• videolar

  1. • çabuk parlayan, çabuk söner.
    • çabuk veren iki verir.
    • çağır kara(-ca) oğlan çağır, taş koyduğun yerde ağır.
    • çağırsalar da gitmesem, çağırmasalar da sitem etsem.
    • çağrılan yere erinme, çağrılmayan yere görünme.
    • çağrıldığın yere aş ol, çağrılmadığın yere baş ol.
    • çağrılmayan yere çörekçi ile börekçi gider.
    • çağrılmayan yere kedi ile köpek gider.
    • çakalsız köy olmaz.
    • çakmazsa gürlemez.
    • çaldık kesmedi, dürttük geçmedi.
    • çalgı, düğün evini yakışır.
    • çalı çırpı ile ev yapılmaz, harç ister.
    • çalı çırpı, herkesin evi.
    • çalı dibinde yuvası, böyle götürür havası.
    • çalı idi, çırpı idi, evim idi ya, ayı idi, uyu idi,kocam idi ya.
    • çalı ile ürküt, çırpı ile say.
    • çalı yırtığı, çoban dürtüğü.
    • çalıda gül bitmez, cahile söz yetmez.
    • çalım para etmez.
    • çalınan tazı, çulunu tez yırtar.
    • çalıntı meyve tatlıdır.
    • çalışmak değil, şüphe öldürür.
    • çalışmak, ibadetin yarısıdır.
    • çalma kapıyı (elin kapısını) çalarlar kapını.
    • çam ağacından ağıl olmaz, eloğlundan oğul olmaz.
    • çam ağacından camiye direk, yüznumaraya kürek de olur.
    • çam sakızı, çoban armağanı.
    • çamın haysiyetini, ayıdan sor.
    • çamın kökü olmaz, yalancının sözü olmaz.
    • çamlıca’nın suyu, göksu’nun kurbağası.
    • çamur olmaz ise hamur olmaz.
    • çamura bastım, çalıya astım.
    • çamura batan arabayı, koca öküz götürür.
    • çanağa ne doğrarsan, kaşığından o çıkar.
    • çanağın, çömleğin lakırdısı olmaz.
    • çanağından çıkmış, çanağını beğenmez.
    • çanak çanağa değer kırılır.
    • çanakkale boğazı, ndı kıçımın ağzı.
    • çanakkale çanağıdır, ondan sır çıkmaz.
    • çanakta balın olsun, yemen’den arı gelir.
    • çapanoğlu alabacak, ne alacak, ne verecek?
    • çapkın at, boğazını kendi çıkarır.
    • çapula giden, uyanık olur.
    • çaputuna çuluna, âşıklık ne haline?
    • çare ne şive-i takdire rızadan gayrı.
    • çaresiz derde lokmanda aciz kalır.
    • çaresizliktir bu derdin çaresi.
    • çarığa bakma, yürüğe bak.
    • çarşamba karısı, âlemin maskarası.
    • çarşambanın gelişinden, perşembe bellidir.
    • çarşı iti ev beklemez.
    • çarşı da mum pahalı, körün neyine.
    • çatal kaşık yere çakılmaz (batmaz).
    • çavdar unundan baklava olmaz.
    • çay bir olur çeşme bir, ahbap bir olur candan bir.
    • çay bir olur, çeşme bin.
    • çay kenarında kuyu kazar.
    • çay kuşu ayağından tutulur.
    • çay kuşu, çay taşı ile vurulur.
    • çaya sulu götürür, susuz götürür.
    • çaya varmazdan çemrenme.
    • çaya varmazdan, ayağından çarığını çıkarır.
    • çayda ki balığa, yağ kızartma.
    • çaydan geçer, derede boğulur.
    • çaydan geçersin, arkta boğulursun.
    • çayı geçinceye kadar keçiye abdurrahman çelebi derler.
    • çayın kenarında sen de gel soyun.
    • çayır piresi üflemekle ölmez.
    • çaylağa sormuşlar;”anasını koyup, yavrusunu neye kaparsın?””avazı kulağıma hoş gelir” demiş.
    • çek deveyi, güt koyunu, gittikçe beylenirsin.
    • çeken bilir, borlu belinin kışını.
    • çeki taşı çekiden kalmaz.
    • çekilmeyince pekişilmez.
    • çekirdekten yetiştirdi, mürüvvetini gördü.
    • çekirge bir sıçrar, iki sıçrar, üçüncüsünde ele geçer.
    • çekirge suyuna gönderdik, çekirge getirdi.
    • çekişmeyince pekişmez (berkişmez).
    • çektiğim cezayı amelimdir.
    • çektim yün, teptim keçe, burdum külah oldu.
    • çektim yünü, teptim keçe, bozdum külah.
    • çektin gelmiyor, kap salıver.
    • çektiri’yi gördüm imrendim, içine girdiğim öğrendim.
    • çelik gibi sert, hamur gibi yumuşak olma.
    • çengi ölüsü çalgı ile kalkar.
    • çerçi başındakini satar.
    • çerçi kızı boncuğa âşıktır.
    • çerçi yükün ne tutar? tuttukça tutar.
    • çeribaşı tarizi ediyor.
    • çeşmeden testi her gün dolu gelmez.
    • çeşmeye gidenin testisi kırılır.
    • çeşmeye gitse, çeşmeyi kurutur.
    • çeşm-i insaf gibi kâmile mizan olmaz, kişi noksanını bilmek gibi irfan olmaz.
    • çevik kuşu iki ayağından tutulur.
    • çıbandan korkan cibinliği beraber taşır.
    • çıhar attım, şeş oynadım, yine felek yendi beni.
    • çık cık eden nalçadır, iş bitiren akçedir.
    • çıkacak kan damarda durmaz.
    • çıkmadık candan ümit kesilmez.
    • çıngıraklı deve kaybolmaz.
    • çıra dibi karanlık olur.
    • çıra is vere vere yanar.
    • çıtlığı kırk köyün köpeğini başına toplar.
    • çift edersen bağlanırsın, bağ edersen eğlenirsin.
    • çift ile koyun, kalanı oyun.
    • çiftçinin ambarı sabanın ucundadır.
    • çiftçinin karnını yarmışlar, kırk tane gelecek yıl çıkmış.
    • çiftçiye yağmur, yolcuya kurak –cümlenin muradı verecek hak-
    • çifte gelmeyen öküzün olsun, işe gitmeyen oğlun.
    • çiftliğin içinde, geminin dışında.
    • çiğ sözden, kem gözden ırak.
    • çiğnemeden yutulmaz.
    • çingen elek, çulha göynek bulmaz.
    • çingen kızı, kadın olmaz.
    • çingene “oğlumun hastalığına yanmam, huyunu değiştirir” dermiş.
    • çingene ciğer pişirir, yemeden karnını şişirir.
    • çingene çadırında musandıra ne arar?
    • çingene çingeneye çatmadıkça, kasnak bana geçmez.
    • çingene çoğaldıkça, çeribaşı iftihar eder.
    • çingene düğünü hoyrat, derneği davulsuz olmaz.
    • çingene ele kızmış, kendi çocuğunun ağzını yırtmış.
    • çingene evinde kaymak bulunmaz.
    • çingene ile bal yeme (yola gitme),güzel ile taş taşı.
    • çingene pişirir, yemeden karnını şişirir.
    • çingeneden çoban olmaz, yahudiden pehlivan.
    • çingenenin ekmeği düşüne girer.
    • çingeneye beylik vermişler, önce babasını asmış.
    • çingeneye mansıp değse evvela atasını asar.
    • çingeneyi paşa yapmışlar; “şu ağaçlardan ne güzel kasnak olur” demiş.
    • çirkefe taş atma üstüne sıçratırsın.
    • çirkin bürünür, güzel görünür.
    • çirkin karı evin toplar, güzel karı düğün gezer.
    • çirkine güzel dedikçe bir daha sallanır.
    • çitten duvar, gübreden sıva.
    • çivi çıkar ama yeri kalır.
    • çivi çiviyi söker.
    • çivisiz pedavrayı yel alır.
    • çivisiz tahtayı rüzgâr alır.
    • çivisiz tahtayı yel alır, yel almazsa sel alır.
    • çoban aldı bağa gitti, kurt aldı dağa gitti.
    • çoban çorabını kendi örer.
    • çoban güttüğü, çırak durduğu kadar alır.
    • çoban itikadı sağlam olur.
    • çoban köpeği ne yer, ne yedirir.
    • çoban kulübesinde, padişah rüyası görür.
    • çoban olan koyun gütmek, oğul babanın huyunu gütmek gerektir.
    • çoban yağı çok bulursa, çarığına sürer.
    • çobana verme kızı, ya koyun götürür ya kuzu.
    • çobana yağ kaygusu, keçiye can korkusu.
    • çobanın gönlü olunca, tekeden yağ çıkarır.
    • çobansız koyunu kurt kapar.
    • çobansız sürü olmaz.
    • çocuğa iş buyuran, ardınca kendin gider.
    • çocuğu olmayana, çocuk döktürmeli.
    • çocuğum yok ağlayacak, çorbam yok taşacak.
    • çocuğun olduğu yerde gıybet (dedikodu) (kav) olmaz.
    • çocuğun yediği helal, giydiği haramdır.
    • çocuğuna iyi kötü huy anadan gelir.
    • çocuk büyür, deli uslanmaz (uslanır).
    • çocuk büyütmek, taş kemirmek.
    • çocuk doğmadan kaftan biçilmez.
    • çocuk düşe kalka büyür.
    • çocuk ile yoğurt yiyen, elbette ağzına yüzüne bulaştırır.
    • çocuk ile yola gitme, yükün düşerse güler.
    • çocuk sever, kız över.
    • çocuk seversen beşikte, koca seversen döşekte.
    • çocukla çıkma yola; düşersen güler, düşerse ağlar.
    • çocuklar uyuya uyuya büyür, ihtiyarlar uyuya uyuya ölür.
    • çocuklar ve deliler doğruyu söyler.
    • çocuklu kadın, kargalı çınar, civcivli tavuk.
    • çocukluk gibi sultanlık olmaz.
    • çocuksuz kadın, yemişsiz ağaca benzer.
    • çocuktan al haberi.
    • çoğu zarar, azı karar.
    • çok adam, çok şans demektir.
    • çok ağız bir olunca, bir ağız hiç olur.
    • çok arpa, atı çatlatır.
    • çok beladan kurtarır insanı; “bilmem, görmedim”.
    • çok bilen, çok yanılır.
    • çok çabalayan çok yorulur.
    • çok çalışan çarık yırtar, iş odur hakka vara.
    • çok çalıştım senin için, şimdi oldu benim için.
    • çok çocuk anayı şaşkın, babayı düşkün eder.
    • çok eli işte gör, az eli aşta gör.
    • çok gezen tavukayağında pislik getirir.
    • çok gezen, çok bilir.
    • çok gülen, çok ağlar.
    • çok havlayan köpek ısırmaz.
    • çok isteyen belasını ister.
    • çok karınca deveyi öldürür.
    • çok karıştırma, altından çapanoğlu çıkar.
    • çok kazanan, çok ister.
    • çok koşan, çabuk yorulur.
    • çok koyunun çok kuzusu.
    • çok kucaklayan, az devşirir.
    • çok lakırdı para etmez (baş ağrıtır).
    • çok lakırdı, değirmende olur.
    • çok mal haramsız, çok laf yalansız olma.
    • çok muhabbet, tez ayrılık getirir.
    • çok naz, âşık usandırır.
    • çok okuyan değil, çok gezen bilir.
    • çok seğirten, çabuk yorulur.
    • çok söyleme arsız edersin, aç bırakma hırsız edersin.
    • çok söyleme, ağzın büyük olur.
    • çok söyleme, tel kırarsın.
    • çok söyleyen, çok yanılır.
    • çok söyleyenin kalbi çürük olur.
    • çok söyleyenin kalbi sağ olmaz.
    • çok söz (laf) yalansız, çok para (mal) haramsız olmaz.
    • çok söz söyleyen, çok söz işitir.
    • çok söz, hamamda yaraşır.
    • çok süren ikbal, beyaz kargaya benzer.
    • çok şecaat, cinnetten kısımdır.
    • çok şecaat, deliliktir.
    • çok taş kaldıran, ya yılana uğrara, ya çiyana.
    • çok yaşayan bilmez, çok gezen bilir.
    • çok ye ol helak, az ye ol melek.
    • çok yiyen ahmak olur.
    • çok yiyeyim diyen, aç kalır.
    • çok zenginin ayağına çöp batar.
    • çokluğa darı saçılmaz (taş atılmaz).
    • çömlek demiş;”dibim altın “kaşık demiş; “girdim çıktım”.
    • çömlek hesabına bakılırsa, ayın kırk beşi.
    • çömlek taşa dokunursa vay çömleğin haline, taş çömleğe dokunursa yine vay çömleğin haline.
    • çömlekçi ayranı testiden içer.
    • çömlekçi, suyu saksıdan içer.
    • çöpsüz üzüm olmaz.
    • çöpten duvar, boktan sıva.
    • çöpten minareye değme yıkılır.
    • çöre otu susam mı, o da benim tasam mı?
    • çöreğin büyüğü, un çokluğundan olur.
    • çöreğinde şüphen yoksa,gam yeme.
    • çözen tilki, bağlayan tilki.
    • çubuğun üzerinden meşe kömürünü eksik etme.
    • çubuk kötü arkadaştan iyidir.
    • çubuk yaş iken eğilir.
    • çuhasını giymedikse, kenarından kuşattık.
    • çuhaya muhtesiplik vermişler, evvela atasını haklamış.
    • çukura düşmüş çıkamaz, pırpır eder uçamaz.
    • çul içinde, aslan yatar.
    • çuval almazsa, harar alır.
    • çuvaldız yurdusu (gözü) kadar delikten deve denlü soğuk girer.
    • çuvalın ağzını bırakır da, dibinden deler.
    • çürük baklanın kör alıcısı olur.
    • çürük bina, temel tutmaz.
    • çürük diş ağrısı çekilmez, çektirilir.
    • çürük iple kuyuya inilmez.
    • çürük merdivenle, dama çıkılmaz.
    • çürük tahta çivi (çivi) tutmaz.
    • çürüksüz koz, kemiksiz et olmaz.
    • dadanmış, kudurmuştan beterdir.
    • dağ ardında olsun da, yeraltında olmasın.
    • dağ başı dumansız olmaz (dumanı eksik olmaz).
    • dağ başına kış gelir, insanın başına iş gelir.
    • dağ başında duman, insan başından yaman eksik olmaz.
    • dağ başında harman savrulmaz.
    • dağ başında harman yapma savurursun yel içinde, sel önünde değirmen yapma götürürsün sel içinde.
    • dağ başından duman, yiğit başından boran eksik olmaz.
    • dağ çalısız kalmaz, yol kenarı dikensiz olmaz.
    • dağ çalısız, yol delisiz olmaz.
    • dağ dağ üstüne olur, ev ev üstüne olmaz.
    • dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur.
    • dağ deyip dıngıldama ardınca adam bulunur.
    • dağ deyip geçme, yuva diyen bulunur.
    • dağ dumansız, insan hatasız olmaz.
    • dağ ile yarışan davarından çıkar.
    • dağ kail olmuş, tavşan kail olmamış.
    • dağ kuşu dağda, bağ kuşu bağda yarışır.
    • dağ ne kadar büyük olsa, kervan aşar.
    • dağ ne kadar yüce olsa (ise) geçidi bulunur (yol üstünden aşar).
    • dağ ola duman ola, kırmızı tuman ola.
    • dağ olsa takat getirmez.
    • dağ taş üstüne olur, ev ev üstüne olmaz.
    • dağ tavşansız olmaz.
    • dağ yıkılmazsa dere dolmaz.
    • dağ yürümezse abdal (âşık) yürür.
    • dağa çıkan, düz aramaz.
    • dağda bağım var, yüreğimde dağım var.
    • dağda gez, belde gez, insafı elden bırakma.
    • dağda gezen, ayıya da rastgelir kurda da.
    • dağdaki kuşun kırkı bir akçeye.
    • dağdaki tavşanın suyu ocağa vurulmaz.
    • dağdan dağa uçurdum, vaktimi boşa geçirdim.
    • dağdan gelen dağa gider.
    • dağdan inme yörük, ne erik bilir ne koruk.
    • dağdan inmiş damdan öküz çıkarır.
    • dağı bağ eden himmet, dağı da sağ eder.
    • dağına göre kar yağar.
    • dağına göre odun, sapına göre saman olur.
    • dağlar her zaman misafir almaz.
    • dağlar kadar günaha, darı kadar iman.
    • daha hanya’yı konya’yı bilmez, devenin gevişine güler.
    • daklıyan (dazlayan) caza (daza) düşer, bir kel başlı kıza düşer.
    • dal ağacın kollarıdır.
    • dal kıran, baş keser.
    • dal, küçükken eğilir.
    • dalı budağı sende, kökü bende.
    • dam alçak, değnek kalkmaz.
    • dam ardında eşeği bulmuş da erkeğin dişisini arıyor.
    • dam demezden bacadan düşer.
    • dam dolusu tükenmiş, damlayan tükenmemiş.
    • dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı.
    • dam yanarsa, içindeki sıçanda yansın.
    • damak varken diş yoktu.
    • damdan düşen, damdan düşenin halini bilir.
    • damen alulliği ziynetidir bakkalın.
    • damgalı eşeği herkes tanır.
    • damı çok olanın karı çok olur.
    • damızlıksız yoğurt olmaz.
    • damlaya damlaya göl olur, damlacıktan (aka aka) sel olur.
    • damlaya damlaya göl olur, düşman gözü kör olur.
    • damlayan su mermeri, yürüyen gayret dağları deler.
    • dana anayı bulur.
    • dana büyür ama çulu büyümez.
    • dana yediği taşı bilir.
    • danayı çok alan öküzü dahi uğurlar.
    • danışan dağı aşmış, danışmayanın düz ovada yolu şaşmış.
    • danışıkçın yok ise börkün yanına ko.
    • dar ile gelen dağıla gider.
    • dar yerde yemek yemektense, bol yerde dayak yemesi hayırlıdır.
    • darı ekmeği, domuza devlet.
    • darı unundan baklava, incir ağacından oklava olmaz.
    • darılmış ise akşam kapaklı sahanları göndermesin.
    • darılmış kudurmuştan beter.
    • darına domuz dadanmasın, evine şeyh.
    • darlıkta, dirlik olmaz.
    • dava için bir kadı, iki şahit lazımdır.
    • dava için bir kadı, ispat için bin şahit.
    • davacı razı oldu, şahit kail olmuyor.
    • davacın danişment (kadı) oldu, yardımcın allah olsun.
    • davacısız mahkemeye giden, bıyıklarını bükerek çıkar.
    • davalının aptalı, derdini mübaşire anlatırmış.
    • davasını bilmeyene şahit olma.
    • davete icabet lazımdır.
    • davetsiz düğüne giden minderini beraber götürür.
    • davetsiz düğüne, kedilerle köpekler gider.
    • davetsiz gelen, döşeksiz oturur.
    • davul çalınmasa bile, bayramdan ne eksilir.
    • davul dengi dengine çalar.
    • davul görür oynar, mihrap görür ağlar.
    • davul tozu ile ilaç olur.
    • davul tozu ile minare gölgesi arar.
    • davul zurna ile adam aramaya gider.
    • davul zurnasız, çingene düğünü olmaz.
    • davulda zurnaya, hamamda kurnaya.
    • davuldan gelen zurnaya gider.
    • davulsuz düğün, köpeksiz köye benzer.
    • davulu biz çaldık, parsayı başkası topladı.
    • davulun sesi uzaktan hoş gelir.
    • davut umma, gönlünü avut.
    • dayak cennetten çıkmadır.
    • dayısı olan, dayısına dayanır.
    • dayıya yeğen gerek, gemiye yelken kürek.
    • dazı amma evde dazlık var.
    • debbağ sevdiği deriyi yerden yere vurur.
    • debbağa sorarsan, fena koku yoktur.
    • dede koruk yer, torunun dişi kamaşır.
    • dedenin gömleği terlidir, kendi burada yerlidir.
    • dediğimi yap, yaptığımı yapma.
    • dediler “molla aş gidiyor” dedi “bana ne?” dediler “size gidiyor” dedi “sana ne?”.
    • değil kürsüye vaz, arşa çıkarsa adam olmaz.
    • değirmen iki taştan, muhabbet iki baştan.
    • değirmen kerteşi yağlamayınca dönmez.
    • değirmen suya gitmiş, o daha şakşağını arıyor.
    • değirmen taşının altından diri çıkar.
    • değirmen taşsız öğütmez.
    • değirmenciye hırsızlık ayıp değil, başka ayıbını ara.
    • değirmenciye salgın saymışlar, o da müşteri sayılmış.
    • değirmende doğan sıçan, gök gürültüsünden korkmaz.
    • değirmenden gelenden poğaça umarlar.
    • değirmene dadanan köpek dere sıyırtır.
    • değirmene gelen nöbetine kail olur.
    • değirmene kıtlık girmez.
    • değirmene varan un öğütür, evdeki nevbet sayar.
    • değirmenin ününde değil, unundadır.
    • değişiklik, dinlenmek kadar iyidir.
    • değme muhannese kendi yıkılır.
    • değneği yiyen ile sayan bir değil.
    • deli akşamdan sonra azar.
    • deli arlanmaz, soyu (sahibi) arlanır.
    • deli bakar, su akar.
    • deli deli akanı, bura bura tıkarlar.
    • deli deliden hoşlanır, imam ölüden.
    • deli deliyi görünce, çomağını (değneğini) gizler (saklar).
    • deli deliyi sever, danişmend danişmendi.
    • deli devran sürer, akıllı vakit bekler.
    • deli dostun olacağına, akıllı düşmanın olsun.
    • deli gömleği, ütü istemez.
    • deli ile çıkma yola, başına getirir türlü bela.
    • deli ile devletli, ikisi de bildiğini işler.
    • deli ile harara girilmez.
    • deli kazanmış, akıllı yemiş.
    • deli kız düğün etmiş, kendi baş sedire geçmiş.
    • deli kız evde kalmaz, delikli boncuk yerde.
    • deli kız örnek öğrenmiş, tekmil cihazını ondan işlemiş.
    • deli kız, deli gelin olur.
    • deli lacayı sever.
    • deli lala, tülbent salla.
    • deli neyler, mali, akıllı neyler hali.
    • deli odur ki, kendi söyler, kendi işitir.
    • deli ol ki; dünya için gam yeme, allah bilir kim kazana kim yiye.
    • deli oldur ki, düştüğü çukura bir daha düşer.
    • deli pazarı, bok pazarı.
    • deli sarhoştan ürker.
    • deli sözü, kaleme gelmez.
    • deliden al, uslu haberi.
    • deliden korkmayan adam delidir.
    • delik kap ta su durmaz.
    • delikanlının gönlü tez olur.
    • delikli boncuk yerde durmaz, kız kısmı evde kalmaz.
    • delikli taş yerde kalmaz.
    • deliler, akıllıların cevaplandıramayacağı sorular sorarlar.
    • delilik bir saattir, efelik bin saat.
    • delilsiz cennete bile gidilmez.
    • delilsiz dava görür.
    • delinin diline perhiz yoktur.
    • delinin düşünmesine, tavuğun eşinmesine derman olmaz.
    • delinin eline değnek verir.
    • delinin gözü, sarhoşun sözü.
    • delinin rızkını görüp, kızını verme.
    • delinin sözü, kaleme gelmez.
    • deliye bakın geç, fukaradan sakın geç.
    • deliye bal tattırma, köyde katran tulumu komaz
    • deliye bal tattırmışlar, çarşıda katran bırakmamış.
    • deliye değ de geç, akıllıya uy da geç.
    • deliye her gün bayramdır.
    • deliye kendi belası yeter.
    • deliye osur demişler, sıçmış.
    • deliye taş atma, kaldırır başını yarar.
    • deliye tokat, hastaya sokrat gibidir.
    • deliye uyan zır delidir.
    • deliyi düğüne götürmüşler, burası bizim evimizden iyidir demiş.
    • deliyle etme şaka, alt tarafında siktir yazar.
    • dem diyenin dümbeleği olmaz.
    • deme kış yaz, oku yaz.
    • deminde kaçmak dahi erliktir.
    • demir ıslanmaz, deli uslanmaz.
    • demir kızgın iken dövülür.
    • demir nemden, insan gamdan çürür.
    • demir paslanır, deli uslanır.
    • demir tavında dövülür (yaşarır).
    • demirci demirin zayıf yerine vurur.
    • demirci yüreği, demirden sert gerek.
    • demirciden kömür alınmaz.
    • demirler ibret alsın, görmeyen şahı otağından.
    • deniz bir padişahtır ki, söz dinlemez.
    • deniz dalgasız, gönül sevdasız olmaz.
    • deniz dalgasız, kapı halkasız, mektep falakasız olmaz.
    • deniz kenarında kuyu kazar.
    • deniz suyu ne içilir, ne geçilir.
    • deniz yoğurt olmuş da, yemeğe kaşık bulamamış.
    • denizde ki balığın pazarlığı olmaz.
    • denizden çıktı, kuyuya düştü.
    • denize düşen yılana sarılır.
    • denize düşen yosundan imdat umar.
    • denizi geçer, çayda boğulur.
    • denizin menfaatinden, karının selameti yeğdir.
    • derde dert ile deva, zehire panzehir ile şifa gerek.
    • derdi çeken derman arar.
    • derdi veren dermanını da verir.
    • derdin yoksa söylen, borcun yoksa evlen.
    • derdini saklayan derman bulamaz.
    • derdini söyleyen devasını bulur.
    • dere geçerken at değiştirilmez.
    • derede tarla sel için, tepe de harman yol için.
    • dert ağlatır, aşk söyletir.
    • dert çeken derman arar.
    • dert çekene göredir.
    • dert derde benzemez.
    • dert derdi açar.
    • dert gezer illet gezer, itikattadır nazar.
    • dert gezmez değişir.
    • dert gider ama yeri boş kalmaz.
    • dert ile biçare olan elbette dermanını arar.
    • dert, saklayanda kalır.
    • dertle gelen dağla gider.
    • dertli, deliden çok söyler.
    • dertli derdini anlatırken, dertsizin uykusu gelir.
    • dertli inler, âşık ırlar.
    • dertli söylediğini deli söylemez.
    • dertli söyleyen, âşık sızlayan.
    • dertsiz baş, yarasız ağaç olmaz.
    • dertsiz başı terkide gerek.
    • dertsiz deva umulmaz, devasız dert unulmaz.
    • dertsiz kul olmaz.
    • derviş horasan’ı buldu, sen hala tarikat ararsın.
    • derviş olan dilsiz olur.
    • derviş şeyhine, “baba himmet” demiş, şeyhi de “oğul hizmet” demiş.
    • dervişe “bağdat’ta pilav var” demişler: “yalan değil ise ırak değil” demiş.
    • dervişe bir lokma, bir hırka gerek.
    • dervişin fikri ne ise zikri de odur.
    • deryada balık tutmak, deveyi havutla yutmak.
    • deryanın suyu, hanımın huyu.
    • destursuz bağa gireni sopayla kovarlar.
    • destursuz bağa girenin yediği sopayı mevla bilir.
    • destursuz bağa girilmez.
    • destursuz dama girenin hali budur.
    • devasız dert olmaz.
    • deve adını satar, eşek odunu.
    • deve ahmak olduğundan kılavuzu eşektir.
    • deve bineni (dikeni),kadın düzeni severmiş.
    • deve bir akçeye, deve bin akçeye.
    • deve boynuz ararken kulaktan olmuş.
    • deve büyüktür ama beşini bir eşek yeder.
    • deve çökecek yeri bulur.
    • deve deve ötüşmeden bilir.
    • deve devenin ayağına basmaz.
    • deve gitti, yularını arar.
    • deve gördün mü, yeden ölsün.
    • deve ile itiş olmaz.
    • deve ile yetiş olmaz.
    • deve kâbe’ye gitmekle hacı olmaz.
    • deve kadar büyümüşsün, kulağı kadar haysiyetin yok.
    • deve kendi kamburunu görmez, karşısında ki görür.
    • deve kırk yıl mekke’ye (kâbe’ye) gitmekle hacı olmaz.
    • deve kırk yılda intikam almış,”ne erken oldu?” demiş.
    • deve kulağından aksamaz.
    • deve kuşu gibi uçmaya gelince kanadını, uçmaya gelince ayağını gösterir.
    • deve kuşu gibi yüke gelince kuşum der, uçmaya gelince deveyim der.
    • deve kuşuna yük getir demişler ben kuşum demiş, uç demişler deve uçar mı demiş.
    • deve ne halde, deveci ne halde.
    • deve ne kadar kıvrak yürürse, yine katarını gözetir.
    • deve ne kadar yük olsa, yine eşeğe yüktür.
    • deve oynayanda kar yağar.
    • deve ölürse eşek yük olur.
    • deve silkinse eşeğe yük çıkar.
    • deve silkintisi eşekte yoktur.
    • devetabanı gider.
    • deve tabanı, gezer yabanı.
    • deve yakında otlar, uzağı gözler.
    • deve yerine deve çöker.
    • deve yük çeker, köpek solur.
    • deve, deve yerine çeker.
    • deveci ile görüşen (dost olan), kapısını büyük açar.
    • devede de boy var ama kırkını bir eşek çeker.
    • deveden büyük fil var.
    • deveden düşenin anası ağlamamış, eşekten düşenin ağlamış.
    • develer gelir mardin’den, bak neler çıkar ardından.
    • devenin ayağı altında karınca ezilmez.
    • devenin çanı, dengi dengine çalar.
    • devenin derisi, eşeğe yük olur.
    • devenin tepmesi yumuşaktır ama can alır.
    • devenin yükünü karınca çeker mi?
    • deveye “bir cümbüş yapıver” demişlerde, yedi kazan üstü devirmiş, sonra da “çok şükür, bir kazasız çıktım işin içinden” demiş.
    • deveye “bir kıç at!...” demişler,birkaç dükkan yıkılmış.
    • deveye “inişi mi yoksa yokuşumu seversin?”yük olduktan sonra ikisini de şeytan alsın”.
    • deveye “kalk evine git demişler”,bir çam bir çardak yıkmış.
    • deveyi gördün mü? yanında giden küçüğünü bile görmedim.
    • deveye bindikten sonra çalı altına gizlenmek olmaz.
    • deveye binenin yar pususu olmaz.
    • deveye binip koyun arasında gezilmez.
    • deveye binip, yara pusma (hendeğe sinme).
    • deveye borç (diken) gerek olursa, boynunu uzatır.
    • deveye boynun eğri demişler, nerem doğru demiş.
    • deveye demişler ki” inişi mi seversin, yokuşu mu? “düz başına mı yıkıldı neden söylemedin?”demiş.
    • deveye diken, insana kötülük eden makbuldür.
    • deveye külah, horoza peçe giydirir.
    • deveye ot lazımsa boynunu uzatır.
    • deveyi bilmez fatma reis cezayir’e on seferi var.
    • deveyi dizinden, pireyi gözünden vurur.
    • deveyi yardan uçuran bir tutam ottur.
    • deveyi yel alsa keçiyi gökte arar.
    • devin omzunda ki cüce, devden daha fazla görür.
    • devlet adama ayağıyla gelmez.
    • devlet, er başından ırak değil.
    • devlet gözü perdeli olur.
    • devlet, kaza yanındadır.
    • devlet kuşu başa bir defa konar.
    • devlet mansıbı bir güvercinliktir, konan göçer.
    • devlet oğul, mal, tahıl, mülk değirmen.
    • devlet ol kişidir ki, düşmanın bile.
    • devlet olmayınca başta, rastık neyler kaşta.
    • devlet yasağı üç gün sürer.
    • devlete göre biter baştan.
    • devlete göre güçlük olmaz (yoktur).
    • devlete yaranmış yoktur.
    • devletin malı deniz, yemeyen domuz.
    • devletli dana otluğa düşer.
    • devletli ile deli bildiğini işler.
    • devletli konuğu kulplu gelir.
    • devletli yanını kaşısa, fukara para verecek sanır.
    • devletlinin arkaya aşı, kalır devletsizin işi.
    • devletlinin eşeğine bile yıldızlı çul vurulur.
    • devletlinin karnı gen gerek.
    • devletliye devlet olamadım, devletsizlikten kaçıp kurtulamadım.
    • devletliye dokun geç, fukaradan sakın geç.
    • devletsiz ile pazar eyleme, deveye kulağını gösterme.
    • devletsiz oğlun olmaktan, devletliye kul olmak yeğdir.
    • devletsizin yedi ev komşusuna dek ziyanı dokunur.
    • devletten inen kişi attan eşeğe binmiş gibidir.
    • devrimler gül suyu ile yapılmamıştır.
    • devran sürenindir.
    • dibi görünmeyen sudan (tastan) geçme (su içme).
    • diken battığı yerden çıkar.
    • diken ekmek, yalınayak gitmez.
    • dikenden gül biter, gülden diken.
    • dikensiz gül olmaz, engelsiz yar olmaz.
    • dikine traş, boşuna taban.
    • dikkatsiz çoban sürüyü kurda yem yapar.
    • dil adamı beyan eder.
    • dil ağrıyan dişe gider.
    • dil bilmez, dediğini tutmaz.
    • dil dilden kalmaz.
    • dil ile düğümlenmiş şey dişle çözülmez.
    • dil insanı yaya bırakır.
    • dil kılıçtan çabuk öldürür.
    • dil kılıçtan keskindir.
    • dil söylenir haklanır, baş belaya katlanır.
    • dil susmayınca baş esen olmaz.
    • dil sükût ederse, baş selamet bulur.
    • dil uzatılan yere, el uzatılmaz.
    • dil yarası unulmaz.
    • dilber kısmı ganmazı sever.
    • dilden gelen elden gelse, fukara bahtiyar (her yoksul bir bay) olur.
    • dilenci âlemde bir olsa, şekerle beslerler.
    • dilenci selam almaz.
    • dilenciden evvel asası gider.
    • dilencinin çanağından para çalar.
    • dilencinin hakkından dolandırıcı gelir.
    • dilencinin keyfi işlek caddede gelir.
    • dilencinin torbası dolu olur, özü kara.
    • dilencinin torbası dolmaz.
    • dilencinin yüzü kara, torbası dolu.
    • dilenciye bir hıyar vermişler, eğridir diye beğenmemiş.
    • dilenciye borçlu olma; ya düğünde ister, ya bayramda.
    • dilenen doymaz, dilenmeyen acıkmaz.
    • dileyen tanrı’sını bulur.
    • dilim seni dilim dilim edeyim, her başıma geleni senden bileyim.
    • dilin cimri küçük, cürmü büyük.
    • dilin kemiği yok ama kemiği kırar.
    • dilin kemiği yok, bildiği gibi döndürür (söyler).
    • dilin kemiği yoktur.
    • dillerde vefa olmaz.
    • dillere didade, sofuya seccade aranılmaz.
    • dilsiz de olsa kâmil belli olur.
    • dilsiz dili bilir.
    • dilsiz olmak çok söylemekten yeğdir.
    • dilsizin dilinden anası (sahibi) anlar.
    • dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan oldu.
    • dimyat pirincidir, çok su kaldırır.
    • dini olmayanın insafı olmaz.
    • dinince dinlersin.
    • dininden döner, dediğinden dönmez.
    • dinini pula satan dininden de olur, puldan da.
    • dinsiz ile konuşanın eli kılıçta gerek.
    • dinsizin hakkından imansız gelir.
    • direnden korkan porsuk harman yanına neyler.
    • dirhemini yiyen köpek kudurur.
    • diri olan dirlik edinir.
    • dirlik olmayan yerde varlık olmaz.
    • diş eti karın doyurmaz.
    • diş ne kadar güzel olsa, ağrıyınca çıkarırlar.
    • diş üzerine vurmaktan dişi taş üzerine vurmak yeğdir.
    • diş veren dişlikte verir.
    • diş yokken dudak vardı.
    • dişi ağrıyan dilini kesmeli, gözü ağrıyan elini.
    • dişi aslan tek durur ama aslan doğurur.
    • dişi köpekkuyruğunu sallamayınca, erkek köpek ardına düşmez.
    • dişi kuş yapar yuvayı, içini dışını sıvayı sıvayı.
    • dişin ağrıdığı yere dil dokunur.
    • dişten artar, işten artmaz.
    • dittiri yavrum dittiri, arpa unundan katmer mi olur dipdiri?
    • divan yolunda fidan büyümez.
    • diyen bilmez, bilen demez.
    • doğduğun yere bakma, doyduğun yere bak.
    • doğmadık çocuğa kaftan (don) biçilmez.
    • doğmadık oğlana ad komak olmaz.
    • doğru bilinmeyince, eğri bilinmez.
    • doğru gelen konuk, tanrı kazasından beterdir.
    • doğru giden geyiğin gözünden başka yarası yoktur.
    • doğru gidenin başı duvara çarpmaz.
    • doğru mevlasından başka kimseden korkmaz.
    • doğru sarsılır ama yıkılmaz.
    • doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.
    • doğru söyleyenin bir ayağı üzengide gerek.
    • doğru söyleyenin tepesi delik olur.
    • doğru söz acıdır.
    • doğru söz çok kişiye batar.
    • doğru söz yemin istemez.
    • doğru söze akan sular durur.
    • doğru yol usandırır ama sonu selamettir.
    • doğru yolda düşen çabuk kalkar.
    • doğruluk hak kapısıdır.
    • doğruluk kendisinin ödülüdür.
    • doğruluk minarede kalmış, muhabbet çalıda.
    • doğruluk minarede kalmış, onun da içi eğri.
    • doğuştan âmâya, elvandan bahsolunmaz.
    • doğruluk, su kabağıdır batmaz.
    • doğrunun yardımcısı allah’tır.
    • doğruya zeval yoktur, çekseler bin divana.
    • doğruya zeval yoktur, çekseler bin divana.
    • doğuran avrat, azraili yenmiş.
    • dokuz abdal bir kaşıkta geçinir.
    • dokuz abdal bir kilimde uyur, iki padişah bir iklime sığamaz.
    • dokuz at bir kazığa bağlanmaz.
    • dokuz çulha bir eşeğe yükletilmez.
    • dolu bardak su almaz.
    • dolu küpün sesi çıkmaz.
    • dolu testiye su konmaz.
    • doludan ıslanmışın, yağmurdan pervası olmaz.
    • doluya koydum almadı, boşa koydum dolmadı.
    • domuz çelebi deyince çalı dolaşır.
    • domuz değneksiz gider.
    • domuz derisinden post olmaz, eski düşman dost olmaz.
    • domuz domuzu çalmaz.
    • domuz domuzu yese, ormanda bir tane kalmaz.
    • domuz gördüğünü çalar.
    • domuz hort hortunu büyüğünden öğrenir.
    • domuz ne bilir cevherin kıymetini.
    • domuz sırt üstü yatmayınca gökyüzünü göremez.
    • domuz yavrusunun kulağını sıkınca, sesini duyan domuzlar koşar toplanır.
    • domuzdan bir kuşun esirgenmez.
    • domuzdan domuz doğar, koyundan koyun.
    • domuzdan insan doğmaz.
    • domuzdan kıl çekmek hünerdir.
    • domuzdan toklu doğmaz.
    • domuzla dolaşmaktan, çalıya dolaşmak yeğdir.
    • domuzu basmayan, göğü görmez.
    • domuzu bulsa kuyruğundan yutar.
    • domuzun burnunu kulağını kesmişler, yine domuz yine domuz.
    • domuzun gönlünden dokuz top bez geçer.
    • domuzun kuyruğunu kes, gene domuz.
    • don görktür, hep üstüne örtülür.
    • donsuzun gönlünden, dokuz top bez geçer.
    • dost acı söyler.
    • dost ağlatır, düşman güldürür.
    • dost ararsan; dostunun dostu ile düşmanının düşmanını bul.
    • dost ayağa bakar, düşman ise başa.
    • dost başa, düşman ayağa bakar.
    • dost beni ansın bir koz ile o da çürük çıksın.
    • dost bin ise azdır, düşman bir ise çoktur.
    • dost bizi iyi yola öğütleyendir.
    • dost dost için çiğ tavuk yer.
    • dost dosttan sır saklamaz.
    • dost dostun ayıbını yüzüne söyler.
    • dost evinde başını bağla, düşman evinde tırnağını kes.
    • dost gibi görünür, düşman gibi bulunur.
    • dost ile ekmeği, incecik uzunca yemek gerek.
    • dost ile ye iç, ama alışveriş etme.
    • dost kara günde belli olur.
    • dost kazan, anan düşman doğurur.
    • dost kazanırsan tut, düşman kazanırsan güt.
    • dost kusura kalmaz, düşman ise beğenmez
    • dost sanma şanlı vaktinde dost olanı, dost bil gamlı vaktinde elinden tutanı.
    • dost yoluna post olmalı.
    • dost yüzünden, düşman gözünden bellidir.
    • dosta çok varan, ekşi yüz görür.
    • dosttan zarar gelmez.
    • dost zindan kapısında bellidir.
    • dosta çok varan kişi, ekşi yüz görür.
    • dostluk kantarla, alışveriş miskalle.
    • dostu göstermekle düşman ezilmez.
    • dostu methedersen, yerecek yerini ko.
    • dostun attığı gül, umulmaz yara açar.
    • dostun attığı taş, baş yarmaz.
    • dostun düşmandan çok olsun.
    • dostun ekmeğini düşman gibi ye.
    • dostun varsa candan, artık korkma çıkardan.
    • dostun yenisi, kaşığın eskisi.
    • dostun zahmeti, düşmanınkinden çok olur.
    • doya gitsen tok git.
    • doyulmaz nesne olmaz.
    • dökülen çanak geri dolmaz.
    • dökülen darıya kile kantar olmaz.
    • dökülen su kabını doldurmaz.
