveninden ötürü..." atatürk hemen konuşmakta olan kişinin sözünü keser ve aşağıdaki konuşmayı yapar:
türk genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.
polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. genç, "polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir" diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. mahkeme onu yargılayacaktır. yine düşünecek, "demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek"
onu hapse atacaklar. yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. diyecek ki, "ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. araya girişimde ve eylemimde haklıyım. eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir."
işte benim anladığım türk genci ve türk gençliği!
mustafa kemal atatürk
bursa, 5 şubat 1933
atatürk'ün bu ünlü konuşmasıyla ilgili olarak prof. dr. ahmet taner kışlalı, "kemalizm, laiklik ve demokrasi" adlı kitabında şu yorumu yorumu yapar: "tarihte bu sözleri söyleyebilen bir başka devrimci çıkmış mıdır? başında bulunduğu devletin bile 'zaaf' içinde olabileceğini düşünen, geleceğin siyasal iktidarlardan kuşkulanabilen, ama gençliğe böylesine 'sınırsız' bir güven besleyen, böylesine 'çek' veren, gençliği böylesine 'son çare' olarak gören bir devrimci yoktur! ve atatürk, hem gelecek iktidarlar hem de gençlik konusunda yanılmamıştır."
(alıntı)
'gerçekten gençlik konusunda yanılmamış mıdır?' diye soruyorum kendime..
cevap vermeye korkuyorum..
atatürkün gençliğe hitabesini tamamlayan bir söylevdir.yakın geçmişimizi gayet iyi özetlemiştir.yakın geleceğimiz hakkında ise kafalarda soru işaretleri oluşturmaktadır.ulu önderin ordunun da bir gün gaflete düşebileceğini belirtmesi tskyı bir takım eleştirilere karşı her fırsatta savunmama rağmen beni derin düşüncelerle başbaşa bırakmıştır.
atatürk ün söylevi olmadığını iddia edenlere yönelik bu söyleve dava açıldığını ve kaybedildiğini belirtmek isterim. kafadan uydurmakla olmuyo bu işler,araştırmadan sallamakla olmuyor.
aslında hiç söylenmemiş olan fakat çok zekice tasarlanmış olan ve devrimci gençliğe de, cumhuriyeti korumak isteyen gençliğe ve kesime de ilham veren bir metin olduğundan adeta gençliğe hitabe'yle eş tutulan bir nutuk haline gelmiştir.
tarihsel olarak oluşturulmasına bakacak olursak:
şubat 1933'te bursa'da türkçe ezanı protesto eden 100 kişilik grubun eylemi ankara'ya "gericilerin ayaklanması" olarak rapor edilir ve ardından mustafa kemal atatürk bursa'ya gider ve "olay aslında çok önemli bir olay değildir... olaya özel bir önemle eğilmemiz, dinin siyasete ya da herhangi bir kışkırtmaya alet edilmesine hiç müsamaha etmeyeceğimizin bir daha anlaşması içindir" şeklinde resmi bir beyanat verir. olayın ardından bir savcı, bir hakim, bir müftü görevden alınırken 15 kişi de tutuklanır ve olay böylece kapanır. yani denilegeldiği gibi 14 kişilik bir sofrada yapıldığı iddia edilen bir "bursa nutku" yoktur.
fakat 1947 yılında bursalı gazeteci rıza ruşen yücer "atatürk'e ait birkaç fıkra ve hatıra" adlı kitabında bu nutka yer verir. fakat atatürk'in bu nutku yemekte söylediğini iddia eden yücer yemekteki diğer kişilerin adını verememiştir ve zaten kendisinin buna tanık olmadığını belirtmiştir...
aslında olmayan bursa nutkunu siyaset dünyasına ilk sokan ise demokrat parti olmuştur ve 1949 yılında parti kongrelerinde nutuk okunmuş, partililer tarafından büyük bir coşkuyla da alkışlanmıştır.
