|
|
- istanbul'un ümraniye'ye mi yoksa kadıköy'e mi bağlı olduğu sürekli tartışma konusu olan semti. yeditepe üniversitesi nin kayışdağı kampüsüne yakınlığından dolayı genelde yeditepeli öğrenciler tarafından tercih sebebidir. ulaşım eskiden arabasız zordu ancak şimdi taksim, kadıköy ve üsküdar a otobüsler, üsküdar a ise minibüsler gitmektedir, piyasa bir semttir, insanları soğuktur, öyle ki oturulan site içinde bile insanlar birbirlerine selam vermeden geçer giderler, sitelerin araba park yerlerine araba sığmaz çünkü bir ailenin en az 2 arabası vardır, dağ taş arabadır, kaya zeminli olduğundan dolayı depreme dayanıklı evlere sahiptir (bkz: öyle diyorlar), yolları arnavut kaldırımı denen, takır, tukur parkemsi bir şekilde döşenmiştir, arabada ne amortisor ne de ön takım kalmamaktadır, ancak düz asfalt olmaması kışın karlı havalarda minnet sebebidir, 2. çevreyoluna (bkz: tem) çok yakındır, trafik açıksa 2 katlı otobüsle taksime 35 dakikada gidilebilir, herşey düzenli, apartman isimleri saçma sapan ağaç çiçek börtü böcek isimlerinden oluşmuş (palmiye, çitlembik, ardıç, mimoza, kamelya, gardenya..), insanların birbirlerine yolu "şu bakkaldan sonra sağa dön" diye değilde "64. ada da hanfendii" şeklinde tarif ettikleri, ruhsuz, kasvetli, sinir bir yerdir.
(bkz: yaşanılan yeri sevmemek)
- en büyük araba galerisi yanında halt etmiş. metrekareye üç tane hummer düşüyor burada. yeni taşındım, alışmaya çalışıyorum. 38 ada, 64 ada... kendimi ada filminin oyuncularından biri gibi hissetmemem mümkün değil.
- komşuluk ilişkilerinin sıfır olduğu uydukentimsi.
(melony, 15.01.2007 19:20 ~ 12.02.2007 17:02)
- dışardan bakınca bütünleşmiş bi' uydukent havası yaratılmaya çalışılan, aslında feodal düzenin * izlerini açıkça görebileceğimiz semttir.
her adanın ( bir kaç bloktan oluşan en küçük idari birimlere deniyor) kendine ait kural ve sınırları mevcut olup bunlar diğer adalarla sürekli bi' yarış, en üstün olma hevesi içindedirler. yok en bakımlısıdır, en temizidir, en güvenlisidir... aleni bi' şekilde olmasa da bunu gözlemlemek belli bi' süre yaşadıktan sonra gayet kolay hale gelir.
o kadar ki, küçükken hatırlarım. başka adalardaki değişik atraksiyonlu parklarda oynamak, eğlenmek isterdik. her defasında ada güvenliklerinin hışmına uğrayıp olanca hızımızla terk ederdik bizim olmayan adayı. senin benim olmasaydı oysa, bu kadar takılmasaydık sınırlara. sanki daha güzel olurdu?
- her ne kadar "aman da şöyle gelişmiş, aman da böyle süper bir yer" dense de, en andaval, en uyuz insanların yaşadığı yer.
dışarıdan bir gözle bakarsak ataşehir hakkında şunları söyleyebiliriz:
efendim süper lüks arabaların olduğu, yüzde yüzü chp'ye oy veren aydınlık türkiye'nin yüzü, uydukent, yeşil alanları fazla, çoluğun çocuğun rahatlıkla oynayabileceği, güvenlikli, profesyonel yöneticilerin yönettiği, alışveriş merkezi dolu, gece istediğin saatte her şeyi bulabileceğin, büyük bir çoğunluğun yaşamak isteyeceği bir yer.
fazla gelişmiş olmasının ve kendilerini üstün nitelikli sanan insanların yaşıyor olmasının getirdiği dezavantajlardan bahsedersek eğer, şunları rahatlıkla söyleyebiliriz.
burada herkes aydın birer vatandaş olduğu için, duyarlı birer vatandaş olma sorumluluğunu da kendilerine yüklemişlerdir. her şeye tepki göstermenin gerekli olduğunu düşünürler. aslında her vatandaş için gereklidir de.