    • dökülen mey, kırılan şişe-i rindan olsun.
    • döner taşım yok, öter kuşum yok.
    • döngel ile oruç tutulmaz.
    • dört onluktan tek kuruş yeğdir.
    • dört paralık adamın, sekiz paralık keyfi olur.
    • dövme yumruk sayılmaz.
    • dövüş sırasında yumruğa bakılmaz.
    • dua ile peynir gemisi yürümez.
    • dubara ile kazanılan helva ile yenmez.
    • dudağım yok ıslık çalamam, ayağım büyük çalı sökemem.
    • dudu kuşu söyler ama insan olmaz.
    • dumandan rahatsız olan kişi, ateş yakmamalıdır.
    • dumansız baca olmaz, kahırsız koca olmaz.
    • durum (devir) kötü, kolla kötü.
    • durursa el, yürürse yel beğensin.
    • dut giyinince insan soyunur.
    • dut kurusu ile yar sevilmez.
    • duvarı nem, insanı gam yıkar.
    • duyulmadık nesne olmaz, her ne kadar gizli olsa.
    • duyduklarınızın hiçbirine, gördüklerinizin yarısına inanın.
    • düğün arpasıyla at tavlanmaz.
    • düğün aşıyla dost ağırlanmaz.
    • düğün el ile haram yel ile.
    • düdük elin, yel allah’ın istediğin kadar öttür.
    • düğün evinde deve var, açık açık eve var.
    • düğün evinde iğreti soyunulmaz.
    • düğün evini bilmez çanak çömlek taşır.
    • düğün evinin defçisi, ölü evinin yasçısı.
    • düğün iki kişiye, kaygısı düşer deli komşuya.
    • düğün pilavı ile dost gönüller.
    • düğün pilavı ile köpeğin karnı doymaz.
    • düğüncü düğünü uzatırsa dövünür.
    • düğünde misafir, sonunda borçlu ağırlanır.
    • düğünde olur dernek, biz sizden aldık örnek.
    • düğünde zurnaya, hamamda kurnaya mail (âşık) olur.
    • düğüne giden dövünür, evde kalan övünür.
    • düğüne gider zurna beğenmez, hamama gider kurna beğenmez.
    • düğünsüz ev olur, ölümsüz ev olmaz.
    • düğünü davetli mekruhlar.
    • dükkân daracık olunca, oturacak yer bulunmaz.
    • dünkü gedalığına bakma, bugünkü baylığına bak.
    • dünkü köleliğine bakma, bugünkü efendiliğine bak.
    • dünya bir gemi, akıl yelkeni, fikir dümeni, kullan kendini, göreyim seni.
    • dünya kâfirin cennetidir.
    • dünya karıncalı kütüğe benzer, gelen bilmez ki, giden bilsin.
    • dünya küfür ile değil, zulüm ile harap olur.
    • dünya malı dünyada kalır.
    • dünya müminlere cehennemdir.
    • dünya ölümlü, gün akşamlı.
    • dünyayı sel bassa, ördeğe vız gelir.
    • dünya tükenir, düşman (yalan) tükenmez.
    • dünya tükenir, yalan tükenmez.
    • dünya üç şey üzerinde durur; idare, dubara, müdara.
    • dünya yağlı bir kazık, yiyebilene aşk olsun.
    • dünyada dost gibi aziz, insan gibi leziz şey olmaz.
    • dünyada eken, ahirette biçer.
    • dünyada parasız, ahirette imansız.
    • dünyada tamah varken, dolandırıcı açlıktan ölmez.
    • dünyada tasasız baş bostan korkuluğunda bulunur.
    • dünyada van, ahrette iman.
    • dünyanın en müşkül işi, söz anlamaza söz anlatmak.
    • dünyaya dayanma, karıya güvenme.
    • dünyayı seller bassa, ördeğe vız gelir.
    • dürüst bir adamın sözü, onun hisse senedi kadar iyidir.
    • dürüstlük en iyi politikadır.
    • düş, uykudan sonra gelir.
    • düşen kalkar, yorulan çöker.
    • düşenin dostu olmaz, düşmeye gör.
    • düşman düşmana gazel (mevlit) okumaz.
    • düşman düşmanın halinden bilmez.
    • düşman karınca ise de hor bakma, kendini merdane bil.
    • düşman karınca ise sen fil san.
    • düşman seni taşla, sen düşmanı boz başla.
    • düşman uyumaz, kadın unutmaz.
    • düşmana sahip çıkan düşman sayılır.
    • düşmana silah gerek, ya düşmandan ırak gerek.
    • düşmanı aşağılarsan başa çıkar.
    • düşmanı hariçte arama.
    • düşmanı sen kendine yeğin (kuvvetli) gör, alu (zayıf) çıkarsa talihin.
    • düşmanı zebun eden müdaradır.
    • düşmanın eline kılıç (mermi) verilmez.
    • düşmanın ömrü akçe gibi olsun.
    • düşün deli gönül düşün, et mi alınır kışın?
    • düşündüğünü söyleyenden değil, söylediğini düşünmeyenden kork.
    • düşüne düşüne görmeli bu işi, sonra pişman olmamalı kişi.
    • düşünmeden helâya oturan, çömeldiği yerden taş toplar.
    • düşünmeden konuşan, hastalanmadan ölür.
    • düşünmeden söyleme.
    • düt demeye, dudak ister.
    • düven öküzünün, ağzı bağlanmaz.
    • düz en olan evde, düzen olmaz.

    • ebleh açlıktan ölür.
    • ebleh kehel olmaz.
    • ebsem olmak çok söylemekten yeğdir.
    • ecel geldi cihane, baş ağrısı bahane.
    • ecel yeri açıktır, cebi dahi fayda etmez.
    • ecele çare olmaz (bulunmaz).
    • ecele çare olsaydı, lokman hekim bulurdu.
    • ecele derman, fakire ferman.
    • eceli geldi cihane, baş ağrısı bahane.
    • eceli gelen fare kedi taşağı kaşır.
    • eceli gelen köpek cami duvarına işer (siyer) (sürtünür).
    • eceli gelen köpek çobanın ekmeğini yer.
    • eceli gelenle laf olmaz.
    • ecelsiz kul olmaz.
    • ecelsiz ölüm yok.
    • ecinniye külahı ters giydirir.
    • edaninin cefası güç çekilir.
    • edebi edepsizden öğren.
    • eden bulur, inleyen ölür.
    • edep en hayırlı mirastır.
    • edepsiz karşısındakini de edepsiz eder.
    • edepsizden edep öğrenmeli.
    • edepsizden ırzını satın al.*
    • edepsizin yüzüne tükürmüşler, “yağmur yağıyor” demiş.
    • edepsizlik para ile pul ile değil.
    • edirne’de ırmak akar, bursa’nın dağı amber kokar, istanbul’da irfan çıkar.
    • edirne’nin dili, bursa’nın yalanı.
    • edirne’nin tunca’sı, bursa’nın kaplıcası, üsküdar’ın çamlıca’sı.
    • efendinin nazarı ata tımardır.
    • efendiyi efendi eden uşağıdır.
    • eğer bir kör bir köre rehberlik ediyorsa, her ikisi de hendeğe düşerler.*
    • eğer bir şey yanlış yapılırsa o sürer.*
    • eğer bir şeyin yapılmasını istiyorsanız, kendiniz yapın.*
    • eğer bir yanlış yapılırsa, o sürer.*
    • eğer ilkinde başaramazsanız, deneyin, deneyin, deneyin.*
    • eğer ödemeyeceksen, borçlarım hakkında konuşma.*
    • eğer yenemiyorsanız, ona katılın.*
    • eğilen baş kesilmez (boynu vurmazlar).
    • eğilmeyen başın ayağı öpülür.
    • eğreti ata binen tez iner.
    • eğreti kaftan tez eskir.
    • eğreti kuyruk tez kopar.
    • eğri ağaca yayım, her gördüğüne dayım deme.
    • eğri ağaç bükülene (döneliğine).
    • eğri ağaçsız orman olmaz.
    • eğri bacanın tütünü (dumanı) doğru çıkar.
    • eğri bakan, eğri görür.
    • eğri bakandan doğru iş beklenmez.
    • eğri büğrü yol doğru.
    • eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz.
    • eğri dikilen taze nihal, büyürse doğrulmak muhal.
    • eğri ekmişler bitmemiş.
    • eğri kapısının eğrisidir, mahallenin doğrusudur.
    • eğri otur, doğru söyle.
    • eğride tok, doğruda aç görülmez.
    • eğrilerle doğru söyleşmek hata.
    • eğrinin iki yakası bir araya gelmez.
    • eğriyim neden korkarım, doğruyum neden korkarım.
    • ehli dil, birbirini bilmemek insaf değil.
    • ehli ırzın hünerin elindedir feneri.
    • ehli ırzın kapısı kapalı gerek.
    • ehli irfan meclisinde hiç bulunmaz hezele, nadan ile sohbet etme kapıyı zerele.
    • ehli irfan sohbeti hep lal, mercan incidir, nadan olanın ki, daim insan incitir.
    • ehli kemal kemali arar.
    • ek tohumun hasını, çekme yiyecek tasasını.
    • ekâbir gözü perdeli olur.
    • eken biçer, konan göçer.
    • eken bilmez, biçen bilir.
    • ekersen, biçersin.
    • ekinci çiftinde gerek.
    • ekinci kırk yılda biter, bezirgân kırk günde.
    • ekinci yağmur ister, kiremitçi kurak, her ikisinin de muradını verir hak.
    • ekinci yağmur ister, yolcu kurak.
    • ekinin olmuşunu dererler.
    • ekli kuyruk tez kopar.
    • ekmeden biçilmez.
    • ekmediğin yerde biter.
    • ekmeği bana bana, sonunu saya saya.
    • ekmeği ekmekçiye ver, bir ekmekte üste ver.
    • ekmeği kessen yarım olur, kimi alsan karın olur.
    • ekmeği suya bandıktan, bağ harımını yaktıktan, kıl çul arasında sarılıp yattıktan sonra kimseye minnet kalmaz.
    • ekmeğimi al da, dirliğimi alma.
    • ekmeğin büyüğü undan olur.
    • ekmeğin büyüğü, hamurun çoğundan olur.
    • ekmeğin hakkı varsa, tuz onu komıya.
    • ekmeğin kestiğini, kılıç kesmez.
    • ekmeğini ekmekçiye ver, yarısını yerse helal olsun.
    • ekmeğini it yer, yakasına bit.
    • ekmeğini katılığına denk eden bir vakit aç kalmaz.
    • ekmeğini kendi yer, yükünü kendi kaldırır.
    • ekmek aslanın ağzındadır.
    • ekmek boğazda kalırsa su, boğazda kalırsa kefen.
    • ekmek çiğnenmeyince yutulmaz.
    • ekmek dişten artmaz, para işten artar.
    • ekmek ekmeğin mayası, gelin kaynananın dayası.
    • ekmek hakkı var ise, ekmek seni komıya.
    • ekmek hızır’ın, su bedirin, yiyin için, kudurun.
    • ekmek kaşık olur ama her yoğurdun hakkına değil.
    • ekmekle oynayanın, ekmeğiyle oynanır.
    • ekmeksiz lahananın tadı olmaz.
    • ekmekten kaşık olur, ama her yoğurdun hakkına değil.
    • eksik bilgi ile hüküm verilmez.
    • el acısı, ele geçici gelir.
    • el adamı cömert der maldan eder, yiğit der candan eder.
    • el adamı kullanan sağır dili yutmalı.
    • el adamın eşeğini türkü söyleyerek sürer, gitmezse avradına söver.
    • el ağzı ile kuş tutulmaz.
    • el ağzına bakan aç kalır.
    • el ağzına bakan karısını tez boşar.
    • el ariftir, tez duyar.
    • el aşığı arsız sanır, âşık eli gözsüz sanır.
    • el atına binen tez iner.
    • el beğenmezse, yer beğensin.
    • el benden, sebep allah’tan.
    • el beş parmaktır, hangisi bir boyda.
    • el el için ağlamış, başına kara bağlamış.
    • el el ile, değirmen yel ile.
    • el el üstünde olur, ev ev üstünde olmaz.
    • el elden ayrıksı olmaz, türesi ayrık olur.
    • el elden kalmaz, dil dilden kalmaz.
    • el elden üstündür.
    • el elden üstündür, arşa çıkıncaya kadar.
    • el eli bilir, kuşak (eşek) beli (yolu) bilir.
    • el eli ile yuyarsa, el de gözü yuyar.
    • el eli yıkar, iki elde yüzer.
    • el elin aynasıdır.
    • el elin eşeğini türkü çağırarak arar.
    • el elin iyisinde, kötüsünde değildir.
    • el elin nesine, gülerek gider yanına.
    • el elin parasız gözcüsüdür.
    • el eliyle yılan tutmuş, yazık yılana demişler.
    • el emeğine ayak direnmez.
    • el emri fevkal edep.
    • el ermez, güç yetmez.
    • el etek öpmekle dudak (ağız) aşınmaz.
    • el gönlü dolaşık, ibrişimdir açılmaz.
    • el gözü mihenktir.
    • el hayâsıyla gerdeğe girilmez.
    • el için ağlayan gözden olur, yar için dövünen dizden.
    • el için ağlayan, gözsüz kalır (iki gözden çıkar).
    • el için kuyu kazan, en iptida kendi düşer.
    • el için yanma nare, yak çubuğunu bak sefana.
    • el içinde eşek kuyruğunu kesme, kimi uzun der, kimi kısa.
    • el ile aslan tutulur, güç ile güç tutulmaz.
    • el ile çözüleni dişe bırakma.
    • el ile ellenmeyen elli yıl durur.
    • el ile gelen düğün bayramdır..
    • el ile gelen vurgun (dert) düğün bayramıdır.
    • el ile iş görülmez.
    • el ile kuş (yılan) tutulmaz.
    • el ile ver, ayağın ile ara.
    • el ile yuyar, iki el yüzü yuyar.
    • el insanın halinden ne bilsin, herkes çektiğini kendi bilir.
    • el işler baş buyurur.
    • el kaldırmayınca yer boşalmaz.
    • el kapısı hem geç, hem güç açılır.
    • el kazanı ile aş kaynamaz.
    • el kol ile kuvvet bulur.
    • el kuyruk yağıdır, yiye gör.
    • el malı ile zenginlik olmaz.
    • el mukadder, layettegayyer.
    • eloğlu adamı gözü ile yer.
    • eloğlu evlat olmaz.
    • eloğlu yumurtaya kulp takar.
    • eloğlu, insanın kalbinde ne varsa cümlesini bilir.
    • eloğluna oyun olmaz.
    • eloğluna yaranılmaz.
    • el otuz iki dişine değil, otuz iki işine bakar.
    • el öpmekle ağız (dudak) aşınmaz.
    • el ulağım evde kalmış, sen ise belde.
    • el uzatılan yere ayak uzatılmaz.
    • el uzatılan yere dil uzatılmaz.
    • el üstünde gömlek eskimez.
    • el vergisi, gönül sevgisi.
    • el verir öğüdü, kendi kırar söğüdü.
    • el yahşi biz yaman, el buğday biz saman.
    • el yarası unutulur, dil yarası unutulmaz.
    • el yuduk etek silktik.
    • el yumruğu yemeyen, kendi yumruğunu, değirmen taşı sanır.
    • el yumruğunu yemeyen, kendi yumruğunu bozdoğan armudu sanır.
    • elaleme karşı aslan malı.
    • elçide bulunan köyde (beyde) bulunmaz.
    • elçiye zeval olmaz.
    • elde haber çok olur.
    • elde istidat olunca, iş kendini gösterir.
    • elde kalan elli yıl kalır.
    • elde vefa, zehirde şifa.
    • eldeki bir kuş, daldaki iki kuştan iyidir.
    • eldeki fırsatı kaçırma, bir daha gelmez ele.
    • eldeki yara, yarasıza duvar deliği gibidir.
    • elden çıkan ele girmez.
    • elden çıkan şeye tasa boştur.
    • elden çıkan şeyle övünülmez.
    • elden gelen hayrı deriğ etme.
    • elden gelen ölüş (rızk) olmaz, gelse dahi vaktinde gelmez.
    • elden gelen övün olmaz, o da vaktinde bulunmaz.
    • elden kalan, elli gün kalır.
    • ele eden, sana da eder.
    • ele giden yele gider.
    • ele iğne sokmak isteyen, evvela çuvaldızı kendine sokmalıdır.
    • ele verir talkımı, kendi yutar salkımı.
    • elek yeni olunca asacak yer bulunur.
    • elem emelden gelir.
    • eli açık olmadan önce adaletli ol.
    • eli ağır eskiciden, ayağı ağır dilenci yeğdir.
    • eli bağlı olanı kim olsa döver.
    • eli bayraklı, ağzı çelikliden kork.
    • eli boşa “ağa uğur” derler, eli doluya “ağa buyur” derler.
    • eli çolak, cebi delik.
    • eli ermez, gücü yetmez.
    • eli hamur, karnı aç.
    • eli ile getirir ağzı ile götürür.
    • eli ile hamur ovalar, gözü ile dana kovalar.
    • eli yanan ağzına götürür.
    • elif demeden fergaha çıkılmaz.
    • elifi görse bab-ı mahkemeye yollar.
    • elifi görse direk, bab-ı görse mertek sanır.
    • elifin hecesi var, gündüzün gecesi var.
    • eliften ye ye dek, seğirttim köye dek.
    • elimi vurdum dizine, aşina çıktı sözüne (yüzüne).
    • elin ağzı faldır, ne derse olur.
    • elin ağzı torba değil ki büzesin.
    • elin ağzı tutulmaz.
    • elin ağzına bakan aç kalır.
    • elin arı, dağın karı.
    • elin attığı taş uzak düşer.
    • elin ayıbını söyleyen, seninkini de söyler.
    • elin derdi ele masal (mesel) (yalan) gelir.
    • elin ekmeği kanlıdır, silebilen yer.
    • elin geçtiği köprüden sen de geç.
    • elin gözü taşı eritir.
    • elin gözündeki çöpü görür, kendi gözündeki merteği görmez.
    • elin gülü ele kokmaz.
    • elin ile koymadığına el, bilmediğine dil uzatma.
    • elin ile verirsen aş olur, sonra kalan savaş olur.
    • elin işte iken, gözün dostta olsun.
    • elin işte, gözün işte olsun.
    • elin iyisi, ormanın çalısından çoktur.
    • elin kâşanesinden, bizim viranemiz yeğdir.
    • elin köşklü sarayından, bizim tavhanemiz yeğdir.
    • elin öğüdünü el alır, ananın babanın öğüdü evde kalır.
    • elin ölüsü, ele güler.
    • elin şikâr taamından, tarhanamız yeğdir.
    • elin tavuğu ele kaz, fındığı koz görünür.
    • elin terazisi yoktur.
    • elin tuttuğu kuşun kuyruğu kısa (kuyruksuz) olur.
    • elinde bereket kendisinde meymenet yok.
    • elinden gelen hayrı deriğ etme.
    • elinden gelmeyen işi diline dolar.
    • eline ağır dikişçiden, ayağına çevik dilenci.
    • eline diline perhiz yok.
    • eline geç ustadan, ayağına çabuk dilenci yeğdir.
    • elini öp, duasını al.
    • elini veren kolunu alamaz.
    • ellere körlük verir, kendi kamburuna bakmaz.
    • elli kemdir yüz karar, herkes dengini arar.
    • elmanın dibi göl, armudun dibi yol olmalı.
    • elması çamura atmışlar, yine elmas, yine elmas.
    • elması çamura atmışlar, yine kıymetine halel gelmemiş.
    • elmasın irisi ufağı olmaz.
    • elmastraş bardak latif olur.
    • elmayı çayıra, armudu bayıra.
    • elmayı yukarı at, inince hızar varış.
    • elti eltiden kaçar, görümceler bayrak açar.
    • elti eltiye eş olmaz, arpa unundan aş olmaz.
    • emanet at, insanı yay bırakır.
    • emanet eşeğin yuları gevşek olur.
    • emanet hayvanın kuskunu yokuşta kopar.
    • emanete hıyanet olmaz.
    • emanetin ömrü kısadır.
    • eme seme yaramaz.
    • emek olmayınca sömmek olmaz.
    • emek olmazsa yemek olmaz.
    • emek tartıya girmez.
    • emir ile ermeni belli değil.
    • emmimin dayım kesem, elimi soksam yesem.
    • en büyük hatır, sulh talipleri ile harp etmektir.*
    • en değerli hediyeler, küçük paketlerde gelir.*
    • en fena züğürtlük, akıl eksikliğidir.*
    • en hayırlı miras, edeptir.*
    • en iyi aileler de bile bazen kazalar olur.*
    • en iyi doktorlar; doktor perhiz, doktor sessizlik ve doktor neşedir.*
    • en iyi, iyinin düşmanıdır.*
    • en son gülen iyi güler.
    • engele âşık atılmaz.
    • engelsiz dernek (döngel) olmaz.
    • eni peşine uymaz.
    • er adıyla, deve havudu ile söylenir.
    • er altında at, gayret altında er ölür.
    • er aşı tatlı olur.
    • er başında devlet ırak olmaz.
    • er çekişmeyince barışmaz.
    • er dayıya, it ataya benzer.
    • er ekmeği er kursağında kalmaz, meğerki eğlene.
    • er erden biter, tohum yerden.
    • er ikrarından, hayvan yularından.
    • er ile avrat arasına giren nadim olur.
    • er kocar, gönül kocamaz.
    • er kocarsa koç olur, karı kocarsa hiç olur.
    • er lokması, er kursağında kalmaz.
    • er olan ekmeğini taştan çıkarır.
    • er oyunu üçe kadardır.
    • er ölür, adı kalır.
    • erbab-ı hüner pabuçlukta kalmaz.
    • erbab-ı ığraz bir gün olur belli olur.
    • erdiğine erer, ermediğine taş atar.
    • ere giden büyük kız olur, iş gören hırada.
    • ere giderken büyük kız, evde oturduğu zaman küçük kız.
    • erenler tahtayı delenler, kuzu yemiş davayı sürenler.
    • erenlerin ardı önü birdir.
    • erenlerin sağı solu belli olmaz.
    • ergen gözü ile kız alma, gece gözü ile bez alma.
    • ergene karı boşaması kolaydır.
    • ergene var ergene, tasasız gir yorgana.
    • ergenin bağrını bit yer, kazandığını it.
    • erim er olsun da, yerim çalı dibi olsun.
    • erin aşı yenmez, kaşı yenir.
    • erine göre bağla başını, tencerene göre kaynat aşını.
    • erinenin oğlu kızı olmamış.
    • erkeğin eli kınası, kadının yüz karası.
    • erkeğin evi, kalesidir.*
    • erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer.
    • erkeğin nefsi birdir, kadında ki dokuzdur.
    • erkek aslan, dişisinden kuvvet alır.
    • erkek hissettiği, kadın göründüğü kadar yaşlıdır.*
    • erkek koyun kasap dükkânına yakışır.
    • erkek kuş gezer havai havai, dişi kuş yapar yuvayı.
    • erkek öküz altında yavru arar.
    • erkek sel, kadın göl.
    • erken evlenen döl alır, er kalkan yol alır.
    • erken kalkanın kısmeti güç olur.
    • erken kalktım işime, şeker kattım aşıma.
    • erken öten horozu keserler.
    • erken yanan ocak küllü olur.
    • erliği öğren, sonra evlen.
    • erliğin onundan dokuzu düzen.
    • erlik on ise dokuzu hiledir.
    • erlik ondur, dokuzu oyun biri karşı durak.
    • erte ki dane pirinçten, bugün kü bulamaç yeğdir.
    • erteye kalan beladan (kazadan) korkma.
    • erteye kalan, arkaya kalır.
    • erzak-ı mukaddere tevakkuf olmaz.
    • erzurum’un soğuğu “gelin beni gerede’de bulun” demiş.
    • ese dostum, musa dostum, dolaştım şam ve halebî koynumdaki kese dostum.
    • ese’yi musa’yı tanımaz, salt kendin bilir.
    • esim esin esmersin, bildim ekmek istersin, ya ecinnisin, ya susuz,ya gayetle uykusuz.
    • esirgenen göze çöp batar.
    • eski askerler, hiçbir zaman ölmezler.*
    • eski diye atma kürkünü, lazım olur bürünürsün bir günü.
    • eski dost düşman olmaz.
    • eski dost düşman olmaz, fakat gâvur müslüman olmaz.
    • eski dost düşman olmaz, yeni dosttan hayır gelmez.
    • eski dost düşman olmaz, yenisinden vefa gelmez.
    • eski dost, kara gün bineği.
    • eski dostu yâd eyleme bir gün olur buluşursun, nimet yediğin kapıya hıyanet etme bir gün olur sürünürsün.
    • eski düşman dost olmaz, domuz derisinden post olmaz.
    • eski kurt yolunu şaşmaz.
    • eski pamuktan bez, kötü demirden kılınç olmaz.
    • eski un çuvalıdır, vurdukça tozar.
    • eski varlık varlıktır, yenisinin başı çorludur.
    • eskisi olmayanın acarı (yenisi) olmaz.
    • eskiye rağbet olsa, bitpazarına nur yağardı.
    • esmedi bir dem ki rüzgârı bahtımın kaldı bu dil harmanında daneler saman ile.
    • esmere al bağla, geç karşısına ağla.
    • esnafın karısı kuşluğa kadar aç kalır.
    • esnaftan dışarı tabak (debbağ) bostandan dışarı kabak.
    • esnek esnek getirir, esnek uyku getirir, ne oldu ise samanlıkta ki kocakarıya oldu.
    • esrik devenin çulu eğri gerek.
    • esvap unvan getirir, para akıl.*
    • eşeğe altın semer vurulsa, eşek yine eşektir.
    • eşeğe binmek bir ayıp, eşekten düşmek bin ayıp.
    • eşeğe cilve yap demişler, çifte atmış.
    • eşeğe gerdan kır demişler, dönmüş osurmuş.
    • eşeğe gücü yetmez semerini döver.
    • eşeğe marifetini göster demişler, yıkılıp anırmış.
    • eşeğe sormuşlar, “bugün kanda gidersin? onu nodul bilir” demiş.
    • eşeği bağla, işini sağla.
    • eşeği berk bağla, komşuyu hırsız etme.
    • eşeği berk bağla, ondan tanrı’ya ısmarla.
    • eşeği dama çıkaran yine kendi indirir.
    • eşeği dövmeyenin semerinden alır öcünü.
    • eşeği düğüne çağırmışlar, “ya odun eksik, ya su” demiş.
    • eşeği ıssı (sahibi) dediği yere bağla.
    • eşeği sağlam bağla, sonra allah’a ısmarla.
    • eşeği sahibinin dediği yere bağla da, varsın kurt yesin.
    • eşeği senin kıymağı benim.
    • eşeği süren, osuruğuna katlanır.
    • eşeği tımarlayan, osuruğuna katlanır.
    • eşeği yoldan çıkaran, sıpanın oynamasıdır.
    • eşeğin anırmazı olmaz.
    • eşeğin anırtısı kendine hoş gelir.
    • eşeğin canı yanınca atta yürük olur.
    • eşeğin eti diri iken tatlıdır.
    • eşeğin kurduğu başka eşekçinin ki başka.
    • eşeğin kuyruğunu kalabalıkta kesince, kimi uzun der, kimi kısa.
    • eşeğin ölümü ite düğündür.
    • eşeğin ölümü sudandır.
    • eşeğin semeri kendine yük gelmez.
    • eşeğin yavrusu sıpa, terbiyesi sopa.
    • eşeğin zebunu, tüketir yolun otunu.
    • eşeğine bakmaz, hasandağı’na oduna gider.
    • eşek at olmaz, ciğer et olmaz.
    • eşek ata eyitmiş yokuşta, sen beni bekle. inişte ben seni bekliyim.
    • eşek atın ne yoldaşı, yoksul beyin ne kardeşi.
    • eşek baş olunca, encam hayır olmaz.
    • eşek bile bir düştüğü yere bir daha düşmez.
    • eşek bile makamla anırır.
    • eşek çamura batınca yol gösteren çok olur.
    • eşek çamura çökerse, sahibinden gayretlisi olmaz.
    • eşek dağda ölür, zararı eve gelir.
    • eşek dokuz türlü yüzme bilir, ırmak kenarına gelince hepsini unutur.
    • eşek eşeği borç (ödünç) kaşır.
    • eşek eşekken çamura bir defa düşer.
    • eşek eşekten kalırsa ya kulağı, ya kuyruğu.
    • eşek eve gelmiş, yorga yolda kalmış.
    • eşek hoşaftan ne anlar, suyunu içer tanesini bırakır.
    • eşek hoşaftan ne anlar?
    • eşek ile gitme yola, başına gelir bela.
    • eşek kocamakla tavla başı olmaz.
    • eşekkulağı kesilmekle küheylan olmaz.
    • eşek küçüktür ama dokuz deveyi güder.
    • eşek küle, gül bülbüle âşıktır.
    • eşek ölecek ters dönecek, s... bayram görecek.
    • eşek ölünce köpekler bayram eder.
    • eşek parasını çıkarırsa, kırk para ziyade eder.
    • eşek yemediği ottan yese, kırk gün başı ağrır.
    • eşek yüklü olunca anırmaz.
    • eşek yükünü tam almayınca yoluna gitmez.
    • eşekten doğma katır, ne hal bilir, ne hatır.
    • eşekten düşmek attan düşmeye benzemez.
    • eşin altın yanında, işin üstün yanında.
    • eşinizi ve ortağınızı mum ışığında seçmeyin.*
    • eşkin at yemini artırır.
    • eşkin reftarlı ata kamçı istemez.
    • et giren yere dert girmez.
    • et ile tırnak arasına giren kıymıktır.
    • et ile tırnak arasına giren yiyip (kokup) çıkar.
    • et ile tırnak arasına girilmez.
    • et ile tırnak, araya giren kırnak.
    • et görmemiş, ciğere bayılır.
    • et kanlı gerek, yiğit canlı.
    • et ne denli (kadar) arık olsa, ekmek üstünde yaraşır (durur).
    • et pişer azalır, kocanın çehresi sararır.
    • ete bakma dona bakma, içindeki cana bak.
    • eti koldan, kadını soydan alın.
    • etin kemiğe yakın olanı tatlıdır.
    • etme bulma dünyası.
    • etme bulursun, inleme ölürsün.
    • etme bulursun, satma kalırsın.
    • etme bulursun, sonra pişman olursun.
    • ettiği hayır, ürküttüğü kurbağaya değmez.
    • ettiğin bir hayır, tut bacağından ayır.
    • ev alma, komşu al.
    • ev başına bir yumurta, o da köyü verirse.
    • ev büyük ise yanına çalı yığ.
    • ev ıssız olur, dağ ıssız olmaz.
    • ev pislenmeden, ağız şekerlenmez.
    • ev sahibi çorbanın tuzsuz olduğunu bilir.
    • ev sahibi misafirin hizmetkârıdır.*
    • ev sahibi, mülk sahibi, nerde acep ilk sahibi?
    • ev sahibinin bir evi, kiracının bin evi var.
    • ev sahibinin gezişi, misafire faydadır.
    • ev sahibinin köpeği baş sedire geçer.
    • ev senin, yoğurt kelin, suyu görürse ayran olur.
    • ev yanmış ama borç bacadan kaçmış.
    • ev yapan ile evlenene tanrı yardımcıdır.*
    • ev yeni,duvar yeni,eleğim seni nereye asayım?.
    • ev yıkanın evi olmaz.
    • evde atı olan dağda yorulmaz.
    • evde bir kez ölünce, yabanda bin kez öl.
    • evde kendi başını bağlamayan, düğünde gelin saçı bağlar.
    • evde oturan nöbet sorar, değirmene varan un öğütür.
    • evdeki buzağı (dana) öküz olmaz.
    • evdeki hesap (pazarlık),çarşıya uymaz.
    • eve gelen delillerdendir.
    • eve gerek iken mescide haram.
    • eve hırsız girdikten sonra, kapıya kilit asar.
    • evi delikli baca, milleti hacı ile hoca yıkar.
    • evi ev eden avrat, yurdu şen eden devlet.
    • evi süs gösterir, kahpeyi düzgün.
    • evin yapılmış, avradın tutulmuş, donun dikilmiş.
    • evin yattı sen dur, evin durdu sen yat.
    • evinde ekmeği yer, elin damında ürür.
    • evinde rahat olmayan, dünya cehennemindedir.
    • evinden çıkan deli olur, başında bin hali olur.
    • evini temiz tut, misafir gelir. kalbini temiz tut, ölüm gelir.
    • evladı ben doğurdum ama gönlünü ben doğurmadım.
    • evladı olan; otla da konuşur, bokla da.
    • evladı olmayanda merhamet olmaz.
    • evladın çokluğu karıyı boklu, erkeği yoklu yapar.
    • evladını dövmeyen sonra kendi dövünür (dizini döver).
    • evlenenle, ev alana allah yardım eder.
    • evlenmesi bir alaca kuş, geçinmesi bora ile kış.
    • evli evinde, köylü köyünde gerek.
    • evli evine, evi olmayan saman damına.
    • evlinin bir evi var, evsizin (kiracının) bin evi var.
    • evren (ejder) evreni yutmadıkça, evren olmaz.*
    • evvel can, sonra canan.
    • evvel hesap, sonra kasap.
    • evvel içen öne düşer.
    • evvel kaçan kurtulur.
    • evvel komşusunu bul, sonra yurdunu tut.
    • evvel pazara pazar yetmez.
    • evvel taam (selâm), sonra kelâm.
    • evvel yediğin hurmalar, sonra yüzünü tırmalar.
    • evvel zahmet çeken sonra rahat eder.*
    • evvelce ar idi, şimdi kar oldu.
    • evvelki bereketten ay aydınlığı kalıptır.
    • ey recep ayı, sanmaki şaban’ı tutarlar, bunda adam var ki ramazan’ı da yutarlar.
    • eyersiz ata yük olmaz.
    • eyüp sabrı her kula müyesser değil.*
    • eyyam sana uymazsa, sen eyyama uy.
    • eziyet yahudi’ye yakışır.
    • ezkar-ı taksim ettiler gül düştü harın payına.
    • faka takmaya ekini yok, at değirmeninde nöbet sarar.
    • fakir eline bakarsa, sen kesene bak.
    • fakire itibar yoktur.
    • fakirin tesellisi ölümdür.
    • fakirin yüzü siyahtır, ama heybesi doludur.
    • fakirlik ayıp değil, tembellik ayıptır.
    • fakirlik, ateşten gömlektir.*
    • fal bakar, açlıktan nefesi kokar.
    • fal yalancı, gönül eğlenci.
    • fala inanma, falsız kalma.
    • falcı falcıya fend etmez.
    • fani dünya hoştur ama akıbet mevt olmasa.
    • faniye itimat olmaz.
    • fare çıktığı deliği bilir.
    • fare deliğe sığmamış, bir de kuyruğuna kabak bağlamış.
    • fare düşse içinde kafası yarılır.
    • fare geçer yol olur.
    • fare kaçmayınca, delik görünmez.
    • farfaralık ile takke kapılmaz.
    • farzdan evvel farz var, namazdan evvel boğaz var.
    • fatanet, kendini bildirir.
    • fatmacığın pazarda da adı olmaz.
    • fayda, zarar; hesap başında belli olur.
    • fayda, zararın kardeşidir.
    • faydasız baş, mezara yaraşır.
    • faydasız hısımdan, faydalı hasım yeğdir.
    • fazilet kendini gösterir.
    • fazilet tarafı hakkın ihsanıdır.
    • fazla aş; ya karın ağrıtır ya da baş.
    • fazla mal göz çıkarmaz.
    • fazla naz âşık usandırır.
    • feleğin meşrebi dönektir.
    • feleğin zoruna oyun kar etmez.
    • felek adama her zaman yar olmaz.
    • felek deme, dibi çökmüş elek.
    • felek ile dövüşen, akıbet bekler (mağlup olur).
    • felek kelek, simurga sinek değmez.
    • felek kimine karpuz yedirir, kimine kelek.
    • felek murat, hep boya gitmez.
    • felek sillesini yemeyen baş; elini demir sanır, yumruğunu taş.
    • felek vakit olur, adama kelek sattırır.
    • fellahın dediği olmaz, allah’ın dediği olur.
    • fena gelmeyince, iyiliğin kadri bilinmez.
    • fena haber tez duyulur.
    • fena insanlarla musahabetten ise, uzlet her halde hayırlıdır.
    • fenadan fena var.
    • fenalık bir kırmızı gömlektir, ya yakasından belli olur, ya yeninden.
    • fenaya doyulmaz, bekadan haber alınmaz.
    • fer’in kasreti, aslın metanetini ispat eder.
    • ferah ile yenirse soğanla ekmek, halt etmiş baklava, börek.
    • ferdaya salma kimsenin karın, ne bilirsin ne olur yarın.
    • fettan insanın sözünden ziyade gözüne bakmalı.
    • fetvayı anlatışa göre verirler.
    • fındıkçının şereflisi (terazisi) olmaz.
    • fırsat eldeyken, sürün devranı.
    • fırsat rüzgâra benzer, marifet onu geçerken (iğtinam) tutmaktır.
    • fırsat sakal altından geçer.
    • fırsat, her vakit ele geçmez.
    • fırsat, iyi ile kötünün mihengidir.
    • fitne sözüne kapılmaz.
    • fitne uyuyan yılana benzer, uyandırmaya gelmez.
    • fukaranın ahı, tahttan indirir şahı.
    • fukaranın cebi boş, kalbi doludur.
    • fukaranın oğlu olmaktan, zenginin uşağı olmak yeğdir.
    • fukaranın tavuğu tek tek yumurtlar.
    • fukaranın tavuğu, zenginin atı kıymetli olur.
    • fukarayı yaşatan, malihülyadır.
    • fürumayenin lütfundan, asilin kahrına kaç.
    • fütüvvet, erlere yaraşır.
    • gabbe içerden olunca, kapı tırkaz tutmaz.
    • gaddarın hakkından zalim gelir.
    • gaddar âlimden münsif zalim evla.
    • gafil baş, düşmana yaraşır.
    • gafil başa düşman erişir.
    • gafil kuşun avcısı çok olur.
    • gafile kelâm, nafile kelâm.
    • gaflet çobana, dağ taş kurt kesilir.
    • gaflet gözün perdesidir.
    • gaflet olmasa, insan evliya olur.
    • gafletin sonu nedamettir.
    • gaibe hüküm olunmaz.
    • gaibi bilse, yerden mal çıkarır.
    • gaibi, allah’tan başka kimse bilmez.
    • gaibin hücceti yanındadır.
    • gailesiz baş, terkide olsa gerek.
    • galat-ı meşhur lafzı fasihten yeğdir.
    • galip sayılır, o yolda mağlup.
    • gam çekip anma gam-ı ferdayı, sana ısmarladılar mı bu yalan dünyayı?
    • gam gamı getirir,gam çör getirir,çör ölüm getirir.
    • gam ile kasavet, ömür törpüsüdür.
    • gamdan ölmem, korkarım gayret helak eyler beni.*
    • gamdan ölmese, gayretten helak olur.
    • gamı def, parayı sarf etmeli.
    • gammaz olmasa, tilki pazarda gezer.
    • gammazın kandeyse yüzü karadır.
    • gamsız, kasavetsiz, insan olmaz.
    • garibe aşina olmaz.
    • garibe bir selam, bin altın(-a) geçer (mukabildir).
    • garibin dostu olmaz.
    • garibin duası makbuldür.
    • garibin parası pul, karısı duldur.
    • garibin yardımcısı, allah’tır.
    • garibin yeri, ya han, ya külhan.
    • garip çingenenin nesine gerek, gümüşlü zurna.
    • garip gözü kör olur.
    • garip itin kuyruğu bacağı arasında kalır.
    • garip kuşun yuvasını allah yapar.
    • garip ölen, şehit olur.
    • garip yiğidin dili kısa, boynu eğri olur.
    • garip yiğit çingenenin dostu, haraçcı ile karayeldir.
    • garip, garibe sahip çıkar.
    • gariplik ile yaşanan yaş, karanlıkta aşanan aş.
    • gasb, her fenalığın başıdır.
    • gasıbın gayreti suikasttır.
    • gasıbın malı, zalime yarar.
    • gâvurdan dost olmaz.
    • gâvurdan vefa, zehirden şifa.
    • gâvurun ekmeğini yiyen, gâvurun kılıcını çalar.
    • gâvurun tembeli kesiş, müslümanın tembeli derviş.
    • gayret her müşküle galebe eder.
    • gazal vahşi gibi, insan görünce taştan taşa seğirtir.
    • gazap gelince, akıl gider.
    • gazap ile kalkan zararla oturur.
    • gazap olan daima korkaktır.
    • gazap, her fenalığın başıdır.
    • gazay-ı ekberde şehit olmak, en yüce mertebedir.*
    • gece kaim, gündüz saim.
    • gece muma, gündüz güne zararı var.
    • gece uyanıp su içilmez, içilirse dertten geçilmez.
    • gece yavaş, gündüz hızlı söylemekte beis yoktur.
    • gece yavaş konuş, gündüz etrafına bak da konuş.
    • gece yürüyen gündüz sevinir, küçükken evlenen ihtiyarlıkta rahat eder.
    • gece, bütün kediler gridir.*
    • geceler gebedir, gün doğmadan neler doğar.
    • gecenin en karanlık vakti, sabaha yakın olan zamandır.
    • geç olması, hiç olmamasından iyidir.*
    • geç gelen bulutta, yağmur çok olur.
    • geç olsun da güç olmasın.
    • geçen geçti, gelen günün hayrolsun.
    • geçen ömür, geri gelmez.
    • geçme namert köprüsünden, ko aparsın su seni.*
    • geçmez şey olmaz ama bazen insanın ciğerine işler.