1958 yılında ise chp bu kez nutuk'u kullanmıştır ve chp'nin yayın organı olan ulus gazetesinde 19 mayıs günü "devrimci genç" başlığı altında üslubunu değiştirerek yayınlamıştır.
böylelikle varolduğu kanıtlanamayan bursa nutku varolduğunu ispatlayamadığı bir gazeteci tarafından yayınlanmış ve devamında partilerin siyasi rantlarını güçlendirebilmeleri için kullanılmış, değiştirilmiştir. netice itibariyle de özellikle 1960lı yıllarda devrimci gençlikin hareketlerine meşruiyet kaynağı olmuş ve hala da birçok kişi tarafından varlığına inanılan bir nutuk haline gelmiştir.
ama yoktur böyle bir metin..
"olay aslında çok önemli bir olay değildir... olaya özel bir önemle eğilmemiz, dinin siyasete ya da herhangi bir kışkırtmaya alet edilmesine hiç müsamaha etmeyeceğimizin bir daha anlaşması içindir"
sözleri bursa olayının atatürk tarafından yapılmış olan tek yorumudur...
ulu önderimiz mustafa kemal atatürk ün gençliğe hitabe ile birlikte baş ucu eseri yapılması gereken söylevi. türk gencine ihtiyaç duyduğunda yapması gerekenleri bir kere daha söylemiştir. ne kadar büyük bir devlet adamı olduğunu ortaya koymuştur.
atatürk'ün ileri görüşlü bir lider olduğunun bir kanıtı dahadır. polisin, jandarmanın, mahkemenin ileride ne hale geleceğini görmüş ve türk gençlerini uyarmıştır. anlayana
öyle değil midir ki şu zamanda yolda bir yaralı gördük mü iki değil daha fazla düşünüyoruz,
öyle değil midir ki mahkemelerde sürüm sürüm süründürmek diye bir tabir oluşturmuşuz... kendimize mi güvenmiyoruz yoksa polise, hakime mi?
herkes gençliğe hitabe'yi ezberinden söylerken bursa nutku'nu hiç duymamış milyonlarca insan vardır. okullarda tek kelime bahsedilmez çünkü. ne kitaplar yazar ne öğretmenler okutur.
korkarlar mı? korkarlar.
mustafa kemal atatürk'ün hiçbir zaman sarfetmediği cümleler bütünüdür. üstad mason enver ziya karal tarafından kaleme alınmıştır. dikkat ederseniz sözde nutukun gençleri resmen anarşizm ve terörizme çağıran bir yönü vardır. hukuk herşeyden ve herkesten üstündür. mustafa kemal atatürk, hukuktan ve türkiye cumhuriyeti yasalarından üstün değildir. atatürk'ün sözde bursa nutku hukuka saygısız, kendi kolluk kuvvetlerine güvensiz bir yaklaşımla kaleme alınmıştır.
“türk tarih kurumu yönetim kurulu’nun 24 ekim 1966 tarihli toplantısında bornova asliye hukuk hakimliğinin 27/9/1966 tarih ve 1966/338 sayılı yazısı ve bu yazıya ekli atatürk’ün bursa nutku ile ilgili sözlerin üzerine gerekli incelemeler yapılmıştır. bu incelemeler sonunda bu sözlerin atatürk’ün 1933 şubatı’nda bursa’da yaptığı konuşmadan mealen alınmak suretiyle çeşitli tarihlerde basılmış olduğu kanaatine oybirliği ile varılmıştır.”
lord kinross, 'atatürk bir milletin yeniden doğuşu' isimli eserinde (ki atatürk hakkında yazılan en önemli kitaplardan biri olarak kabul edilir) 562.sayfada bursa nutku'na yer vermiştir.
