hastanedeyim birkaç arkadaşla, üsteğmen var başımızda. arkadaşlardan biri izinsiz olarak kantine gidip gelir,
-nerdesin lan sen
-kantindeydim komutanım
-bana hatırlat, bölük iştima alanına gidince sana tecavüz edicem.
-...
-tamam mı lan?!
-emredersiniz komutanım!
-şimdi arkadaşlar, tören provalarını koordine edecek birkaç kişi lazım var mı gönüllü?
-...
-iyi ben seçeyim o zaman. sen gel
-komtanım benim bacağım kasıldı
-benim de orta bacağım kasıldı bişey olmaz!
-umut, kapıyı açartırır mısın, çöp kamyonu gelecek şimdi
-efendim, çöp kamyonu geçmez ordan, dün mümin albayın aracı zar zor geçti.
-yavrum, sen aç.
-valla geçmez efendim.
-oğlum sen aç ben geçirtecem o kamyonu ya!
-geçmez ki efendim.
-bak umut, ben bir yüzbaşıyım, geçer dedim mi geçer, benimle mücadeleye girme umut, yenik düşersin umuut!!
-yahu umut, biz plaja geldik de, cankurtaran falan yok, nasıl yüzme eğitimi vericez biz bu çocuklara?
-efendim, ben bilirim yüzme, sağlıktan da anlarım az çok.
-siktir lan.
-valla efendim.
-ya oğlum, bak bu adam taa şırnak'tan gelmiş. suyu bir bardakta, bir de burda görmüş, ben şimdi nasıl sana güvenip de bırakayım bu çocukları??
ne hikmetse bu hatıraları anlatan kimseler ya bir orgeneralin koruması olarak yapmışlardır askerliklerini, ya çok rahattırlar askerlikleri boyunca, ya gıcık oldukları astsubayı dövmüşlerdir de astsubay birşey diyememiştir falan filan.
misal geçenlerde berberim bana bir orduevinde resepsiyonist olarak askerlik yaptığını söylemişti.(burası tamam)
devamı: bir gün geç bir saatte orduevine gelen bir albayın oda istemesi üzerine bizim resepsiyonistimiz "komutanım oda yok" demiş, albay da "nasıl olmaz, hayt huyt" deyince "buyrun komutanım" diyerek boş bir kağıt uzatmış önüne. albay "bu ne lan?" diye sorunca, "komutanım bana haksız yere bağırdınız, buyrun savunmanızı doldurun" demiş. işin en ilginç tarafı ise albayın oturup bu savunmayı doldurarak kendisine verdiğini iddia etmesiydi. bir de inanarak anlatıyor, yazık.
hayır, anlamıyorum. herkes mi böyle yaptı askerliğini? ben daha "abi ben askerde tuvalet temizliyordum" diyeni görmedim. ne yani, "kesin kendi istemiştir tuvalet temizlemeyi" diye düşüneceğimizi mi sanıyorlar nedir?
ek: daha önce yazılmış bu, oraya da bakılabilir: (bkz: @616355)
anlatana, bir insanın başına bu kadar mı ilginç şey gelir, yoksa bütün bölüğün başına gelenleri kendi başına gelmiş gibi anlatıp bizi mi yiyosun diye iki soru sorulması gereken anılar.
bu hatıralar dikkate alındığında askerlik yapanların yarısının çok rahat, paşalar gibi askerlik yaptığı, komutanlarla enseye tokat göte pandik seviyesinde yakın olduğu görülürken diğer yarısının da çok zor şartlarda, sürünerek askerlik yaptığı, ortaya çıkar. ne hikmetse bu ikisinin ortası hiç yoktur.
bir gün gene nöbetteyiz, kar yağıyor, hava soğuk, tipi var, neredeyse göz gözü görmüyor. dinliyormusun ercan?
allah inandırsın, duvara yaslanmış bir vaziyetteyim, keyifler gıcır, ağzımda sigara var, kepimi çıkarmışım, bağdaş kurup serilmişim öylece.
bir de ne duyayım. nöbeetçieee! diye kulakları sağır eden bir ses. sesin sahibi tanıdık birine benziyordu. tanıdım, bu bölük komutanının sesiydi.
hemen ayağa kalkmaya çalıştım. ağzımdan sigarayı attım ve kepimi taktım. derhal komutana doğru koşmaya başladım. hızla komutana doğru ilerlerken tam komutana 3 metre kala ayağım taşa takıldı ve tekmil veremeden düştüm.sol ayağım feci şekilde ağrımaya başladı.
-'kalk lan ayağa şerefsiz' dedi komutanım.
hemen ayağa kalktım ve tekmil verdim. komutan ne dedi biliyormusun?
-sana ben ceza verecektim ama allah senin cezanı verdi dedi.
sonra 50 tane de şınav çektirdi bana, arada nizami şınav çekmem için sırtıma bile bastı. 3 haftasonu da bölükte tuttu beni. gerçi ben o cezaları haketmiştim o ayrı mevzu.
askerlik zor geçti be.