    • geçmiş günler, ömürden sayılmaz.
    • geçmiş yağmura kepenek alıp, çapınma.
    • geçmiş zaman olur ki, hayali cihana değer.*
    • geçmişe mazi derler.
    • geçmişe mazi, yenmişe kuzu derler.
    • geçti bor’un pazarı, sür eşeğini niğde’ye.
    • geçti bülbül geçti gül, ister ağla ister gül.
    • geçti güzellik çağı, kırıldı uçkurun bağı.
    • gel demek var, git demek yok.
    • gel denilen yere gitmeye ar eyleme, gelme denilen yere gidip de dar eyleme.
    • gelecek devden gelen tavuk yeğdir.
    • gelen geçer, konan göçer.
    • gelen gelsin saadetle, giden gitsin selametle.
    • gelen gelsin sağlıkla, giden gitsin selametle.
    • gelen gidene, rahmet okutur.
    • gelen gideni aratır.
    • gelen gidenin yerini tutmaz.
    • gelene buhar tütsüsü, gidene na guguk.
    • gelene git denilmez.
    • geleni övme, gidene sövme, yetimi dövme.
    • gelin alıcılar söktü.
    • gelin altın kürsü getirmiş, çıkmış üstüne kendi oturmuş.
    • gelin ata binmiş ya nasip, kim bilir kime münasip.
    • gelin babasına; “hem ağlayalım, hem gidelim” demiş.
    • gelin bindi deveye, gör kısmeti nereye?
    • gelin çiçek, her dediği gerçek; kaynana yılan, her dediği yalan.
    • gelin eşikte, oğlan beşikte.
    • gelin girmedik ev olur, ölüm girmedik ev olmaz.
    • gelin gitti, yerine kalan kızlar yerine.
    • gelin odası ziynetli olur.
    • gelini ata bindirmişler,”ya nasip” demiş.
    • gelinin ayağı, çobanın dayağı makbuldür.
    • gelinliği pekmez sandım, yüreğimi yakmaz sandım.
    • gelişe göre varış, tarhanaya bulgur salış.
    • gelmek iradet, gitmek icazet iledir.*
    • gelmek misafirin, gitmek hane sahibinin elinde.
    • gem almayan, atın ölümü yakındır.
    • gemi battıktan sonra yo gösteren çok olur.
    • gemisini batıran, sandalını aramaz.
    • gemisini kurtaran, kaptandır.
    • gemiye binmeyen, tanrı korkusu bilmez.*
    • gemiye binmeyince, navlun verilmez.*
    • gemiyi batıran iki kaptandır.
    • gemiyi duvarda, suyu bardakta.
    • gemiyi kullanan kaptandır.
    • gemsiz ata, dizgin olmaz.
    • genci gence ver de, rızklarını allah verir.
    • genç beyle, küheylan atla geçinmek güç.
    • genç bir adam erken evlenmemeli, yaşlı bir adam hiç evlenmemelidir.
    • genç omuzlar üzerine, yaşlı bir kafa koyamazsınız.*
    • genç ölen aldanmaz.
    • gençler yaşlıların deli olduğunu düşünür, yaşlılarsa gençlerin deli olduğunu bilir.
    • gençlerin karnında kurt vardır.
    • gençliğin kıymeti bilinse, kocalığın şikâyeti az olur.
    • gençliğin kıymeti ihtiyarlıkta bilinir.
    • gençliğin lezzeti, gençliktir.
    • gençlik uçar kuştur, ihtiyarlık naçar iştir.
    • gençlikte gayret, yaşlılıkta rahat.
    • gençlikte ölüm, kocalıkta açlık (yokluk) güç.
    • gençlikte para kazan, kocalıkta (kazandıkça) kur kazan.
    • gençlikte taş taşı, kocalıkta ye aşı.
    • gençlikten ihtiyarlığa ömür saklamalı.
    • geniş don yıpranmaz, meşveretli akıl bozulmaz.
    • geniş gününde dar gezen, dar gününde geniş gezer.
    • gerçi âlimin cahile sözü acıdır, rüz kıyamette başı tacıdır.
    • gerçi çok cihanda boşa yalanlar, kanda bilenler, kanda bilmeyenler.
    • gerdeğe kim girdi ise sarı aşı (tavuğu) o yesin.
    • gereği gerekmez iken bir gün gerek olur.
    • gerekliyi gerekli iken saklamalı.
    • getirince el, yol, sel getirir, götürünce el, yel, sel götürür.
    • gevşek tükürüğün, sakala zararı vardır.
    • geyiğin boynuzu, öküze teselli sayılır.
    • gezen ayağa taş düşer.
    • gezen kurt aç kalmaz.
    • gezenin karnı işler, oturanın başı.
    • gezmekten hevesini alsa, deli alır.
    • gına erbabı müflislerden olur.
    • gıpta memduh (meşru),haset makduhtur.
    • gırbal ile su taşınmaz.
    • giden gelse, dedem gelirdi.
    • gidene dur olmaz.
    • gidilmeyen yer senin olmaz.
    • gireceğini düşünme, çıkacağını düşün.
    • girivede güzergâh aranmaz.
    • gittiğin yer kör ise, yüzünü yum da bak.
    • gizlide gebe kalan, aşikârede doğurur.
    • göbeksiz erkek, balkonsuz eve benzer.
    • göçtük (göçülen) yurdun kadri, konduk (konulan) yurtta bilinir.
    • göğe bakma, halk başına üşer.
    • göğe direk, denize kapak olmaz.
    • gök ağlamayınca, yer gülmez.
    • gök gürlemeyince, allah allah demez.
    • gök keçiyi gören içi dolu yağ sanır.
    • gökte yıldız ararken, yerdeki çukuru görmez.
    • gökteki yıldıza akçe (kemend) atar.
    • gökten deve yağsa, bir tüyü bile düşmez.
    • gökten ne yağar ki, yer kabul etmez.
    • gökten paldım yağsa, boynuna geçer.
    • gökyüzünde düğün var deseler, kadınlar merdiven kurmaya kalkar.*
    • göl yerinde su eksik olmaz.
    • göle su gelinceye kadar kurbağanın gözü patlar.
    • gölge düştüğü yeri belli eder.
    • gölgesiz ağacın meyvesi de lazım değil.
    • gömlek kaftandan yakındır.
    • gön yufka yerinden delinir.
    • gönlün sevdiği ya kürklü olur, ya kepenekli.
    • gönül başa beladır.
    • gönül bilen, hicran bilir.
    • gönül bir hümadır, daima yüksekten uçar.
    • gönül bir sırça saraydır, kırılırsa yapılmaz.
    • gönül çocuğa benzer, gördüğünü durmayıp ister.*
    • gönül dostunu bilir.
    • gönül evi, düğün evinden kalabalıktır.
    • gönül ferman dinlemez.
    • gönül hoşluğu ile olur ibadet.
    • gönül hüküm altına girmez.
    • gönül ister, yüz utanır.
    • gönül kalsın, yol kalmasın.
    • gönül kimi severse, güzel (kürklü) odur.
    • gönül kocamaz.
    • gönül kocamaz.
    • gönül kolay düştüğü yerden, güç kalkar.
    • gönül masumdur, gördüğünü ister (umar).
    • gönül suhuletle düştüğü yerden, suhuletle kalkar.
    • gönül umduğu yerden keser.
    • gönül var otluğa konar, gönül var çöplüğe konar.
    • gönül verme evliye, eve gider unutur.
    • gönül yapmak, arş yapmaktır.
    • gönül yıkan, tanrı’ya ermez.
    • gönülden gönüle yol vardır.
    • gönülden kopan ihsanın hayırlısıdır.
    • gönüldendir şikâyet, kimseden feryadımız yoktur.
    • gönüle kötek olmaz, aşığa edep.
    • gönülsüz davara giden köpekten hayır gelmez.
    • gönülsüz köpek av avlamaz (havlamaz).
    • gönülsüz namaz, göklere çıkmaz.
    • gönülsüz yenen aş; ya karın ağrıtır ya baş.
    • gördüğün tınma, gözden düşersin.
    • gördüğünü koyup, işittiğine gitme.
    • gördün deli, savrul geri.
    • gördün komşu devletsiz öldü, ya göç ya göçür.*
    • göre göre bahadır olur.
    • gören göze kılavuz istemez.
    • gören gözün hakkı vardır.*
    • görenedir görene, köre nedir köre ne?
    • görgü ilmin haşiyesidir.
    • görgülü kuşlar gördüğünü işler, görmedik kuşlar, ne görsün ki ne işler?
    • görgüsüzün ekmeği yenir de, misafiri ağırlanmaz.
    • görgüsüzden hamur alacağına, eğil de yerden çamur al.
    • görmemişin oğlu olmuş, çekmiş çükünü koparmış.
    • görmesini bilmeyen kişiden daha körü yoktur.*
    • görmeyen görmüş, gülmeden (güle güle) ölmüş.
    • görmeyenin oğlu olmuş, çekmiş kolunu (göbeğini) koparmış.
    • görünen dağa tez erişilir.
    • görünen dağın uzağı olmaz.
    • görünen köy kılavuz istemez.
    • görünen köyün (dağın) uzağı olmaz.
    • görüntüler aldatıcıdır.*
    • görünürden görünmez çoktur.*
    • görünüşe aldanma.
    • göster gübreliğini, nasıl çiftçi olduğunu söyleyeyim.
    • göt dediğin ötmeli,ötmeyen götü s......
    • göt kısmette çıkınca, uçkur dokuz yerden koparmış.
    • götürü pazar, mideyi bozar.
    • göz bakar, su akar.
    • göz bir penceredir, gönüle bakar.*
    • göz gördüğünden korkar.
    • göz gördüğünü, ağız yediğini ister.
    • göz görmeyince gönül katlanır.
    • göz görür, gönül çeker.
    • göz göze körlük kime gerek.
    • göz iki, ağız tek-çok görüp, çok dinleyip, az söylemek gerek.
    • göz muannittir, bakar.
    • göz terazi, gönül batmandır.
    • göz var görmek için, akıl var bilmek için.
    • göz yumulunca kadri bilinmez.
    • göz yumulunca kıymeti bilinir.
    • göz yumup açınca, fırsat vakti geçer.
    • gözden ırak olan, gönülden dahi ırak olur.
    • göze yasak olmaz.
    • gözlüye gizli yoktur. gözsüz kuşun yuvasını tanrı teala yapar.*
    • gözü görmeyen bülbül, baharın kıymetini bilmez.
    • gözü perdelidir, görmez.
    • gözü tanede olan kuşun ayağı tuzaktan kurtulmaz.
    • gözün ile gör, gönlün ile esirge.
    • gözün ile gördüğünü eteğin ile ört.*
    • gözün siperi, insanın elidir.
    • gurbet adamı terbiye eder.
    • gurbet adı, bet.
    • gurbette geçen ömür, ömür değildir.
    • gurbette övünmek, hamamda türkü okumaya benzer.
    • gurbette taşa yaslanmayan, evindeki hasırın kıymetini bilmez.
    • gurur acı duymaz.
    • güç ile gökçeklik olmaz.
    • güçle göçen tutulmaz.
    • güçler vara vara düzelir.
    • güdükle gezenin kuyrukludan az farkı vardır.
    • gül bülbülden ziyade insan elinden neler çeker.
    • gül çengelsiz, yar engelsiz olmaz.
    • gül dalına bülbül konmuş.
    • gül dalından odun, beslemeden (çingeneden) kadın olmaz.
    • gül dikensiz olmaz.
    • gül güdük amma kokusu güzel, selvi büyük amma yapısı güzel.
    • gül için, dikeni de sularsın.
    • güle güle dahi gerçek söylenebilir.
    • gülenler gülsün, dost bizim olsun.
    • gülle düştüğü yeri belli eder.
    • gülme ile ağlama bir çıkın içinde.
    • gülme keşe, gelir başa.
    • gülme komşuna (eşine),gelir başına.
    • gülü seven, dikenine katlanır.
    • gülü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz.
    • gülü yâd ettikçe, bülbülün feryadı artar.
    • gülün, dünya da sizinle gülsün; ağlarsınız bir başınıza olursunuz.*
    • gülüne bak, goncasını al.
    • gülünü isteyen dikenini de ister.
    • gümüşgöz bir adamdır.
    • gümüşten yaptım kalemi, gitti gönlümün elemi.
    • gün bugündür.
    • gün doğmadan meşime-i şebden neler doğar.
    • gün doğmadan, neler doğar.
    • gün geçer, kin geçmez.
    • gün geçer, ömür tükenir, deli sevinir ki bayram geliyor.
    • gün gider geldiğinden, el utansın dediğinden.
    • gün kandan doğarsa, elin o yana çevir.
    • gün olur geçit vermez geçmeye, gün olur su bulunmaz içmeye.
    • gün var yılı besler, yıl var ayı beslemez.
    • gündeye giyenin arkası açık kalır.
    • gündüz güne yazık, gece muma.
    • gündüz maval söyleyenin, hamamda donu çalınır.
    • gündüzün mum yakan, geceyle (geceleyin) bulunmaz.
    • güneş balçıkla sıvanmaz.
    • güneş çamuru aydınlatmakla, değerinden hiçbir şey kaybetmez.*
    • güneş girmeyen eve, doktor girer.
    • güneş olsa, kimsenin mendilini kurutmaz.
    • güneş yeryüzüne düşmekle payimal olmaz.
    • günler uzadıkça soğuklar güçlenir.
    • gür söğüde kuş konar, güzele söz gelir.
    • gürler ama yağmaz.
    • gürültü istemeyen kazancı (demirci) dükkânına girmez.
    • gürültü istemeyen, hırkasını başına çeker.
    • güvende olmak, üzgün olmaktan iyidir.
    • güvenme dayına, ekmek al yanına.
    • güvenme dostuna, saman doldurur postuna.
    • güvenme varlığa, düşersin darlığa.
    • güveylik kim etmez, kim dilemez.
    • güzel ayıpsız olmaz.
    • güzel bir hikâye, iki defa anlatılırsa, feci olur.*
    • güzel bürünür, çirkin görünür.
    • güzel göz için, akıllı gönül için.
    • güzel huylu olanın can verirler sözüne, çirkin huylu olanın kimse bakmaz yüzüne.
    • güzel idin hani kaşın karası, zengin idin hani diba parası.
    • güzel kandeyse kavgasız olmaz.
    • güzel olana, gölgesi bile düşmandır.
    • güzel söz demir kapıyı açar.
    • güzel terazi değil, batmandır.
    • güzel yüzden kırk yılda usanılır, güzel huydan kırk yılda usanılmaz.
    • güzele bakmak sevaptır.
    • güzele bakmaya doyulmaz.
    • güzele çul yaraşır, çirkine atlas neylesin.
    • güzele güzel dersin naz eder, çirkine güzel dersin haz eder.
    • güzele ne yaraşmaz.
    • güzelin başından çile eksik olmaz.
    • güzelin kadrini ne bilir ahmak, mürüvvet değil mi yüzüne bak.
    • güzeller adama çok iş ederler-soyarlar akıbet derviş ederler.
    • güzellerin talihi çirkin olur.
    • güzelliğe kapılma, huya bak.
    • güzellik bakmayı bilenin içindedir.
    • güzellik ekmeğe sürülüp yenilmez.
    • güzellik kudretten olmalı.
    • güzellik ondur, dokuzu dondur.
    • güzün gelişi yazdan bellidir.
    • ha ördek ha değirmen, ikisi dahi suda yürür.
    • ha nun cim ile beyninde olanı fenadır.
    • haber dediklerince olmaz.
    • haberi verenden aslı gerek.
    • haberin doğrusunu oğlandan al.
    • hac sevabı yazılır.
    • hacca giden geldi, saça giden gelmedi.
    • hacı hacı olmaz gitmekle mekke’ye, dede dede olmaz gitmekle tekkeye.
    • hacı hacıyı mekke’de, derviş dervişi tekkede bulur.
    • hacı mekke’ye, derviş tekkeye gitmekle olmaz.
    • hacı ömer kâbe’den getirmiş, azımızı çoğa tutsunlar demiş.
    • hacıya:”tespih alır mısın?” demişler,”ya biz buraya niye geldik?” demiş.
    • haddini bilmeyene bildirirler.
    • haddini bilmeze haddini bildirmek, öksüze kaftan giydirmek gibidir.
    • haddini tecavüz eden, vasiye muhtaç olur.
    • hafif çalıyı yel alır, ağır çalı yerinde kalır.
    • hain adam (olan) korkak olur.
    • hain berhüdar olmaz, ahar berdar olur.
    • hain hainin yardımcısıdır, doğru doğruya yardım etsin.
    • hain unsa, kur unar.
    • hak dedikten sonra akan sular durur.
    • hak değirmende olur.
    • hak diyen mahrum kalmaz.
    • hak doğrunun yardımcısıdır.
    • hak gelince, batıl gider.
    • hak ola ki pak olasın.
    • hak söz acı gelir.
    • hak söze mecnun dahi razı olur.
    • hak yardım ederse abdi dünuna-kurt çoban olur onun koyununa.
    • hak yerde kalmaz.
    • hak yolunda yuvarlanan merdane ölür.
    • hakimsiz,hekimsiz memlekette durma!.
    • hakir iken âli olan kimseye, yine hakir nazarı ile bakan kimse nadandır.
    • hakka asi olayım dersen ya mütevelli ol, ya vasi.
    • hakka tevekkül eden açıkta kalmaz.
    • hakkı tanıyan, halka baş eğmez.
    • haklı hakkından vazgeçmez.
    • haklı söz haksızı bağdat’tan çevirir.
    • hal halin yoldaşıdır.
    • halayık düzüldükten sonra, kapıyı açar.
    • halayıktan kadın olan kurnayı deler tasla, köleden müezzin olan minareyi yıkar sesle.
    • halayıktan kadın olmaz, gül ağacından odun.
    • halep yolunda deve izi sayar.
    • halının tozu tükenir, delinin sözü tükenmez.
    • haline bakmaz, kendini bir şey zanneder.
    • halk kavlinde, derviş yolunda.
    • halka gelince sıyırma, kantar bize gelince tam tartar.
    • halka gönül bağlayan, sonra pişman olur.
    • halka verir talkımı, kendi yutar salkımı.
    • halkı belaya sokar, kendi uzaktan bakar.
    • halkın sesi, tanrı’nın sesidir.
    • ham demir cevherdar olmaz.
    • ham demir dövülmez.
    • ham söz, kem akçe sahibinindir.
    • hamala nerden beri gelirsin demiş, ilk afacandan beri demiş.
    • hamala semeri yük değildir.
    • hamam kubbesinden bir kambur inmiş, arka virane mübarek olsun.
    • hamam senden almadan, sen hamamdan al çık.
    • hamam suyu ile misafir ağırlanmaz.
    • hamama gider kurnaya, düğüne gider zurnaya âşık olur.
    • hamama giren terler.
    • hamamda bir tas suyu bilmeyen, hamamı yıksan bilmez.
    • hamamda soğuktan şikâyet etmişler,”biz çıplak geziyoruz” demiş.
    • hamamda türkü çağırmak (şarkı okumak) her akıllının karı değil.
    • hamballıkla, tembellik bir arada olmaz.
    • hamsi balığı kurban olur mu? kanı da var canı da.
    • hamur işine karışmaz, pişmiş aşa su katar.
    • hamur yiyenin acizi olmaz.
    • hamurdan artar da, çamurdan artmaz.
    • hamurkâr cihanı felek yapar yoğurur.
    • han gibi gelene “hoş geldin”,gidene “uğurlar ola”.
    • han işi olsa, hatun işi kalır.
    • hancı sarhoş, yolcu sarhoş, ne hallettin odabaşı.
    • hancının hanı yanmış, yolcunun umurunda mı?
    • hane alma kendine hem-saye al.
    • hanenin şenliği, içindeki sesten bilinir.
    • hangi gün vardır akşam olmadık.
    • hangi taş katı ise başını ona vur.
    • hanım kırarsa hayır ola, halayık kırarsa kör ola.
    • hanım kırarsa kaza olur, halayık kırarsa ceza (suç) olur.
    • har sirke küpünü çatlatır.
    • haram helalden tatlıdır.
    • haram, helal ver allah’ım, saymaz kullar yer allah’ım.
    • haramdan gelir, harama gider.
    • haramdan şifa olmaz.
    • haramdan uzak dur ama mahremini kapat.
    • haramın temeli olmaz.
    • haramzade pazar bozar, helalzade pazar yapar.
    • harcadığınız, sahip olduğunuzdur.
    • hareket berekettir.
    • hareket olmayınca bereket olmaz.
    • hareket, sesten daha gürdür.*
    • hareketler, sözlerden daha çok gürültü çıkarırlar.*
    • haris mirasçının hazinedarıdır.
    • harman döven öküzün ağzı bağlanmaz.
    • harman dövmek keçinin işi değil.
    • harman sonu dervişlerindir.
    • harman yel ile düven (düğün) el ile.
    • harmanda diren yiyen öküz, yılında hatırına gelir.
    • harmanda diren yiyen sıpa, yılına kadar acısını unutmaz.
    • harmanı biz dövdük, mahsulü başkaları aldı.
    • harmanı yakarım diyen, orağa yetişmemiş.
    • hased-i kalb-i adüv lütf ile zail olmaz.
    • haset eden mahrum olur.
    • hasım hasma gazel (maval) (mevlit) (dua) okumaz.
    • hasım hasmı ateşe atar, dost başta tutar.
    • hasımdan sakın karınca ise de.
    • hasta hastanın halinden bilir.
    • hasta ol benim için, öleyim senin için.
    • hasta olmayan, sıhhatin kadrini bilmez.
    • hasta sağ kalırsa, hekime karşı gelir.
    • hasta tabip ararken, tabip ayağa geldi.
    • hasta yatan ölmez, eceli gelen ölür.
    • hastalık kantarla girer, miskalle çıkar.
    • hastanın başında eceli oturur.
    • hastanın halini ne bilir sağlar, yastık melul mahzun, dökan ağlar.
    • hastası arabaya, ölüsü dirisine binmiş gider.
    • hastaya bakmaktan ise hasta olmak yeğdir.
    • hastaya buza gitti, aşığa söze gitti.
    • hastaya çare, keyifsiz para.
    • hastaya naz etmek, hekime yakışmaz.
    • hastaya yatak (döşek) sorulmaz.
    • hastayı buza yolla, aşığı söze.
    • hastayı döşek bilir, ölüyü teneşir.
    • hastayım nar isterim, gül yüzlü yar isterim.
    • hasut asla rahat etmez.
    • hatalar yapmazsanız, hiçbir şey yapamazsınız.
    • hatasız kul olmaz.
    • hatasız lakırdı olmaz.
    • hatır bir şehbazdır kitanılıp tutulmaz; gönül bir sırça saraydır, kırılıp yapılmaz.
    • hatır bozulur, kafiye bozulmaz.
    • hatır için her halt yenmez.
    • hatıra çok bakan, yere bakar.
    • hatip kılıcı gösteriş içindir.
    • hatun ele girince, halayığı hoş görmek gerek.
    • hatunların saçları uzun, akılları kısa olur.
    • havasına uyar, yere geçer, ateşe düşer.
    • hay hayın çoğundan vay vay çıkar.
    • hayâ imanın nurudur.
    • hayâ insandandır.
    • hayat olan yerde ümit vardır.
    • haydan gelen huya gider, davuldan gelen zurnaya.
    • haydan gelen huya gider, selden gelen suya gider.
    • hayır, allah’tan, şer şeytandan.
    • hayır dile eşine, hayır gele başına.
    • hayır, iste komşuna, hayır gele başına.
    • hayır, sal dostuna, hayır gelsin başına.
    • hayır, sal eşine, hayır gele başına.
    • hayır, söyle, hayır gelsin başına.
    • hayırlı dost, uzak akrabadan iyidir.*
    • hayırlı evlat neylesin malı, hayırsız neylesin malı.
    • hayırsız dost, gergisiz post.
    • hayırsız evlat, baba ocağına incir diker.
    • haylaz kalan iflah olmaz.
    • hayretle akıl, yolda selam, gamda teselli.
    • hayvan ölür semeri kalır, insan ölür eseri kalır.
    • hayvan yularından, insan sözünden tutulur.
    • hayvanda arıklık, insanda züğürtlük ayıptır (tutulmaz).
    • hayvanı yardan düşüren bir tutam otudur.
    • hayvanın alacası dışında olur, insanın alacası içinde olur.
    • hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa anlaşır.
    • hazır para çabuk biter.
    • hazır yemeğe dağlar dayanmaz.
    • hazıra dağlar dayanmaz.
    • hazıra sakla, hızır’a lüzum yok.
    • hazırı ileri sürse yığa saymaz.
    • he sakala bir tarak bulunur.
    • hekim kendini kullanandır.
    • hekim kim, başına gelen.
    • hekimden sorma, çekenden sor.
    • hekimsiz, hakimsiz memlekette oturma.
    • helal ise hesap, haram ise azap.
    • helal kazanç ile yağlı pilav yenmez.
    • helal mal zayi olmaz.
    • helal malın şeytan yarısını alır, haram malı sahibi ile beraber götürür.
    • helalzade barıştırır, haramzade karıştırır.
    • helüksüz (kumsuz, taşsız) duvar olmaz.
    • helva demesini de bilirim, helva yemesini de demiş.
    • helva helva demekle ağız şirin olmaz.
    • hem hırsızlık, hem mirasyedilik olmaz.
    • hem okuduk, hem okuttuk, hem unuttuk.
    • hem şamdan silinir, hem pilav yağlanır.
    • hem şişi yağlamalı, hem pilav (kebap) pişmeli.
    • hep çektiğim cezayı amelimdir.
    • hepsinin akıllısı, beşikte başını sallar.
    • her acelenin sonu nedemettir.
    • her Âdem’in bir havva’sı vardır.
    • her ağaca dayanılmaz.
    • her ağacın meyvesi olmaz.
    • her ağaç altında yatılmaz.
    • her ağaç kökünden çürür.
    • her ağaçtan düdük olmaz, al haberi zurnadan.
    • her ağaçtan kaşık olmaz.
    • her ağlamanın bir gülmesi vardır.
    • her akıl bir olsa bilecik’te pazar.
    • her âlimin bir hatası vardır.
    • her arı bal yapmaz.
    • her atılan taşın arkasından bakmazlar.
    • her ay dediğin keçi doğmaz.
    • her azın birçokluğu vardır.
    • her başın bir derdi vardır, değirmencinin ki de su.
    • her bir askerin bir yesesi var.
    • her cefanın bir sefası, her sefanın da bir cefası vardır.
    • her celalin bir cemali vardır.
    • her çalıdan palaz çıkmaz.
    • her çiçek koklanmaz.
    • her çok azdan olur.
    • her damardan kan alınmaz (akmaz).
    • her darbenin bir havası vardır.
    • her deli üstünü yırtmaz.
    • her deliğe elini sokma, ya yılan çıkar, ya çıyan.
    • her derdin bir devası (dermanı) vardır.
    • her dilden gelen elden gelmez.
    • her düdük istediğin gibi ötmez.
    • her düğün yeni düğünün habercisidir.
    • her düşenin dostu olmaz.
    • her düşüş, bir öğreniş.
    • her düşüşün bir sebebi vardır.
    • her eğri ağaçtan yay olmaz.
    • her evde bir deli, bizim evde hep deli.
    • her evin bir töresi vardır.
    • her evin işi,her dağın kışı kendinedir.
    • her firavunun bir musa’sı vardır.
    • her gecenin bir sabahı (gündüzü) vardır.
    • her gidişin bir gelişi var.
    • her gördüğün buluttan yağmur yağmaz.
    • her gördüğün sakallıyı baba diye kucağına varma.
    • her gördüğünü dost sanıp gizli sırrını söyleme.
    • her gün baklava yense bıkılır.
    • her gün bir olmaz.
    • her gün çekmekten, bir gün ölüp kurtulmak yeğdir.
    • her gün eşek ölmez ki, bir akçeye dokuz köfte olsun.
    • her gün hamur olmaz, bir akçeye dokuz köfte olsun.
    • her gün öküz ölmeyecek ki, at pahalı olsun.
    • her gün papaz (kedi) pilav yemez.
    • her gün şaban, bir gün ramazan.
    • her gün tarhana aşı, bir gün bulgur aşı.
    • her günah büyüğe (papaza) söylenmez.
    • her güzelin bir kusuru (huyu) vardır.
    • her hayrın mukabilinde on şer bağışlanır.
    • her horoz kendi çöplüğünde öter (eşinir).
    • her inişin bir yokuşu vardır.
    • her inleyen ölmez.
    • her ip ile adam asılmaz.
    • her iş itikade bağlıdır.
    • her işin akıbeti akile derpiş gerek.
    • her işin başı sağlıktır.
    • her işte bir hayır vardır.
    • her iyi şeyin bir sonu vardır.
    • her kadın evinin hem hanımı, hem halayığıdır.
    • her kafa her kafaya denk olmaz.
    • her kara uzatma elin eteğin, yelkovana ahir döner emeğin.
    • her kara yüze vurulmaz.
    • her karın bir zararı vardır.
    • her karışanın bir görüşeni vardır.
    • her kaşığın kısmeti bir olmaz.
    • her katık ekmeğe göre olmaz.
    • her kazılan yerden su çıkmaz.
    • her kediye fare inanmaz.
    • her kelin bir berberi vardır.
    • her kemalin bir zevali, her zevalin kemali vardır.
    • her kemlik bir iyiliğin mükâfatıdır.
    • her kim fakire dokuna, sinesi mevla okuna.
    • her kime iyilik edersen, sakın ondan kendini.
    • her kimin bağı var, yüreğinde dağı var.
    • her kimin evladı varsa, başında büyük derdi var.
    • her kişi kendi ayıbını gözetir.
    • her kişi kendi çöreğine köz eşer.
    • her kişinin ağacı dağda bellidir.
    • her koyun kendi bacağından asılır.
    • her koyun kuzusuna meler.
    • her kuralın bir istisnası vardır.
    • her kurşunun hedefi bellidir.
    • her kusurun sonu nedamettir.
    • her kuş kendi yuvasını beğenir.
    • her kuş uçar bir şey olmaz, bıldırcın uçar alvarda ederler.
    • her kuş yuvasını kendi beğenir.
    • her kuşa şahin olma.
    • her kuşu s....n,gözünü leyleğe diktin.
    • her kuşun bir lanesi var, her haraminin şeşhanesi.
    • her kuşun eti yenmez.
    • her kuşun kanadına göre olan kuyruğu vardır.
    • her kütük yanmaz.
    • her kütükten çıra çıkmaz.
    • her makalin bir makamı vardır.
    • her ne doğrarsan aşına, o çıkar kaşığına.
    • her nesnenin erkânı vardır, oduna gidenin urganı vardır.
    • her neşenin bir humarı vardır.
    • her ölüm cinayet değildir.
    • her resmin bir hikâyesi vardır.
    • her rif’atın bir zilleti var.
    • her sakala göre tarak bulunur.
    • her sakaldan bir tel çekseler, köseye sakal olur.
    • her sakallıya baba denmez.
    • her sargı bir yaraya göre olmaz.
    • her sarığın ucu ortaya gelmez.
    • her sopa köpek döver.
    • her sorunun iki cevabı vardır.
    • her sözü söyleme, yerin kulağı var.
    • her sözün bir pelesengi vardır.
    • her su geçit vermez.
    • her suç yüze vurulmaz.
    • her sudan abdest alınmaz.
    • her şey bilen bir şey bilmez.
    • her şey bittikten sonra tedbir almak kolaydır.
    • her şey damarına çeker.
    • her şey incelikten, insan kabalıktan kırılır.
    • her şey olur biter, kösenin sakalı bitmez.
    • her şey onu bekleyenlerin başına gelir.
    • her şey yed-i ilahiyededir.
    • her şey yerinde yakışır.
    • her şey zıddı ile münkeşif olur.
    • her şeyde aheste koşmalıdır.
    • her şeye benzeyen bir şeye benzemez.
    • her şeye çare bulunur, ölümden başka.
    • her şeyi bilen hiçbir şey bilmez.
    • her şeyin azında olur bereket.
    • her şeyin bir ortası bulunur.
    • her şeyin bir yeri ve zamanı vardır.
    • her şeyin çokluğu zarar getirir.
    • her şeyin kesreti zarar getirir.
    • her şeyin ortası iyidir.
    • her şeyin vakti var, horoz bile vaktiyle öter.
    • her şeyin yakışığı, tarhana aşı (çorba) kaşığıyla.
    • her şeyin yenisi, dostun eskisi.
    • her şişe kendi dibinin üstündedir.
    • her taamın lezzeti tuzdan çıkar, tuz ekmek bilmeyen akıbet gözden çıkar.
    • her tak tak eden dülger olmaz.
    • her tarladan bir nakıl, her adamdan bir akıl.
    • her taş baş yarmaz.
    • her taş yerinde ağırdır.
    • her tencereye bir kapak bulunur.
    • her ticarette hile vardır.
    • her uzun ağaç kavak (selvi) değildir.
    • her üsrün bir yüsrü vardır.
    • her vakit bir olmaz.
    • her vakit düşeş gelmez.
    • her vakit fırsat ele girmez.
    • her vakit kedi kaymak yemez.
    • her vakit yürük bostan kenarına konmaz.
    • her yerin kendi kanunu vardır.
    • her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.
    • her yiğidin gönlünde bir aslan yatar.
    • her yol bostan kenarından geçmez.
    • her yorulana bir han yapılmaz.
    • her yumru koz olmaz.
    • her yumurta beyaz değildir.
    • her yumurtadan civciv (şahin) çıkmaz.
    • her yusuf güzel olmaz.
    • her yüze gülen dost olmaz.
    • her zaman bir us koyar.
    • her zaman felek insana yar olmaz.
    • her zaman gemicinin istediği rüzgâr olmaz.
    • her zamanın bir tavrı vardır.
    • her zararda bir hayır vardır.
    • her zevkin bir humarı vardır.
    • her ziruh fenapezir olur.
    • her ziyan bir öğüttür.
    • hergelede ki öküzün ciğerinde nohut ıslanmaz.
    • herifin sakalı tutuşmuş; “dur, şu çubuğumu yakayım” demiş.
    • herkes aklını mezada çıkarmış, yine kendi beğenmiş almış.
    • herkes atar ama vuramaz.
    • herkes attığı okun nereye varacağını bilir.
    • herkes başından korkar.
    • herkes cennete girecek olsa, cehennem boş kalır.
    • herkes çektiğini bilir.
    • herkes çiğner sakız ama kürt kızı tadını çıkarır.
    • herkes davul çalar amma çomağı makama uyduramaz.
    • herkes gidişen yerini kaşır.
    • herkes güzel söylemekle öğünür, sen de sükutun güzelliği ile öğün.
    • herkes kaşık yapar amma sapını ortasına getiremez.
    • herkes kendi çukuruna girer.
    • herkes kendi çukurunu doldurur.
    • herkes kendi gömüsüne kül eşer.
    • herkes kendi servetinin mimarıdır.
    • herkes sakız çiğner amma çatlatamaz.
    • herkes sevdiğini öper, bayram bahane.
    • herkes toprağı alındığı yerde kalır.
    • herkese adaletli davran ama hepsine güvenme.
    • herkese kendi yurdu güzel görünür.
    • herkesi aldatırım diyen, herkesten ziyade aldanır.
    • herkesin aklı bir olsa, koyuna çoban bulunmaz.
    • herkesin arşınına göre bez verilmez.
    • herkesin bir fiyatı vardır.
    • herkesin gönlünde bir sultan gezer.
    • herkesin hamuru ekmeğine göredir.
    • herkesin işi, hiç kimsenin işi değildir.
    • herkesin tenceresi kapalı kaynar.
    • herkesin uyduğu imama, sen de uy.
    • herkesin yorulduğu yere han yapılmaz.
    • hesabı pak olanın yüzü ak olur.
    • hesabını bilmeyen çavuşlar, döner götünü avuçlar.
    • hesap bilmeyen kasap elinde ne satır kalır ne masat.
    • heybesi var, torbası var, besbelli samana geldi.
    • heybesinin iki gözü var, biri yılan dolu öbürü yalan.
    • hezm ve ihtiyat selamettir, mülahazasızlık nedamettir.
    • hıdrellez yağmurundan damlası altın olur.
    • hıdrellez yaz kapısı, yedi gün sürer tipisi.
    • hıdrelleze kadar bir tutam, hıdrellezden sonra tutam tutam.
    • hımhımla, burunsuz, birbirinden uğursuz.
    • hırlayan köpeğin önüne varılmaz.
    • hırlı ol, hırsız ol, insafı elden bırakma.
    • hırsız akraba ile ye, iç; alışveriş etme.
    • hırsız anahtar (kilit) istemez (olmaz).
    • hırsız evden olursa, bulunması müşkül olur.
    • hırsız evden olursa, dana bacadan çıkar.
    • hırsız hırsıza yoldaştır.
    • hırsız kediyi yalancı torbasına atarlar.
    • hırsıza beylerde borçludur.
    • hırsıza ip, mücrime zindan gerek.
    • hırsıza iş inanmak, köpeğe peynir tulumu ısmarlamaktır.
    • hırsıza kapı baca olmaz.
    • hırsıza; “ne yapıyorsun?” demişler. “saz çalıyorum” demiş. “sesi niçin çıkmıyor ya” demişler, “yarın çıkar” demişler.
    • hırsızı yakalamak için hırsız tutun.
    • hırsızın azgınlığı (çoğalması),subaşının ihmalindendir.
    • hırsızlık, bir yumurtadan başlar.
    • hırsızlık ekmekten, kahpelik öpülmekten başlar.
    • hısım hısmın ne öldüğünü ister, ne onduğunu.
    • hıyar akçesiyle alınan eşeğin ölümü sudan olur.
    • hızır akçesi ile alınan eşeğin ölümü sudandır.
    • hicran gönlün perdesidir.
    • hiç hiçe verirsen yine hiç çıkar.
    • hiç kimse iki patrona hizmet edemez.
    • hiç kimse kendi davasında yargıç olamaz.
    • hiç kimse uşağı için bir kahraman değildir.
    • hiç soru sormayın, hiç yalan duymazsınız.
    • hiç üzüm yoktur ki, götünde çöpü olmaya.
    • hiç yoktan köse (torlak) iyidir.
    • hiçbir düşman küçük değildir.
    • hiçbir şeyden, bir şey elde edemezsiniz.
    • hiçbir şeyi olamayan, hiçbir şey kaybetmez.
    • hiçbir zaman şimdikine benzemez.
    • hiçten yok yeğdir.
    • hiddetle kalkan, nedametle oturur.
    • hikmetinden sual olunmaz.
    • hile ile iş gören, mihnet ile can verir.
    • hile ile olsaydı, fare unardı.
    • hile ile peynir gemisi yürümez.
    • hileden sakınan azdır.
    • hilekâr dokuz ocak yıkmayınca, bir ocak yapamaz.
    • hilekâr unmaz, kuyruğu ile girer.
    • hilekârın gözü yaşlı olur.
    • hilekârın mumu yatsıya kadar yanar.
    • hileli pazar, mideyi bozar.
    • hileye aslanlar mağlup olur.
    • himmet olunca, dağ yürür.
    • himmete dağlar dayanmaz.
    • himmete endaze olmaz.
    • himmeti âli olanın kıymeti efzun olur.
    • hindistan fili sivrisinekten korkar.
    • hizmet etmesini öğrenmeyen efendilik edemez.
    • hizmetkâr efendisinin yüzünü ağartır.
    • hoca hakkı, tanrı hakkı.
    • hoca karnın doyduktan sonra kırk armut yemiş,”onun yeri başka” demiş.
    • hoca; “dünya alt üst gelsin, belki altı üstünden iyi” demiş.
    • hocalar kâğıdı tersinden okur.
    • hocanın bir eli almaya, bir eli yemeye.
    • hocanın dediğini yap, yaptığını yapma (yoluna gitme).
    • hocanın ekmeği, yılanın ayağı görülmez.
    • hocanın vurduğu yerde gül biter.
    • hocanın yap dediğini yap, yaptığını yapma.
    • hocaya “al hoca” demişler,”ver hoca” dememişler.
    • hocayı çıkar, manda kalsın.
    • horona giren terler.
    • horoz bile dişisini kıskanır.
    • horoz bile vakitsiz ötmez.
    • horoz çok olan yerde, sabah erken olur.
    • horoz çok olan yerde, sabah geç (tez) olur.
    • horoz evlendi, komşu tellendi.
    • horoz götürecek malı yok, gemi götürecek ulvanı var.
    • horoz kadar kocam olsun, kümes kadar evim.
    • horoz ölmüş, gözü süprüntülükte kalmış.
    • horoz ölür, gözü çöplükte kalır.
    • horoz öttü, dava bitti.
    • horoz sesi işitmedik altını var.
    • horoz uçtu, kervan göçtü; sohbet, karı kocaya kaldı.
    • horoz yerinde dövüşür.
    • horozdan kaçar, kurbanlık koyuna eldivenle yem verir.
    • horozsuz köyde sabah olmaz.
    • horozsuz tavuk yaşamaz.
    • horozsuz tavuk, çobansız sürüye benzer.
    • hoşnut kişiler, saraylarda yaşamaz.
    • hoyrat kocar, gönül kocamaz.
    • hoyrattan savaş kopar.
    • huda namerde değil, merde dahi etmeye muhtaç.
    • huy canın yongasıdır (altındadır).
    • huy çıkmayınca can çıkmaz.
    • huylu huyundan vazgeçmez.
    • huyunu bilmediğin davarın (hayvanın) ardına dolanma (düşme).
    • huzurlu ailede, beşik boş olmaz.
    • hüküm galibindir.
    • hükümet kapısı herkese açıktır.
    • hülya ile pilav pişmez.
    • hüner erbabı pabuçlukta kalmaz.
    • hüner sahibini belli (aziz) eder.