563.sayfanın en altında ise kaynak olarak türk tarih kurumu'nun aldığı yukarıdaki kararı göstermiştir.
lord kinross'un diğer yapıtları hakkında bir fikir yürütemem ama bu kitabı damdan düşer gibi,oturduğu yerden yazmamıştır bunun bilinmesinde de fayda var.
ilginç bir haber :
istanbul cumhuriyet başsavcılığı, bir sanığın evinde çıkan nutkun araştırılması için talimat vermiş.
istanbul haber servisi - istanbul cumhuriyet başsavcılığı'nın, ergenekon soruşturması sırasında bir sanığın evinde bulunan "atatürk'ün bursa nutku" ile ilgili gizli araştırma yapılması yönünde talimat verdiği ortaya çıktı. iddianamenin ek dosyalarındaki yer alan yazışma belgelerine göre savcı, mustafa kemal'in 1930'larda artan aşırı dinci ayaklanmalara karşı "cumhuriyeti koruyun" mesajı verdiği konuşmasının gerçek olup olmadığının araştırılmasını istedi.
ergenekon davasının delilleri arasında bulunan "atatürk'ün bursa nutku" istanbul cumhuriyet başsavcılığı, istanbul emniyet müdürlüğü, ankara emniyet müdürlüğü ve türk tarih kurumu (ttk) arasında gizli yazışmalara neden oldu.
ergenekon davasının ek dosyalarında yer alan yazışmalara göre, istanbul cumhuriyet başsavcılığından 10 nisan 2008 tarihinde istanbul emniyet müdürlüğü'ne gönderilen ergenekon davasının delilleri arasında bulunan "atatürk'ün bursa nutku" istanbul cumhuriyet başsavcılığı, istanbul emniyet müdürlüğü, ankara emniyet müdürlüğü ve türk tarih kurumu arasında gizli yazışmalara neden oldu.
istanbul cumhuriyet başsavcılığı'nın, bir sanığın evinde bulunan "belge" ile ilgili gizli araştırma yapılması yönünde talimat verdiği ortaya çıktı. derilen ve "gizli" ibaresi bulunan belgede, araştırmanın içeriği ve nedeni ile ilgili şu bilgilere yer verildi: "istanbul'da yürütülen bir soruşturma kapsamında yapılan operasyonda 'mustafa kemal atatürk'ün bursa nutku 1933' başlıklı belge ele geçirilmiştir. söz konusu belge incelenerek böyle bir nutuk belgesinin olup olmadığının araştırılması, neticenin ivedi olarak başsavcılığa gönderilmesi..."
savcılığın talimatının ardından konu ankara emniyet müdürlüğü tarafından ttk'ye bildirildi. dönemin ttk başkanı yusuf halaçoğlu imzasıyla yapılan açıklamada, ttk arşivinde 1966 yılında aynı konuyla ilgili yapılmış araştırma bulunduğu kaydedilerek "nutuk" diye bilinen sözlerin atatürk'ün şubat 1933'te bursa'da bir akşam yemeğinde yaptığı konuşma olduğu açıklandı.
ikinci kez araştırıldı
ttk'den yapılan açıklamada, belgenin ekim 1966'da bornova cumhuriyet başsavcılığı'nca yürütülen ege üniversitesi fikir ve sanat kulübü'nün kapatılması davası nedeniyle de araştırıldığı kaydedildi. kulübün "nasıl bir gençlik?" broşüründe de aynı sözlerin yer aldığı belirtilen açıklamada bursa nutkunun basında da çok kez kullanıldığına dikkat çekildi. atatürkçü ve laik demekler tarafından sıkça kullanılan bursa nutku, o dönemde gelişen aşırı dinci ayaklanmalara ve 1933'te bursa ulu cami'de türkçe ezan okunmasına karşı çıkan gösteriler nedeniyle okunmuştu. mustafa kemal konuşmasında artan dinci ayaklanmalara karşı kısaca şu uyarılarda bulunmuştu:
"türk genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, 'bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır' demeyecektir. elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır. polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. genç, 'polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir' diye düşünecek; ama hiçbir zaman yalvarmayacaktır. mahkeme onu yargılayacaktır. yine düşünecek, 'demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek'. onu hapse atacaklar. yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haklı ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. diyecek ki, 'ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. araya girişimde ve eylemimde haklıyım. eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.' işte benim anladığım türk genci ve türk gençliği."
kaynak içinde kaynak :
kaynak : cumhuriyet, günlük ulusal gazete, 12.08.2008
türk tarih kurumu bu habere sitesinde normal bir haber olarak yer vermiş ve hiç bir yalanlama da yok.