ama buradakiler işin biraz bokunu çıkarmaktadırlar. en ufak şeylere ottan boktan tepkiler vererek rahatlama, vatandaşlık görevlerini yerine getirme hazzını duyarlar. avrupai yaşam standartlarını benimsemişlerdir. fakat ne kadarının avrupa gördüğü tartışılır. buradakilerin avrupalılıktan anladıkları, suratlarından kin akar bir şekilde insanları hor görmek, saçma sapan konularda eleştirmektir. kendilerini sürekli olarak ayrıcalıklı ve nitelikli bireyler olarak gördüklerinden, ortalama türk vatandaşlarını gördüklerinde iğrenir bir surat takınırlar. insan olmanın değerleri burada oldukça farklıdır.
bununla beraber hepsi tek başlarına, yalnızlardır. arkadaşları sadece apartmanda görüştükleri bir-iki ailedir. bunun dışındakilere sabah asansörde selam vermekten bile imtina ederler. insan suratlarını evin kapısında bırakmışlardır. en büyük eğlenceleri pazar günleri tansaş'ın önündeki parkta düzenlenen etkinliklerdir. ama o nitelikli insanlar eğlence çıkışında sırf bir sokak arkadan gitmemek için ters yoldan aşağı ana caddeye, kontrolsüz olan dört yola fırlarlar. o yanyana gördüğünüz beş bmw'den beşi de bir araba önde olabilmek için milletin üzerine çıkarlar. zaten avrupa'da da böyle değil mi? "beyefendi..." diyecek olursanız tepkili vatandaşlar ya, ağzınıza sıçmak için yer arıyorlardır zaten, "kardeşim sinyal veriyorum ya" derler. trafik kuralları ne der? "bir sürücü ola ki sinyal verir, tiz o yol ona verile." yolun müsait olup olmaması önemli değildir. çünkü siyali yanıyordur. o yol artık onundur. (sinyal yanmasa da diyecek bir şey bulur)
alışverişini yapar, arabayı kasaya boşaltır, poşetler, o arabayı da orada bırakır. arkadan gelen aldıklarını koyacakmış filan, iplemez "beyefendi..." diyecek olursanız, "benim görevim mi kardeşim, gelip alsınlar" der.
migros'un önündeki göbek ise ayrıcalıklarını kanıtlamak üzere en büyük sınav yeridir. orada frene basmadan geçmek makbuldür. herkes önce geçebilmek için yayaları unutur, milletin üzerine süre süre eve 1 dakika erken varmanın hazzını yaşamak ister. zaten avrupada da herkes böyle yapmıyor mu? "beyefendi..." derseniz "roarrrr" derler. kedi köpek beslemekte üstlerine yoktur. ama bokunu toplamak da bir başkasının işidir.
apartmadan içeri gireceksin ama ellerin kolların poşet dolu. anahtarı çıkarıp dış kapıyı açamıyorsun. o anda ne gördün? kapının arka tarafında bir komşu. "oh be yırttık kapıyı açar" deme sakın. hayatta açmaz. ya sen orda oturmuyosan? ya ellerindekiler bombaysa? orada oturanın anahtarı da olur efendim. açsın kendisi. asansöre binerken de aynı kabini kullanmak çok ayıptır. ilk gelen biner, ikincisi dokuzuncu kattaki diğer asansörü bekler. ne gerek var iki kat boyunca birbirine zorla sırıtmaya? bi de üstünü üstlük selam filan vermek zorunda kalırız, allah koru ya rab. altıncı kattan aşağı inmek için de üçüncü kattaki asansörü "yukarı" düğmesine basarak çağırmak farzdır. avrupai mantık bunu emreder.
velhasılı kelam, insanlık ölmüştür burada.
öte taraftan pek de beğenilmeyen, gecekondu denilen yerlere göz atarsak:
herkes en azından en yakın çevresini tanır. muhabbette bir engel yoktur. tamam maddi olanaklar kısıtlıdır ama hala gülmek ayıp değildir. yardıma ihtiyacınız olduğunda mutlaka çalacak bir kapı vardır. ataşehirde annen evde olmasın, dış kapıyı açtırabilmek için basacağın bir zil yoktur. milletin çocuğu kapının önünde oynarken "merhaba çocuklar, napıyosunuz?" derseniz acilen tüm anneler aşağı iner, çocuklarını kapıp eve kilitlerler.