    • hüneri tende değil, candadır.
    • hünerli kul ölmez.
    • hünersiz adam, meyvesiz ağaca benzer.
    • hünersizin gömleği, dikilmiş gelir.
    • ısmarlama dua satın alınmaz.
    • ıhlamurdan odun, beslemeden kadın olmaz.
    • ırak yerin haberini kervan getirir.
    • ırgat gibi kazan, bey gibi ye.
    • ırmak yanına (kenarına) çeşme yapılmaz.
    • ırmaktan (dereyi) geçerken at değiştirilmez.
    • ırz insanın kanı bahasıdır.
    • ırzının kadrini bilmeyen dinini bilmez.
    • ısıracak it diş göstermez.
    • ısıran köpek havlamaz!
    • ısırgan daladı, ebegümeci yaladı.
    • ısırgan ile taharet olmaz.
    • ısırmadığın eli öp, başına koy.
    • ıslandım kurudum sel neyler beni, ellendim bellendim yel neyler beni.
    • ıslanmışın yağmurdan pervası (korkusu) olmaz.
    • ıslık çalan kadın ile öten tavuk ne tanrı, ne erkekler için işe yaramaz.
    • ısmarlama hac kabul olunmaz (hac olmaz).
    • ıssız eve, it buyruk.
    • ışığı akşamdan önce yakan, sabaha çırasına yağ bulamaz.

    • ibadet de gizli, kabahat de.
    • ibadet ile cennete girilmez, temiz kalp gerek.
    • ibadette kabahat de kul içindir.
    • ibadette riya, kabahatte hayâ olmaz.
    • iç acısını taban acısı çıkartır.
    • iç güveysi, baş ağrısı.
    • içerden içeri, altın peçeli.
    • içi dışına benzer, dışı içine uymaz.
    • içine girmeyen hali bilmez.
    • içine sıçan düşse başı yarılır.
    • içme namert elinden su, ab-ı hayat olsa da.
    • içtin üzüm suyunu, döktün gözün suyunu.
    • iftar kebabı ile herkes erbabı ile.
    • iftar sofrasında sivrisinek sadasına “aziz allah” denir.
    • iftira dağdan taştan ağırdır.
    • iğne ile kuyu kazılmaz.
    • iğne yemiş köpek gibi dört yanına salar.
    • iğneyi evvel kendine sok, sonra çuvaldızı ele.
    • iğreti ata binen tez iner.
    • ihmal devlet-i ikbale zarardır.
    • ihmalcinin iki yakası bir araya gelmez.
    • ihmalin her gün zararı çekilir.
    • ihsan insan gölgesidir.
    • ihtimaldir deniz taş alır.
    • ihtiyaç içindeki arkadaş, gerçek arkadaştır.
    • ihtiyaçlar kanun tanımaz.
    • ihtiyar erkeğin sevgilisi olmak, genç erkeğin kölesi olmaktan iyidir.
    • ihtiyar genç alırsa el alır.
    • ihtiyarlık insanı her şeyden geçirir.
    • ihtiyarlıkta yoksulluk güçtür.
    • ikbalin akıbeti idbara varır.
    • ikbalin iyi olursa sen otur, ikbal işler.
    • iki aslan bir posta sığmaz.
    • iki at bir kazığa bağlanmaz.
    • iki bakmak bir istemeye bedeldir.
    • iki baş bir kazanda kaynamaz.
    • iki bebek bir gözde olmaz.
    • iki bülbül bir dala konmaz.
    • iki cambaz bir ipte oynamaz.
    • iki çıplak bir hamamda yaraşır.
    • iki çömlek bir yerde olsa tokuşmayınca olmaz.
    • iki çuval bir harar, herkes menfaatini arar.
    • iki deliye bir uslu gerek.
    • iki dinle, bir söyle.
    • iki eğriden bir doğru.
    • iki el bir baş içindir.
    • iki elin sesi var,bir elin nesi?
    • iki elin vergisi, gönlün sevgisi.
    • iki emini bir yemin ararlar.
    • iki fındık bir olsa bir koyun başını yaralar.
    • iki göç bir bozgun yerini tutar.
    • iki gönül bir olunca samanlık seyran olur.
    • iki göz bir baş içindir.
    • iki gün birbirine uymaz.
    • iki güreşenden biri yıkılır.
    • iki hasret birbirine kavuştu.
    • iki hımhım, bir burunsuz, birbirinden uğursuz.
    • iki ile iki dört eder.
    • iki iskemle arasına oturan yere düşer.
    • iki kabak birbirine dokununca elbette kırılır.
    • iki kamçı bir kuyruk, herkes başına buyruk.
    • iki kaptan bir gemiyi batırır.
    • iki kardeş savaşmış, ebleh buna inanmış.
    • iki karpuz bir el ile tutulmaz.
    • iki karpuz bir koltuğa sığmaz.
    • iki kedi bir arslana pes dedirir.
    • iki kıbleye tapanda, din olmaz.
    • iki kılıç bir kına sığmaz.
    • iki kişi dinden çıkarsa, bir kişi candan çıkar.
    • iki köpek bir kemiği paylaşamaz.
    • iki kulak bir dil için, sen iki işit bir söyle.
    • iki kulak, bir dil için.
    • iki kuru bir yaş, olmazsa bağrını deş.
    • iki ölç, bir biç.
    • iki pilav arasında, bir su gerek.
    • iki reis bir gemiyi batırır.
    • iki sağır birbirini ağırlar.
    • iki sakimden bir müstakim çıkar.
    • iki sanan, iletmez aşkı başa.
    • iki su bir ekmek yerini tutar.
    • iki şahin bir yerde yuva yapmaz.
    • iki şilte bir yastık, onu da eşiğe (terkiye) astık.
    • iki taş çatarlar, karı diye satarlar.
    • iki taş çattık baca oldu, her kime varsa koca oldu.
    • iki tavşan birden avlanmaz.
    • iki tavşanı birden kovalayan, hiç birini tutamaz.
    • iki testi birbirine dokunsa, biri kırılsa diğeri zedelenir.
    • iki tımar bir yem yerine geçer.
    • iki uslu bir yere gelmez.
    • iki yanlış bir doğru yapamaz.
    • iki yatak bir yorgan, o da boz eşeğe destan.
    • ikisi bire değmez, biri hiçe.
    • ikisi demir iki parmağı kıvrak olur.
    • ikisini bir kazana koysalar, yine kaynamazlar.
    • ikiye bir alma, yiğit deyip karı (yaşlı kadın) alma.
    • ikrarını gözet, olma abesgü.
    • ileri (eski) zamanda deve hurma kığlardı (terslerdi),şimdi kestane kığlar.
    • ilgisiz kalan, bilgisiz kalır.
    • ilim, bir noktadan ibarettir.
    • ilim, deryadır.
    • ilim, derya-yı bi-intihadır.
    • ilim, gençlikte dikilen, ihtiyarlıkta meyvesi alınan bir ağaçtır.
    • ilim, ilm-i allah’tır.
    • ilim, kalplerin hayatıdır.
    • ilim, sahibini aziz eyler.
    • ilim, sarıktan salim bir hazinedir.
    • ilim, şeytanda da var.
    • ilim, yalnız cehli giderir.
    • ilim, yumuşak döşekte batmaz.
    • ilim; sahibine dost, mal sahibine düşman kazandırır.
    • ilk atılan taş uzak düşer.
    • ilk atışta vuran nişancıdır.
    • ilk pazar, pazardır.
    • ilk vuran okçu, son vuran bokçu.
    • illet ile dirilen, mihnet ile can verir.
    • illet ve dirilikten ölüm yeğ.
    • illeti illet bil, urgana uy koymuşlar.
    • ilme âr olmaz, âr eden berhudâr olmaz.
    • ilmi allah dileyene, malı dilediğine verir.
    • ilm-i allah her şeyi muhittir.
    • ilmi ile âmil olmayan, vaaz ve nasihatı tesirsiz kalır.
    • ilmin dostundan, düşmanı daha çoktur.
    • ilmini ketmeden, cehil menzilesindedir.
    • imambayıldı, müezzin ayıldı.
    • imam evinden aş, ölü gözünden yaş çıkmaz.
    • imam ile geçinen açlıktan ölür.
    • imam osurursa, cemaat sıçar.
    • imam ölecek, yüzü gülecek.
    • imam, imam iken okurken yanılır.
    • imama ıskat değsin, ölü nasıl giderse gitsin.
    • imamın bir eli almaya, bir eli yemeye.
    • imanlı kulda, temellük olmaz.
    • imaret yapılmadan, dilenciler kapıyı aldılar.
    • imece günü bulut görmeye ne mutlu.
    • imera’da kelâm-ı kadim arama.
    • imtinanla yaşamaktansa, serbestçe ölmesi yeğdir.
    • inanma dostuna, saman doldurur postuna.
    • inat ile başa çıkılmaz.
    • inat, eşeğe yakışır.
    • inayet ola, öbür kapıya.
    • ince deme kalın de hemen al, yaş deme kuru deme hemen al.
    • ince kız donanınca, yoğun kız ele varmış.
    • inci arayan kişi, denizden korkmaz.
    • ineğe küftün verilmezse, südü alınmaz.
    • iniş aşağı kavga olmaz, atta duran var, duramayan var.
    • insaf olmayanda, iman olmaz.
    • insaf, dinin yarısıdır.
    • insan ayaktan, at tırnaktan kapar.
    • insan azmayınca, belasını bulmaz.
    • insan beşer, dişleri düşer dörder beşer.
    • insan beşer, kuldur şaşar.
    • insan bilmediğini ayağının altına alsa, başı göğe değer.
    • insan bir umutla doğar, bin umutla ölür.
    • insan çeşit çeşit, yer damar damar.
    • insan dinlenmekle akıllanır, konuşmakla pişman olur.
    • insan doğduğu yerde değil, doyduğu yerde.
    • insan düşer amma gönül düşmez.
    • insan düştüğü yerden kalkar.
    • insan eti ağırdır.
    • insan gönlünün artığını söyler.
    • insan göre göre, hayvan süre süre alışır.
    • insan ikrarında, hayvan yularından tutulur.
    • insan insana gerek olur, iki serçeden börek olur.
    • insan insanın aynasıdır.
    • insan kâh olur dağı kaldırır, kâh olur darıyı kaldıramaz.
    • insan kalabalıkta pilav yiyeceğine, tenhada kötek yesin daha iyi.
    • insan karır, gönül karımaz.
    • insan kendini beğenmezse çatlar.
    • insan kısmetini aramazsa, kısmet insanı arar.
    • insan kıymetini insan bilir, altın kıymetini sarraf.
    • insan kocalmakla gönül kocalmaz.
    • insan lisanı ile takdir, elbisesi ile kabul olunur.
    • insan mürekkep yalamakla âlim olmaz.
    • insan ne bulursa dilinden bulur.
    • insan nisyandan halli değildir.
    • insanoğluma iyilik yarasa, sarı öküze bıçak olmazdı.
    • insanoğluna iyilik yaramaz.
    • insanoğlundan her şey umulur.
    • insan olan bir kere yanılır.
    • insan olmayan, insan kadrini bilmez.
    • insan öleceğini bilse mezarını kendi kazar.
    • insan sevdiği şeyi çok söyler.
    • insan sözünden, öküz boynuzundan tutulur.
    • insan şeytanı, cin şeytanından beter olur.
    • insan taştan pek, gülden naziktir.
    • insan yedisinde ne ise, yetmişinde de odur.
    • insan, bir kere ölür.
    • insan, ektiğini biçer.
    • insan, her gün şeker yese bıkar.
    • insan, ihsan kuludur.
    • insan, kanatsız kuştur.
    • insan, kerametten halli değildir.
    • insan, nüsha-ı kübradır.
    • insan, yalnız ekmekle yaşayamaz.
    • insan, yanılmakla âlim olur.
    • insana ata, ana gibi yar olmaz.
    • insana dayanma ölür, ağaca dayanma kurur.
    • insana düven, düveye diken yarar.
    • insana kardeş gibi yâr, ırak gibi diyar olmaz.
    • insanı gam, duvarı nem yıkar.
    • insanı ümit, deveyi havud yaşatır.
    • insanı zaman kadar terbiye eden şey yoktur.
    • insanın adı çıkmadan, canı çıkması hayırlıdır.
    • insanın alacası içinde, hayvanın alacası dışındadır.
    • insanın aynası, ef’alidir.
    • insanın başında ottan gayrısı biter, bülbülden gayrısı öter.
    • insanın bir ağzı iki kulağı var, bir söyleyip iki dinlemeli.
    • insanın bir evveli, bir ahireti.
    • insanın eti yenmez, derisi giyilmez, tatlı dilinden başka nesi var?
    • insanın fenası olmaz, meğer parası olmayana.
    • insanın gevşeğinde bıyık, öküzün gevşeğinde kuyruk olmaz.
    • insanın gözü, yerin kulağı var.
    • insanın gözünü bir avuç toprak doyurur.
    • insanın kötüsü olmaz, meğerki züğürt ola.
    • insanın sermayesi, iki paralık aynadır.
    • insanın soyu bir, huyu bindir.
    • insanın söylemezinden, suyun şarlamazından korkulur.
    • insanın söz anlamazı, atın gem almazı.
    • insanın sözü derecesi aklına, ef’ali de aslına delâlet eder.
    • insanın yere bakanından, hayvanın yere bakanından kork.
    • insanın yere yakını (mütevazı olanı),tarlanın köye yakını makbuldür.
    • insanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa anlaşır.
    • insanoğlu çift olur.
    • insanoğluna güvenilmez.
    • ip inceldiği yerden kopar.
    • ip kırıldığı yerden ulanır.
    • isin yanına varan is, misin yanına varan mis kokar.
    • iskambil, şeytanın kitaplarıdır.
    • islam’ın şartı beş, altıncısı insaf demişler.
    • israf etmede hayır, hayırda israf olmaz.
    • istediğini söyleyen, istemediğini işitir.
    • istemem diyenden korkmalı.
    • istenilen yere git âr eyleme, istenilmeyen yere gidip dar eyleme.
    • istenmeyen aş, ya karın ağrıtır ya baş.
    • istersen göl olur, istersen yol olur.
    • istersen hakka olmak asi, ya mütevelli ol ya vasi.
    • isteyenin bir yüzü kara, vermeyenin iki yüzü.
    • istikamette kalem, şulede mum olsa kişi, yine mikras-ı ecelden serini kurtaramaz.
    • iş âmâna binince, kavga uzamaz.
    • iş anlatıncaya kadar, baş elden gider.
    • iş anlayanda değil, başaranda derler.
    • iş başa düşünce, gayret dayıya düşer.
    • iş başarana başvurulur.
    • iş bilen aş bilen, eşini bilen fakir olmaz.
    • iş bilenin, kılıç kuşananın.
    • iş bilmeyen adam, hoşt anlamayan kürt itine benzer.
    • iş bitirenin işi biter.
    • iş bitirenin kötüsü olmaz.
    • iş çoğaltmak, iş bilmemekten ileri gelir.
    • iş düzelir ömür azalır, saç düzelir hamur azalır.
    • iş ile değil lafı ile tanınan insan, yaban otları ile dolu bahçe gibidir.
    • iş insanın aynasıdır.
    • iş ister, işten kaçar.
    • iş işi açar (gösterir).
    • iş işin aynasıdır.
    • iş itikade bağlıdır.
    • iş olacağına varır.
    • iş, sırma gümüştür.
    • işe gitmez oğlum olsun, çifte gitmez öküzüm.
    • işemekle deniz pis olmaz.
    • işi bilmeyen kasap, ne satır bırakır ne masat.
    • işi olmayanın aşı olmaz.
    • işi ters tut, aykırıdan gelir.
    • işi üç nal ile bir ata kaldı.
    • işin encamını düşünmeyen çaresiz kalır.
    • işin gelişi, ayak atışından bellidir.
    • işin yoksa bey evine (direk) var.
    • işin yoksa şahit ol, paran çoksa (borcun yoksa) kefil ol.
    • işin yoksa şahit ol, paran yoksa kefil ol.
    • işine hor bakan (sanatını hor gören) boynuna torba takar.
    • işini kış tut, yaz çıkarsa bahtına.
    • işini sağlam kazığa bağla, sonra talihe ısmarla.
    • işitilmemiş cihanda haber olmaz.
    • işitmek, görmek gibi değildir.
    • işkilli büzük dingilder.
    • işkilli pazar, mideyi bozar.
    • işleyen anahtar, ışıldar.
    • işleyen demir ışıldar, işlemeyen paslanır kalır.
    • işret, insanın mihengidir.
    • işsiz kasap,s....i tartar.
    • işsizlik, güçlerin babasıdır.
    • iştah dediğin dilaltındadır.
    • işten artmaz, dişten artar.
    • it ağzın kemik tutar.
    • it aslını bilir.
    • it başı, terkide durmaz.
    • it boku kefarete yaradı, ol dahi bulunmadı.
    • it böğürürken tavşan bilir.
    • it değdiğiyle deniz murdar olmaz.
    • it derisinden post olmaz, rum ermeni’ye dost olmaz.
    • it ite buyurmuş, it de kuyruğuna buyurmuş.
    • it iti bulur.
    • it iti yemez.
    • it itin ayağına basmaz.
    • it itin kuyruğunu bırakmaz.
    • it itin mirahûrudur.
    • it itle gezer.
    • it kağnı gölgesinde yürür, kendi gölgesi sanırmış.
    • it kursağı yağ götürmez.
    • it okşamalı olunca, adını boncuk koyarlar.
    • it sürü, para kazan.
    • it taştan, bacı gardaşdan korkar.
    • it ulur, birbirini bulur.
    • it ulur, kervan yürür.
    • it ürüdüğü zaman, anası gibi ürür.
    • it ürür, kervan yürür.
    • it yattığı yeri eşer.
    • it yelmekle kocar.
    • it, ekmekten kaçmaz.
    • it, sahibini tanır.
    • ite dalaşmadan, çalıyı dolaşmak yeğdir.
    • iti an, ağacını (değneğini) yanına ko.
    • iti an, çomağı hazırla (taşı eline al).
    • iti bir kez vur ölsün, bir daha vur dirilsin.
    • iti dövmezler, sahibinin hatırı var diye.
    • iti ite salarlar.
    • iti öldürene sürütürler.
    • iti yol kocatır.
    • itin ahmağı baklavadan pay umar.
    • itin aksayışı, gelecek kervana uyar.
    • itin artığını arslan yemez.
    • itin ayağını taştan esirgeme.
    • itin çakşırı olmaz.
    • itin duası kabul olsa, gökten kemik yağardı.
    • itin ıssı var ise, tavşanın dahi tanrı’sı vardır.
    • itin olduğu yere melek girmez.
    • itin ünü göğe ağmaz.
    • itin yediğini urduğuna sayarlar.
    • itle çuvala girilmez, kedi ile harara.
    • itle yatan, bitle kalkar.
    • itte vefa olur, avratta vefa olmaz.
    • itten aç, yanından kaç.
    • ittifakta hata olmaz, ihtilâfta rahat.
    • iven kız ere varmaz, varsa dahi baht bulmaz.
    • iven sinek süte düşer.
    • iyi adamın karısı, kurna başında belli olur.
    • iyi ayakkabı adama yürüme öğretir.
    • iyi bahadan kalmaz.
    • iyi bir alışveriş, soygun değildir.
    • iyi bir başlangıç, iyi bir son getirir.
    • iyi bir kadın, iyi bir koca yapar.
    • iyi biten her şey iyidir.
    • iyi dirliğe çok harç gerek.
    • iyi dost kara günde belli olur.
    • iyi evlat anayı babayı vezir eder, kötü evlat rezil eder.
    • iyi gitmeyince kişinin işi, muhallebi yerken kırılır dişi.
    • iyi gün doğuşundan bellidir.
    • iyi gün dostu, pertavsız gibidir.
    • iyi günün dostları, kötü günüm düştü gel.
    • iyi hizmet görmek istiyorsan, kendi işinizi kendiniz görün.
    • iyi ile konuşan, çuvalına un doldurur.
    • iyi insan, lafının üzerine gelir.
    • iyi ipek kendini kıldırmaz, iyi kadın kendini dövdürmez.
    • iyi kadının kocası, cübbesinden bellidir.
    • iyi kötü, geçit başında belli olur.
    • iyi nasihat verilir ama iyi edep (ad) verilmez.
    • iyi olacak hastanın, hekim ayağına gelir.
    • iyi olmak istersen, iyi dostlar kazan.
    • iyi pirinç çok su götürür.
    • iyi söylersen iyi işitirsin, kötü söylersen kötü işitirsin.
    • iyi söz ile yılan ininden çıkar.
    • iyi söz, demir kapıyı açar.
    • iyi söze ne tanışık gerek.
    • iyi ve kâmil insanı, güneş uykuda görmez.
    • iyice feraset, keramete kıç attırır.
    • iyiden kötülük (yaramazlık) gelmez.
    • iyiler genç ölür.
    • iyiliğe “nereye gidiyorsun?” demişler, “kötülüğe” demiş.
    • iyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârı.
    • iyiliğe iyilik olsaydı, kara öküze bıçak olmazdı.
    • iyiliği su ayağında ver, başında dile.
    • iyilik at denize, balık bilmezse hâlik bilir.
    • iyilik bilmeyen adam, adam sayılmaz.
    • iyilik bilmeyen katında, su getirenle sinek sayan birdir.
    • iyilik dile komşuna, iyilik gelsin başına.
    • iyilik eden iyilik bulur (görür).
    • iyilik eden kemlik bulmaz.
    • iyilik eden unutmalı, gören yâd etmelidir.
    • iyilik et denize at, balık bilmezse halik bilir.
    • iyilik et kele, öğünsün ele.
    • iyilik etmek, rıza-yı bâriye hizmet eylemektir.
    • iyilik eyle denize sal, eğer iyilik iyilik ise o seni bulur.
    • iyilik gariptir, sahibini kimse tanımaz.
    • iyilik gibi âlemde sermaye olmaz.
    • iyilik iki baştan olur.
    • iyilik zayi olmaz.
    • iyilik, kötülük müsavidir.
    • iyiyi kötüyü el bilir, dereyi tepeyi sel bilir.
    • izmir’in seyyahı, şam’ın şekeri, medine’nin hurması; züğürtlükten gelir bıyık hurması.

    • kab, sirkeye göredir.
    • kabadayı tükürdüğünü yalamaz.
    • kabahat ipliği eğirende değil, ölendedir.
    • kabahat mahfi, ibadet de.
    • kabahat öldürende değil, ölendedir.
    • kabahat samur kürk olsa kimse sırtına almaz.
    • kabahatin sahibi çıkmaz.
    • kabak deyip de geçme, cennet taamıdır.
    • kabı olmayanı kazancı olmaz.
    • kabil şakirt, üstattan üstat olur.
    • kabiliyet dâd-ı haktır herkese nasip olmaz.
    • kabiliyet talim ile olmaz.
    • kabiliyetin mektebi yoktur.
    • kabiliyetli çırak ustadan usta olur.
    • kabul olmayacak duaya âmin denmez.
    • kaçan balık büyük olur.
    • kaçan rüzgâr esse kış değil mi, yoksul halin bilse hoş değil mi?
    • kaçanı kovmazlar, yıkılanı vurmazlar.
    • kaçanın anası ağlamamış.
    • kaçmadan kovmaya eli değmez.
    • kader olmayınca takdir bilinmez.
    • kaderde varsa düzülmek, neye yarar üzülmek.
    • kaderde varsa görülür.
    • kadere iman eden kaderden emin olur.
    • kadere karşı gidilmez.
    • kaderin yaptığını kimse yapamaz.
    • kadı anlatışa göre ferman verir.
    • kadı davacı, muhzir şahit olunca, iş allah’a kalır.
    • kadı ekmeğini karınca yemez.
    • kadı kızı kadire, geldi çıktı sedire.
    • kadın eli, kaşık sapından kararır.
    • kadın erkeğin eşi, evin güneşidir.
    • kadın erkeğin şeytanıdır.
    • kadın malı hamam tokmağıdır.
    • kadın şerri, şeytan şerrine eşittir.
    • kadın şerrinden allah’a sığınmalı.
    • kadın var ev yapar, kadın var ev yıkar.
    • kadın var kardan soğuk, kadın var kordan sıcak.
    • kadın vardır çerden çöpten aş eder, kadın vardır, pişmiş aşı taş eder.
    • kadın yüzünden gülen, ömründe bir defa güler.
    • kadını erkek değil, ar ve namus bekler.
    • kadını sırdaş eden tellâl aramaz.
    • kadının bildiğini garip de bilir.
    • kadının biri âlâ, ikisi belâdır.
    • kadının fendi, erkeği yendi.
    • kadının kırk çırağı var, biri sönse biri yanar.
    • kadının saçı uzun, aklı kısadır.
    • kadının sofusu, şeytanın maskarasıdır.
    • kadının şamdanı altın olsa, şamdanı dikecek erkektir.
    • kadının yüklediği yük şuraya varmaz.
    • kadının yüzünün karası, erkeğin elinin kınası.
    • kadınsız ev olmaz.
    • kadıya yalnız giren, sakalın sığnayıp çıkar.
    • kafa kafa olmayınca, şapka ne yapsın?
    • kafes büyük ama içinde bülbülü yok.
    • kâğıdın yüzünü ağartan karadır.
    • kağnı devrilince yol gösterici çok olur.
    • kahır çekmeyince lûtfa erilmez (derviş olunmaz).
    • kahpe peykesinde âleme nişan verilir.
    • kahpenin âhı, çingenenin malı.
    • kahpenin sonu ebelik, külhaninin sonu dedelik.
    • kahpeye kahpe deme, sana donunu giydirir.
    • kaht-ı rical gibi ilaçsız dert olmaz.
    • kahvaltı olmayınca kahve etmez fayda.
    • kahve tütün, keyifler oldu bütün.
    • kahve yemen’den gelir, bülbül çemenden.
    • kahve, enfiye ve afyon, o kâfirle macun, işte bu üç deli eyledi beni mecnun.
    • kahvenin yüzü kara ama meydanı pak (yüz ağartır).
    • kalabalıkta eşeğin kuyruğunu kesme, kimi uzun der, kimi kısa.
    • kalabalıkta görülen iş alacalı olur.
    • kalaylı bakır küflenmez.
    • kalaylı koz, o da bir söz.
    • kalbi efkâr-ı fasiden salim olanın (fesat olmayanın) ef’ali de salih olur.
    • kalbin şahitliği, yüz şahitlikten kuvvetlidir.
    • kalbin yolu mideden geçer.
    • kalbini pak tut da kırk yıl cünup gez.
    • kalbur ile su taşınmaz.
    • kalburcu kızı hatun olmaz, dilenmeyince karnı doymaz.
    • kalburun dibi yok ama hele kenarına bak.
    • kaldırımda fes eğerek gezmek pek kolaydır.
    • kaldırımda kılıç sürümek kolaydır.
    • kaldırıp kendini denize atar, topuğunu bile ıslatmaz.
    • kaldırma halıyı, söyletme deliyi.
    • kale kapısından sığmaz, fındıkkabuğuna sığar.
    • kaleci içinde alınır.
    • kalem cömert olur, ne dilersen yazar.
    • kalem efkârın tercümanıdır.
    • kalem kılıçtan keskindir.
    • kalem-i kudretle yapılan bozulmaz.
    • kalemin yaptığını kılıç (kimse) yapamaz.
    • kalendere “kış olur” demişler,”titremeye durmuşuz” demiş.
    • kalın incelene kadar, ince üzülür (incenin canı çıkar).
    • kalıp kıyafetle adam, adam olmaz.
    • kalkan kaza savar, götürmek gerek.
    • kalkmışın, dini imanı olmaz.
    • kalp adamda uğur olmaz.
    • kalp akçe bulan nasıl söner.
    • kalp akçe sahibinindir.
    • kalp bir sırça saraydır, değme çabuk kırılır.
    • kalp demirden kılıç olmaz.
    • kalp içinde fetholur.
    • kalp kalbe karşıdır.
    • kalp kazanır, kaltaban görenir (faydalanır).
    • kalp kıran kazanır.
    • kalp şişeye benzer, kırılırsa yapılmaz.
    • kalpten kalbe yol vardır.
    • kalyon deniz yüzünde, kayık kenarda kalır.
    • kambersiz düğün olmaz.
    • kamçıya kuvvet, kuskuna minnet.
    • kamış uçar tel verir, bize böyle elverir.
    • kamu kuşlar uçar nesne yok, bıldırcın uçtu el verdirir.
    • kan ilik kurutur.
    • kan kaynadı, suyu çekti.
    • kan kustuktan sonra altın leğeni neylesin.
    • kan sudan ağırdır.
    • kan tutanı kanlı tutar.
    • kanaat gibi devlet olmaz.
    • kanaat servettir.
    • kanaat tükenmez hazinedir.
    • kanatsız kuş uçmaz.
    • kancayı takmaya görsün halâs mümkün değildir.
    • kancık yalanmazsa, erkek dolanmaz.
    • kancıyı mayıs doyurur.
    • kande çokluk, orada bokluk.
    • kande olsa âşık-ı biçare, dermanın arar.
    • kande şap,kande şeker.
    • kande varsak bir dede bir dümbelek eksik değil.
    • kanı kan alır.
    • kanı kan ile yıkamazlar, su ile yıkarlar.
    • kanlı kanlıya bu işi etmez.
    • kantar elinde, devat belinde.
    • kap küçük, su büyük.
    • kapacak enik sırtarmaz.
    • kapanması güç olan kapıyı, açma.
    • kapı arkası bile gurbettir.
    • kapıdan kovsan bacadan düşer (havadan girer).
    • kapıdan kuvvet girerse, aşk pencereden kaçar.
    • kapına geleni hızır bil, ne verirsen hazır bil.
    • kapını iyi kapa, komşunu hırsız etme.
    • kapının kanadı kesenin ağzıdır.
    • kapısını büyük açan, misafire katlanır.
    • kapıya varsan efendi uyur, elde armağan olsa vay efendim buyur.
    • kapıyı iyi (pek) kapa, komşunu hırsız etme.
    • kaplumbağa kabuğu ile herkes erbabı ile.
    • kaplumbağa kabuğunda: “ne büyük sarayım var” demiş.
    • kaplumbağa yumurtasını gözü ile ısıtır.
    • kaplumbağayı bir bağdan bir bağa atmışlar,”o bağ olmasın, bu bağ olsun” demiş.
    • kâr eden ar etmez.
    • kâr kudurmuş sermayeyi yiyor.
    • kar kuytuda, para pintide eğleşir.
    • kar kuytuda, para pintide eğleşir.
    • kâr mı tatlı, yâr mı tatlı? evvelâ yâr, sonra kâr.
    • kar ne kadar çok yağsa, yaza kalmaz.
    • kar onun için yağar ki, ayak üşüte.
    • kâr sahibi, müşterisini gözünden tanır.
    • kar susalık (susuzluk) kandırmaz.
    • kar yağdığı gün savrulur.
    • kar zararın ortağıdır (kardeşidir).
    • kara bağla, yanına al ağla.
    • kara bakanın gözleri kamaşır.
    • karadut yaprak açtı yaz, döktü kıştır.
    • kara görünerek gelmez, karı bükülüp ölmez.
    • kara gözde olsun, yüzde olmasın.
    • kara gün dostu az (güç) olur.
    • kara gün dostu olmaz.
    • kara gün kararıp kalmaz, kaç yiğit bunalıp ölmez.
    • kara haber tez duyulur.
    • kara haber tez duyulur.
    • kara ile sarıdan huri, sarı ile sarıdan peri, iki karadan elinin körü doğar.
    • kara kar yağacak, kara gün doğacak, bir eşeğin sırtına kırk adam binecek.
    • kara kar yağmış.
    • kara kazanın yanında durana is bulaşır.
    • kara kış âlemin yüzünü ağarttı.
    • kara kışta kara serçe baharı bulmaz.
    • kara para iyiyi kovar.
    • karasinekten beyaz ineğin çektiğini mevlâ bilir.
    • kara yanına varma kara bulaşır.
    • kara yaslanma kar erir, ere yaslanma er ölür.
    • kara yumrukla ağarmaz.
    • karabet rekabet, hısım hasım.
    • karadeniz coştu, dalga baştan aştı.
    • karadeniz fırtına, al pırtını sırtına.
    • karakışta karlar martta yağmaz, nisanda durmazsa, değme çiftçinin keyfine.
    • karalama meşke, fırsat aşka metanet verir.
    • karaman’ın koyunu, sonra çıkar oyunu.
    • karaya sabun, deliye öğüt neylesin.
    • karda gezer, izini belli etmez.
    • kardan aslandır, güneş görmeye gelmez.
    • kardeş bulunmaz, karı bulunur.
    • kardeş gözündeki çöpü göreceğine kendi gözündeki merteğe bak.
    • kardeş kardeş yaratılmış, keseleri ayrı.
    • kardeş kardeşi atmış, yâr başında tutmuş.
    • kardeş kardeşi bıçaklamış, dönmüş yine kucaklamış.
    • kardeş kardeşin ne öldüğünü, ne umduğunu ister.
    • kardeş, din kardeşidir.
    • kardeşi olmayan garip olur.
    • kardeşim olsun da, kanlım olsun.
    • kardeşin büyüğü peder, küçüğü evlat yerine geçer.
    • kardeşten karın yakın, kulaktan burun yakın.
    • karga derneği kışş.. deyince dağılır.
    • karga derneği, insan örneği.
    • karga görürse hocaya haber verir.
    • karga ile gezen boka konar.
    • karga karganın gözünü oymaz.
    • karga karısın (yaşını) kim bilir, kişi olasın kim tapar (anlar).
    • karga kekliği taklit ederken, yürüyüşünü şaşırmış.
    • karga mandayı (saksağan danayı) babası hayrına bitlemez.
    • karga tutı şap şeker olmaz.
    • karga yavrusuna bakmış da; “ah benim ak pak evlâdım” demiş.
    • karganın gördüğü tohum bitmez.
    • karganın gözünden şahinlik geçer.
    • kargayı bülbül diye satarlar.
    • kâr-ı evvelden kişi akıbet endişe gerek.
    • kâr-ı kisbde zahmet çeken rahat ve rahmet olur.
    • karı koca arasına girilmez (şeytan bile giremez).
    • karı koca ipek, araya giren köpek.
    • karı malını yiyip de unmuş var mı? kes bir soğan daha.
    • karıdan korkmayan yanılır.
    • karınca zevali görünce kanatlanır.
    • karıncadan ibret al, yazdan kışı karşılar.
    • karıncalı demirden yapılan kılıca peynir.
    • karıncanın bile kanı (sofrası) var.
    • karıncanın getirdiğini (götürdüğünü) kimse getiremez (götüremez).
    • karıncanın kanatlanması zevaline işarettir.
    • karıncaya kanadı zarar.
    • karının aklına gelen, dağa taşa.
    • karının bir aklı, erkeğin dokuz aklı vardır.
    • karısı olmayanın darısı başına.
    • karışık kaza savar.
    • karışıkta baş yeter.
    • karışma işime, dolaşma peşime.
    • karıya sırdaş eden, tellâl aramaz.
    • karlar yağar kış değil mi, kişi halini bilse hoş değil mi?
    • karlar yağdı, izler örtüldü.
    • karnı doyuran aldanmaz.
    • karnı tok it, gölgede yatar.
    • karnının doymayacağı yerde açlığı belli etme.
    • karpuz kabuğunu görmeden denize girme.
    • karpuz kesmekle hararet sönmez.
    • karpuz kökünde (sulandıkça) büyür.
    • karpuz olursa, kar-buz olur.
    • karşı bağın üzümü, dinle benim sözümü.
    • karşıda gördüm bir yeşil türbe, içine girdim estağfurullah tövbe.
    • karşılaştırma, iğrenç bir iştir.
    • kart ağacın bükülmesi güç olur.
    • kart gâvur imana gelmez.
    • kart kâfir müslüman olmaz.
    • kart kişi yaz kış olsa yiğitlere yem olur.
    • kart koyunda kalaç var.
    • kartal kanadı ile akıntı sökülmez.
    • kartal sinek olmaz.
    • kartala bir ok değmiş, yine kendi teleğinden.
    • kartala ok dokunmuş,”bana nedendir?” demiş.
    • kartallar sinek yakalamaz.
    • karun malı olsa israfına yetmez.
    • karun malına malik olsa bir akçesin kıymaz.
    • kasaba yağ kaygısı, keçiye can korkusu.
    • kasap dükkânında, et kokmaz.
    • kasap et, koyun can derdinde.
    • kasap yağı bol bulunca gerisini yağlar.
    • kasavetsiz ağaç, anahtarsız açılır.
    • kâse yalar, sonra döner sahibine salar.
    • kasımın kırkı pastırma yazı imiş.
    • kasımpaşalı deyince hepsi içindedir.
    • kaside, şairlerin keşkülüdür.
    • kaş ile göz, gayrısı (kusuru) söz.
    • kaşığı herkes yapar ama sapını ortaya getiremez.
    • kaşığı ile yedirir, sapı ile göz çıkarır.
    • kaşık düşmanı (kısmete) evdedir (vasıtadır).
    • katarda bulunan, hatırda bulunmaz.
    • katı açılma serine soğuk geçer.
    • katıra cilve yap demişler, çifte atmış.
    • katıra; “baban kimdir?” demişler,”at dayımdır” demiş.
    • katırın ardından gitme, zira babası eşektir.
    • kâtibe sermaye göz, gevezeye söz.
    • kâtibin kalbi başka, kalemi başka.
    • kâtip kalemini dişi ile açar.
    • kâtip yazar, rençper bozar.
    • katrandan olmaz şeker, olsa da cinsine çeker.
    • kavak ağacından odun, halayıktan kadın olmaz.
    • kavak uzaya uzaya gider, göğe çıkar tepesinden kurumaya başlar.
    • kavak uzun tepesi çok, gül kısa kokusu çok.
    • kavak yaprağını tepeden dökerse, kış çok olur.
    • kaval elden, yel allah’tan, sen sadece parmaklarını oynat.
    • kavakta nar olmaz, kötülerde ar olmaz.
    • kavga bizim, yorgan üstüne imiş.
    • kavgada kılıç, ödünç verilmez.
    • kavganın iyisi olmaz.
    • kavganın iyisi, boğaz kavgası.
    • kavgasız baş, kavağa benzer.
    • kavgasız ev, çalgısız düğüne benzer.
    • kavgaya katılma, bilmediğin işe atılma.
    • kavi düşman dost olmaz.
    • kavilsiz giren haksız çıkar.
    • kavim düşmanlığı düşvar eder.
    • kavli fiiline uymaz.
    • kavuk ayağa, mest başa bakar (giyilmez).
    • kavun karpuz yata yata büyür.
    • kavurga karın doyurmaz, kar susuzluk kandırmaz.
    • kaya uçmazsa, dere dolmaz.
    • kayaya tos vuran, acısını kendi çeker.
    • kaybedilmeyen şeyler, korku içindedir.
    • kayış baldır, tabanı kaldır.
    • kayış bilir, kutan ne çeker?
    • kaymağı seven (yiyen),mandayı cebinde (yanında) taşır.
    • kaynana öcü, oğlu cici.
    • kaynana pamuk ipliği olup raftan düşse gelinin başını yarar.
    • kaynatam devletli olsun, kaynanam sahavetli.
    • kaynayan kazan kapak tutmaz.
    • kaypakla, pazarlık olmaz.
    • kayseri’de eşek merdivene çıkmış; uş eşek, uş merdiven.
    • kaz gelen yerden, tavuk esirgenmez.
    • kaz kazla, daz dazla; kel tavuk kel horozla.
    • kaz öter saz biterse kaç oradan, keklik öter kekik biterse kal o memlekette.
    • kaz sürüsü kılavuzsuz olmaz.
    • kaz vur, kazan doldur, serçe ne olacak?
    • kaza gelince daniş gözü kör olur.
    • kaza gelince us pusar.
    • kaza geliyorum demez.
    • kaza oku yed-i kudretten çıkar.
    • kaza, dur geldim demez.
    • kazalar iyi yöneten ailelerde olur.
    • kazan düşmese, kankılmaz.
    • kazan kaynadığı yerde, taşar.
    • kazan kaynamayan yerde, maymun oynamaz.
    • kazan kaynar dibine çöker.
    • kazan kaynar suyu yok, çorba kaynar özü yok.
    • kazan kazan kazana ver, artığın kazmaya.
    • kazan nerede kaynarsa, maymun orada oynar.
    • kazanın doğurduğuna inanan, öldüğüne de inanır.
    • kazanırsan dost kazan, düşman anan da doğurur.
    • kazanmayanın kazanı kaynamaz.
    • kazaya rıza lazımdır.
    • kazı koz anlar, kızı kaz.
    • kâzip, kâtibin kardeşidir.
    • kazma elin kuyusunu, kazarlar kuyunu.
    • kazma kuyuyu kendin düşersin.
    • keçi dağda, kılı sırtında.
    • keçi geberse de kuyruğunu indirmez.
    • keçi kurttan kurtulsa, gergedan olur.
    • keçi kuyruk sallamadan, teke yanaşmaz.
    • keçi nereye çıkarsa, oğlağı da oraya çıkar.
    • keçi palamuda ettiğini, palamut derisine eder.
    • keçi şarap içerse, dereye meydan okur.
    • keçi yattığı yeri eşer, yatar.
    • keçinin meşeye ettiğini külü derisinden çıkarır.
    • keçinin sevmediği ot karşısında biter.
    • keçinin sırtı kaşınınca, çobanın değneğine sürter.
    • keçinin uyuzu, çeşmenin gözünden içer suyu.
    • keçinin yemediği ot, başını ağrıtır.
    • keçiye bıçak çalacak oğlak da buçuk osurur.
    • kedi beslemeyen fareleri besler.
    • kedi ciğere yetişemezse, bugün oruçtur dermiş.
