yasalar gereği, belli bir yaşa gelmiş her türk erkeğinin yapması mecburi olan vatandaşlık ödevi.
zıttı için;
(bkz:
vicdani ret)
milletimizin düğünle zurnayla kutladığı bir seremoni havasında geçen kültürümüzde yer etmiş erkek hayatının dönüm noktalarından birisi.diğerleri için;
(bkz:
sünnet olmak)
(bkz:
evlenmek)
ne kadar anlatılırsa anlatılsın, kesinlikle askeriyenin kapısından girmeden ne olduğu tamamen anlaşılamayan duygular bütünüdür. tanıdıklarınızla vedalaşmanız, askerliğin nasıl bir şey olduğunu duyduklarınızdan bilmeniz, yaşayacağınız bir çok acı-tatlı olay otobüse binerken kafanızda dönüp durur. ama hala askerliğin nasıl bir şey olduğunu bilmiyorsunuzdur. acemi birliğine girip içerisini görünce ve acemi eğitimlerine başlayınca kafanıza bir fil düşüyor birden. "ben nereye geldim? ne yaptım?" diye düşünmeye başlıyorsunuz. ilginçtir, askerlik bitince de askerlik ortamınızı özlüyorsunuz. (insanoğlu nankörmüş meğer...)
aile büyüklerim dermiş hep "askere gitmeyen adam budanmamış ağaca benzer" diye. askerlik gerçekten de birşeyler kazandırıyor insana. gidildiği zaman erkek adamı yontuyor. insanları tanıtıp nasıl davranması gerektiğini nelerinin değişmesi gerektiğini gösteriyor.
bunun daha da beteri vardır:
(bkz:
askerden gelmek)
lisans mezunuysanız ve kısa dönem yapmak istiyorsanız hakkında; " kasım ayındaki sınavlara girin ve toplam 3 gün süren sınavların sonuncu günü mümkünse öğleden sonra girmeye çalışın " nacizhane tavsiyesini verebileceğim kavram.
tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya bak şiarının en çok geçtiği konudur askerlik. sıçtık yani.
her türk vatandaşı erkeğin yaşı geldiğinde yerine getirmesi zorunlu, anayasal görev.
ayrıca askere gitmeyene iş vermiyorlar.
hayatı eğlenceli bir bilgisayar oyununa benzetebilirsek ki ben benzettim, askere gitmek level 3'tür. yani, türk erkeğinin hayatındaki sünnet olmak ve okulu bitirmekten sonra gelen 3. aşamadır. devamında iş bulmak, evlilik, çocuk sahibi olmak gibi aşamalar vardır.
12 ağustosta gideceğim yer.şimdiden moda girdim bile."düğmem altı aydan başlar."
belli bir süresini zorunlu ve geriye kalan nerdeyse %80 kısmını güya gönüllü yaptığımız iş.
21 kasım 2007'de yapacağım kutsal eylem. umarım sağ sağlim ama onurlu bir şekilde vatanıma hizmet etmiş olarak dönerim.
son 20 küsür günde zaman zaman karışan duygular,zaman zaman gidecek olmanın tatlı heyecanı,zaman zaman ilk defa silahla tanışacak olmanın ürkütücülüğü,zaman zaman tavana vuran milliyetçi duygular,zaman zaman neyle ve kimlerle karşılacağını düşünmekten karışan düşünceler,iyi dilekler,hasas duygular,acemi birliğnin neresi olacağını beklemenin verdiği sıkıntı ve geçirelecek olan 15 ay sonrasında bekleyen gerçek hayat...
vatani görev.
süresi tam olarak kestirilemediği için 5 ila 12 ay sonrası dönem için plan yapmak, "tekrar iş bulabilecek miyim döndüğümde acep?" sorusuna yanıt aramak. ancak askere giden ne kadar tanıdığım varsa zorluğunun yanında bir kötü huyunu yendiğini söyleyip geliyor. hatta panik atak'tan muzdarip bir yakınım, bu olayın askerden sonra bittiğini bile anlatmıştı. darısı başıma.
ilk başlarda mehtap, sonrada şafak sayarak geçirilmeye çalışılan dönem.
tezkereyi alalı 6 ay olmuş bir yazar olarak şunu demeliyim ki `herşey gözünüzde büyüttüğünüz kadar büyüktür.
ben düşünmüyorum gitmeyi. öyle olmuyor ama galiba o işler.
şu hayatta en sevmediğim işlerden birisi hayatımı yönlendirecek kararlar vermek olduğundan, askerliğe karşı garip bir sempati duyuyorum. üniversite, akademi, iş, para, karşı cins gibi devamlı etrafımızda dolaşan sorunlardan kurtulmanın en güzel yolu, bu konularda bir şey yapamamak olurdu. askerlik de tam olarak bu şansı veriyor size: askerdeyim, ne yapabilirim ki?
dahası askerliğin kendisi kaçınılmaz olarak karşınızda durduğundan "askere gitsem mi?" gibi sorularla da boğuşmanıza gerek yok. başka hiçbir şeyde olmayan "gideceğiz, ne yapalım..." deme rahatlığı var askerlikte. zaten şanslıysanız sadece emir alıp uygulayacağınız bir dönem askerlik, ve bu sınırlandırılmış hayatın da kendine göre güzellikleri var. insan daha mutlu olabileceğine inanırsa üzülür. oysa askerlikte mutlu olamayacağınızı bilirsiniz. üzülecek bir şey göremiyorum bu yüzden. hatta iddia ediyorum ki; yeterli adrenalin ve keskin bir emirle ölüme gitmek bile zor değildir. dönüşte düzeni sorgulatacak fizikî ya da ruhî bir sakatlığınız olmadığı sürece sorun yok.
neticede, ölüm gibi duruyor askerlik karşımızda. kaçınılmaz olması korkunç olmasını gerektirmiyor. aksine askere gitmek bir kaçış gibi geliyor bana, intihar gibi. konuşmak kolay tabii. du bakali...
giderken bünyede çok sıkıntı yaratan ve alakalı alakasız tüm insanlardan öğütler dinlediğiniz vatan borcu. süresi ve düştüğünüz yere bağlı olarak sıkıntılı ya da rahat geçebilecek bir dönem. askerliğin en güzel yanı zihni dinlendirmesidir. şöyle ki, ne zaman yatacağın/kalkacağın, yemek yiyeceğin, tuvalaete gideceğin, çay içebileceğin vs nin sana söylenmesidir. düşünmeye gerek yok. herşey emirle. ama tabi bu süre çok uzarsa dönünce bir afallama yaşanabiliyor.
27 şubat 2009'da yapacağım kutsal eylem. umarım sağ sağlim ama onurlu bir şekilde vatanıma hizmet etmiş olarak dönerim.