- yaşadığım yer.olumsuzlukları vardır tabii ki ama en azından düzgün yapılaşma, planlı çevre, yürüyüş yolları vs ile insana yakışır bir yerleşim yeridir.emlak bankasının başlangıçta vaadettiklerinin bir kısmı gerçekleştirilmemiş olduğu için bazı açılardan kazık yemiş hissedersiniz kendinizi.
müteahhitin çimentodan demirden çalarak inşa ettiği bir binada oturmak için para ödemektense, depreme dayanıklı ve fonksiyonel özellikli dairene taşınıp 5-10 yıl vadelerle kira öder gibi ev sahibi olabilme avantajı küçümsenmeyecek bir avantajdır.özellikle yıllarca yoğun olarak çalışıp ev almak için denkleştirebildiği parayı zor kazanmış, hakikaten zor kazanmış insanlar için iyi prim yapan ve verdiğim paraya değdi denilebilen kalitededir.
kiraların yüksek olması nedeniyle sürekli taşınan komşularla komşuluk yapabilme imkanı azdır ama isteyen de yapabilir.oturan insan profili çalışan kesim olduğu için gündüzleri pek bir sakin olur.
ataşehir'in mevcut avantajlarını sunabilen daha eski, ruhu olan bir mahallede oturabilme imkanım olsaydı, orayı tercih ederdim yine de.
- istanbul'un en güzel yerleşim yerlerinden bir tanesi. düzenli, geniş sokakları vardır. çevre düzenlemesi ortalamanın üstünde iyidir.
bir olumsuzluğu alış-veriş yerlerinin sınırlı olmasıdır. iş bu sebeble ataşehir'de daha fazla mağaza, market açılmalıdır. büyük marketler işi götürüyor, migros gibi. yemek yemek içim mcdonald's veya burgerkin'den başka yer yoktur, doğru düzgün.
- herşey düzenli olmasına rağmen bir türlü ulaşım sorununu cözememiş uydu semt ya da kent
- uydukent iken belediye olan semttir.
- bir saniye arkasından gittiğiniz komşunuzun dış kapıyı suratınıza çarpıp, "kendisi açsın banane" tarzından davranışlar sergilemesi mümkündür. geçtiğimiz günlerde yeni kokoreççinin açıldığı semttir. hızlı atıştırma adına mc donalds ve burger king'e alternatiftir hoştur, otantiktir. bide bu semtte piya diye marketimsi bişeyler varki kazığın budaklısıdır. altında hummer la dolaşanlar pek farkedememiştir durumu, halen ordan çıkmıyolar. garip.
- çoğunluğunu çalışan kesimin oluşturduğu sakinleri nedeniyle özellikle gündüzleri güvenlik kurallarına uymanın büyük önem arzettiği bir yerleşim yeridir. çok daireli büyük bloklarda çoğu kişi birbirini tanımadığı için ve de çok sık yaşanan hırsızlık, gasp olaylarının çoğu iyi giyimli, düzgün görünümlü insanlar tarafından gerçekleştirildiği için bu kurallara dikkat etmek konusu sakinlerince zaman zaman abartılabilmektedir. ancak güpegündüz bitişik dairenin kapısının orta yerini bir oyuk oluşturacak şekilde kesip sonra da evi soyan kişileri hiç kimse duymayabilmekte, duysa da tadilat yapıldığını düşündüğü için güvenliğe haber vermeyebilmektedir. bunu yapan insanların apartmana girebilmeleri ise ancak yardımsever bir komşu ile mümkündür. bu tip yaşanmış örnekler herkesi az çok etkilemiştir.
örneğin feriköy'de beş katlı ve 10 daireli bir apartmanda oturduğum dönemde, giriş katında oturmam nedeniyle, dış kapıda kalan komşulara ve misafirlerine kapı açmayı kendime bir görev bilmişken, ataşehir'de hiç bir kuvvet tanımadığım bir kişiye kapı açtıramaz bana. bu iyi bir şey değildir ama gereklidir.
|