    • kedi dokuz canlıdır.
    • kedi götünü görmüş “ne büyük yaram var” demiş.
    • kedigözünü kapar, ekmeğini öyle yer.
    • kedi ile harara girilmez.
    • kedi öldü, fareler baş kaldırdı.
    • kedi pisliği derman olmuş, pisleyip gömmüş.
    • kedi rüyasında kuyruk görürmüş.
    • kedi, sirke içmez.
    • kedi tavşan tutmaz.
    • kedi yavrusunu yiyeceği zaman “sıçana benziyor” dermiş.
    • kedi yemediği otu yerse başı ağrır.
    • kedi yetişemediği (uzanamadığı) ciğere pis (murdar) der.
    • kedinin boynuna ciğer asılmaz.
    • kedinin gözü sıçan deliğindedir.
    • kedinin izine, gelinin yüzüne.
    • kedinin kabahatini önüne koyarlar, sonra döverler.
    • kedinin kanadı olsa idi, serçelerin adı olmazdı.
    • kedinin usluluğu sıçan görüncedir.
    • kedinin yedi canı vardır.
    • kedinin yürüklüğü samanlığa kadardır.
    • kediye “bokun kimya” demişler, üstünü örtmüş.
    • kediye peynir tulumu inanılmaz.
    • kediyi koynuna alan, boynuna teneke kaplasın.
    • kediyi sıkıştırırsan üstüne atılır.
    • kefen alacak adam, gözünün yaşından belli olur.
    • kefenin cebi yoktur.
    • keklik düz ovada avlanır.
    • keklik saksağanı taklit ederken, kendi yürüyüşünü kaybeder.
    • kel başa şimşir tarak yakışır.
    • kel bulsa, kendi başını onarır.
    • kel çengelsiz, muhabbet engelsiz olmaz.
    • kel dana gittikten sonra, bir de ip götürür.
    • kel dövünür, uyuz sürtünür.
    • kel keli savatta, hacı hacıyı arafat’ta bulur.
    • kel kız, teyzesinin saçıyla övünür.
    • kel kızın neyi var, demirden bir tarağı.
    • kel ölür, sırma saçlı olur, kör ölür, badem gözlü olur.
    • kel tavil ahmak, kel kasir fitne.
    • kel yanında kabak (zift) anılmaz.
    • kelâm ile kemal bir yerde durmaz.
    • kelâm kelâmı açar.
    • kelâm mütekellimin sıfatıdır.
    • kelâmın fasih ise sükûtun olsun zehep.
    • kelâmından malûm olur kişinin miktarı.
    • kelâmından mefhum yok.
    • kelâm-ül mülk, mülk-ül kelâm.
    • keldir kelağdır, başa beladır, kaşısa kanı çıkar, kaşımasa canı çıkar.
    • kele “yıkandın mı?” demişler,”tarandım bile” demiş.
    • kele de zift yapıştırır, köre de.
    • kele demişler yuğundun mu, arındım bile.
    • kele körden (köseden) yardım olmaz.
    • keli kör toplar.
    • kelin ayıbını takke örter.
    • kelin derdi başı, bir kazan ayran aşı.
    • kelin ilacı olsa, başına sürer.
    • kelin mecali olsa, kendi başını kaşır.
    • kelle kulak yerinde sepet boş, tut kulağından çifte koş.
    • kelle sağ olsun, cihanda bir külah eksik değil.
    • keller bahtlı olur.
    • kem söz, kalp (kem) akçe sahibinindir.
    • kemal zevalin ilk basamağıdır.
    • kemal, ehli kemali sükût ile bulmuştur.
    • kemale eren meyve yere düşer.
    • kemali kimden öğrensin ki, hiç görmeden mektep.
    • kemalin var ise bulursun yerin, kemalin yok ise her biri birin.
    • kemankeşe bir söz yeter.
    • kemliğe mertlik olmaz.
    • kenar selâmettir.
    • kenar yerin urağı niçin döner desteden-amiz şey ol nâdan görmemiştir ustadan.
    • kenarın dilberi, nazik de olsa nazenin olamaz.
    • kenarın işi her ne kadar nazik olsa, nazeninim olamaz.
    • kenarına bak bezini al, anasına bak kızını al.
    • kendi avukatlığını yapan, müşterisi için delidir.
    • kendi başına buyruk, iki kanadı bir kuyruk.
    • kendi başına medarı yok, gelin başı bağlayacak.
    • kendi bulmuş yiyecek, halasına (ele) kalmış gel diyecek.
    • kendi derdine bak, aharın gamın çekme.
    • kendi düşen ağlamaz, iki gözden olur.
    • kendi ekmeğini kendi kırar.
    • kendi evinde başını bağlayamaz, başka evde gelin başı bağlar.
    • kendi göbeğindeki hezeni görmez, biregu gözündeki çöpü görür.
    • kendi gözündeki dikeni (merteği) görmez, elin gözündeki çöpü görür.
    • kendi hatasını ele yüklemek ister.
    • kendi işini kendi gören kazanır.
    • kendi kendini metheden itibardan düşer.
    • kendi körlüğünü görmez de, elin gözünde ki çöpü görür.
    • kendi küsen, kendi barışır.
    • kendi muhtac-ı himmet bir dede, nerede kaldı gayrıya himmet ede.
    • kendi muhtac-ı himmet, kande gayrıya medet.
    • kendi ununu kendi öğütür.
    • kendi yağı ile kavrulurken sen de yakma.
    • kendime yer edeyim, gör sana ne edeyim.
    • kendin kazan kendin ye, kimseye minnet etme.
    • kendinden büyüğe danışmayınca iş görme.
    • kendinden büyüğe el kaldırılmaz.
    • kendinden büyükle alışveriş etme (itişme) (ortak olma).
    • kendinden ileri olanlara bakma, kendinden aşağı olanlara bak.
    • kendinden küçükten kız al, kendinden büyüğe kız verme.
    • kendini bilmeyen çuhadar, yılda iki çakşır eskitir.
    • kendini bilmeyene bildirirler, bütün halkı ona güldürürler.
    • kendini bilmeze kendini bildirmek, öküze kaftan giydirmek gibidir.
    • kendini kullanan hâkimdir.
    • kendini yılan yalamış, babasını kuduz dalamış.
    • kepenek al yatar, çul içinde küheylan.
    • kepenek altında er yatar.
    • kerem gördükçe ey baki gedalara rica artar.
    • kerem odur ki, vaadinde vefa ede.
    • kerem olan varını saklamaz.
    • keresteci düşünde yangın görür.
    • kervan yoldan her zaman geçer.
    • kervansaray ile hamamı el evidir.
    • kes parmağını çık pazara, ilaç buyuran çok olur.
    • kesemediğin eli öp, başına koy.
    • keser gibi hep kendine doğru yontar.
    • keserim biçerimden aşağı inmez.
    • keserin takırdısı gündeliğe göredir.
    • kesesinde halil ibrahim bereketi vardır.
    • keseye danış, pazarlığa sonra giriş.
    • keseye kadın eli girerse, bereket gider.
    • kesilen baş bir daha bitmez.
    • kesilen baş bitmez, bitse de sahibine hayretmez.
    • kesilen baş geri gelmez (söylemez) (yerine konmaz).
    • kesilen koyun, oynanan oyun erek.
    • kesilen rişte-i şemin ziyası artar, eksilmez.
    • keskin bıçak sahibini kesmez.
    • keskin sirke küpüne zarar verir.
    • keskin zekâ (irfan),keramete kıç attırır.
    • keskin zekâ, keramete kıç attırır.
    • kesmez (keskin) bıçak ele, iş bilmeyen avrat dile.
    • kesrette vahdeti bulmak hünerdir.
    • kestane kabuğundan çıkmış da, sonra kabuğunu beğenmemiş.
    • kestiği asmaya değmez.
    • kestirme yoldan giden çok dolaşır.
    • keşiş dağı arpalık eğer bizim olursa, her evden birer tavuk eğer komşu verirse,bu devlet iyi devlet eğer bize gelirse.
    • keşişdağı arpalık, o da saban yürürse.
    • keşişdağı’na kar yağmış, kimse inanmamış.
    • keyif kılığa bakmaz.
    • kıl bin hile, al bir akçe.
    • kılavuzsuz cennete bile girilmez.
    • kılavuzsuz kuş uçmaz.
    • kılavuzsuz yola çıkan, yolunu şaşırır.
    • kılavuzu horoz olan kümeste geceler.
    • kılavuzu karga olanın, burnu boktan (çamurdan) çıkmaz.
    • kılda keramet olsa, keçiye ödül verirler.
    • kıldan ince, kılıçtan keskin.
    • kılıcın şam ise sat da taban al.
    • kılıç keser, kol övünür.
    • kılıç kınını kesmez.
    • kılıç yarası sağalır, lisan yarası sağalamaz.
    • kılıçla yaşayan, kılıçla ölür.
    • kılık kıyafet, köpeklere ziyafet.
    • kınadan gayrı nesne, yağ götürmez.
    • kınayı yoğurmayınca, kadri bilinmez.
    • kır atın yanında duran ya suyundan (tüyünden) ya huyundan.
    • kırılan cam yerini tutmaz.
    • kırılan kap yerini doldurmaz.
    • kırk deliye bir uslu koymuşlar.
    • kırk derviş bir sofrada yemek yer.
    • kırk gün taban eti, bir gün av eti.
    • kırk hırsız bir çıplağı soyamaz.
    • kırk kapı uzun süre dayanır.
    • kırk kırk derken elliyi buldu.
    • kırk koz görmeyince taş atmaz.
    • kırk nasihatten bir serencam yeğdir.
    • kırk siyahî (zenci) aklı, bir incir çekirdeğini doldurmaz.
    • kırk yaşındaki eşek, iki yaşındaki ata arpa taşır.
    • kırk yaşından evvel hikmet söylemeyen, ondan sonra hiç söyleyemez.
    • kırk yıl günahkâr, bir gün tövbekâr.
    • kırk yıl kıran olmuş, eceli gelen ölmüş.
    • kırk yıl tavuk (tövbekâr) olmaktan ise, bir gün horoz olmak yeğdir.
    • kırk yıl yağmur yağsa mermere geçmez.
    • kırk yılda bir çıracı oldu, ay akşam doğdu.
    • kırk yılda bir hırsızlığa çıktı, ay akşamdan doğdu.
    • kırk yılda intikam alan, ne tez aldım demiş.
    • kırk yılın çarşambası bir araya geldi.
    • kırk yıllık çingeneye, maşa yapmasını öğretir.
    • kırk yıllık orospuya, işini öğretir.
    • kırkında saza başlayan kıyamette çalar.
    • kırkından sonra azana çare bulunmaz.
    • kırkından sonra azanı teneşir paklar.
    • kırkından sonra öğrenip, sekseninde saz çalacak.
    • kırkından sonra saza başlayan kıyamette çalar.
    • kırkta bir karı sözü dinlemek iyidir.
    • kırlangıcın zararını, çevit ekenden (biberciden) sor.
    • kısa ata binen çok olur.
    • kısa günün kârı, az olur.
    • kısa ile kösenin yaşı bilinmez.
    • kıskanç olmak, acınacak halde olmaktan iyidir.
    • kısmet gökten zembil ile inmez.
    • kısmet ise gelir hint’ten, yemen’den, kısmet değil ise ne gelir elden?
    • kısmetinde ne varsa, kaşığında o çıkar.
    • kısmetsiz bedeviyi, çölde kutup ayısı kovalarmış.
    • kısmetsiz köpek, sabaha karşı uyuya kalır.
    • kış gökte kışlanmaz.
    • kışın dumanlı, yazın yağmurlu olsun.
    • kışın ekmeksiz, yazın gömleksiz yola çıkma.
    • kışın işi, yazın yemişi bol olur.
    • kışın ocak başı, yazın dağlar başı.
    • kışın soba al, yazın aba al.
    • kışın ziyafeti ateştir.
    • kıştan sonra bahar olur.
    • kıtlık olsa buğday, avrat ölse kız al.
    • kıtlıkta bol yiyen, ucuzlukta utanmış.
    • kıtlıkta satıcıya, bollukta alıcıya allah kuvvet versin.
    • kıyı suları ile yanaşmak istemez.
    • kıymetten düşmek istemezsen, kıymetten düşürme.
    • kıysın (kıyarsa) akçeye, girsin bahçeye.
    • kız alan gözle bakmasın, kulak ile işitsin.
    • kız anasından görmeyince sofrayı kaldırmaz.
    • kız bana, anası sana.
    • kız beşikte, çeyiz sandıkta.
    • kız çocuğu bir koz ağacı, yüz taş atarlar, bir taşa düşer.
    • kız evi, naz evi.
    • kız idim, sultan idim, nişanlandım han oldum, gelin, kul oldum, ayaklara çul oldum.
    • kız kocayınca, gayret dayıya düşer.
    • kız pazarda satılmaz, oğlandır atılmaz, çekmeli.
    • kız yedi yaşından sonra ya erde, ya serde.
    • kız yükü, diz yükü.
    • kıza koca, koca olmaz.
    • kızgın demir tavında yaraşır.
    • kızı ata bindirdiler,”ya nasip” dedi.
    • kızı kendi havasında bırakırlarsa, borazancıbaşıya varır.
    • kızı olan (doğuran),tez kocar.
    • kızı ver, köprü kes.
    • kızıl hınzırı oynatır.
    • kızıl tez solar.
    • kızım kimi severse güveyim, oğlum kimi severse gelinim odur.
    • kızın gönlüne bırakırsan, ya davulcuya ya zurnacıya varır.
    • kızın oldu, kırmızı donunu çıkar.
    • kızın on beşe geldikte, kendin koca ara.
    • kızın uzun saçlısı, tarlanın ufak taşlısı.
    • kızını dövmeyen dizini döver.
    • kibarın düşkünü, beyaz giyer kış günü.
    • kibarlık başa beladır.
    • kibrin hasmı allah’tır.
    • kilimin altında davul çalınmaz.
    • kilit dost içindir, düşman için değil.
    • kim istemez hamur yoğursun, uzun günler un eler.
    • kim kimi öğütledi, hacı mustafa sayıkladı.
    • kim ne derse desin, malik şah kaymak yesin.
    • kim yuğdu, kim taradı, sohbet kime yaradı.
    • kime hacı (müslüman) dersen, haçı koltuğundan çıkagelir.
    • kime iyilik ettin ise ondan sakın kendini.
    • kimi bağ bozar, kimi bostan bozar.
    • kimi dama girmez, kimi saman yemez.
    • kimi der ki öldür öldür, kimi der ki kıyma kıyma.
    • kimi emmim, kimi dayım, hepsinden almışım payım.
    • kimi gördük bu uzun yolda ki, bitâp değil.
    • kimi güler, kimi ağlar, dünyadır böyle gider.
    • kimi inci ayıklar, kimi bir lokma ekmek sayıklar.
    • kimi istemezsen ayakucuna, o geçer başucuna.
    • kimi köprü bulmaz geçmeye, kimi su bulamaz içmeye.
    • kimi yağından yiyemez, kimi yavanından.
    • kimin arabasına binerse onun türküsünü çağırır.
    • kimin ki bağı var, yüreğinde dağı var.
    • kimin zevkini dört üstüne eyler şu felek, kimisi hangi vadette kalır ah ederek.
    • kimine bağda gübre, kimine günçide altın gördürür.
    • kimine sivrisinek saz, kimine davul zurna az.
    • kimine tavşan yarar, kimine kurt.
    • kiminin duası (parası),kiminin bedduası (duası).
    • kiminin parası (devesi),kiminin duası.
    • kimse aşım (ayranım) tuzludur (ekşi) demez.
    • kimse kabahati üzerine almaz.
    • kimse kendi memleketinde peygamber olmaz.
    • kimse kimsenin çukurunu doldurmaz.
    • kimse kimsenin halini bilmez.
    • kimse kimsenin kısmetini yiyemez.
    • kimse kimseye sebepsiz selâm bile vermez.
    • kimseden kimseye fayda yoktur.
    • kimsenin ahı kimsede (yerde) kalmaz.
    • kimsenin ayıbını söyleme, yerin kulağı var.
    • kimsenin çırağı, supha kadar yanmaz.
    • kimsenin kötülüğü, kimseye bulaşmaz.
    • kimsenin miras yedinin kimsesi çok olur.
    • kimseye arşınına göre bez vermezler.
    • kimseyi söyletmeden asmazlar.
    • kin insan yüreğinde yüktür.
    • kir, kiri yıkar.
    • kiranın yarısı, keresteci ile dülgerindir.
    • kirası verilen hayvan ödenmez.
    • kiraz güzelliğine güvendiği için kurtlanır.
    • kiraz,”dut yetişmese beni yiyenin boynunu sapıma döndürürdüm” demiş.
    • kirpi yavrusunu, pamuğum diye sever.
    • kirpiyi bile sahan sesi oynatır.
    • kisb ile meşgul, allah’a makbul.
    • kişb ve kârı bütün fesat.
    • kişi acıkmayınca, aç halin bilmez.
    • kişi alası içten, yılkı alası dıştan.
    • kişi anasından üryan doğar.
    • kişi arkadaşından azar (bellidir).
    • kişi ayan olmak çetin, beslemek kolay olur.
    • kişi bilmediğinin adûsudur.
    • kişi doğduğu yerde değildir, doyduğu yerdedir.
    • kişi duman kaldırırsa islenir.
    • kişi dünyaya bir gelir.
    • kişi ettiğinden bulmaz, etmediğinden bulur.
    • kişi gurbet kahrını tevekkeli ihtiyar etmez.
    • kişi haddini bilmek edeptir (gerektir).
    • kişi her bilmediğini ayağının altına alsa, başı göğe değer.
    • kişi hoştur dilin kendinde tutmak, yumup ağzın bildiğini unutmak.
    • kişi kazdığı kuyuya kendi düşer.
    • kişi kendi ayıbını görmez de, elin ayıbını görür.
    • kişi kendi izzetini kendi artırır.
    • kişi kendine ettiğini, âlem bir yere gelse edemez.
    • kişi kendini görse, eli kınamaz.
    • kişi kendini herkesten aşağı tutmalıdır.
    • kişi kıyafetinden bellidir.
    • kişi men olduğu şeye haristir.
    • kişi muradına macun-u sabr nafidir.
    • kişi ne ekse onu görür.
    • kişi ne oldum dememeli, ne olacağım demeli.
    • kişi niderse, yine kendi kendine.
    • kişi noksanını bilmek kadar irfan olmaz.
    • kişi ölmeyince, hatırı bilinmez.
    • kişi refikine nazar etmelidir.
    • kişi sevdiğine naz eder.
    • kişi sevdiğinin ya methinde, ya zemminde.
    • kişi üst tarafına değil, alt tarafına bakmalıdır.
    • kişi vezir olmakla adam olmaz.
    • kişi yandırdığı şem’in üsyüne pervane gerek.
    • kişi yaptığı işle tanınır.
    • kişidir kendini hem aziz eder, hem rezil.
    • kişidir yok ise pulu, eşektir eşek atlas ise çulu.
    • kişinin adı çıkmadan canı çıkması hayırlıdır.
    • kişinin ayıbını bir avuç toprak örter.
    • kişinin ayıbını yüzüne söylemek gerek.
    • kişinin başına gelen ağzından çıkandır.
    • kişinin bir ağzı iki kulağı var, bir söyleyip iki dinlemeli.
    • kişinin boğazı, kendinden aşağı gerek.
    • kişinin çektiği, dili belasıdır.
    • kişinin hürmeti de zilleti de kendi elindedir.
    • kişinin hüsnü gibi hulku gerek.
    • kişinin hüsnüne; “ne gidersin?” diye sormuşlar,”kemal galip” demiş.
    • kişinin insanlığı iki şeydir, biri kalp diğeri lisan.
    • kişinin miktarı kelâmından bellidir.
    • kişinin musahibi kendinden vey gerek.
    • kişinin sermayesi iki paralık aynadır.
    • kişinin sorma sen aslın, suretinden bellidir.
    • kişinin sözü özü bir olmalıdır.
    • kişinin vatanı imanıdır.
    • kişinin yoldaşı, yancığıdır.
    • kişiye bilmemek ayıp değil, sormamak ayıp.
    • kişiye bin dosttan bir düşman çoktur.
    • kişiye kendi osuruğu kokmaz.
    • kişiye talep fayda etmez, nasip olmayınca.
    • kişiyi vezir eden de karısı, rezil eden de.
    • ko desinler, şahında bu dağda bağı var, üzümü yok ama yaprağı var.
    • koca ekmeği meydan ekmeği, oğul ekmeği zindan ekmeği.
    • koca elde, evlat belde, kardeş nerede?
    • koca gök kabı iki ise birini kır.
    • koca iyi bir şey olsa, adını gonca koyarlardı.
    • koca kafa içi boş, tut kulağından çifte koş.
    • koca kâfir müslüman olmaz, olursa ıssı olmaz.
    • koca kütüğü allah eksik etmesin.
    • koca olsun da, cüce olsun.
    • koca öküzün kıblesi belli olmaz.
    • kocalar hep son öğrenenlerdir.
    • kocamış köpeklere, yeni oyunlar öğretilmez.
    • kocamış tilki faka düşmez.
    • kocana göre bağla başını, harcına göre pişir aşını.
    • koç olacak kuzuya bıçak atılmaz.
    • koç yiğit bunalıp ölmez.
    • koç yiğit kurban içindir.
    • koça boynuzu yük değildir.
    • kokmuş ete sinek çok konar.
    • kol ile baş kesilir.
    • kol kırılır yen içinde, baş kırılır börk içinde.
    • kol kırılır yen içinde, baş yarılır fes içinde.
    • kol salsa, yün belli olur.
    • kolay gelen kolay gider.
    • kolu kırık işlemiş, gönlü kırık işlememiş.
    • komşu boncuğunu çalan gece takınır.
    • komşu ekmeği, komşuya borçtur.
    • komşu hakkı büyük, saymayan hödük.
    • komşu hakkı, tanrı hakkı gibidir.
    • komşu ipiyle kuyuya inilmez.
    • komşu iti komşuya ürümez.
    • komşu kızı almak, kalaylı kaptan su içmek gibidir.
    • komşu kızı çapanaklı olur.
    • komşu komşudan huy kapar, ayranına su katar.
    • komşu komşunun tütününe (külüne) muhtaçtır.
    • komşu komşuya ne vakit olsa lazım olur.
    • komşuda pişer, bize de düşer.
    • komşunu iki inekli iste ki, kendin bir inekli olasın.
    • komşunun kötüsü insanı mal sahibi yapar.
    • komşunun sakalını yoldularsa, sen de sakalını kazıt.
    • komşunun tavuğu komşuya kaz, karısı kız görünür.
    • konağa konuk, hane sahibine soluk.
    • konan göçer, gelen geçer.
    • konmadan göçülmez.
    • kontrol edilen çaydanlık, hiçbir zaman kaynamaz.
    • konuğun kutsuzu ev ıssın ağırlar.
    • konuk umduğunu yemez, bulduğunu yer.
    • konuk yediğini bilmez ise ıssı haram bilir.
    • konuşmak, okumaktan iyidir.
    • kopacak kiriş, sesinden bellidir.
    • kork aprilin beşinden, koca öküzü ayırır eşinden.
    • korkak bezirgân ne kâr (assı) eder, ne zarar (ziyan).
    • korkak insandan arslan bile korkar.
    • korkak olana, gölge bile düşmandır.
    • korkaklar bin kere ölür.
    • korkarım martın dışından, kork aprilin beşinden.
    • korku dağları bekletir.
    • korku mezar taşlarını insan yapar.
    • korkulu düşün sonu hayırlıdır.
    • korkulu rüya görmektense, uyanık yatmak hayırlıdır.
    • korkulu yerlerde kervan, ateş yakmaz.
    • korkunun ecele faydası yoktur.
    • koşmadan önce yürümesini öğrenmeliyiz.
    • kovandan çıkmayan arı, bal yapmaz.
    • kovma hoyratı (muhannesi),yaramaz (yiğit) edersin.
    • koyma akıl, akıl olmaz.
    • koyun balğı olduğu yerde otlar.
    • koyun can derdinde, kasap et (yağ) derdinde.
    • koyun çobansız olmaz.
    • koyun sürüsü yarılmaz.
    • koyun üçten, keçi beşten çoğalır.
    • koyun yüz olunca, derisi bin olur.
    • koyuna çoban, tarlaya saban.
    • koyuna güç varan köpek assı eylemez.
    • koyuna kurt gelse, vey bire güyedir.
    • koyunu çok olanın ağılı da büyük olur.
    • koyunu güden kurda kavuşur.
    • koyunu koyun, keçiyi keçi ayağı ile asarlar.
    • koyunu köpeğe teslim eden, kebabı ile yedirir.
    • koyunu yüze yetir, el onu bine yetirir.
    • koyunun bulunmadığı yerde, keçiye abdurrahman çelebi derler.
    • koyunun oldu elli, odun oldu belli.
    • koyunun oldu yüz, gir içine yüz.
    • koyununu kurda kaptıran çobanın ağzını bıçak açmaz.
    • koz çatal olmazsa, taş atmaz.
    • koz kabuğundan çıkmış da kabuğunu beğenmez.
    • koz kabuksuz olmaz.
    • kozuna koz, sözüne söz.
    • köksüz ağaç, temelsiz duvara benzer.
    • köleden ağa olan, sesiyle minareyi yıkar.
    • kömürcü dükkânına (evine) giren yüzü kara çıkar.
    • kömürcü ile dost olanın eline kara bulaşır.
    • kömürcünün evine giren yüzü kara çıkar.
    • köpeğe gem vurma, kendini at sanır.
    • köpeğe sormuşlar;”kaç taş yersin?”, “orospu çocuğu bilir” demiş.
    • köpeği dövmeli, ama sahibinden utanmalı.
    • köpeği öldürene sürütürler.
    • köpeğin ahmağı evvel kocar.
    • köpeğin ahmağı, baklavadan pay umar.
    • köpeğin artığını aslan yemez.
    • köpeğin duası kabul olsaydı, gökten kemik yağardı.
    • köpeğin iyisi leş başında, insanın iyisi iş başında.
    • köpeğin koşması mahallenin çocuğuna bağlıdır.
    • köpek avlanırsa tavlanır.
    • köpek bile yal yediği çanağa pislik etmez.
    • köpek bok yemekten vazgeçmez.
    • köpek çarığı yer, kendi yalın ayak gezer.
    • köpek ekmek veren (yediği) eli (evi) tanır.
    • köpek gibi havlamakla hava bulanmaz.
    • köpek halletmekle deniz murdar olmaz.
    • köpek kedinin yerini boş komaz.
    • köpek kocayınca kedilerin maskarası olur.
    • köpek köpeği yemez ama iler tutar yerini bırakmaz.
    • köpek köpeğin yerini boş koymaz.
    • köpek köyü için değil kendi için havlar.
    • köpek köyünü boş koymaz.
    • köpek nerede ise kuyruğu da oradadır.
    • köpek neylesin takkeyi, tingilderken düşürür.
    • köpek olalı bir av avlamadı (tutmaz) (yakaladı).
    • köpek sahibini ısırmaz (tanır).
    • köpek suya düşmeyince, yüzmesini öğrenmez.
    • köpek takkeyi neyleyecek, dingilderken düşürür.
    • köpek ulur, birbirini bulur.
    • köpek yatağını kıskanır.
    • köpek yattığı yeri eşeler.
    • köpekle dalaşmaktan, çalıyı dolaşmak yeğdir.
    • köpekle harara (çuvala) girilmez.
    • köpekle yatan pire ile kalkar.
    • köpeksiz çobanın koyununu kurt kapar.
    • köpeksiz köy bulmuş, çomaksız gezer.
    • köpeksiz köy olmaz.
    • köpeksiz köyde sopasız dolaşılmaz.
    • köpeksiz köye (sürüye) kurt iner (girer).
    • köprüyü geçinceye kadar ayıya (gâvura) dayı (hacı baba) denir.
    • kör allah’a nasıl bakarsa, allah’ta köre öyle bakar.
    • kör bıçak ele yavuz, iş bilmeyen avrat dile yavuz.
    • kör değneği ile yoklamadıkça adımını atmaz.
    • kör düştüğü çukura bir daha düşmez.
    • kör görmez sezer, sağır işitmez uydurur.
    • kör görmezse de benzetir, sağır duymazsa da yakıştırır.
    • kör gözde yaş, dilenci evinde aş.
    • kör gözü kapalı, kalbi açıktır.
    • kör ile yatan şaşı kalkar.
    • kör kadı diyecek kadar doğruluktan hoşlanmaz.
    • kör köre demiş ki, çırt parmağın yönüne.
    • kör köre kılavuz olursa ikisi de çukura düşer.
    • kör körü arar, su çukuru.
    • kör leyleğin yuvasını allah yapar.
    • kör ölür badem gözlü olur, kel ölür sırma saçlı.
    • kör pazara varmasın, pazar körsüz kalmasın.
    • kör satıcının kör alıcısı olur.
    • körden gözlü, topaldan ayaklı, deliden deli doğar.
    • köre “mum bahaya çıktı” demişler, “o bizim vazifemiz değil” demiş.
    • köre elvandan (renkten) bahsedilmez.
    • körle yatan şaşı kalkar.
    • körler memleketinde şaşılar padişah olur.
    • körler sofrasında, ışıkla kaşık aranmaz.
    • körler ülkesinde, şaşılar padişah (kral) (baş) olur.
    • körler, sağırlar birbirini ağırlar.
    • körlere ayna satılmaz.
    • körlüğe bir değnek yeter.
    • körün attığı taşı allah rast getirir.
    • körün eline kandil yakılmaz.
    • körün istediği bir göz, allah verdi iki göz (ikisi olursa ne söz).
    • körün istediği iki göz, biri eğri, biri düz.
    • körün yanına varırsan, sen de bir gözünü kapa.
    • kös dinleyen, davula kulak vermez.
    • köse evden yaşamayınca, allah’tan gayrı kimse bilmez.
    • köse ile alay edenin, top sakalı kara gerek.
    • kösemeni usta olan sürünün çobanı zengin olur.
    • köseye sakal muştulamışlar,”haberim olacağı söylen” demiş.
    • köşe taşı köşede yaraşır (yerde kalmaz).
    • köşkün köşküme bakar, ateşin beni yakar.
    • kötü bir ismi olan, yarı yarıya asılmış demektir.
    • kötü demirden, kılıç olmaz.
    • kötü gelmeyince, iyinin kadri bilinmez.
    • kötü gün iyi olur, kötü insan iyi olmaz.
    • kötü haber tez duyulur.
    • kötü işçi, aletini suçlar.
    • kötü işçi, her zaman işini ayıplar.
    • kötü komşu, adamı hacet sahibi yapar.
    • kötü komşunun yedi mahalleye zararı vardır.
    • kötü laf, kötüden çıkar.
    • kötü söyleme eşine, ağu katar aşına.
    • kötü söz insanı dinden, tatlı söz yılanı inden çıkarır.
    • kötü söz kalp akçe sahibinindir.
    • kötüden iyilik beklenmez.
    • kötülük bir kızıl gömlektir, ya yeninden ya yakasından çıkar.
    • kötülük eden, kötülük bulur.
    • kötülük her kişinin kârı, iyilik er kişinin kârı.
    • kötürümden aksak, hiç yoktan torluk yeğdir.
    • kötüye dert mi eksik, güzele yar mı eksik.
    • köylü,”misafiri kabul etmeyiz” demez,”konacak konak yoktur” der.
    • köylünün bildiğini, köylü bilmez.
    • köyün kizirine çatan, aç açık kalmaz.
    • kul ayıpsız olmaz.
    • kul azmayınca, hak yazmaz (hızır yetişmez).
    • kul hatasız olmaz, hata tövbesiz olmaz (affeder efendisi).
    • kul ile tanrı arasına girilmez.
    • kul kula sebep, cümleye allah sebep.
    • kul kullanan bir gözünü kör, bir kulağını sağır etmelidir.
    • kul kulun rızkına sebep olur.
    • kul sıkılmayınca (bunalmayınca) hızır yetişmez.
    • kul tövbe ile mağfur olur.
    • kulağım sağırdı oldu kederim, çağırsan bağırsan olmaz haberim.
    • kulaksız kuş uçmaz.
    • kulaktan burun yakın, kardeşten karın yakın.
    • kuldan hareket, mevlâdan bereket.
    • kuldur şaşar, dişleri düşer, dörder beşer.
    • kulun dediği olmaz, allah’ın dediği olur.
    • kuma gemisi yürümüş, elti gemisi yürümemiş.
    • kumar parası ile cami yapılmaz.
    • kumarbazın iki yakası bir araya gelmez.
    • kumarbazın sermayesi küfürdür.
    • kumarbazlığın sonu sefalet ve nedamettir.
    • kumarda kazanan, aşkta kaybeder.
    • kurbağa varak varak, merdiven ayak ayak, dünyanın ucu.
    • kurbağasız göl olmaz.
    • kurbağaya,”evin yıkılsın” demişler, “gölün bu başın olmazsa,öbür başı olsun” demiş.
    • kurban hataya kalkandır.
    • kurban kavurması ile arak içilmez.
    • kurban kemiği ile köpek tavlanmaz.
    • kurbanlık koyuna arife bayram, karalı eyyam.
    • kurda konuk giden, köpeğini yanında götürür.
    • kurdu gören bağırır, görmeyen daha çok bağırır.
    • kurdu kulağından tutmak güçtür.
    • kurdu kurt ile avlamalıdır.
    • kurdu onsan, kulağı görünür.
    • kurdu ormandan açlık çıkarır.
    • kurdun adı yaman çıkmış, tilki vardır baş keser.
    • kurdun ağzından kuyruk alınmaz.
    • kurdun boynu yoğun olduğu için kimseye inanmaz.
    • kurdun boynu, köpeğin burnu.
    • kurdun boynuna ciğer asılmaz.
    • kurdun karındaşı, kuzunun atası.
    • kurdun kocalanı kazana gider.
    • kurdun oğlu kuzu olmaz.
    • kurdun yanında kuş da geçinir.
    • kurlu kuriyle, kopuz teliyle.
    • kursağı bol olanın, ekmeği dar olur.
    • kursak, kavurgasını ister.
    • kurt bulduğu kuşla, kuş bulduğu ağaç duruğunla.
    • kurt dolabı, tilki tuzağı.
    • kurt dumanlı havayı sever.
    • kurt ile koyun dost olmaz.
    • kurt ile koyun, ateş (kılıç) ile oyun olmaz.
    • kurt kapana düşmeyince, faka bastığını bilmez.
    • kurt kartaldan korkmaz.
    • kurt kocayınca köpeklerin maskarası olur.
    • kurt komşusunu yemez.
    • kurt koyun bir yerde geçinir.
    • kurt köyünü değiştirir, huyunu değiştirmez.
    • kurt kuzudan “suyumu bulandırdın” diye dava etmiş.
    • kurt kuzuyu, haber vererek yemez.
    • kurt mahallesinde av avlanmaz.
    • kurt tüyünü (köyünü) değiştirir, huyunu değiştirmez.
    • kurt yiyeceğini bakkal dükkânında aramaz.
    • kurtarılmış bir kuruş, kazanılmış demektir.
    • kurtka (yaşlı kadın) büdük (oyun) bilmez, yerim dar der.
    • kurtla konuşursan, köpeğini yanına al.
    • kurtla koyun, kılıçla oyun olmaz.
    • kurtla ortak olan tilkinin payı ya tırnaktır, ya bağırsak.
    • kurtlu baklanın kör alıcısı olur.
    • kurttan çoban olmaz.
    • kurttan korkan koyun beslemez.
    • kurttan korkan, ormana girmez.
    • kurttan kuzu doğmaz, kerkenezden şahin.
    • kuru ağacın meyvesi olmaz.
    • kuru ağaç eğilmez, kart meşe bükülmez (kurumuş kiriş düğümlenmez).
    • kuru ağaç gölgesine sığınılmaz.
    • kuru gayret adamı bitli eder.
    • kuru gayret, çarık eskitir.
    • kuru gönül adamı bet düşürür.
    • kuru laf, karın doyurmaz.
    • kuru sofraya dua olmaz.
    • kuru sofraya molla dua okumaz.
    • kuru torba ile at tutulmaz.
    • kuru unvan, sahte vakar.
    • kuru üzümle insan alışmaz.
    • kuruçeşme’de abdest almış, ihmal paşada namaz kılmış.
    • kurunun yanında yaş da yanar.
    • kuruya kurt düşmez.
    • kuskuna kuvvet, kamçıya bereket.
    • kusursuz dost arayan dostsuz kalır.
    • kusursuz güzel (kul) olmaz.
    • kuş daneye çöker.
    • kuş gördüğü yuvayı yapar.
    • kuş iki kanat bir kuyruk, ona dahi yel kuyruk.
    • kuşkanadına kira istemez.
    • kuş kuşla avlanır.
    • kuş ola etin yiyeler, kuş ola et yedirirler.
    • kuş uçmaz, kervan geçmez (göçmez).
    • kuş uçmaz, yılan bağırsağını sürümez yerler.
    • kuş var eti yenir, kuş var eti yedirilir.
    • kuşa altın kafes zindandır.
    • kuşa kafes lazım, boruya nefes.
    • kuşa süt nasip olsa, anasından olurdu.
    • kuşkulu uyku, evin bekçisidir.
    • kuşların kötüsü saksağan, ağaçların kötüsü kuşburnu.
    • kuşu kuşla avlarlar.
    • kutlu gün doğuşundan, kutlu yaz yağışından bellidir.
    • kutlunun konuk koynuna girer, komşusu da üstünü örter.
    • kutluya (yağmur),koşa (çift) yapar.
    • kutsuz kuşun yuvası (doğan) yanında olur.
    • kutsuz kuyuya girse kum yağar.
    • kutsuzun yedi eve dek ziyanı dokunur.
    • kuvvetli (kutlu) gün doğuşundan bellidir.
    • kuyruklu yıldız her zaman doğmaz.
    • kuyu kazan kendi düşer.
    • kuyu kazmadan suyunu haber verir.
    • kuyuyu büyükçe kaz, nâgâh sen düşersin.
    • kuzguna sormuşlar; “güzel kimdir?” “yavrularımdır” demiş.
    • kuzguna yavrusu güzel (anka) (şahin) görünür.
    • kuzu çoban için değildir, belki çoban kuzu içindir.
    • kuzunun derisi, tavuğun gerisi.
    • kuzunun kuyruğuna, oğlağın omuzlarına bakarlar.
    • kuzunun sevmediği ot, burnunda biter.
    • kuzusuna kıymayan kebap yiyemez.
    • küçüğe merhamet et, büyüğüne itaat.
    • küçük bir delik, koca gemiyi batırır.
    • küçük büyükle tutuşmaz, atmaca sungura karşı gelmez.
    • küçük deli, büyük deli, beşikteki başını sallar.
    • küçük işer, büyük dayanır düşer.
    • küçük ölçekle, büyük ambar dolmaz.
    • küçük parmağa, yüzük dağ olmaz.
    • küçük suda büyük balık olmaz (avlanmaz).
    • küçük şeyler, küçük beyinleri mutlu eder.
    • küçük taş baş yarar.
    • küçükler büyür, deliler uslanır.
    • küçükler su döker, ulular dayanır.
    • küçükten kusur, büyükten af.
    • küçüktü kıyamadım, büyüktü yenemedim.
    • küheylân at çul içinde de bellidir.
    • kül tepecik olmaz, güvey oğul olmaz.
    • külhancının beyliği hamamcılık demişler.
    • kürdün yağı çok olursa, hem yer,hem yüzüne sürter.
    • kürek sapı uzun olur, sızıltısı yazın olur.
    • kürk ile börk ile adam olunmaz.
    • kürkçünün kürkü olmaz, börkçünün börkü.
    • kürkü büyük içi boş, tut kulağından çifte koş.
    • kürkü orak vaktinde, orağı kürk vaktinde al.
    • kürtten olsa evliya, sokma onu avluya.
    • küsen barışır, ölen toprağa kavuşur.
    • küstüğün dağın odununu kesme.
    • lâ demiş, naim demez.
    • lâcivert beyaz giyme toz olur, pembe giyme söz olur. kahverengi ile bozdan ayrılma.
    • lâf ağızdan çıkınca, dillere destan olur.
    • lâf lâfı açar, lâf da kutuyu açar.
    • lâf torbayı girmez (sığmaz).
    • lâf yiğidin yarısıdır.
    • lâfa gümrük alınmaz.
    • lâfın azı uzu, çobana verme kızı. ya koyun güttürür, ya kuzu.
    • lâfın iyisi şaka ile söylenir.
    • lafını bil de, beşikten beri konuş.
    • lâfını bilmeyen hödükler, sönmüş ateş körükler.
    • lâfla duvar örülmez.
    • lâfla dükkân açılmaz, boş yere etme savaş. selman-ı pâk gelse parasız olmaz tıraş.
    • lâfla iş bitmez.
    • lâfla karın doymaz.
    • lâfla kuş tutulmaz.
    • lâfla peynir gemisi yürümez.
    • lâfla pilav pişerse, deniz kadar yağ benden olsun.
    • lâfla pilav pişmez.
    • lâkırdı gelişinden bellidir.
    • lâkırdı ile ağız aşınmaz.
    • lâkırdı ile borç ödenmez.
    • lâkırdı ile peynir gemisi yürümez, rüzgâr ister.
    • lâkırdı lâkırdıyı açar, lâkırdı bilmeyen meclisten kaçar.
    • lâkırdı olsun da,”bıldır ölen atın sağ mı? lüle tütün ver sen bana”
    • lâkırdı söylemekle ağız aşınmaz.
    • lâkırdının kısası, sözün temsili.
    • lâkırdısını bilmeyen çavuşlar, sönmemiş ateş avuçlar.
    • lâle bin altın ise nâle bedavadır.