öyle ya da böyle sonuçta dile getirilmiş bu sözler ttk'ya göre.
bu haberi okuyunca bursa nutku'nu kabul edeceği olan varsa da kabul etmeyebilir.
_
derler ki bu sözler gençleri anarşiye yönlendiriyor...
anarşizm yaratmak isteyen birileri varsa eğer bu söze bakıpta onları klinikte incelemek lazım gelir.türk gençliği devrimlerin ve cumhuriyet'in bekçisidir diyor atatürk.kendisine bu görev verilipte bu görevi benimseyen bir kişinin teorik olarak anarşist olması mümkün değildir,ben anarşistim diyorsa masumca bir yanılgıya düşmüş olabilir,bunların dışında ise bu sözü kendisine kalkan yapmış demektir.
olayın bu kısmında deniliyor ki kalkan olarak kullanıyorlar.hal böyle diye bu sözü yok mu sayacağız ? tanrı'nın ayetlerini çarpıtıp,kalkan olarak kullananlar yok mu ? var. buna bakıp herkes bir ayet reddetsin o zaman ?
örneğin;kuran'da hırsızın elinin kesilmesi mevzusu vardır.yıllarca bu yanlış anlaşılmış ve hala günümüzde bile adına şeriat dedikleri sistemde süren bu yanlış anlaşılma sonucu insanların eli kesilebilmektedir.halbuki buradaki asıl anlam bu işlerden el çektirmek,bu bataklıktan kurtarmak,men etmek,bir daha yaptırtmamaktır. şimdi bu yanlış anlaşılma ve uygulama sebebiyle yüce tanrı'nın kitabı'na inananlar bu ayeti inkar edebilir mi,yok sayabilir mi ?
işte atatürk'ün sözü de 'anarşiye yönlendiriyor' diye asılsız bir gerekçe ile yok sayılamaz.
derler ki bu sözler atatürk'e ait değil,stalin'den geçme...
bunu diyenler ortaya bir kanıt sunsunlar,getirsinler stalin denen herifin o sözlerini görelim bakalım boylarının ölçülerini.
ve benim nazarımda atatürk'ün gençliğe hitabesi,bursa nutku'ndan daha sert,daha da görev verici bir tutumdadır. yani sizler bursa nutku'na bir kulp buluyorsanız 'bu ülkenin jandarması vardır,polisi vardır' gibi;gençliğe hitabe'yi de töhmet altında bırakmış olursunuz.
orda da der ki :
''bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler.''
bence bu ifade daha sert,daha da işi gözler önüne seren bir ifade.buna ne diyecekler peki ?
bir başka konuda ise :
derler ki bu sözler tam da denizleri anlatmış,diğerleri de der ki deniz'in sevenleri,bu nutku deniz'e (amiyane tabirle) yamamaya çalışıyor...
açıkçası atatürk'ün bursa'da söylediği bu sözler hakkında beni ilgilendiren kısım bu sözlerin gerçek olup olmadığı ile ilgili. hasan'a uymuş,hüseyin'e uymuş,deniz'e uymuş,ahmet'e uymuş,mehmet'e uymuş ya da bunu deniz'e yamamaya çalışıyorlar,mustafa için yazmışlar,hakan'ın yandaşlarının marifetiymiş gibi konularla ilgilenmiyorum açıkçası.
beni ilgilendiren şey de zaten yeterince açık.
bir de şu soru geldi aklıma :
birileri der ki deniz'i anlatır,birileri neden uydurma deyip işin içinden çıkar da evet böyle böyle bir nutuk vardır ama deniz'i anlatmıyor diyemez ?
neyse bu soru burada kalsın öylece.
olayı deniz-mehmet boyutunda tartışmayı da doğru bulmuyorum açıkçası.
herkesin düşüncesi kendine.