    • lânet olsun ol mala ki, tahsine anın ya ırz ola, ya din, ya namus alet.
    • lâşenin bulunduğu yerde kargalar da bulunur.
    • lâtife lâtif gerek.
    • lâubalilik büyükler yanında hacaleti, küçükler yanında rezaleti mucip olur.
    • lâzıma hazine yetmez, elverire para gitmez.
    • leyleği de kuştan mı sayarsın, yazın gelir, kışın gider.
    • leyleğin ayağını kesmişler, uçuvermiş. konduğun vakit duyarsın demişler.
    • leyleğin günü (ömrü) lâklâkla (ötmekle) geçer.
    • leyleğin harcı, zenginle birdir.
    • leylek benim nice komşum, yazın gelir kışın gider.
    • leyte lâ’alle ile vakit geçirir.
    • lezzetin hesabı yoktur.
    • lezzetsiz çorbaya tuz kâr etmez.
    • limanlık fırtınadan sayılır.
    • lisan-ı hâl, lisan-ı makalden efsaftır.
    • lodos cehennemden, poyraz cennetten gelirmiş.
    • lodos poyraz mukataası olmaz.
    • lodosun gözü yaşlı olur.
    • lokma bile çiğnenmeden yutulmaz.
    • lokma karın doyurmaz, gönül hoşluğudur (şefkat artırır).
    • lokman hekim bulurdu ecele olsa çare.
    • lokman hekim:”uzun ömür isteyen: başı serin, kalbi ferah, ayağı sıcak tutmalı”demiş.
    • lokman karın doyurmaz, muhabbet (şefkat) artırır.
    • lokmayı az al, çok çiğne.
    • lokmayı boğaza göre uydurmalıdır.
    • lûgat-ı fasıhadan yeğdir galatı meşhur.
    • lûtf eden nankörler peyda eder.
    • lûtf ummazsa senden, abd-i memlûk siper olmaz.
    • lûtf ve ihsanın ölçüsü, terazisi olmaz.
    • lûtfa endaze olmaz.

    • maddenin künküne vakıf olmaz.
    • mağrur olma deme yoktur ben gibi- bir muhalif rüzgâr eser savurur harman gibi.
    • mağrurun hasmı allah’tır.
    • mahkeme kadıya mülk değildir.
    • mahzun gönül kırallardan kız umar.
    • makduh olma, memduh ol.
    • mal adama hem dost, hem düşmandır.
    • mal bacından aksamaz.
    • mal bulunur, can bulunmaz.
    • mal canı kazanmaz, can malı kazanır.
    • mal canın yongasıdır.
    • mal dediğin fındık, bakır dediğin kancık.
    • mal fitnedir, kan deyse fitne koparır.
    • mal ile insan, insan olmaz.
    • mal insana düşmandır.
    • mal insanı zengin etmez, idare lâzımdır.
    • mal kanda ise kendini söyletir.
    • mal kazanılmakla şan kazanılmaz, kişi kerim gerek.
    • mal kazığı boş kalmaz.
    • mal kendini gösterir.
    • mal mağlûb-ı elemdir, boş emeldir.
    • mal mal demirdir, ne çürür, ne yenir.
    • mal malı kazanır.
    • mal malı yerse dal dal olur.
    • mal melâmeti örter.
    • mal müşteriye göre satılır.
    • mal nerede ise kendini söyletir.
    • mal olan gözünün teki ile uyur.
    • mal sahibi, çift öküzünden canlı olur.
    • mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi.
    • malı kırağı öldürür, kışın adı çıkmıştır.
    • malı mala, canı cana ölçmeli.
    • malı olmayanın dostu olmaz.
    • malı ongun olanın, adı angın olur.
    • malın bekçisi sadakadır (zekâttır).
    • malın iyisi boğazdan geçer.
    • malın iyisi boğazdan geçer.
    • malın iyisi sağlık ile yenendir.
    • malın iyisi suya yakın, daha iyisi eve yakın.
    • malını iyi sakla, komşunu hırsız etme.
    • malını övme, pazarını öv.
    • malını yemesini bilmeyen zengin, her gün züğürttür.
    • malını yemeyenin yiyeni bulunur.
    • manavla hekim düşman olmaz.
    • manda karadır ama sütü beyazdır.
    • mandaya dayanacak ağaç olursa, kurtlara salâ olur.
    • mangal ağlar, kül ağlar, gelin oturmuş başını bağlar.
    • mangal kenarı, kış gününün lâlezarıdır.
    • mangal kömürsüz olmaz, çocuklar halden bilmez.
    • mansıbın bekası olsa, sen nail olamazdın demişler.
    • mantara kabak bağlanmaz.
    • marifetten bîhabersin ey palamut ağacı, yılda bir meyve verirsin o da tabaklar harcı.
    • mart ayı, dert ayı.
    • mart çıkmadıkça dert çıkmaz.
    • mart havası bir kararda durmaz.
    • mart içer, pire dışarı.
    • mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.
    • mart kedisi gibi hem yapar, hem bağırır.
    • mart martladı, tavuk yumurtladı.
    • mart yağar nisan övünür, nisan yağar insan övünür.
    • martım çıktı, derdim çıktı, keçilerim yaza çıktı.
    • martın dokuzu, tefenin otuzu.
    • martın on beşi yaz, on beşi kış.
    • martın onundan, şubatın sonundan korkulur.
    • martın sonu kiremitçilere yarar.
    • martta yağmasın, nisanda dinmesin.
    • martta sürmez, eylülde ekmezsen, sabanı bırak.
    • martta yağmaz, nisanda dinmezse, sabanlar altın olur.
    • masallar anlatılmakla sona ermez.
    • mastarsız yazılan kitabın okunacağı yoktur.
    • maşa varken elini yakma, elini ateşe sokma.
    • mayasız yoğurt tutmaz (çalınmaz).
    • maymun yoğurdu yemiş, artığını ayının ağzına (yüzüne) bulaştırmış.
    • maymunu ateşe (fırına) atmışlar, yavrusunu ayağının altına almış.
    • mazlum eşeğe herkes biner.
    • mazlumların ahı yeri göğü titretir (indirir şahı).
    • mazlumun ahı yerde kalmaz.
    • mecliste dilini, sofrada elini kısa tut.
    • mecusi’nin füzündür gayzi islâma kitabiden.
    • meddahın imanı sahih değilmiş.
    • meddahlığı biz ettik, parsayı el topladı.
    • meğer düşmandan olma emin, elbet sana kurar kemin.
    • mekân zamana zarf olmaz.
    • mekânet olursa, melânetten korkulmaz.
    • mekruh ve hile sahibine zarar.
    • mekruh yüze haram söz yakışır.
    • mektepten kaçana falaka değnek.
    • melâz ve melce cenab-ı hak’tır.
    • meleyen inek süt vermez.
    • mendil ile değnek, meddahlara görenek.
    • merak insanı mezara kadar sokar.
    • merak kediyi öldürür.
    • meram olunca her şey olur.
    • meram-ı andelibin vasl-ı güldür.
    • meramın elinden bir şey kurtulmaz.
    • merdivende bastığın basamağa dikkat et, yukarısına göz atma.
    • merdivene ayak ayak çıkmak gerek.
    • merdivenin alt başında yalan söyler, yukarı çıkar kendi inanır.
    • merhamet imandan gelir.
    • merhametli cerrah, yara sağaltmaz.
    • merhametten maraz hâsıl olur (doğar).
    • merkebe altın semer vursalar, yine merkep, yine merkep.
    • merkebe; “cilve et” demişler, art ayağı ile kulağını kaşımaya başlamış.
    • merkebin kulağını kesmekle küheylân olmaz.
    • merkebin kuyruğunu kalabalıkta kesince, kimi uzun der, kimi kısa.
    • merkep bile düştüğü yere bir daha düşmez.
    • mermer iyi taştan, iyilik iki baştan.
    • mermerde kıl bitmez.
    • mermere su işlemez.
    • mert olan zebun elinden şikâra olmaz.
    • mesalih-i devlet taşradan kolay görünür.
    • mescide gerek olan meyhaneye haramdır.
    • mescit mumunu yiyen kedi kör olur.
    • mescit yerindeyse mihrap yerindedir.
    • mescit yerine meyhane yapar.
    • mescitte namaz, meyhanede aşk ve niyaz.
    • mesruiyetin ziyadesi cinnettir.
    • meşrepten bahsolunmaz.
    • meşveret sünnet-i şeriftir.
    • meşveretli bilgi muvafık gelir, meşveretsiz bilgi çürük olur.
    • meşveretsiz yapılan şeyden hayır gelmez.
    • meta fasit olunca, bey ve şûra da fasit olur.
    • mevlâ diyen yolda kalmaz.
    • meydan bulunur, at bulunmaz.
    • meyhane iskemlesinde oturmayan, dünyanın kaç bucak olduğunu göremez.
    • meyhaneci azlolmaz.
    • meyhaneciden şahit (kefil) istemişler, bozacıyı (turşucuyu) göstermiş.
    • meyhanecinin yüzünü bayram topu öldürür.
    • meyil verme tellâl ile berbere –su mu geçer hamamdaki mermere?
    • meyvalı ağaca taş atan çok olur.
    • meyvanın iyisini dağda ayılar yer.
    • meyve ağacına herkes hizmet eder.
    • meyve ağacından uzak düşmez.
    • meyve kavak ile kamışta olmaz.
    • meyveli ağaç, herkesin gözüne diken olur.
    • meyvenin iyisine kurt düşer.
    • meyvenin kurdu içinden olur.
    • meyvesiz ağaca balta vururlar.
    • meyvesiz ağaç kesilir.
    • meyvesiz ağaç olur ama gölgesiz ağaç olmaz.
    • mezar taşı ile övünülmez.
    • mızrak çuvala sığmaz.
    • mide derdin, perhiz dermanın başıdır.
    • mihneti kendine zevk etmedir âlemde hüner.
    • minarede doğru ama içi eğri.
    • minareli köye girilmez.
    • minaresiz cami olmaz.
    • minareyi çalan kılıfını hazırlar.
    • minareyi yaptırmayan, yerden bitmiş sanır.
    • minnet gibi ağır yük olmaz.
    • minnet ile kokma gülü al eline sûseni, geçme namert kapısından ko aparsın su seni.
    • miras helal, hele al demişler.
    • miras her adama yaramaz, yarasa da hacıağa olmaz.
    • mirasa; “nereye gidiyorsun?”demişler, “esip yağmaya, sürüp savurmaya” demiş.
    • mirî malı balık kılçığıdır, yutulmaz.
    • mirî malı deniz, çalmayan (yemeyen) domuz.
    • misafir kısmeti ile gelir.
    • misafir misafir üzerine olur, ev ev üzerine olmaz.
    • misafir misafiri ağırlar, ev sahibi taşrada hırlar.
    • misafir misafiri istemez, hane sahibi hiç birisini.
    • misafir on kısmetle gelir, birin yer dokuzunu bırakır.
    • misafir umduğunu değil bulduğunu yer.
    • misafirden yana olmak, hane sahibinden yana olmaktan hayırlıdır.
    • misafiri horoz olanın, ambarında buğday kalmaz.
    • misafirin ayağı uğurludur.
    • misafirin gölgesi ağırdır.
    • misafirin şaşkını, hane sahibine (i) ikram eder (ağırlar).
    • misafirin umduğu, ev sahibine iki öğün olur.
    • misafirin üç gün hakkı vardır.
    • misk ile anber, arzu ile kamber.
    • misk yağcının kesesi bol olur.
    • misk yerini belli eder.
    • miyancının kesesi bol olur.
    • molla aşı görünce, kur’an da yanılır.
    • muhabbet bir belâdır kim, giriftar olmayan bilmez.
    • muhabbet iki baştan olur.
    • muhabbet kantarla, alışveriş mıskal ile.
    • muhabbet şirket kabul etmez.
    • muhabbeti çeken bilir.
    • muhal işe şeytan karışmaz, muhallatla imkân aranmaz.
    • muhannes erden avrat yeğdir.
    • muhannes köprüsünden geçmekten ise suya düşüp boğulmak yeğdir.
    • muharebe boğazda gerek.
    • mum dibine ışık vermez (karanlık).
    • mum yanmayınca pervane yanmaz.
    • murdar (mundar) öldüğüne bakmaz, öd ağacından tabut ister.
    • murdara müdare gerek.
    • murdarı murdar arıklar.
    • mutlu kişi, asla ulaşamayacağı şeyden hiçbir beklentisi olmayandır.
    • mücazat amele göredir.
    • müdahane nakisenin fazilete ikramıdır.
    • müdara düşmana güllabicilik gibidir.
    • müdaradan ırak olan tanrı’ya yakın olur.
    • müflis bezirgân züğürtleyince eski defterleri karıştırır.
    • müflis olup düşünmekten ise uyuz olup kaşınmak yeğdir.
    • müflis selâmını batakçı alır.
    • müflise selâmı batakçı verir.
    • müflisten medet, münafıktan nasihat beklenmez.
    • müft sirke baldan tatlıdır.
    • mühür kimde ise süleyman odur.
    • mükâfat, mücazat devlet için iki gözdür.
    • mülk değirmen, koyun risk.
    • mümin duasına gökteki melekler âmin der.
    • mümin kişinin dargınlığı, tülbent kuruyancıya kadar sürer.
    • mümin, müminin miratıdır.
    • mümine eziyet haramdır.
    • müminin duası, münafıkın bedduası.
    • müminlerin duası müstecaptır.
    • münafık gözü yaşlı olur.
    • münafık üstünde borç bırakmaz.
    • münafıkın gözü elindedir.
    • münasibe baha yetmez.
    • mürai dosttan, doğru sözlü düşman yeğdir.
    • mürekkep yalamış hoca ile kuma basmış hacıdan sakın.
    • mürüvvete endaze olmaz.
    • mürüvvetsiz adam, bendi yıkılmış (suyu çekilmiş) değirmene benzer.
    • müslümanın aklı, koyunun kıçındadır.
    • müslümanın tembeli derviş, gâvurun tembeli keşiş olur.
    • müslümanlığın şartı beş, haddini bilmek altı.
    • müzevir boynuna borç komaz.
    • nabız aşinadır.
    • nadan elinden korkma gül, al eline sûseni.
    • nadan elinden su içme, abı hayat olsa da.
    • nadan ile konuşmaktan, ehli irfan ile taş taşımak yeğdir.
    • nadan ile sohbet etme, gir kapıyı rezele.
    • nadan ile sohbet katı ağırdır bilene, çünkü nadan ne gelirse onu söyler diline.
    • nadan ile sohbetten ise yatımlı erle taş taşımak yeğdir.
    • nadan ile ye iç, sohbet etme.
    • nadan insana, nadan söz söyler.
    • nadan nasihati çiğ et gibidir.
    • nahak yere kan dökülmez.
    • naks-ı ahd meş’umdur, faili malûmdur.
    • nakşı medih nakkaşa racidir.
    • namaz adamı, yabanda komaz.
    • namaz bir borçtur, selâmet için kalb-i selim gerek.
    • namaz, müslümanın miracıdır.
    • namaz, müslümanın misbahıdır.
    • namaza meyli olmayanın kulağı ezanda olmaz.
    • namert yaptığı iyiliği başa kakar.
    • namus insanın kanı bahasıdır.
    • namussuzdan ırzını satın al.
    • namusu akıl dini nakil muhafaza eder.
    • nâmübarek kademi nil ü fırat’ı kurutur.
    • nankör ekmeği yer, kabına besler.
    • nar üstüne turp yenmez.
    • nasıl yaşarsak, öyle ölürüz.
    • nasibinde varsa gelir yemen’den –nasibinde yoksa düşer dehenden.
    • nasihat istersen, tembele iş buyur.
    • nasihat tutmayanı, musibet tutar.
    • nasrettin hoca sarımsağı serpiştirmiş,”görüp göreceği su bu olsun” demiş.
    • naümit olma şeytan lâridir.
    • naz maşuk, niyaz âşık kârıdır.
    • nazargâh hüda müminin kalbidir.
    • ne ağılı ol ki atsınlar seni, ne çeker ol ki yutsunlar seni.
    • ne alacak ne verecek, pek güzel oyuncak.
    • ne alandanım ne satandan, ne de bir akçe katandan.
    • ne atarsan (dökersen) aşına, o gelir (çıkar) kaşığına.
    • ne benden sana bazlama, ne senden bana gözleme.
    • ne bilir abasını, papaz bilir babasını.
    • ne bilirim ne gördüm, deveyi yeden ölsün.
    • ne bizden rükû, ne sizden kıyam, selâmın aleyküm, aleyküm selâm.
    • ne buldum sevinirim, ne kaybettim yerinirim.
    • ne çiğ yedim, ne karnım ağrır.
    • ne dağda bağım var, ne çakalda davam.
    • ne darı ekerim, ne de serçeden şikâyet ederim.
    • ne darım var, ne serçeyle davam var.
    • ne değirmende yat, ne korkulu rüya gör.
    • ne denlü cehd edersen bir murada –nasib olmaz mukadderden ziyade.
    • ne dilersen eşine, o gelir başına.
    • ne doğrarsan aşına, o çıkar kaşığına.
    • ne edersen et, insafı elden bırakma.
    • ne ekersen, onu biçersin.
    • ne günlere kaldık ey gazi hünkâr, eşek silâhtar oldu, katır mühürdar.
    • ne han görmüş hanedan, ne öğüt almış hanedan.
    • ne idik ne olduk, cümlemiz bir hendeğe dolduk.
    • ne ineğe ver ne koyuna, özünü sal oyuna.
    • ne istersen allah’tan iste, kuldan isteme.
    • ne izi var, ne kuzu.
    • ne kadar az lâf söylenirse, mesele o kadar çabuk kapanır.
    • ne kadar nazik olsa da nazende olmaz, götünü kurnaya vurmaktan geri duramaz.
    • ne karanlıkta yat, ne kara düş gör.
    • ne kız verir, ne dünürü gücendirir.
    • ne korkulu rüya gör, ne muabbire muhtaç ol.
    • ne koşarsın koca gafil, yağma kalktı dünyadan.
    • ne mezarlıkta uyu, ne korkulu düş gör.
    • ne oldum dememeli, ne olacağım demeli.
    • ne ölü görse ağlar, ne düğüne gitse oynar.
    • ne ölüye ağlar, ne diriye güler.
    • ne sâl iledir, ne mal iledir, beyim ululuk kemâl iledir.
    • ne sihirdir ne keramet, el çabukluğu marifet.
    • ne soğan yemiş, ne ağzı kokuyor.
    • ne şam’ın şekeri, ne arabın yüzü.
    • ne şap oldu, ne şeker.
    • ne şaşkın ol basıl, ne aşkın ol asıl.
    • ne şeytanı gör, ne lâhavle çek.
    • ne şeytanın yüzünü gör, ne besmele çek.
    • ne şiş yansın, ne kebap.
    • ne tükürdü avucuma, ne çalayım suratına.
    • ne üstünde un oldum, ne altında kepek.
    • ne verirsen elinle, o gider seninle.
    • ne yâr var, ne yaver.
    • ne yavuz ol asıl, ne yavaş ol basıl.
    • ne yedim pancar, ne karnım sancar.
    • ne zengine borçlu ol, ne de züğürtten alacaklı.
    • necabet kişiye sermaye-i itibardır.
    • necip ve asilden korkulmaz, furumâyeden gelir zarar.
    • nefes ile cömerdin harcı bir gider.
    • nefesine güvenen borazancıbaşı olur.
    • nefesle börek olmaz.
    • nefis belâsı, getirir yüz karası.
    • nefis cümleden azizdir.
    • nefis cümleden mukaddemdir.
    • nefis ile mücadele, dünya ile muharebeden güçtür.
    • nefs’ül emre muvafık düşmeli.
    • nefsaniyet bilmeyen, insaniyet bilmez.
    • nefs-i emmareden sakınmalı.
    • nefsinde tecrübe etmediğin şeyi, halka tavsiye etme.
    • nefsine uyan şeytana uyar.
    • nekes ne ter, ne yedirir.
    • nekesin harcı zenginle (cömertle) birdir.
    • neler geldi neler geçti cihane –ecel geldi baş ağrısı bahane.
    • neler geldi neler geçti felekten, -duyulmadı deve geçti elekten.
    • nerede benim çil horozum, horoz değil turna idi, davullarda zurna idi.
    • nerede birlik, orada dirlik.
    • nerede çokluk, orada bokluk.
    • nerede döngel, orada engel.
    • nerede ese, orada köse.
    • nerede gül orada har, nerede yâr orada ağyar.
    • nerede hareket, orada bereket.
    • nerede ise iş para, orada mürüvvet ara.
    • nerede şap, orada şeker.
    • nereye gitsen, kısmetin de ardından gelir.
    • nesine güvenmeli dünyanın, bugünü var yarını yok.
    • nevalesiz gemiye binilmez, azıksız yola çıkılmaz.
    • neyleyim dünya bolluğun, ayakkabım dar ise.
    • nezafet imandandır.
    • nezaketsiz göt, anahtarsız açılır.
    • nezle hayırlı hastalıktır ama bir de çekene sor.
    • nice yitik bıçak olsa, öz sapın yontulmaz.
    • nifak dostluğa düşmandır.
    • nifak ile ittifak bir yerde olmaz.
    • nikâhta keramet vardır derler.
    • nisan yağar sap olur, mayıs yağar çeç olur.
    • nisan yağmurları, mayıs çiçeklerini doğurur.
    • nisan yağmursuz, mayıs gülsüz olmaz.
    • nisan-ı hukuk, mahz-i hukuktur.
    • niyet hayır, akıbet hayır (selâmet).
    • nohut oda, bakla sofa.
    • nohut topu, ahrette gülle olsa gerektir.
    • noksana nazar eyleyen ahbap değildir.
    • noksandır aza, mel’undur kaza.
    • nursuz göz, hikmetsiz dil bâr değil.
    • oburla iddia olmaz.
    • ocağın eğriliğine bakma, tütünün doğru çıkışına bak.
    • od ile su, dilsiz yağıdır.
    • od kış gününün gülistanıdır.
    • oda oda laf arayan, kapı kapı ekmek arar.
    • odla pamuğun ne oyunu olur.
    • odlu odundan korktukça giydirir, tanrı’dan korkmaz.
    • odun aldı oyuna gitti, çoban aldı koyuna gitti
    • oduncunun gözü ağaçtadır.
    • oduncunun gözü omcada, dilencinin gözü cömerttedir.
    • oduncuya kuşçuya rahmet yoktur.
    • odunlar, baltadan dava edeceklermiş, sapı içimizde diye vazgeçmişler.
    • odunu da giydirsen (süslesen) adam (güzel) olur.
    • odunun iyisi meşe, kızın iyisi ayşe.
    • oğlak keçisi sövüşlük, oğlan keçisi yumuşluk.
    • oğlan ağlamayınca meme vermezler.
    • oğlan ağlar, derdi çörek.
    • oğlan aldı oyuna gitti, çoban aldı koyuna gitti.
    • oğlan anası kapı arkası, kız anası minder kabası.
    • oğlan atadan öğrenir sofra kurmayı, kız anadan öğrenir biçmeyi.
    • oğlan babaya, kız anaya yarar.
    • oğlan dayıya, kız halaya çeker.
    • oğlan doğuran övünsün, kız doğuran dövünsün.
    • oğlan evlenince bey oldum sanır.
    • oğlan işi iş olmaz, oğlak boynuzu sap olmaz.
    • oğlan oğlandır, eğer peygamber de olsa.
    • oğlan yedi oyuna gitti, çoban yedi koyuna gitti.
    • oğlana su döker, büyüğün yanı kırılır.
    • oğlana yoldaş olma, eşeği yıkarsa ağlar, eşeğini yıkarsa güler.
    • oğlandır o kadar (oktur),her evde yoktur.
    • oğlanı her karı doğurmaz, er karı doğurur.
    • oğlanı kızı olmaz avretten, eski hasır yeğdir.
    • oğlanı yumuşa sal, arkasından var.
    • oğlanın ki oğul balı, kızın ki bahçe gülü.
    • oğlanın şaşkını, babasının zenginliğini metheder.
    • oğlum deli malı neylesin, oğlum akıllı malı neylesin.
    • oğlum evlenene kadar benim oğlumdur. kızım ise her zaman benim kızımdır.
    • oğlumu doğurdum ama gönlünü doğuramadım.
    • oğlun güder, karın sağarsa koyun olur.
    • oğlunu övün, anneyi fethedin.
    • oğlunu seven hocaya, kızını seven kocaya verir.
    • oğlunu yılan yalamış, babasını kuduz dalamış.
    • oğul atadan görmeyince sofra salmaz.
    • oğul babaya çeker.
    • oğula davet gerek ise, anaya ataya hürmet eyleye.
    • oğulu olmayan avrattan, eski hasır yeğdir.
    • ok atan, altın atar.
    • okka da pekmez, o kadar sökmez.
    • okka her yerde dört yüz dirhem.
    • oku menzile evvel varan kemankeştir.
    • okumadan alim, gezmeden seyyah olunmaz.
    • ol bezme ayak basma ki, amade değildir.
    • olacak ile olduya çare yoktur.
    • olacak oğlan bokundan (gelişinden) bellidir.
    • olacak olur, çâr ü naçâr.
    • olacakla öleceğe çare bulunmaz.
    • olan bulgur kaynatır, olmayan elini oynatır.
    • olan dört bağlar, olmayan dert bağlar.
    • olayım kayıttan azat derken, kayda düşer.
    • olaylım dersen, hakka âsi-ya mütevelli ol ya vasi.
    • olmadık yok, duyulmadık çok.
    • olmayacak hacı’yı, deve üstünde yılan sokar.
    • olmaz olmaz deme, olmaz olmaz.
    • olmuş olacaktan iyidir.
    • olsa ile bulsa, ikisi bir araya gelse, neler olurdu, neler.
    • olsa ile bulsayı bir yere ekseler, yel ile yulaf biter.
    • olsayı bulsaya vermişler, hiç doğmuş.
    • olursa aşım suyu, olmazsa başım suyu.
    • olursa olur suyu, olmazsa hamur suyu.
    • olursa yazarım, olmazsa bozarım.
    • olursan kazık olma, tokmak olma.
    • on beşindeki kız ya erde gerek, ya yerde.
    • on ekmekle bir it erdemez.
    • on para on aslanın ağzında.
    • onmadık hacıyı yılan üstünde deve sokar.
    • onmadık yılın yağmuru harman vaktinde yağar.
    • oransız uğru hemen yurt ürkütür.
    • orasın sâki-i gül çehrenin ibramı bilir.
    • orman ferman dinlemez.
    • orman geyiksiz olmaz.
    • orman olur da, domuz olmaz mı?
    • orman yağmurun yularıdır.
    • ormana balta vurmuşlar,”vur, sapı bendedir” demiş.
    • orospu tövbe tutmaz.
    • orospunun dokuzdur donu, sekizini ele geydirir, birini kendi giyer.
    • ortak atın beli, kırık olur.
    • ortak çok olunca ziyan az olur.
    • ortak gemisi yürümez.
    • ortak gemisi yürümüş, elti gemisi yürümemiş.
    • ortak malda hayır yoktur.
    • ortaklık danadan, yalnız buzağı iyidir.
    • ortaklık inekten (öküzden),yeke (başka) buzağı yeğdir (iyidir).
    • orucun olur kazası, olmaz kazası dilberin.
    • osmanlı avı, araba ile avlar.
    • osmanlı ekmeği yiyip, düşmana (moskofa) dua olmaz.
    • osmanlı yanında gözünü, kâtip yanında sözünü sakın.
    • osmanlı’nın ayağı üzengide gerek.
    • osmanlı’nın ekmeği dizi üstündedir.
    • osmanlı’nın gidişi, dolaşma iledir her işi.
    • osmanlı’ya bir at, bir de zobu.
    • osmanlı’ya bir selâm ver, yiyeceğine düşünme.
    • osmanlı’ya kalk git demezler, tayınını keserler.
    • osmanlı’ya sağ sol olmaz.
    • osmanlı’yı at yıkar, türk’ü inat.
    • osurukla boya boyanmaz.
    • osuruklu göte, arpa ekmeği bahane.
    • ot içinden tutuşur.
    • otu çek, köküne bak.
    • oturan aslandan, gezen tilki yeğdir.
    • oturandan yatan yeğ, eski bezden keten yeğ.
    • oturduğu ahır eskisi, çağırdığı istanbul türküsü.
    • otuz iki dişten çıkan, otuz iki mahalleye (orduya) yayılır.
    • otuz oğlun olacağına, bir oturak kocan olsun.
    • oynayacak adam, kağnı gıcırtısında da oynar.
    • oymaza umutlu olan, erimden ersiz kalır.
    • oynamasını bilmeyen kız,”yerim dar”demiş, yerini bollatmışlar,”yenim dar” demiş.
    • oynaşına inanan avrat, ersiz kalır.
    • oyun bilmeyen kız demiş, yerim daraşıh.
    • öd ağacından kaşık olur ama tarhana, bulgur yenmez.
    • ödünç güle güle gelir, ağlaya ağlaya gider.
    • ödünç yiyen kesesinden yer.
    • öfke baldan tatlıdır.
    • öfke gelir göz kızarır, öfke gider yüz kızarır.
    • öfke ile kalkan ziyan ile oturur.
    • öğleden sonra her yer ucuz olur.
    • öğlelik yoldaşa kuşluğa kadar köy.
    • öğleye dek dik, öğleden sonra sök.
    • öğrenmek, ev, tarla sahibi olmaktan iyidir.
    • öğrenmeye ar olmaz.
    • öğüt veren olur ama ekmek veren olmaz.
    • öksüz çeker, it solur.
    • öksüz hırsızlığa çıkarsa, ay ilk akşamdan doğar.
    • öksüz kendi göbeğini kendi keser.
    • öksüz kızı (kuzu) toklu olmaz.
    • öksüz kuzu beslesin, ağzın burnun yağ eder.
    • öksüz neden güler, belki yanılır da güler.
    • öksüz oğlan göbeğini kendi keser.
    • öksüz oğlanın bağrı yağ bağlamaz.
    • öksüz yemek bulsa, burnu kanar.
    • öksüze acıyan çok ama ekmek veren yok.
    • öksüze hal bildirmek, öküze kaftan giydirmek gibidir.
    • öksüze(-ü) vurmuşlar (dövmüşler),vay anam (arkam) demiş.
    • öksüzün bağrı (boynu) yanık (buruk) olur.
    • öksüzün eteğine kabura koymuşlar, beni yaktın diye haykırmış.
    • öksüzün karnı doymaz.
    • öksüzün nesi olur, memesiz de büyür.
    • öksüzün şeytanı çok (dokuz) olur.
    • öküz öldü ortaklık bozuldu.
    • öküz tekini bulmadan çifte yürümez.
    • öküz yem bitince (yiyince),çifte gideceğini bilir.
    • öküze boynuzu yük değildir.
    • öküzü boynuzundan, insanı sözünden tutarlar.
    • öküzün inek başlısını, tarlanın ufak taşlısını al.
    • öküzün öğrenmişini döverler.
    • öldüğüne bakmaz da, koz ağacından tabut (vasiyet) ister (eder).
    • ölecek ile alacağa çare bulunmaz.
    • ölecek tavşan, çomağa karşı gelir.
    • ölen ile beraber ölünmez.
    • ölen ile gidenin dostu olmaz.
    • ölenin arkasından kimse ölmez.
    • ölenin malı dahi beraber ölür.
    • ölmek, bayılmaya benzemez.
    • ölmüş aslana tavşanlar bile hücum eder.
    • ölmüş at arar, nalını sökmeye.
    • ölmüş eşek azat der.
    • ölmüş eşek kurttan korkmaz.
    • ölmüş kulunu azad eder.
    • ölü çömleği gibi kakalanmaktan, mezara girmek yeğdir.
    • ölü evinde ağlamasını, düğün evinde gülmesini bilmelidir.
    • ölü ile deli sahibinindir.
    • ölü kalkmayınca borç bilinmez.
    • ölüler de zanneder ki, diriler her gün helva yer.
    • ölüm bir devedir ki, herkesin kapısına çöker.
    • ölüm bir olur, bir daha olmaz.
    • ölüm döşeğine yatan, ecel teri döker.
    • ölüm hak, miras helâl.
    • ölüm ile iftihar olmaz.
    • ölüm ile öç alınmaz.
    • ölüm ne bir soluk evvel, ne bir soluk sonradır.
    • ölüm yüz aklığıdır.
    • ölümden başka her şeye çare bulunur.
    • ölümden korkmak fayda vermez.
    • ölümden öteye köy yoktur.
    • ölümü bekleyen yorulur.
    • ölümü gören hastalığa kail olur.
    • ölünce dirliği, yorulunca aramalı.
    • ölünce geçineceğini, yorulunca aramalı.
    • ölürse yer beğensin, kalırsa el beğensin.
    • ölürüm diyenin üstüne varılmaz.
    • ölüsü olan bir gün ağlar, delisi olan her gün ağlar.
    • ölüye günlük satan kimseden hayır gelmez.
    • ölüye gününde ağlarlar.
    • ölüyü döşeğinde avlamak gerek.
    • ölüyü örte korlar, diriyi dürde korlar.
    • ön tekerlek nereye giderse, arka tekerlek oraya gider.
    • önce can, sonra canan.
    • önce düşün, sonra söyle.
    • önce iğneyi kendine batır, sonra çuvaldızı ele.
    • önüne geleni kapar, ardına geleni teper.
    • öpmeğe niyetli olmayan, yanağı niye sorar.
    • öpülecek el ısırılmaz.
    • örfle hükm olunur, kavukla değil.
    • ötülgen beyliği böğürtlen savulunca.
    • övüngen adam, en sonra önüne bakar.
    • övünürse baht övünsün.
    • öyle olmayınca böyle olmaz, böyle olmayınca da öyle olmaz.
    • öz ağlamayınca göz ağlamaz (yaşarmaz).
    • padişah yasağı üç gün sürer.
    • padişah konmaz saraya hane mamur olmadan.
    • padişahım yazın yaz olsun, kışın kış olsun demişler.
    • padişahın ettiği kanun olur.
    • padişahın tahtı, pencerenin rahtı.
    • pahalı alan aldanmaz.
    • paldır demezden çalıya çıkar.
    • paluze diş kırmaz.
    • pancar ekse şalgam çıkar.
    • papaz her gün pilav yemez.
    • para adama akıl öğretir.
    • para akıl öğretir, elbise yürüyüş.
    • para ile dağlar bedesten olur.
    • para ile imanın kimde olduğu bilinmez.
    • para insanı ipten kurtarır.
    • para isteme benden buz gibi soğurum senden.
    • para parayı çeker (kazanır).
    • para parayı kazanır, koç yiğit bel beller.
    • paralı adamdan dağlar bile korkar.
    • paralı yaşar, parasız gevşer.
    • paran çok ise kefil ol, işin yok ise şahit ol.
    • paran gitti mi demezler, işin bitti mi diye sorarlar.
    • paran olunca bayram yapacaksın, olmayınca ramazan.
    • paran varsa celep kulun, paran yoksa han, tuman yolun.
    • paran varsa cümle âlem kulundur, paran yoksa sokaklar yolundur.
    • paranın yüzü sıcaktır.
    • parası (akçesi) ucuz olanın kendisi kıymetli olur.
    • parasını aziz eden kendisini zelil eder.
    • parasız tellâl bağırmaz.
    • parasızlık her fenalığı yaptırır.
    • parayı domuzun boğazına takmışlar da,”domuz ağa” diye çağırmışlar.
    • parayı veren, seçimini yapar (düdüğü çalar)
    • parayı zaptetmek, deliyi zaptetmekten zordur.
    • paşalının düşkünü, ak sadeler giyer kış günü.
    • payas’ta pirince giderken, evdeki bulgurdan oldu.
    • pazar ilk pazardır.
    • pazar kayığına binen, tütün gümrüğünü beline bağlasın.
    • pazar kayığının dolmuşu, muşmulanın olmuşu.
    • pazarsız giren haksız çıkar.
    • pehlivan kıspeti yağından bellidir.
    • pehlivan olan her sırrını vermez.
    • pehlivanlık kılık kıyafetle olmaz.
    • pek yaş olma sıkılırsın, pek de kuru olma kırılırsın.
    • pek yürürsen deli gelin, yavaş yürürsen miskin gelin derler.
    • pekmez gibi malın olsun, antakya’dan sinek gelir.
    • pekmezi küpten, kadını kökten al.
    • perşembe günü yalan söyleyenin, cuma günü yüzü kara çıkar.
    • perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.
    • pestil biniş isteyen, arapkir’de hatip olsun.
    • peşkeş atın dişine bakılmaz.
    • peynir ekmek, hazır yemek.
    • peynir gemisi lâkırdı ile yürümez, rüzgâr ister.
    • peynir suyu buldurur, balık derede yeldirir.
    • pınarı başından avla.
    • pırlanta kara taştan çıkar.
    • pırpır eder uçamaz, çukura düştü çıkamaz.
    • pilâv yiğidin arpasıdır.
    • pilâv yiyen kaşığını belinde (yanında) taşır.
    • pilâvdan dönen kaşığın sapı kırılsın.
    • pilâvdan kaçanın kaşığı kırılsın.
    • pîran hava asasız olmaz.
    • pire için yorganı ateşe atar.
    • pişmiş helvayı herkes yer.
    • pişmiş meyve tez düşer.
    • pohpohçu pehpehe gelmez.
    • pullu (paralı) adamdan belâ korkar.
    • pulu az olanın, gussası da az olur.
    • pulunu ver ineğe, bağla direğe.
    • pusat çalkar gezer.
    • rabbim dünyada mekânsız, ahirette imansız komasın.
    • rafta şeker (kurabiye) var ama senin ağzına göre değil.
    • raftaki kadıya, sandıktaki karıya.
    • raftan sünger düşmüş, gelinin başı yarılmış.
    • rağbet güzel ile zenginedir.
    • rağbet yeniyedir, eskinin lâfı olmaz.
    • rahat ararsan mezarda.
    • rahat döşeğinde ölmekten, düşman karşısında şehit olmak yeğdir.
    • rahat durmayan rahatsız olur.
    • rahat isteyen sağır, kör, dilsiz olmalıdır.
    • rahmana secde etmez, yine sofuluğu elde bırakmaz.
    • rahvan at kendini yorar.
    • rakibe bir dua buldum edecek, kör olsun gözü bulamasın yiyecek.
    • rakip ölsün de mevlâ cennet-i âlâsında yer versin.
    • rakip ölürse, ne yüzden ölürse ölsün.
    • ramazan bereketli aydır ama duvardan giden kılıca sor demiş.
    • ramazanda yalan söyleyenin bayramda yüzü kara çıkar.
    • ramazandan razı olan sitte’i şevvali tutar.
    • ramazanı yiyen ya açlıktan, ya susuzluktan.
    • ramazanım seni kimler getirdi kaale, var dua eyle karındaşın şevvale.
    • refikin iyisi ile bağdat’a gidilir (uzun yol kısalır).
    • rehberi karga olanın başı dertten (burnu boktan) kurtulmaz.
    • rehbersiz yola gidilmez.
    • rençber kırk yılda, tüccar kırk günde.
    • rençberin kedisi de dişi olmalıdır.
    • reşit ne söyle, ne işit.
    • reşit pirinci çok su götürür.
    • rezaletle olan kârdan, güzellikle olan zarar yeğdir.
    • riyakâr dosttan doğru sözlü düşman yeğdir.
    • rumeli’nin bozgunu, anadolu’nun salgını, istanbul’un yangını.
    • rüşvet kapıdan gidince, insaf (imam) bacadan çıkar.
    • rütbeyi bakkal ile kasap almıyor.
    • rüya boş gezenlerin sermayesidir.
    • rüya ile hülya boş günler hocasıdır.
    • rüya ile hülya olmasa, züğürdün canı çıkar.
    • rüyada balık gören, yastığının altını yoklasın.
    • rüy-i zibadan kırk günde usanılır, huyu güzelden kırk yıl usanılmaz.
    • rüzgâr eken fırtına biçer.
    • rüzgâr esmeyince yaprak kımıldamaz.
    • rüzgâr ile başa çıkılmaz.
    • rüzgâr önüne düşmeyen yorulur.
    • rüzgâra itimat olunmaz.
    • rüzgâra tüküren yüzüne tükürür.
    • rüzgârın önüne durulmaz.
    • rüzgârın önüne düşen yanılır.
    • rüzgârlı günde pamuk atılmaz.
    • rüzgârlı havanın kuytusu, yağmurlu havanın uykusu.
    • sabaha peynir ekmek bulama, akşamleyin baklava börek gözleme.
    • sabah ki yiyeceğini bugünden düşünme.
    • sabah ola, hayır ola.
    • sabah sürçen, geceye dek sürçer.
    • sabah vaktinde sağ kol, orak vaktinde uz gelir.
    • sabahın kızartısı akşamı kış eder, akşamın kızartısı sabahı güz eder.
    • sabahın şerri, akşamın hayrından yeğdir.
    • sabahın tutağına yapışan el, aç kalmaz.
    • sabahın yalanı, akşamın pilâvı.
    • sabahtan karnın doyuran, küçükten evlenen aldanmamış.
    • sabır acıdır ama sonu sarı altın.
    • sabır acıdır, meyvesi tatlıdır.
    • sabır bir taçtır, nur-u hüdadan.
    • sabır hayırlıdır, tahammül güç olmasa.
    • sabır ile bitmez iş olmaz.
    • sabır ile her şey olur.
    • sabır ile koruk helva, dut yaprağı atlas olur.
    • sabır maksadın en kestirme yoludur.
    • sabır meserretin, acele nedametin anahtarıdır.
    • sabır necatın (cennetin) anahtarıdır.
    • sabır selâmettir, ivemek melâmet.
    • sabır şadlık anahtarıdır.
    • sabırlı kulunu allah (mevlâ) sever.
    • sabitkadem olanın encamı hayrolur.
    • sabit olan nâbit olur.
    • sabreden derviş, muradına ermiş.
    • sabreyle eşeğim yonca bitsin, ye de öyle öl.
    • sabreyle gönül, elden ne gelir.
    • sabreyle işine, hayır gelsin başına.
    • sabreylemek şenlik anahtarıdır.
    • sabr-ı eyyup,ömr-ü nuh.
    • sabrın sonu selamettir.
    • saç sefadan, tırnak cefadan uzar.
    • saç kıvamını bulur hamur tükenir, yaş kıvamını bulur ömür tükenir.
    • saçak altı kurudur, misafirin yoludur.
    • saçı çok olan düğünün pekmezi tatlı olur.
    • sadaka verenin ömrü uzun olur.
    • sadakat selâmettir.
    • sâde pirinç zerde olmaz, bol gerektir kazana-baba malı tez tükenir arkasından gelmeyince.
    • sadık dost akrabadan yeğdir.
    • sadık dost ile sabit post olmaz.
    • sadık dostun nasihati acıdır, acıtmaz, hain düşmanın sözü tatlıdır,acıtır.
    • sağ baş yastık istemez.
    • sağ çobandan sağır it yeğdir.
    • sağ elden iyilik, sol elden kemlik bekleme.
    • sağ elin verdiğini sol elin görmesin.
    • sağ gözü sol gözüne muhtaç etme.
    • sağ olsunda dağ ardında olsun, yeraltına almasın.
    • sağ öküze çürük saban zarar etmez.
    • sağ söz sabuncu kızında bile olmaz.
    • sağ tilki ölmüş aslandan iyidir.
    • sağanaklı yağmur tez geçer.
    • sağılır ineğin buzağısı kesilmez.
    • sağır için iki kere kamet olmaz.
    • sağır ile söyleşmek güçtür.
    • sağır işitmez, uydurur (yakıştırır).
    • sağırın kulağı duymaz, ahmağın her yanı.
    • sağırlar birbirini ağırlar.
    • sağırlığa vurdu, muradı dost düşman tecrübesidir.
    • sağlam baş yastık istemez.
    • sağlam vücut, sağlam kafada bulunur.
    • sağlık selâmetle ölmesin.
    • sağlık varlıktan yeğdir.
    • sahibi kâil (razı) olur, tellâl kâil (razı) olmaz.
    • sahibinden evvel ahıra girme.
    • sahibinin bakışı ata tımardır.
    • sahibinin gözü tarlaya gübredir.
    • sahip olmadığınızı kaybedemezsiniz.
    • sahipsiz bağa saygısız girer.
    • sahipsiz eşeği kim olsa döver.
    • sahipsiz eve it buyruk.
    • sahipsiz tahtayı el alır, el almazsa yel alır.
    • sahipsiz tahtayı yel almazsa sel alır.
    • sakal bıyığa denk olmayınca, berber ne yapsın?
    • sakal keçide de var.
    • sakın nisanın beşinden, öküzü ayırır eşinden.
    • sakınılan göze çöp batar.
    • sakin sular dipten akar.
    • sakla samanı, gelir zamanı.
    • saldıran insan her zaman korkaktır.
    • salta boş değil, bunda bir iş var- mahallenin imamına bir de biniş var.
    • saltanat dedikleri ancak cihan kavgasıdır.
    • saman hayvana, zaman insana yakışır.
    • saman yiyen torbasını beraber taşır.
    • samanlar, rüzgârın hangi yönde estiğini söylerler.
    • samanlık saray oldu, gelinlik kolay oldu.
    • samur kürk de olsa, kabahati kimse üzerine almaz.
    • sana bir yumurta pişireyim ama ev bağda, bağ da dağda.
    • sana sana (düşüne düşüne) söyleyen iş bitirir, sansız söz söyleyen başı yitirir.
    • sana söz getiren, senden de söz getirir.
    • sana taşla dokunanı sen ekmekle (pamukla) dokun.
    • sana taşla varana, sen aşla var.
    • sana vereyim bir öğüt, ununu sen kendin öğüt.
    • sanat altın bileziktir.
    • sanat assıdan korkar.
    • sanat uzun, hayat kısadır.
    • sanatı ustadan görmeyen (öğrenmeyen) öğrenemez.
    • sanatına güvenenin para ayağına gelir.
    • sanatını hor gören boğazına torba takar.
    • sanki eşeğe bindi, ayağı yere sürter.
    • sanmam ki hain berhüdâr olur, ya başı kesilir, ya berdâr olur.
    • sansür ve skandal aynı şey değildir.
    • sap sararır saman kararır, ölçek getirir kara haberi.
    • sapsız balta meydana atılır.
    • sapsız balta suya batar.
    • sarhoş ayılınca düşünmeye varır.
    • sarhoşa değme kendisi düşer.
    • sarhoştan deli bile korkar.
    • sarhoşun ismi cehennemde okunur.
    • sarhoşun mektubu meyhanede okunur.
    • sarhoşun yemini meyhaneye kadardır.
    • sarısabır yiyen sonradan bulur lezzetini.
    • sarı sakalla mavi gözlüden hayır gelmez.
    • sarı saman altından su salıverir, üstüne vaaz eder.
    • sarı saman altından su yürütür, çıkar üstünde müezzinlik eder.
    • sarı saman vaktinde altın olur.
    • sarımsak içli dışlı, soğan yalnız başlı.
    • sarımsağı soğanla gelin güvey etmişler, kırk gün kokusu çıkmamış.
    • sarp sirke kabına zarardır.
    • satılık ziftin olsun, selanik’ten kel gelir.
    • savaş ve aşkta her şey mubahtır.
    • savaşta yumruğu kim anar.
    • saydı kabil olan şikârı kim avlamaz.
    • saygı sayana, terbiye alana göredir.
    • saygısız ağız anahtarsız açılır.
    • saygısız ağız terkide gerek.
    • saygısız baş kabağa benzer.
    • say-ı arap, tab-ı acem, akl-i rum.
    • sayılı günler tez geçer.
    • sayılı koyunu kurt kapmaz (yemez).
    • sayılı parada (akçede) bereket yoktur.
    • saz biten, koz öten yerde yaşanmaz.
    • saza saz ile söze söz ile mukabele gerek.
    • sebep olan, sebepsiz kalır.
    • sebepsiz düşman peyda eden ya ahmaktır, ya geveze.
    • sebepsiz kimseyi düşman etme.
    • sebepsiz kuş bile uçmaz.
    • sebepsiz ölüm (nesne) olmaz.
    • sebepsiz söz söylenmez, delilsiz çırağ yanmaz.
    • sebzecinin oğlu sebze satar.
    • sedef dür vermekle midyeler iftihar eder.
    • sefa ile yenen, cefa ile kazanılır.
    • sefahat sefaletle netice pezir olur.
    • sefalet reklâmı sever.
    • sehiv ve hata insan içindir.
    • sekiz tarakta dokuz bez olmaz.
    • sekseninde saz öğrenen kıyamette çalar.
    • sel ağzı kum tutmaz.
    • sel geçer kum kalır, kişi ettiğini bulur.
    • sel ile gelen yel ile gider.
    • sel nereye giderse, kütük oraya gider.
    • selâm akçe (para),kelâm para (akçe).
    • selâmet gözleyen savaşa girmez.
    • selâmet isteyen dilini tutmak gerek.
    • selâmet kenardadır.
    • selâmet vahdettedir.
    • selâmet-i insan hıfz-i lisan iledir.
    • semiz idin kanı sarkıntıların, kibar (zengin) idin kanı partalların?
    • sen ağa ben ağa, bu ineği kim sağa?
    • sen bilirsin deyince değirmende kavga olmaz.
    • sen doğru ol, eğri belasını bulur.
    • sen işi bırakmayınca, iş seni bırakmaz.
    • sen işlersen mal işler, insan öyle genişler.
    • sen kazanda isterse düşmana kalsın.
    • sen sana yar ola gör, sana yar eksik değil.
    • sen seni bil sen seni, sen seni bilmezsen patlatırlar enseni.
    • senden alçak kız al, senden uluya kız verme.
    • senden büyükle alışveriş etme.
    • senden devletli ile ortaklık olma (tutuşma).
    • senden yumurta alan sarısını bulamaz.
    • ser verip sır vermeyen serverdir.
    • serçeden korkan darı ekmez.
    • serçeye çubuk beredir.
    • serkeş öküz, soluğu kasap dükkânında alır.
    • sermayen bir yumurta ise taşa çal.
    • sermayesi çanak çömlek, sermayeden dem vurur.
    • sermayesi laf, tellâlı yalan.
    • sermayesiz dükkân açılmaz, zindan açılır.
    • sessizlik bir kadının en iyi elbisesidir.
    • sev seni seveni yer ile yeksan ise, sevme seni sevmeyeni eğer gökten inen huri ise.
    • sevaptan kaçmayınca, günahtan korkulmaz.
    • sevda geçer yalan olur, sonra sokar yılan olur.
    • seveni sevmek gerek.
    • sevenin kuluyum, sevmeyenin sultanı.
    • seversen aşırı sev, gönlü merhametli olur.
    • sevgi geçer yalan olur, sonu sokar yılan olur.
    • sevip dostuna, boşanıp kocana varma.
    • sevip yitirmek, hiç sevmemekten iyidir.
    • seyirciye zeval olmaz.
    • seyrek git dostuna, kalksın ayaküstüne.
    • seyyah için dünya geniştir.
    • sezar’ın karısı her türlü şüpheden arî olmalıdır.
    • sıcağa kar mı dayanır?
    • sıçan çıktığı deliği bilir.
    • sıçan deliği bin akçeye (altına).
    • sıçan olmadan çuval deler.
    • sıçan olmazdan duvar dibi keser.
    • sıçan sidiğinin deryaya hayrı vardır.
    • sıçanın boynuna çıngırak asılsa, kısmeti kesilir.
    • sıçanın geçtiğini aramam ama yol olur kalır.
    • sıçanın sidiği değirmene faydadır.
    • sıçılacak ağız, göte yakın gelir.
    • sıdk ile hizmet eden, topuk mesti ile çırağ olur.
    • sığamadı bir haneye, özü girdi tarhanaya.
    • sığırtmaç kocayınca buzağı güttürürler.
    • sığırtmaç ölmüş, sopası kalmış.
    • sıhhat gibi insana sermaye olmaz.
    • sıhhat-i efkâr, sıhhat-i vücuttan gelir.
    • sıhhat-i ihlâl illete devadan kolaydır.
    • sık doldur pek basma, her işe kulak asma, üstünden ateşi kesme, hemen çubuğunu içmeye bek.
    • sık gidersen dostuna, yatar arka üstüne.
    • sıkışan pekişir.
    • sıkışınca kedi yüze salar.
    • sınırsız güzellik sıfırdır.
    • sıpa büyüye büyüye eşek olur.
    • sırasında okşayan el kadar, döven el de öpülmeye lâyıktır.
    • sırça köşkte oturan, komşularına taş atmamalıdır.
    • sırdaş arama, sırrını yaymak içindir.
    • sırkat illettir.
    • sırrını açma dostuna, o da söyler dostuna.
    • sırrını dostuna, dostunu düşmanına açma.
    • sırrını düşmanın bilmesin dersen, dosta dahi açma.
    • sırrını verme sırdaşına, darılır bir gün kakar başına.
    • sırt giydiğini, ağız alıştığını ister.
    • sırtını pek tut, ayağa (yorgana) bakma.
    • sıtma; “ben tuttuğumu kırk yıl tanırım” demiş.
    • sıtmadan başladı, sancıya kail oldu.
    • sikke ve hutbe padişahın iki delilidir.
    • silah sahibine bile düşmandır.
    • sille yemeden yanak kızarmaz.
    • sima ahlâkın aynasıdır.
    • sinek bir damla pekmeze konar, bir fıçı sirkeye gelmez.
    • sinek haram (mundar) değil ama mide bulandırır.
    • sinek küçüktür ama mide bulandırır.
    • sinek pekmezciyi tanır.
    • sini tıkırtısı, para şıkırtısı, kadın fıkırtısı kalbe ferah verir.
    • sipahiyi sof, türk’ü pabuç cimri eder.
    • sirke fıçısından çok, bal damlası sinek tutar.
    • sirkesini, sarmısağını sayan paça yiyemez.
    • sivilceyi kurcaladıkça çıban çıkar.
    • sivri demir çuvalda durmaz.
    • sivri külâh olsa nerede olsa görünür.
    • sivrisinek cansız ama vızıltısı can sıkar.
    • sivrisinek hakkından köse geldi.
    • sivrisinek neferimiz, davutpaşa seferimiz.
    • sizi hamamcı eden, bizi külhancı eder.
    • sofra görürsen yanaş, dayak görürsen dolaş.
    • sofrada elini, mecliste dilini kısa tut.
    • sofranın alt başında, kavganın üst başında.
    • sofranın altı üstü olmaz.
    • softa fitili batıp batıp çıkar.
    • softanın karnı doyunca gözü pabuçlukta olur.
    • softanın pırtısını atmışlar; “görüp istiklâl sınırlar” demiş.
    • sofu gümüş kaşığı ağzına sokmaz, cebine sokar.
    • sofu soğan yemez, bulunca sapını (kabuğunu) komaz.
    • soğanın acısını yiyen bilmez, doğrayan bilir.
    • soğanın tatlısı olmaz.
    • soğuk; “kırk kat keçe, ben ondan geçe, bir kat deri, ben ondan geri” demiş.
    • sohbete sonra varan değerli olur.
    • sokağın çamuru, kürkçünün samuru.
    • sokağın tozu, bakkalın tuzu.
    • sokma akıl, sekiz adım (yedi saat) gider.
    • son gülen iyi güler.
    • son koca bun koca, bun koca bunalınca varmaca.
    • son övünende fayda bulmaz.
    • son pişmanlık ele gelmez.
    • son pişmanlık para (akçe) (assı) (fayda) etmez.
    • sona kalan dona kalır.
    • sonra çıkan boynuz, kulağı geçer.
    • sonra gelen kapıyı kapar.
    • sonradan gelen devlet, devlet değildir (devlettir).
    • sonraya salma fakirin kârın, ne bilirsin ki ne olur yarın.
    • sonunu çok düşünen muradına ermez.
    • sonunu sayan erlik edemez.
    • sonunu sayan serçeye darı serpmez.
    • sonunu saymayanın dostu olmaz.
    • sopa canı isteyen keçi, çoban sopasına sürünür.
    • sorma hekimden, çekenden sor.
    • sorma kişinin aslını, izzetinden (sohbetinden) bellidir.
    • sorucu ol ki, bilici olasın.
    • sorun sizin için sorun yaratmıyorsa, sorunu kendinize sorun etmeyin.
    • sorup verinceye kadar, vurup ver.
    • soy çeker, bok kokar.
    • soy köpek adam ısırmaz.
    • soy köpek, dişleri dökülse de saldırır.
    • soy soya çeker.
    • soydur çeker, huydur geçer.
    • soydur çeker, topaldır seker.
    • soyu soydan al, köpeği (sütü) mandıradan.
    • söğüde tazelik, kayın ağacına kartlık yakışır.
    • söğüt meyve vermez, kavak nar.
    • sökük demiş ki,”gidiyorum” iğne tutmuş.
    • sökük dikişi daha iyi tutar.
    • söylemek gümüş ise, söylememek altın.
    • söylemekten söz uzar, artar emek.
    • söylemekten, dinlemek (söylememek) yeğdir.
    • söylenir meseldir; el için olma sefil, ne vasi ol,ne kefil.
    • söylenmedik söz yok, işitilmedik söz çoktur.
    • söyleyenden dinleyen arif gerek.
    • söyleyenden olma, dinleyenden ol.
    • söyleyene bakma, söylenene (söyletene) bak.
    • söz adamın mihengidir.
    • söz ağızdan çıkar.
    • söz biliyorsan söyle ibret alsınlar, yok bilmiyorsan, sus da insan sansınlar.
    • söz büyüğün, su küçüğün.
    • söz dediğin yaş deridir, nereye çıksan oraya gider.
    • söz dokuz boğumdur, boğa boğa söyle.
    • söz ebesi, tandır kebesi.
    • söz ferman dinlemez.
    • söz gelişinden bellidir.
    • söz gümüş ise sükût altındır.
    • söz ölüm getirmez.
    • söz söylemekle ağız aşınmaz.
    • söz sözü açar, söz de tabakayı açar.
    • söz sözü götürür, arşın bezi.
    • söz var iş bitirir, söz var baş yitirir.
    • söz verenden alan usulü gerek.
    • söz yaş deriye benzer, nereye çekersen oraya gider.
    • sözle peynir gemisi yürümez, rüzgâr ekler.
    • sözle pilav pişse, dağ kadar yağ benden.
    • sözü söyle alana, kulağında kalana.
    • sözün yalanı olmaz, yanlışı olur.
    • sözünü bil, pişir; ağzını der, devşir.
    • su aka aka yolunu bulur.
    • su akar, deli bakar.
    • su akarken testiyi doldurmalı.
    • su aktığı yere akar (iner).
    • su alçağa akar.
    • subaşından bulunur (kesilir).
    • su bendinden bağlanır.
    • su bulanmayınca balık tutulmaz.
    • su bulanmayınca durulmaz.
    • su bulunmayan yerde teyemmüm caizdir.
    • su görür susar, at görür aksar.
    • su her şeyi temizler, yalnız yüz karasını temizleyemez.
    • su içene yılan bile dokunmaz.
    • su küçüğün, sofra (söz) büyüğün.
    • su mundarlık götürmez.
    • su susamışa verilir.
    • su şakırtısı ile akçe şakırtısı merak dağıtırmış.
    • su testisi subaşında (yolunda) kırılır.
    • su testisi taşa değerse kırılır, taş testiye değerse yine testi kırılır.
    • su uyur, düşman uyumaz.
    • suçlu bir vicdanı suçlamak için hiç kimse gerekmez.
    • suçlular asla özür dilemez.
    • suçu gelin etmişler, güvey girmemiş.
    • suçu kimse üstüne almaz.
    • suçun sahibi olmaz.
    • suçunu gayrıya atmak, havva anamızdan kalmış.
    • suda biten, su da yiter.
    • suda kuvvet olsa, kurbağa zincirin üzerdi.
    • suğraşı kübrası olmayan kelâmın ne neticesi olur.
    • sultanahmet’te dilenir, ayasofya’da zekât verir.
    • sultanım sensin demek, lâkırdının persengidir.
    • sulukule’ye gider de, susuz gelir.
    • surete bakma, siyrete bak.
    • surutu sürtük, pabucu yırtık.
    • sus olan işini bilir.
    • susamış it, kerize bakar.
    • susuz ağaç meyve vermez.
    • susuz çöl, ormansız dağ.
    • suya düşen yılana sarılır.
    • suya gidenin susağı, köye gidenin köpeği.
    • suya gidenin susağı, ormana gidenin baltası.
    • suya gider maşrapası elinde, allar giymiş etekleri belinde.
    • suyu bardakta, gemiyi duvarda (kâğıtta) seyretmelidir.
    • suyu baştan ulamalı, balığı baştan avlamalıdır.
    • suyu görmezden çemrenir.
    • suyun akıntısına kesmeyen yorulur.
    • suyun ımıl ımıl akanı, insanın yere bakanından sakın.
    • suyun yavaş akanından, insanın yere bakanından sakın.
    • sübut bulmayan söz hakkında ağzını açma.
    • sükût etmek gibi âlemde nadana (zengine) cevap olmaz.
    • sükût ikrardan gelir.
    • sükût selâmettir.
    • sükûtun merd-i dâna hasmın ilzam için saklar.
    • sülüs yazılar babasıdır.
    • sünnet var, cümle kesmek yok.
    • süprüntülükte yatıp, şeyhülislâm rüyası görür.
    • sür git dememişler, gör göç demişler.
    • sürme çekerken göz çıkarır.
    • sürmeyi gözden çalar (çeker).
    • sürtüğün feracesi yol demirinde asılır.
    • sürü koyun nerde ise, sümüklü koyun da onda.
    • sürüden ayrılan koyunu (kuzuyu) kurt kapar.
    • süt içer iken ağzı yandı, yoğurdu üflüyor.
    • süt ile giren huy, can ile çıkar.
    • süt ucuzken, inek satın almanın anlamı yoktur.
    • süte katılan sular, ineği götürdü.
    • sütlüyü sürüden çıkarmazlar.
    • sütsüz inek melegen olur.
    • sütsüz koyun çok meler.
    • sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer.
    • sütü paktan kokulmaz.
    • şahın bu dağda bağı var, üzümü yok yaprağı var.
    • şahin avını nerde olsa alır.
    • şahin için tuzak kursam bahtıma kuzgun düşer.
    • şahin ile deve avlanmaz.
    • şahin inek avlamaz.
    • şahin küçük et, deve büyük ot yer.
    • şahin küçüktür ama koca turnayı havadan indirir.
    • şahine lokma eksik olmaz.
    • şahlanan eşek, sırt üstü düşer.
    • şair doğar, sonradan olunmaz.
    • şairde saz, söz, söz gerek.
    • şairin memduhu, dilin medlûlü.
    • şakanın sonu kakadır.
    • şalgamı tatmazsam, tarlasından geçmeli.
    • şalını kuşanmadık ise kenarını kuşandık.
    • şanslı doğmak zengin doğmaktan iyidir.
    • şap ile şeker beyaz ama bir değil.
    • şarap kebap hay hay, hesap kitap vay vay.
    • şarap ucuz, tıraş pahalı.
    • şaraptan bozma sirke keskin olur.
    • şartlar davaları değiştirir.
    • şaşı bakıyordu, arı soktu kör oldu.
    • şaşı,çakır demekten ise kör de de kurtul.
    • şaşkın avcı geyik dururken, tavşana bakar.
    • şaşkın ördekbaşını bırakırda kıçından dalar.
    • şecaat arzederken,merd-i kıpti sirkatin söyler.
    • şecaat kılık kıyafetle değildir.
    • şefkat evde başlar.
    • şefkati olmayan şefkat bulamaz.
    • şehir oğlanının düşkünü, ak sade giyer kış günü.
    • şehirde eşek bile makamla anırır.
    • şehirde tavuk olup gıdaklamaktan, köyde horoz olup ötmek yeğdir.
    • şehire bir hasta geldi, derdi börek çörek.
    • şehirliyi ad, köylüyü inat yıkar.
    • şeker parayı cepten çeker.
    • şer işi uzat hayra dönsün, hayır işi uzatma şerre dönmesin.
    • şeriat zahire hükmeder.
    • şeriat zahiredir.
    • şeriatı hor gören hor olur.
    • şeriatın kestiği parmak acımaz.
    • şerrin azı da çoktur.
    • şeyh eli öpmek istersen, kendi elini öp.
    • şeyh müridine; “mum makası evim” demiş.
    • şeyh olmak kolaydır, dervişlik güç.
    • şeyh uçmaz, müridi uçurur.
    • şeyhi şeyh eden mürididir.
    • şeyhin kerameti kendinden menkul.
    • şeytan adamı kandırır ama suyunu ısıtıvermez.
    • şeytan adamın düşünü azdırır, suyunu ısıtmaz.
    • şeytan azapta gerek.
    • şeytan ile ortak eken, buğdayın samanını alır.
    • şeytan kendi evini yıkmaz.
    • şeytana çarığı ters giydirir, ecinniye külahı.
    • şeytana kül yer misin demişler, yağlısı varsa demiş.
    • şeytandan ümit olunmaz.
    • şeytanın dostluğu darağacına (zindana) kadardır.
    • şeytanla kabak ekenin, kabak başına patlar.
    • şeytanla ortak buğday eken, samanını alır.
    • şık şık eden nalçadır, iş bitiren akçadır.
    • şımartma çocuğu başına biner.
    • şiddetten ziyade mülâyemet iş görür.
    • şifası olmayan bimâra sıhhattir helâk olmak.
    • şimşeği görülen buluttan korkulmaz.
    • şimşek çakmadan gök gürlemez. şir iltifat eder mi, güllap kavline?
    • şiri şirden, miri mirden, sakın kendini aksak ile körden.
    • şirvanî-i zerduz-i acem başka kesimdir.
    • şişman idin hani senin sarkalın, zengin idin hani senin partalın.
    • şoförden hacı, hemşireden bacı, polis ve jandarmadan arkadaş olmaz.
    • şom olandan yine şom doğar.
    • şöhret afettir demişler, kendini sakın.
    • şubatın arpası, martın sıpası.
    • şubatın sonundan, martın onundan kork.
    • şüheda-yı arakın sagar olur kandili.
    • şükür ve sena nimet artırır.
    • şüphe dokuz gün sürer.
    • şüphe, imandan ayırır.
    • şüphe insanı rahat komaz ama çok tehlikeden de kurtarır.
    • şüyûu, vukûundan beter.

    • ta’n etme komşuna, gelir başına.
    • taamın lezzeti tuzundan, tuz ekmek hakkı bilmeyen akıbet gözünden.
    • taamın, kelâmın çoğundan perhiz lâzımdır.
    • taamın, kelâmın çoğundan sakın.
    • tabağa sorarsan, dünyada fena koku olmaz (yoktur).
    • tabak mısın? it bokuna muhtaçsın.
    • tabak sevdiği deriyi yerden tere vurur.
    • tabanca tabanlıca adam elinde gerek.
    • tabancanın dolusu bir kişiyi korkutur, boşu kırk kişiyi.
    • tabancanın karşısında düşman olunca tetiği ağır gelir.
    • tabankeş gider, topuğu sırtını döver.
    • tabansız insana, tabanca kılıç yüktür.
    • tabbak yerine tabak getirir.
    • tab-ı nâzikine tabib-i hâzık gerek.
    • tabib-i hâzık, ilaçtan ziyade tabayii sever.
    • tabip hasta, halka ilaç verir.
    • tabut arayanın gözleri yaş (-lı) olur.
    • tafrafuruşa bin kuruş, zebandıraza bir kuruş kâfi imiş.
    • taharet-i zâhiriye, taharet-i bâtıniyenin numunesidir.
    • tahsil-i kemalât, kem alât ile olmaz.
    • takdir ile yazılan, tedbir ile bozulmaz.
    • takdir tedbiri bozar.
    • takdire muvafık düşmeyen tedbirin hükmü olmaz.
    • takdire rızadan başka çare olmaz.
    • takdire yazılan, tedbirle bozulmaz.
    • takdir-i hüdâ, kuvvet-i bâzu ile dönmez.
    • takdirin yaptığını tedbir bozmaz.
    • takke ayağa, terlik başa gelmez.
    • takke kapıcı vakit bekler.
    • talib-i ahret olan dünyaya meyletmez.
    • talib-i rızk olanlara şiddet gösterme.
    • talih yâr olmayınca elden ne gelir.
    • talihi yâr olanın, yâr sarar yarasını.
    • talihin hayrından, salihin şerri yeğdir.
    • talihin iyi olursa, sen otur talihin işlesin.
    • talihsiz kuşun yuvasını allah yapar.
    • tamah belâsı top yoluna gider.
    • tamah çok ziyan eder.
    • tamah gözün, tamah kalbin iki düşmanı imiş.
    • tamah insanı yarı yolda kor (baştan çıkarır).
    • tamah kâzıp, fakr hayırlıdır.
    • tamah taş yarar, taş baş yarar.
    • tamah varken, müflis acından ölmez.
    • tamah-ı hamını terk eyle erken, elinden gitmesin dersen dümen.
    • tamahkâr var iken, dolandırıcı aç kalmaz.
    • tamahkâr var iken, müflis aç (acından) kalmaz (ölmez).
    • tamahkâr zelil olur.
    • tamahkâra; “cehenneme gider misin?”demişler.”aylık kaç kuruş” demiş.
    • tamahkârdan bir şey isteyen denize çukur açar.
    • tamahkârın gözünü bir avuç toprak doyurur.
    • tamahkârın gözünü toprak doyurur.
    • tamahkârın kısmeti az olur.
    • tamahkârın yakası müflisin elindedir.
    • tan yeri ağarınca hırsızın gözü kararır.
    • tandır başında bağ dikmek kolaydır.
    • tango yapmak için iki kişiye ihtiyaç vardır.
    • tanıdığın şeytan, tanımadığından daha iyidir.
    • tanımayan dostunu, pazara verdi postunu.
    • tanrı koruduğuna iblis aleyhillâne balta ile seğirtir.
    • tanrı kulunun rızkını verir (yardımcısıdır).
    • tanrı nişan vurduğu kuldan kaçmak gerek.
    • tanrı nişanlandığından kork.
    • tanrı sağ gözü, sol göze mahcup etmesin.
    • tanrı ülkeyi, insan kenti yarattı.
    • tanrı vermeli olucak, beylik yuvasında dahi verir.
    • tanrı yoksulu sevindirmek isterse, eşeği yavrulatır, yine buldurur.
    • tanrı’dan korkan kuldan korkmaz.
    • tapşurdu selâmı, taşırdı kelâmı.
    • taraveti giden yemişin bile hacmı güç olur.
    • tarhuncuya tarhun satılmaz.
    • tarla cadısı, çarşamba karısı.
    • tarla çayırda, bağ bayırda.
    • tarla eskiyince mahsul vermez.
    • tarlada balık tutulmaz.
    • tarlada iyi olmayanın, harmanda yüzü olmaz.
    • tarlanın iyisi suya yakın, daha iyisi eve yakın olanıdır.
    • tarlanın taşlısı, kadının kaşlısı iyidir.
    • tarlanın taşlısı, kızın saçlısı, öküzün inek başlısı.
    • tarlanın verdiğini baban vermez.
    • tarlaya saban, koyuna çoban.
    • tarlayı düz, kadını kız al.
    • tarlayı koçan zaptetmez, saban zapteder.
    • tarz-ı ahvalin sorun mizan-ı ahvalidir.
    • tasa doyurur, acı acıktırır.
    • tasada duracağına, kesede dursun.
    • tasarruf edinilen her kuruş kazanılmış kuruştur.
    • tasasız baş, bostan korkuluğunda bulunur.
    • tası anma, evde taslak var.
    • tası tasa, tasmayı koyuna.
    • taş ardında olmasın da, dağ ardında olsun.
    • taş atana sen ekmek at.
    • taş atar, urgan arar.
    • taş atma deliye, başına taş yağdırır.
    • taş başına, mıh dişine.
    • taş değmeyince çocuğun başı katılmaz imiş.
    • taş düştüğü yerde kalır.
    • taş ıraktan gelmez.
    • taş kabağa deyse de vay kabağın başına, kabak taşa deyse de vay kabağın başına.
    • taş ne kadar ıslanırsa, deli o kadar uslanır.
    • taş ol da baş yar.
    • taş taş üstünde olur, el el (ev ev) üstünde olmaz.
    • taş yerinde ağırdır.
    • taşa çıkan keçinin, ağaca çıkan oğlağı olur.
    • taşı ısıramazsa öpmek gerek.
    • taşı taşa, başı başa vururlar.
    • taşı yemişli ağaca atarlar.
    • taşıma su ile değirmen dönmez.
    • taşımı ver diyen türklerdendir.
    • taşkınlığın sonu şaşkınlıktır.
    • taşlarsan deliyi, başına kapla çeliği.
    • taştan kan elde edemezsiniz.
    • taştan kopar, yoktan kopmaz.
    • tatar, akçeye anasını (babasını) satar.
    • tatar, barda hatır var.
    • tatardan kaçtı, betere düştü.
    • tatarın kılavuza ihtiyacı yoktur.
    • tatlı dil çok adam aldatır.
    • tatlı dil güler yüz,düşmanın kolunu büker.
    • tatlı dil yılanı delikten çıkarır,acı söz insanı dinden.
    • tatlı dişine düşman,acı mideye dosttur.
    • tatlı dostu olanın dişleri düşman olur.
    • tatlı kelâm dinle dur,acı kelâm esne dur.
    • tatlı kelâm dinletir,acı kelâm esnetir.
    • tatlı söz can azığı,acı söz baş kazığı.
    • tatlı söz dinletir,tatsız söz esnetir.
    • tatlı söz dost kazandırır,acı söz düşman.
    • tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır.
    • tatlı sözlü olanın,dişleri düşman olur.
    • tatlı ye tadı için,tatsız ye tanrı için.
    • tatlı yemenin acı acı geyirmesi olur.
    • tatlıyı küpten almalı,kadını kökten.
    • tatsız aşa tuz neylesin,akılsız başa söz neylesin?
    • tatsız çorbaya tuz kâr eylemez,akılsız kafaya söz kâr eylemez.
    • tatsız tereke,dipsiz öreke.
    • tatsız türk olmaz,başsız börk olmaz.
    • taun olan memlekete ne girmeli,ne oradan kaçmalı.
    • tavil olan ahmak olur.
    • tavşan dağa küsmüş,dağın haberi olmamış.
    • tavşan derisine katlanır.
    • tavşan ne kadar büyük ise pahası iki akçedir.
    • tavşan yatağında avlanır.
    • tavşan yattığı yeri eşer,yatar.
    • tavşan,hamile kadınlara düşman.
    • tavşana demişler ki; “dağ sana küstü”,”ben ona küsmem” demiş.
    • tavşana taş yatır,avlamaktır hüner.
    • tavşanı osmanlı,araba ile avlar.
    • tavşanı tazı tutar,çalımını avcı satar.
    • tavşanın çıkışından,kurdun inişinden korkmalıdır.
    • tavşanın erkeği sözü geçen bilir.
    • tavşanın kaçışına bakan,etinden bezer.
    • tavşanın kaçışına baktım,etinden çeker dedim.
    • tavuğun döşü,balığın başı.
    • tavuğun gerisi ile derisi.
    • tavuk bile su içerken göğe bakar.
    • tavuk eşe eşe gözünü çıkarır.
    • tavuk gelen yerden yumurta esirgenmez.
    • tavuk götü tövbe (yemin) tutmaz.
    • tavuk kaza bakmış ta kıçını yırtmış.
    • tavuk sesi ıraktan fena gelir.
    • tavuklar önce tavukturlar.
    • tay at olunca (-ya kadar) sahibi mat olur.
    • tay attan dayak yeğdir deminde.
    • tayfa ne kadar çok olsa,iş geminin kaptanındadır.
    • tayfanın akıllısı,geminin dümeninden uzak durur.
    • taze bardağın suyu soğuk olur.
    • taze su elde edene kadar,kirli suyunuzu dökmeyin.
    • taze şeyde lezzet başka olur.
    • tazının topal olduğu,tavşanın kulağına değmiş.
    • tazının topallığı,tavşan görünceye kadardır.
    • tazısız ava çıkan,tavşansız eve döner.
    • tecrübe etmediğinin,senasında olma.
    • tedbil-i mekanda ferahlık vardır.
    • tedbirde kusur eden,takdire bahane bulur.
    • tehdit edilen uzun yaşar.
    • tehir,zaman hırsızıdır.
    • tehlike yoksa,kazanç ta yoktur.
    • tek at,tek mızrak.
    • tek duran teknesi ile kalır.
    • tek duranı kimse yerinden tedirgin etmez.
    • tek duranın deveci assı vardır.
    • tek elden ses çıkmaz.
    • tek elin nesi var,iki elin sesi var.
    • tek kanatla kuş uçmaz.
    • tek kürekle mehtaba çıkılmaz.
    • tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.
    • tekkeye hizmet eden tekkeden geçinir.
    • tekkeyi bekleyen çorbayı içer.
    • teklif cehennemde olur.
    • tekme yiyen köpeğin dişleri,daha sivridir.
    • telliyi verdi felek,iptida gömlek gerek.
    • tembel bir beyin şeytanın çalışma alanıdır.
    • tembel bir köşeden bir köşeye gitmiş,yine seyahat oldu demiş.
    • tembel ceviz yemek ister,kabuğunu kırmağa üşenir.
    • tembel kudretim yok der.
    • tembele dediler; “kapını ört”,”yel eser,örter” demiş.
    • tembele her gün bayramdır.
    • tembele iş buyur ki,sana akıl (nasihat) öğretsin (versin).
    • tembeli oduna göndermişler,dağı yüklenip gelmiş.
    • tembellik yap yap gider ama fakirliğe erişir.
    • temel taşı temele konur,eğer mimar gözüne götürse.
    • temelsiz bina tez yıkılır.
    • temessüksüz borç istenmez.
    • temiz (iyi) iş altı ayda çıkar.
    • temiz su akar,kirli su kokar.
    • tencere der dibim altın,kaşık der ben neredeyim.
    • tencere dibin kara,seninki benden kara.
    • tencere kaynar,maymun oynar.
    • tencere yuvarlandı,kapağını buldu.
    • tencere,tencereye yüzün kara demiş.
    • teptin keçe,sivrilttin külâh.
    • terazi var tartı var,her şeyin bir vakti var.
    • terbiyesiz insan,ruhsuz ceset (kalaysız kap) gibidir.
    • tereciye tere satılmaz,tarhuncuya tarhun.
    • tereddüt eden kaybeder.
    • terlemeden para kazanılmaz,solumadan can verilmez.
    • terlemezden ücret alınmaz.
    • ters gitmeye görsün kişinin işi,muhallebi yerken.
    • terzi kendi dikişini (söküğünü) dikemez.
    • terzinin işi kötü ama ayıbını örten ütü.
    • terziye “dinlen” demişler,ayağa kalkmış.
    • terziye; “göç” demişler,”iğnem başımda” demiş.
    • tespih ağacından şişleri,ele benzemez işleri.
    • testi kırılsa kulpu elinde kalır.
    • testi su yolunda kırılır.
    • testiyi kıranda bir,suyu getirende bir.
    • teşbihte hata olmaz.
    • tevekküllünün eşeğini kurt yemez.
    • tevekküllünün gemisi batmaz.
    • teyze ana yarısıdır.
    • tez binen,tez iner.
    • tez gelen devlet,tez gider.
    • tez giden,tez yorulur.
    • tımar destmaldır,kime varırsa silinir.
    • tımar sipahisi züğürtledikçe,eski defterleri yoklatır.
    • tıngır elek tıngır saç,elim hamur karnım aç.
    • tıngır elek,mıngır kürek.
    • tırısı tutturdu,ardından sapan taşı yetişmez.
    • tırnak altında can alır.
    • tırnak cefadan,saç sefadan uzar.
    • tırnakta beyaz,yeni esvaba alâmetmiş.
    • tıynet-i asliyesi murdar faydası.
    • tıyneti pâk olandan keder gelmez.
    • tilki ateşten nasıl atlanacağını bilir.
    • tilki bağlar,çakal çözer.
    • tilki demiş ki; “ben.benim için demem amma,üzümsüz bağın kütüğü kurusun”
    • tilki demiş ki; “ben,benim için demem amma,üzümsüz bağın demi olmaz”.
    • tilki iki defa tuzağa düşmez.
    • tilki ininde aslan yatmaz.
    • tilki,inine kadar kovalanmaz.
    • tilki ne kadar çevik ise,bir gün boğazı ele verir.
    • tilki ne kadar yatarsa,iki ol kadar yeter.
    • tilki öz inini ürse,uyuz olur.
    • tilki piliçleri taşlayana; “yarabbim,gazabını artır” demiş.
    • tilki tilkiliğini anlatıncaya (bildirinceye) kadar,post elden gider.
    • tilki tilkiye buyurur,tilki de kuyruğuna.
    • tilki vardır baş keser,kurdun adı yamandır.
    • tilki yatağını bilir.
    • tilkinin gezip geleceği (dönüp dolaşacağı) yer kürkçü dükkanıdır.
    • tilkinin kurnazı anda gezer.
    • tilkinin yüz masalı varmış,doksan dokuzu tavuk üstüne.
    • tilkiye; “tavuk kebabı yer misin?” demişler,”adamın güleceğini getiriyorsunuz”demiş.
    • tilkiyi tavukla taşlamışlar da; gazabını arttır ya rabbi demiş.
    • tiz-i reftar olanın payına dâmen dolaşır.
    • tok aça ufak doğrar.
    • tok açın halinden bilmez.
    • tok ağırlamak güç olur.
    • tok ahmağa,aç akıllı nasihatı verir.
    • tok depretme,acı işletme.
    • tok iken yemek yiyen,mezarını dişi ile kazar.
    • tok iken yiyen,kabrini dişi ile kazır.
    • top çeken beygirlere allah imdat eyleye.
    • top otu beylikten olunca,gülle bağdat’a gider.
    • topa alışan deve davuldan ürkmez.
    • topal eşekle kervana karışılmaz.
    • topal ile gezen (görüşen) aksamayı (-a) öğrenir (alışır).
    • toplama danelerin harmanı olmaz.
    • toprağı işleyen,ekmeği dişler.
    • toprak diye avuçladığın,sarı altın olsun.
    • toprak hepimizin anasıdır.
    • topuğumuza çıkmayan çaylar,başımızdan aştı.
    • torlağı besle,gözünü oysun.
    • tosya’ya pirince giderken,evdeki bulgurdan oldu.
    • toya gitsen tek git.
    • toyda oynamaz,vayda ağlamaz.
    • tövbe ehl-i isyana rahmettir.
    • tövbe kapıları her zaman açıktır.
    • tufanın oğulcuğu,allah verdi boyuncuğu.
    • tuğlacıya güneş,ekiciye yağmur.
    • turpun sıkından,seyreği iyidir.
    • tut atalar sözünü,kalb-i selim ol,gider yavuzluğu tab-ı hâlim ol.
    • tut yükünü,al bacını.
    • tuti söyler amma insan olamaz.
    • tutkal tavanda yapışır.
    • tuttuğun hırsızı getir,gelmiyor. sen gel,bırakmıyor.
    • tutulamayan hırsız (uğru),beyden aziz (doğru).
    • tutum önemli bir gelirdir.
    • tuz ekmek bilmezden it yeğdir.
    • tuz ekmek hakkı bilmeyen itten beterdir.