son olarak bu sözlerle ilgili şunları söylemek isterim :
bu tarz sözleri herkes çekip kendi lehine çevirebilir,bu sözleri gören herkes kendine durumdan vazife çıkarabilir (nitekim eklediğim haber) , mesela ben yarın çıkıpta; polis terör örgütü yandaşlarının eylemlerini durduramıyor,masum insanlar da kendini bu eylemlerin içinde bulabiliyor,asker mücadele edemiyor,siyasi makamlar zaten beceriksiz haydi gençler göreve diyebilirim,daha bir sürü sebep bulabilirim ve kanıt olarakta bu nutku gösterip,gençliğe hitabeyi gösterip haydi millet sokağa diyebilirim,işin sonunda kardeş kavgasına sebep olabilirim ve bu sayede emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin tuzağına düşebilirim.o yüzden dikkatli olmak gerekir.
ben,bu sözler söylenmiştir diyorum hatta ben demiyorum türk tarih kurumu diyor ve geri kalan tartışmalarla da ilgilenmiyorum,insanlar kendi içlerinde cevaplarını bulur ki o da benim sorunum,gündemim değil.
asla ve kat'a mustafa kemal tarafından söylenmemiş olan söylevler bütünüdür.
sadece; ''bunları zayıf düşürecek en küçük veya en büyük bir kıpırtı ve bir hareket duydu mu, bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adliyesi vardır demeyecektir. hemen müdahale edecektir. elle, taşla, sopa ve silahla, nesi varsa onunla kendi eserini koruyacaktır.'' cümleleriyle ne denli hastalıklı bir bünye tarafından mustafa kemal'e mal edildiğini anlamak güç değil. lakin ülkemizin yaygaracı küçük mastürbatörleri tarafından pek bir sevilen saçmalıklar toplamıdır.
nutuk'a ve dolaylı olarak mustafa kemal atatürk'e sansür uygulayan aslan zihniyetin malum yerinden uydurduğu konuşma metin ya da nutuk. olay şu şekilde gerçekleşmiş ve sonuçlanmıştır;
1 şubat 1933 tarihinde bursa ulucami'de ezanın türkçe okunmasına tepki gösteren bir grup gösterici, valinin evinin önünde gösteri yapınca, bu olay ankara'ya "gericilerin bir ayaklanması" olarak aktarılmış. o sırada izmir'de olan atatürk bazı yetkililerle 5.2.1933 günü bursa'da buluşarak olayı soruşturmuş; savcı, hakim ve müftüye görevlerini savsakladıkları gerekçesi ile işten el çektirilmiştir. soruşturma sonunda olayın ayaklanma denecek kadar büyük olmadığı sonucuna varılarak hemen o gün atatürk'ün resmi tebliği yayınlanmıştır. resmi tebliğ aynen şöyledir;
"bursa'ya geldim. olay hakkında ilgililerden bilgi aldım. olay, aslında çok önemli bir olay değildir. herhalde bilgisiz gericiler cumhuriyet adliyesinin pençesinden kurtulamayacklardır. olaya özel bir önemle eğilmemiz, dinin siyasete ya da herhengi bir kışkırtmaya vesile edilmesine hiç müsamaha etmeyeceğimizin bir daha anlaşılması içindir. meselenin mahiyeti esasen din değil, dildir. kesin olarak bilinmelidir ki; türk milletinin ulusal dili ve ulusal benliği bütün yaşantısında onun hizmetinde bulunacak ve onun temeli olarak kalacaktır."
resmi kayıt ve belgelere göre bursa olayı burada bitmiş ve atatürk aynı gün mudanya'ya, oaradan da gülcemal vapuru ile istanbula dönmüştür.
tek partili cumhuriyet, sh. 89, 90, kalite matbaası, ankara 1974/ mahmut goloğlu
sabahın köründe öğrenci andı gibi saçma sapan bir şeyi okutan zihniyet bu konuşmayı atlar mı ? atlamaz. e siz niye üzerine atlıyorsunuz hemen ?
bu nutukla ilgili en anlamadığım şey, milletin "bak nasıl da ileri görüşlüydü, askerin polisin bozulacağını gördü o yüzden bu konuşmayı yaptı" demesidir. demek ki biz, devleti düzgün temele oturtmayı değil "ya ben bi devlet kurdum ama, biraz dandik oldu gençler dikkat" demeyi ileri görüşlülük olarak tanımlıyoruz. hmm.