    • tuz ekmek hakkı bilmeyen,akıbet gözden çıkar.
    • tuzaktan korkmuş kuş,kırk yıl eğri ağaç üzerine konmaz.
    • tuzdan leziz,sudan aziz bir şey olmaz.
    • tuzun hakkı varsa,ekmek seni komaya.
    • tuzun tadı olmasa,taam ne ile tuzlanır?
    • tüccar müşteriyi gözünden anlar.
    • tüccar züğürtleyince,eski defterleri yoklar.
    • tüfengin vurmazı olmaz.
    • tükürdüğün eli öpme.
    • tüm yumurtalarınızı tek bir sepete koymayın.
    • tünle yürüyen gündüz sevinir,küçükken evlenen yaşlanınca sevinir.
    • türk karır,kılıcı karmaz.
    • türke bir selâm ver,yiyeceğini düşünme.
    • türkiye’de oturup da,fransa’nın bokunu karıştırma.
    • türkmen’e; “arı alır mısın” demişler.”paramla vızıltıyı neyleyim?” demiş.
    • türk’ün aklı ya sıçarken,ya kaçarken gelir.
    • türk’ün bildiğini tilki bilmez.
    • tütünden kurtulmak için ateş içine düşme.
    • tütünsüz baca,kahırsız (kavgasız) koca olmaz.
    • tütünü yok içmeye,atla gider gezmeye.
    • ucuz etin çorbasını it içer.
    • ucuz alan pahalı alır, pahalı alan aldanmaz.
    • ucuz etin çorbasını, it içer.
    • ucuz etin kıyması tatsız olur.
    • ucuz etin yahnisi kara (tatsız) olur.
    • ucuz etten tatsız tirit olur.
    • ucuz insandan, pahalı lâkırdı çıkar.
    • ucuz olacağına, yavuz olsun.
    • ucuz satan tez satar.
    • ucuz sirke baldan tatlıdır.
    • ucuzdur vardır illeti, pahalıdır vardır hikmeti.
    • uçan şahin eski yuvasına dönmez.
    • uğru başında od yanar.
    • uğru güçlü olucak, rızk ıssı suçlu olur.
    • uğru ol, harami ol, insafı elden bırakma.
    • uğru yataksız olmaz.
    • uğrudan ise haramiye bak.
    • uğruluk et, orospuluk et, insafı elden koma (doğruluğu elden bırakma)
    • uğruya taş eğdirme.
    • uğur uğurdan, kadem kademden.
    • uğursuza komşu olma.
    • uğursuzun yüzüne bakma, kırk güm işin rast gitmez.
    • uğurun gözet, okunu at.
    • uğurun iş gören aşikâre doğurur.
    • uhdesinden gelemeyeceğin işe karışma.
    • ulu ağacın gürültüsü dal iledir.
    • ulu bayramda yemekten sakın, küçük bayramda etten sakın.
    • ulu beylerin kağnısı tavşan avlar.
    • ulu dağ başında, ulu ağaç dibinde.
    • ulu er assı olur.
    • ulu kışın kısmeti ayağına gelir.
    • ulu söz dinleyen, yüce dağlar aşmış.
    • ulu sözü dinlemeyen (tutmayan) uluya kalır (uyuklar).
    • ulu yanılmaz, yanılırsa katî yanılır.
    • ulular ile havuç ekenin, yoğunu götüne (gırtlağına) gider.
    • ulular ile urgan çekişme.
    • ulular köprü olsa geçme, akarsuya yatıp geçme.
    • uluların gönlü mum gibi gerek.
    • uluların sözü kur’an-a girmez, illâ yanınca yürür.
    • uluların sözü yere düşmez, dünya durdukça.
    • ulumasını bilmeyen köpek, sürüye kurt getirir.
    • ulusun bilmeyen tanrı’sını bilmez.
    • uluyan köpek ısırmaz.
    • ulüvv-ü himmet asıllar kârıdır.
    • ummadığın delikten tilki çıkar.
    • ummadığın keçiden bir batman yağ çıkar.
    • ummadığın kütük (yar) (çotuk) araba devirir.
    • ummadığın taş baş yarar.
    • ummadığın yerden yılan çıkar.
    • umut fakirin ekmeğidir.
    • un koydum ulandı, su kodum sulandı.
    • unmadık hacıyı, deve üstünde (arafat’ta) yılan sokar.
    • unu uçmaz, kepek kaçmaz.
    • unun çoksa bazlama ye, yağın çoksa gözleme.
    • unun çoksa çörek et, yağın çoksa börek et.
    • unuturlar seni hemen sen düşmeye gör.
    • urban aslığı ile ordu yürümez.
    • uslu deliye uymaz.
    • uslu gez, kim seni akıllılar sever.
    • uslu sanı sanınca deli evlenmiş.
    • uslubü beyan, aynıyla insandır.
    • usta âşık şakirt âşık, daraba tahtası sema oynar.
    • usta eserinden, kişi dostundan tanınır.
    • usta hırsız, ev sahibini bastırır (şaşırtır).
    • usta hırsız, kapı baca dinlemez.
    • usta iken olduk şakirt, al testiyi suya seğirt.
    • usta maymun kapı istemez.
    • ustanın çekici bin altın.
    • uşağı ise koş, sen de ardına düş.
    • utananın oğlu, kızı olmamış.
    • utanma pazar, mideyi bozar.
    • utanmaz yüz, tükenmez söz.
    • uydurdum diye sevinme, al ağzına serinle.
    • uygar olmak bedavadır.
    • uyku geldi bedene, ne mutlu kalkıp gidene.
    • uyku girmiş bedene, allah razı olsun gidene.
    • uyku küçük ölümdür.
    • uyku ölümün kardeşidir.
    • uyku uykunun mayasıdır.
    • uykusuz baş yastık istemez.
    • uykusuz esner, âşık gerinir.
    • uyumakla matluba (menzile) varılmaz.
    • uyumakla yol alınmaz.
    • uyur ardınca uyanı koy.
    • uyur aslanı uyandırma.
    • uyuyan köpeği uyandırma.
    • uyuyan yılanın kuyruğuna basma.
    • uyuz canını kaşır, aç kemane döşer.
    • uyuz duvara sürtünür.
    • uyuz gezer, sinirleri üzer.
    • uyuz itin yarası eksik olmaz.
    • uzak yeri urgan ile ölçme.
    • uzaktan davulun sesi hoş (dokunaklı) gelir.
    • uzun boylu, uzun sakallı, uzun adlı ahmak olur.
    • uzun çarşının alt tarafında bir yalan söylemiş, yukarısına çıkmış kendi inanmış.
    • uzun sırık gibi, ekşi koruk gibi, mahallede gezer bulunmuş tavuk gibi.
    • uzun söz tarihe yakışır.
    • uzun yaşayan çok görür.
    • uzun çarşı baştanbaşa çıkrıkçı, hepsinin rızkını allah verir.
    • uzunun gönlü olunca, kısaya gelir.
    • üç göç bir yangın yerini tutar.
    • üç günlük seyisliği var, kırk yıllık fışkı karıştırır.
    • üç gecelik ayı herkes görür.
    • üç göç, bir angın.
    • üç kişi bir sırrı saklayabilir ama ikisi ölü olmak şartıyla.
    • üç kuruşluk eşeğin, beş paralık sıpası olur.
    • üç sabah erken kalkan, bir gün kazanır.
    • üflenmeyince çorba içilmez.
    • ülfet kuvvet bulunca, külfet ortadan kalkar.
    • ülfet olunca, külfet zail olur.
    • ümit ile geçinen (kanaat eden) açlıkla (-tan) ölür.
    • ümit ile yaşayan mihnet ile can verir.
    • ümitsiz yaşanılmaz.
    • ün rüzgâra benzer, her zaman aynı yöne esmez.
    • üsküdar’da eski dar yenilemez.
    • üsküdar’ın çamlıcası, boğaz içinin kanlıcası.
    • üsküdarlılar gelen misafirin iptida eline bakar.
    • ürkek olma, erkek ol.
    • ürkütme tavşanı, aslan edersin.
    • ürümesini bilmeyen köpek, sürüye (koyuna) kurt getirir.
    • üreyen köpek ısırmaz (kapamaz).
    • üstat duası olmayan, berhudar olmaz.
    • üstat görmeyen şakirt, her tarafa yorgalar.
    • üstat yanında parende atılmaz.
    • üşenenin oğlu, kızı olmamış.
    • üvey öz olmaz, kemha bez olmaz.
    • üveye etme özünden, geline etme kızından bulursun.
    • üzenip bezenip çıkmış hayata, düzgünler kalmış hayata.
    • üzerine lâzım olmayan şeye karışma.
    • üzerliksin, havasın, her derde devasın.
    • üzüm hasretinden bağ duvara yaslanır.
    • üzüm hırsızı güzün belli olur.
    • üzüm üzüme baka baka kararır.
    • üzüm vakti köpek olmaz.
    • üzüm bağda, bağ dağda.
    • üzüm çöpsüz olmaz.
    • üzümü elde gör, çöpünü yerde gör.
    • üzümün çöpü var, armudun sapı var.
    • vadesi yetmişe çare yoktur.
    • vahdet cenab-ı hakka mahsustur.
    • vakıf lakırdı para etmez.
    • vakıf mülk olsa da kimseye hayretmez.
    • vakıf tarla kimseye mal olmaz.
    • vakit geçer, sular durulur.
    • vakit insana her şeyi öğretir.
    • vakit nakittir.
    • vakitsiz açan çiçek boy almaz.
    • vakitsiz açan gül tez solar.
    • vakitsiz öten horozun başını keserler.
    • vaktin agyârı ipe un serer.
    • vaktinde firar zaferdir.
    • vaktine göre bir sıçan deliği bir altın olur.
    • vaktini geçirip, parmağını dişleme.
    • vaktini gözeten çok takke kapar.
    • vaktini gözeten emeline nail olur.
    • var ağlatır, yok söyletir.
    • var eli titremez.
    • var evi kerem evi, yok evi elem (verem) evi.
    • var hey şeme, var hey heme,dilini tut dayak yeme.
    • var mı pulun herkes kulun, yok mu pulun dardır yolun.
    • varak-ı mührü vefayı kim okur, kim dinler.
    • vardığı antep, yediği pekmez.
    • vardığın yer karanlık (kör) ise sende gönlünü (gözünü) kapat.
    • vardığın yer kör ise kıp, topal ise sek.
    • varın veren utanmaz, baldızı alan yâd olmaz.
    • varışına gelişim, tarhana aşına bulgur aşım.
    • varlığa darlık (güven) olmaz.
    • varlığın sonu ile yoksulluğun önü birdir.
    • varlıkta darlık çekilmez.
    • varsa aşın rahattır başın, yoksa aşın tehlikede başın.
    • varsa borcun, düşünme harcın.
    • varsa hünerin var her yerde yerin, yoksa hünerin yok bir yerde yerin.
    • varsa pulun halep’tir kulun, yoksa pulun han tumandır yolun.
    • varsa pulun olurum kulun, yoksa pulun kapıdır yolum.
    • vasiyet ölüm getirmez.
    • vatan her kişiye âlâ görünür.
    • vay vay der kalkar, görenler korkar, adamadan azma, gözleri kazma ve bade duralar.
    • vazifesini bilmeyen yeniçeri haftada bir dizlik eskitir.
    • vehbi idi şu dünyanın dayağı, vehbi gitti yine dünya basbayağı.
    • venedik’ten tiryak gelinceye kadar mısır’da adamı yılan helâk eder.
    • ver elindekini ellere, vur başını yerlere.
    • verdiğin mangıra bak, soktuğun andere bak.
    • veren el alandan üstündür.
    • veren el dert görmez.
    • veren eli kimse kesmez.
    • veresiye dediler alasım geldi, istemeğe geldiler ölesim geldi.
    • veresiye şarap içen iki defa sarhoş olur.
    • veresiye verenin kesesi boş kalır.
    • veresiye verenin kesesi boş kalmaz.
    • verip de pişman olmaktan, vermeyip de pişman olmak yeğdir.
    • verirsen doyur, vurursan duyur.
    • verirsen veresiye, gidersin karasuya.
    • vermek almaktan iyidir.
    • vermek kerim adam işidir.
    • vermekle mal tükenmez.
    • vermeyince mabut, neylesin sultan mahmut.
    • viran değirmenin unu harcı ne, mürüvvetsiz kibarın fukaradan farkı ne?
    • viran olası hanede evlâd-ü iyal var.
    • vurdumduymaz, geldim ayvaz.
    • vurma korkağa (muhannese) cesur edersin.
    • vursan ölür, vurmazsan yayını elinden alır.
    • vücudundan adımı evlâdır.
    • vücudunu kirden ağzını küfürden, kalbini kibirden koru.
    • vücut kocar, gönül kocamaz.

    • yaban arısı kılavuzsuz olmaz.
    • yabancı bakışından bellidir.
    • yabancı koyun kenarda yatar.
    • yabancı köpek yedi mahalleden kovulur.
    • yabasız harman savrulmaz.
    • yâd köpeğin kuyruğu döşü altında gerek.
    • yağ acı olunca, pilavı acı olur.
    • yağ ile yavşan, sirke ile tavşan.
    • yağ yiyen köpek, tüyünden bellidir.
    • yağar ama yolcu havasıdır, yolcu yolundan kalmaz.
    • yağına göre tavası, kuyusuna göre kovası.
    • yağına kıymayan, çöreği yoz (yavan) yer.
    • yağmur diner, su durulur.
    • yağmur eser, yolcu gider.
    • yağmur yağar taş üstüne, torun ne der baş üstüne.
    • yağmur yağarsa tarladakinen, yağmur yağmazsa ambarakinen kazanır.
    • yağmur yağarsa, gelinin gözü yaşlıdır.
    • yağmur yağarsa, saçak altından gidilir.
    • yağmur yağdıracak bulut uzaktan bellidir.
    • yağmur yağıp durmaz, çocuk doğup durmaz.
    • yağmur yağsa kış değil mi, kişi halini bilse hoş değil mi?
    • yağmurda düşman koyunu, dostun atı satılsın.
    • yağmurlu günde, tavuk su içmez.
    • yağmurluca yazın olsun, dumanlıca kışın olsun.
    • yahşi kişi (yiğit) yüzünden bellidir.
    • yahudi züğürtledikçe eski defterleri karıştırır.
    • yahudi’nin yemeğini ye evinde yatma, rum’un evinde yat yemeğini yeme.
    • yahudi’yi öldürmektense, korkutmak yeğdir.
    • yakadan atanı atarlar.
    • yakın komşu hayırsız hısımdan iyidir.
    • yakın nişan kör olur, iyi vuran er olur.
    • yal vakti itten, yem vakti attan sakınmalıdır.
    • yal yiyen köpek tüyünden belli olur.
    • yalan dünyaya inanılmaz.
    • yalan ile iman bir yerde durmaz.
    • yalan kalde,makduh,kalemde makbul olur.
    • yalan söyleyip halkı izrar etmektense, epkemâne oturmak hayırlıdır.
    • yalan var ki, gerçekten yeğdir.
    • yalancı kim, işittiğini söyleyen.
    • yalancı sedire bir defa oturur.
    • yalancıdan vefa olmaz, ne der ar- ne semtine uğra, ne yanına var.
    • yalancını mumu yatsıya kadar yanar.
    • yalancının evi yanmış, kimse inanmamış.
    • yalancının gemisi yürümez.
    • yalancının şehadeti tutulmaz.
    • yalancının yalanı tükenmez.
    • yalancının yemini çok olur.
    • yalancıya kuvve-i hafıza şarttır.
    • yalanı dinlemek, söylemekten güçtür.
    • yalın ayak gezenin kundurası hiç çürümez.
    • yalnız elin avazı (şamatası) çıkmaz (olmaz).
    • yalnız kalanı kurt yer.
    • yalnız kalma, yalnız yat.
    • yalnız kaz ötmez.
    • yalnız kuş yuva yapmaz.
    • yalnız öküz boyunduruğa koşulmaz.
    • yalnız seyahat eden çabuk gider.
    • yalnız taş duvar olmaz.
    • yalnız yiyen sofrasını kendi kaldırır.
    • yalnızların refiki şeytan olur.
    • yalnızlık allah’a mahsustur.
    • yaman komşu yaman avrat yaman at, birinden göç, birini besle, birini sat.
    • yamasını bulamadığın elbiseyi giyme.
    • yan yatan tembele bir şey dayanmaz.
    • yanan ile yenene bir şey dayanmaz.
    • yandan gelen denizden korkulur.
    • yangın dediğin, çıngıdan olur.
    • yangını körükleyen saçından tutuşur.
    • yankıdan kaya yıkılır, bühtandan ölü er.
    • yanlış bir söz iki kere tekrarlanmamalıdır.
    • yanlış hesap bağdat’tan döner.
    • yanmış bir çocuk ateşten korkar.
    • yanmış harmanın özrü olmaz.
    • yanmış mal, ölmüş baba ile iftihar olunmaz.
    • yanmış ocacık, dolu bucacık, hacı kocacık.
    • yanşağın hakkından tınmaz gelir.
    • yapı taşı yapıdan kalmaz.
    • yapıda kapı aranmaz.
    • yapılmasını isteyeceğine o işi yap.
    • yapıya sıva girmedikçe, yarı olmaz.
    • yapmak güç, yıkmak kolaydır.
    • yaptığı hayır, ürküttüğü kurbağaya değmez.
    • yâr elinde yâre sarmazdan unulur.
    • yâr elinden bellidir.
    • yâr olup bâr olmamak gibi hüner olmaz.
    • yâr ölürse yâre ne, ben ölürsem çare ne?
    • yâr seni ansın da bir çürük elma ile olsun.
    • yâr yıkıldığı gün tozar.
    • yara sıcağıyla sarılır.
    • yaradan kısmetini de yaratır.
    • yaralı itin kuyruğu uruk olur.
    • yaralı kuşa taş atılmaz.
    • yaralı parmağa tuz basılmaz.
    • yaramaz adam pazar bozar, iyi adam pazar yapar.
    • yaramaz demirden yahşi kılıç olmaz.
    • yaramaz yarasız olmaz (durmaz).
    • yaramazla yâr olma, iyilerden ibret al.
    • yaranın üstüne pamuk koyunca duyulur.
    • yarasız yere kurt üşüşür.
    • yardan bilme, yaradan bil.
    • yardan geçmez, serden geçer.
    • yardımcının yardımcısı olur.
    • yardımcısı yâr olanın, sabahına dünya dar olur.
    • yardımsız dünya dönmez.
    • yarım güne yarış yoktur.
    • yarım hekim candan eder, yarım fakih dinden.
    • yarım kilo gizlilik, bir kilo öğrenmeye eşittir.
    • yarım somun ekmek, hiç olmamasından iyidir.
    • yarın bir başka gündür.
    • yarın hiçbir zaman gelmez.
    • yarın ile öbür gün bitmez.
    • yarın ki kazdan (tavuktan),bugün kü yumurta yeğdir (iyidir).
    • yarından tezi bugündür.
    • yarını düşünen her zaman rahat eder.
    • yarının gelişi bugünden bellidir.
    • yarsız kalır cihanda, ayıpsız yar isteyen.
    • yasemin yüce biter, kokusu âleme yeter.
    • yastık insanın başını çeker.
    • yaş ağaca balta vuran el unmaz.
    • yaş ağaç çabuk kırılmaz.
    • yaş deridir, ne tarafa çeksen gider (uzar).
    • yaş ile kuru birlikte yanar.
    • yaş kocar, gönül kocamaz.
    • yaş ot yanmaz, elçi öldürülmez.
    • yaş yemiş can çeker.
    • yaş yetmiş, iş bitmiş.
    • yaş, eşek pazarında sorulur.
    • yaşa, taşa, başa oturma.
    • yaşamış eşekte, yıllanmış akıl olur.
    • yaşayan köpek, ölü aslandan iyidir.
    • yaşı at pazarında sorarlar.
    • yaşına göre naz ü istiğna et.
    • yaşlı bir köpeğe yeni oyunlar öğretemezsiniz.
    • yaşlı kuşları samanla kandıramazsınız.
    • yatak ile yorgan görmüş de içinde ölü var zannetmiş.
    • yatan aslandan, gezen tilki yeğdir.
    • yatan kurttan, geçen köpek yeğdir.
    • yatan ölmez, eceli ile yiten ölür.
    • yatanın yürüyene borcu vardır.
    • yatma tilki önünde, ko aslan yesin seni.
    • yatsının faziletini, güveyden sormalıdır.
    • yavaş adam işini bitirir, titiz kişi kendini.
    • yavaş atın tekmesi sert (yavuz) olur.
    • yavaş tükürüğün sakala zararı vardır.
    • yavru kuşun ağzı büyük olur.
    • yavuz at, ayıbını kendi örter.
    • yavuz at, meydanda belli olur.
    • yavuz at, sahibini yabanda bırakmaz.
    • yavuz at, yemini kendi artırır.
    • yavuz baş ıssına domuz götürür.
    • yavuz hırsız ev sahibini bastırır.
    • yavuz it ne kendi yer, ne bire güye yedirir.
    • yavuz it üre üre ağıla kurt düşürür.
    • yavuz köpek sahibini ısırır.
    • yavuz sirke küpüne ziyan eyler.
    • yavuza yavuz huyu yeterdir.
    • yaz ayransız, kış yorgansız olmaz.
    • yaz cennetin, kış cehennemin nişanesidir.
    • yaz diye yola çıkarsan, kışı göze al.
    • yaz gününün yağışı, iki sevgilinin dövüşüne benzer, gelip geçer.
    • yaz yağmuru geçer, zarar etmez.
    • yaz yağmurudur geçer, geçer ama gömleğe.
    • yazıcı dilinden, yazmacı elinden bellidir.
    • yazıcı kendine kem (yanlış) yazmaz.
    • yazıda (ovadaki) sülün avına gittiğin zaman evdeki tavuğu elden çıkarma.
    • yazıdan kaçmak olmaz.
    • yazık azıksız, kışın yağmurluksuz yola çıkma.
    • yazılan başa gelir.
    • yazılan bozulmaz.
    • yazılı yazısın görmek gerek, görmeyince güre gitmez.
    • yazın araması, kışın taraması olmasa herkes besler tombayı.
    • yazın başı pişenin, kışın aşı pişer.
    • yazın gölge hoş, kışın çuval boş.
    • yazın gölge kovan, kışın karın ovar.
    • yazın serçeye kim olsa yem verir.
    • yazın yaşa, kışın taşa oturma.
    • yazın yoku, kışın katığıdır.
    • yedeği olan şey çabuk zayi olmaz.
    • yedeğin kıymeti bittiğinde belli olur.
    • yedi adım yolun, bir yudum suyun hakkı vardır.
    • yediğini düşünme, yedireceğini düşün.
    • yeğdir ot otlamak, aç kalıp helva gözetmekten.
    • yeğdir taş taşımak, nâğmerde muhtaç olmaktan.
    • yeğniyi el alır, ağır yerinde kalır.
    • yek at, yek mızrak.
    • yekeyi elden kaçırma, yelkenin paralandığına kaydetme.
    • yel esmeyince, çöp başı kımıldamaz.
    • yel esmeyince, çöp deprenmez (kımıldamaz).
    • yel gibi gelen çay (sel) gibi gider.
    • yel kayadan ne koparır (aparır)?
    • yel yepelek, yelken kürek.
    • yeldir eser, koz dökülür.
    • yelli havanın kuytusu, yağmurlu havanın kuytusu.
    • yemeğe tuz, söze şeker koymalıdır.
    • yemeğin iyisi hazırdır.
    • yemeğini komşudan bekleyen, çok vakit aç kalır.
    • yemek emek ister.
    • yemek yaşamak içindir, yaşamak yemek için.
    • yemek yemekle boğaz aşınmaz.
    • yemeksiz yatmak, borçlu kalkmaktan yeğdir.
    • yemekte konuşan lokmasını kaptırır.
    • yemekten sonra bir süre dinlenin, ziyafetten sonra ise bir kilometre yürüyün.
    • yemenin kulu, işlemenin hastası.
    • yemeyeceğim diyen çanak kurutur, oturmayacağım diyen kalkmaz.
    • yemeyenin malını yerler.
    • yemin, hakkın keskin kılıcıdır.
    • yeminin seyiesini çekmeyen yoktur.
    • yemiş kemale erince kendiliğinden düşer.
    • yemiş vermeyen ağacı keserler.
    • yemişi olmayan ağaca taş atmazlar.
    • yemişin alçağı kiraz, hayvanın kaz.
    • yemişin iyisini domuz yer.
    • yenecek aş, bugünden belli olur.
    • yengece demişler ki; “niçin yan yürürsün?”, “her yiğidin bir gidişi vardır” demiş.
    • yengece sormuşlar; “niçin yan gidersin?”, “serde kabadayılık var” demiş.
    • yeni dosttan vefa gelmez.
    • yeni krallar, yeni kanunlar yaratır.
    • yeni süpürge daha iyi temizler.
    • yeni şarabı, eski şişelere koyamazsınız.
    • yeni testi, suyu soğuk tutar.
    • yeni tutmak olmaz.
    • yenice eleğim, seni nerelere asayım?
    • yenilen pehlivan güreşe doymaz.
    • yenilmeyi ayı bile istemez.
    • yeraltından zehir yürüten yılandır.
    • yer demir, gök bakır kesildi.
    • yerdeki yüzü kimse çiğnemez.
    • yere bakan yukarı çıkmaz.
    • yeri bilmeyen, senede birkat urba ziyade esvap eskitir.
    • yerin kadar bostan ek, bittiği kadar ye.
    • yerin kulağı var.
    • yerin üstü varsa, altı da vardır.
    • yerin verdiğini el vermez.
    • yerinde yeller tekdir, baş ağrıtmaz.
    • yerine düşmeyen gelin yerine yerine, boyuna düşmeyen esvap sürüne sürüne.
    • yerine göre hiddet, hilmden yeğdir.
    • yerine göre hilm, zelillik olur.
    • yerine göre küçük, büyüğü terbiye eder.
    • yetim malı ateşten gömlektir.
    • yetime gel diyen çok olur, çörek veren olmaz.
    • yetimin hakkını yiyen berbat olur.
    • yetişemediğin köyün beri yanında yat.
    • yıkılan ağaca balta vuran çok olur.
    • yıkılan güreşmekten usanmaz.
    • yıkılanı tutmak er kişinin kârıdır.
    • yıkılmış değirmenin çarkı ne, bendi ne, hayırsız ahbabın yabancıdan farkı ne?
    • yıkma elin kalbini, sen de yıkılırsın.
    • yıl harmansız olmaz.
    • yılan doğrulmayınca, deliğine girmez.
    • yılan eğrilir bükülür, deliğini bulur.
    • yılan ile oyun olmaz.
    • yılan kendi eğrisini bilmez, deveye boynun eğri der.
    • yılan masalı kırka can sürer.
    • yılan sokan uyumuş, aç kalan uyumamış.
    • yılan yıldız görmeyince ölmez.
    • yılan yiyen hekim bulamaz.
    • yılan zehirsiz olmaz.
    • yılana yumuşak diye el sunma.
    • yılanın başı küçükken ezilir.
    • yılanın sevmediği ot, deliğinin ağzında biter.
    • yıldırım aynı yere iki kere düşmez.
    • yıldızı alçak olana çabuk nazar değer.
    • yırtıcı canavarın canı cızlaya cızlaya çıkar.
    • yırtıcı kuşun ötmesi az olur.
    • yırtık büyüdükten sonra yama vermesi güç olur.
    • yiğide ver kızını, mevlâ verir rızkını.
    • yiğidi kılıç kesmez, bir kötü söz öldürür.
    • yiğidim yiğit olsun da, durağım çalı dibi olsun.
    • yiğidin adını işit, yüzünü görme.
    • yiğidin ekmeği dizindedir.
    • yiğidin karısı, etin dorusu.
    • yiğidin malı meydandadır.
    • yiğidin söz anlamazı, atın gem almazı.
    • yiğidin sözü, demirin kertiği.
    • yiğit ağzını açmaz, elini açar.
    • yiğit arkasından vurulmaz.
    • yiğit başında devlet ırak değildir.
    • yiğit bin yaşar, fırsat bir düşer.
    • yiğit düşe kalka büyür.
    • yiğit ekmeği ile yiğit beslenir.
    • yiğit gölgesi, söğüt gölgesi.
    • yiğit hoş, yamuk baş.
    • yiğit kısmı gözünü budaktan sakınmaz.
    • yiğit kızını yiğide vermek ister.
    • yiğit lâkabıyla anılır.
    • yiğit meydanda belli olur.
    • yiğit vuruşu bir olur.
    • yiğit yarasına yiğit katlanır.
    • yiğit yiğide at bağışlar.
    • yiğit yiğidin aynasıdır.
    • yiğit yüzüne tükürtmez, leşine tükürtür.
    • yiğitlik akçe ile alınmaz.
    • yiğitlik bir oddur, sakın seni yakmasın.
    • yiğitlik dokuzdur, sekizi kaçmak, biri hiç görünmemektir.
    • yiğitten korkma, korkaktan (muhannesten) kork.
    • yiyen bilmez, soğan doğrayan bilir.
    • yiyenin malı tatlı olur.
    • yoğurdu yumruğu ile yer.
    • yoğurdum ekşidir (karadır) diyen olmaz.
    • yoğurt dökülse yeri kalır, ayran dökülse nesi kalır.
    • yoğurt ezmek, yazı yazmak unutulmaz marifettir.
    • yoğurt incelince, ince üzülür.
    • yok, büyümez, arık büyür.
    • yok deme yok olur.
    • yokluk ateşten gömlektir.
    • yokluk taştan katıdır.
    • yokluk varlıkta, güçlük darlıkta.
    • yoksul âla ata binse, selâm almaz.
    • yoksul bayırsa çanağı bayırmaz.
    • yoksul danişmendin sözü geçmez, meğer avradı güzel ola.
    • yoksul hırsızlığa çıktı, ay akşamdan doğdu.
    • yoktan çıkmaz, pekten çıkar.
    • yoktan vermek allah’a mahsustur.
    • yoktan yonga çıkmaz.
    • yokuştan iniş, kocaya yeğdir.
    • yol azınca yol gösteren çok olur.
    • yol bilen kervana katılmaz.
    • yol bilmezsen yola git.
    • yol eri yolda gerek.
    • yol kes, bel kes, insafı elden bırakma.
    • yol sormakla bulunur.
    • yol yürümeyle, iz görmeyle biter.
    • yol yürümekle, borç ödemekle tükenir.
    • yola doğru gidene kimse ilişmez.
    • yola gitmeyenin işini yöne getirir.
    • yola yoldaş bulunur, hale yoldaş bulunmaz.
    • yolcu yolunda gerek, az olsun uz olsun.
    • yolcu yolundan kalmaz.
    • yolcunun işini allah kayırır.
    • yolcuya yol gerek.
    • yoldan çıkmak ayıp değil, yola girmemek ayıptır.
    • yoldan kal, yoldaştan kalma.
    • yoldan kalmış, baştan çıkmış.
    • yoldaşın kör olsa, gözünü kısık tut.
    • yolsuzu yola getirmek, öksüze kaftan giydirmek gibidir.
    • yolu azana köpek sesi, bülbülden tatlı gelir.
    • yolu ile giden yorulmaz.
    • yolu yol ile ormanı balta ile keserler.
    • yolun yokuşu, dostla çıkılır.
    • yolundan giden yorulmaz.
    • yordamsız elin kazası çok olur.
    • yorganına göre ayağını uzat (kösül).
    • yorgun eşeğin çüş canına minnettir.
    • yorgun öküzün ıslık canına minnettir.
    • yorulduğun yere han yapılmaz.
    • yoz sığıra saman dökülmez.
    • yörük ata binince, bey oldum sanır.
    • yularsız ata (deve) binilmez (yedilmez).
    • yularsız tapusuz mala para verilmez.
    • yumurtada kıl bitmez.
    • yumurtadan çıkan yine yumurta çıkarır.
    • yumurtayı satan sarısını bulamaz.
    • yumurtayı seven, tavukların patırtısına katlanır.
    • yumurtladığı bir yumurta çığıltısından geçilmez.
    • yumurtlayan tavuk bağırgan olur.
    • yurdun otlusundan, kutlusu yeğdir.
    • yurt yurttan hayırlıdır.
    • yuvarlanan taş yosun tutmaz.
    • yuvayı yapan dişi kuştur.
    • yük altında eşek anırmaz.
    • yük baçtan ağsamaz (ağlamaz).
    • yük yükle kalmaz, bunalan ölmez.
    • yükün tut, bacın sonra iste.
    • yükünü yükletmeden eşeğine deh der.
    • yürüğe bin sözden kaç.
    • yürük at kendi yemini artırır.
    • yürük ata kamçı (baha) olmaz.
    • yürük atın tersi seyrek düşer.
    • yüz güzelliği hamamdan eve, huy güzelliği urum’dan şam’a.
    • yüz koyunlu atam kalmaktan, bir yüksüklü anam kalmak yeğdir.
    • yüz koyunludan yüzü berk yeğdir.
    • yüz verdik ali’ye, geldi sıçtı halıya.
    • yüz verme arsız olur, az verme (parasız koyma) hırsız olur.
    • yüz yastığı yumuşak gerek.
    • yüz yüzden utanır.
    • yüze bakma edep ara.
    • yüzleme yüze çıkar.
    • yüzsüzden yüzünü satın al.
    • yüzü güzel olanın, huyu güzel olur.
    • yüzü yerde hak ile yeksan, ser ise kavgada, dil ise perişan.
    • yüzün bak da sütünü um.
    • yüzüne sıpa diyemediğin kişinin, arkasından eşek deme.
    • yüzünün yumuşaklığı ile donunun ağı kurumaz.
    • zaf-ı kalb zaf-ı imandadır.
    • zahirenin (çiftçinin) ambarı, sabanın ucundadır.
    • zahirî batınına uymaz.
    • zahme yedikçe dahmeler artar.
    • zahmet asla salaha rahmet olmaz.
    • zahmet çeken rahat bulur.
    • zahmetin noktası kalkınca rahmet olur.
    • zahmetsiz bal (lokma) yenmez.
    • zahmetsiz rahmet olmaz.
    • zalim ettiğini bulur.
    • zalim kadıdan münsif subaşı yeğdir.
    • zalimden korkmayan allah’tan da korkmaz.
    • zalime müdara gerek.
    • zalimin ettiği yanına kalmaz.
    • zalimin ömrü az olur.
    • zalimin rişte-i ikbalini bir ah keser.
    • zalimin şemi sabaha dayanmaz.
    • zaman insana her şeyi öğretir.
    • zaman konuşur.
    • zaman paradır.
    • zaman saman satar, asuman zaman satar.
    • zaman sana uymazsa, sen zamana uy.
    • zaman zamana uymaz.
    • zamane çocuğu dokuz babalıdır.
    • zamane hacısı adama armağan vermez.
    • zamanede bin hüner, bir aferine.
    • zan etmediğin delikten yılan çıkar.
    • zan hatıranın en ziyade yalanıdır.
    • zan medarı hükm olmaz.
    • zanaatı ustadan görmeyen öğrenmez.
    • zannetmediğin delikten tilki çıkar.
    • zannetmediğin taş baş yarar.
    • zarafet köpeği sevgi değildir.
    • zarar faydanın kardeşidir.
    • zarardan korkan, kâr etmez.
    • zarar-ı âm nef-i hastır.
    • zarar-ı âmdan, zarar-ı has ihtiyar olunur.
    • zararın neresinden dönülse kârdır.
    • zarifin belinde, arifin elinde.
    • zaruret ateşten bir gömlektir.
    • zaruret cehennem ateşidir.
    • zarurette teyemmüm caizdir.
    • zatı memduh olanın sıfata ihtiyacı yoktur.
    • zaviyede çorba, tekkede pilav.
    • zayi olan koyunun kuyruğu büyük olur.
    • zayi olmaz mirî malıdır.
    • zebunküşlük kadar denaet olmaz.
    • zehî tasavvur-u batıl, zehî hayal-i mahal.
    • zehirden şifa, kahpeden vefa gelmez.
    • zekâtın kadar malın olsun.
    • zekâvet keramete kıç attırır.
    • zelil adam, tamahkâr olur.
    • zelzeleyi gören, yangına razı olur.
    • zem lâine, medih kerime yakışır.
    • zemberekçi devesi, köseye hiç kulak asmaz.
    • zembil hoş, içerisi boş.
    • zembili zenbile at, âmânı al ele.
    • zemheride kar yağmadan, kan yağması iyidir.
    • zemheride yoğurt isteyen, cebinde bir inek taşır.
    • zemheriden sonra ekilen darıdan, kocasından sonra kalkan karıdan hayır gelmez.
    • zemheride sür de, çalı ile sür.
    • zemîm adamın zemmi medih yerine geçer.
    • zenci yüzü yıkamakla ağarmaz.
    • zengin adam, buzunu yazın elde eder, fakir ise kışın.
    • zengin arabasını dağdan aşırır, züğürt düz ovada yolunu şaşırır.
    • zengin helvasını baldan pişirir, züğürt derman için pekmez bulamaz.
    • zengin kesesini döver, züğürt dizini.
    • zengin olan kâh yer, durur durur dahi yer.
    • zengin olan, her gün bal (buzlu hoşaf) yer (içer).
    • zengin olana kölesi bile düşmandır.
    • zengin olayım diyen, zenginlik isteyen pilâvın üstüne sıçar.
    • zengin olmak istersen kaz öten, saz biten yere git.
    • zengin olsa hoppa, fakir olsa deli.
    • zengin ölürse mezarına taş dikilir, züğürde çalı nişan dener.
    • zengin, züğürdün halinden ne bilir.
    • zengine dokun geç, züğürtten sakın geç.
    • zengine mal veren, denize mal (su) taşır (götürür).
    • zengine şekerle helva basarlar, züğürt de değil ki, bal pekmez bile bulunmaz.
    • zenginin ayakucunda uyuyacağına, fakirin başucunda uyu.
    • zenginin ayıbı, fukaranın hastalığı meydana çıkmaz.
    • zenginin basması, ipekli görünür.
    • zenginin dediği, züğürdün sidiği.
    • zenginin gönlü oluncaya kadar, fukaranın (züğürdün) canı çıkar.
    • zenginin horozu da yumurtlar.
    • zenginin kağnısı dağdan aşar, fakirin eşeği düz yolda şaşar.
    • zenginin malı, fakirin dölü kıymetli olur.
    • zenginin malı, züğürdün çenesini yorar.
    • zenginin malı, züğürdün evlâdı.
    • zenginin malıyla züğürt eğlenir.
    • zenginin orospusuyla, fakirin ölüsü geç ortaya çıkar.
    • zenginin sermayesi kasasında, alimin sermayesi kafasında.
    • zenginlik isteyen, pilâvın üstüne su içer.
    • zenginlik züğürtlükten iyidir derlerse inanma, hastalık sağlıktan, bekârlık evlilikten.
    • zenginlikle, sıcaktan zarar gelmez.
    • zerdaliden düdük olmaz, zurnadan al haberi.
    • zerduza sor, zerde pilâvın safasını.
    • zerre kadar iman, dünya kadar günaha yeter.
    • zevk ahir oldu, zam zahir oldu.
    • zeyd için amr’e hitap olmaz.
    • zeyrek kuşu iki ayağından tutulur.
    • zeyrekten başka yokuş, serçeden başka kuş bilmez.
    • zeytin dedenden, incir babadan, bağı da kendin yetiştir.
    • zeytini yutturmazdan tulumu yanaştırma.
    • zır deli,mor (kızıl) kerrake.
    • zırlamayan eşek aç kalır.
    • zırtabozluk para etmez.
    • zırva tevil götürmez.
    • zırvayı (zivle) yerden alan öküz, kendin koşulur.
    • zibidi müsrif halinden anlamaz.
    • zillet erbabı olmaz bâb-ı ilâhide aziz.
    • zimam-ı ihtiyarı elden bırakma.
    • ziyan olmadan sakın, olduktan sonra bilmek fayda eylemez.
    • ziyan, kârın kardeşidir (ortağıdır).
    • zor kapıdan gelirse, şeriat bacadan çıkar.
    • zor olan ilk adımdır.
    • zor oyunu bozar.
    • zora beylerin borcu var.
    • zora dağlar dayanmaz.
    • zorba ile şaka olmaz.
    • zorla ava giden it, sahibine hayır etmez.
    • zorla ava giden köpek, bu kadar avlanır.
    • zorla güzellik olmaz.
    • zorla köpek ava gitmez.
    • zorla sohbet olmaz.
    • zuafa-i nâstan iyiliği dirîg etme.
    • zuhurata tâbi ol.
    • zulmet içinde nur doğar.
    • zulmü kendi nefsine aittir.
    • zulüm ile âbâd olanın akıbeti berbat olur.
    • zulüm ile bağdat viran olur.
    • zulüm ile cihan yıkılır, kazma kürek ile yıkılmaz.
    • zulüm ile dünya harap olur.
    • zulüm ile yapılan çabuk yıkılır.
    • zulüm ve taaddi bina-i devletin iki baltasıdır.
    • zurnada peşrev olmaz, ne çıkarsa bahtına.
    • züğürde para saymak, bekâra karı boşamak kolaydır.
    • züğürdün gönlü yufka olur.
    • züğürt olup düşünmektense, uyuz olup kaşınmak yeğdir.
    • züğürtlüğün adını zariflik koyarlar.
    • züğürtlük zadeliği bozar.
    • züğürtten sakın geç, zengine dokun geç.
    • züht-ü takva bir ağaçtır ki, kökü kanaat, meyvesi rahattır.
    • züht-ü takva pâk-i dâmen içindir.
    • zülâmin halini züğürt bilir.
    • zülâmin selâmını bile almazlar.
    • zürefanın düşkünü, sade giyer kış günü.

bu başlıktaki diğer giriler