askerde mantık yoktur   

adana çık aradan

  1. veciz sözlerimizden...asker toplumu olmakla ne kadar övünsek de ara sıra yermeyi de ihmal etmemek lazımdır tabi...yine de şikayet etmek yerine biraz da askerlerin gözünden bakmak olaya farklı bir boyut katabilir inancındayım...
    o gün astteğmen yorucu bir eğitimin ardından soluğu evinde almıştır..asker karısı hüviyetindeki hanımı tüm sıcaklığıyla karşılar..
    -nasıldı kocacım günün..iyi geçti mi?
    -sorma hatun,bir yorulmuşum ki..aman aman..
    -benim mantıklı kocacım..yorulduğunu bile o kadar mantıklı dile getiriyorsun ki,bi de siz de mantık yok derler.
    -ya öyle..bugün görecektin..tam 20 kez sıraya geçirtip saydırdım ibneleri...
    -ohh canın sağolsun benim mantık abidesi kocam..
    (tutkuyakar, 20.03.2005 19:13 ~ 01.04.2005 23:07)
  2. (bkz: beylik cümleler)
    (lapsus, 20.03.2005 19:44)
  3. askerde eski tecrübelere ve genel mantık kurallarına göre hazırlanmış büyük bir disiplin vardır ve bu disiplin büyük bir mantığa sadakat ilkesiyle korunur.
    mevcur kurallar zembille inmediğine göre veyahut bir sadistin aklından çıkmadığına göre tabiki mantık çerçevesinde oluşturulmuşlardır. peki neden insanların mantığını mantıksızca dinlememezlikten gelir derseniz: genel mantık (kapsayıcı, üst mantık) özel mantığın(şahıslara bağlı olan, anlık,ast,kapsanan) üzerindedir. yani genel kurallar için bir kaç insanın mantığı önemsenmez. askerde mantık budur.
    işin yapılması gerekiyordur, işin yapılması için de gereken eylemler listelenir: "bunlar, bunlar, bunlar..." diye sıralanır, mantığı en ince ayrıntısına kadar gayet mantıklı olarak irdelenir, son karar verilir. karar verildikten sonra uyulama aşamasında özel mantığa bakılmaz, amaç aracı meşru kılar. askeriyenin mantığı budur.
    genelde mükemmel bir düşünülmüş mantık dizileri, özelde ise mantıksız mantıklar.

    (ben de ne zamandan beri askeriye ve dikta uzmanı oldum bilmiyorum*)
    (hell guardian, 20.03.2005 19:52 ~ 19:53)
  4. (bkz: mantığın bittiği yerde ordu başlar)
    (easy company, 20.03.2005 21:22)
  5. bağlı bulunduğu ülke için acı bir durumdur. zira mantıksız kişi ve kurumlardan rasyonel kararlar alması beklenemez. kaldı ki bu türkiye'de söylenen bir sözdür. yetkilerini aşan; politikaya, seçilmişlere korku salan, şubat soğuğu estiren güçlü bir ordunun var olduğu türkiye'de...
    (analist tilki, 12.01.2006 06:01)
  6. mantık dersi hocamın "hayatımın her anında mantık geçerliydi, askerlik hariç" diyerek doğruladığı cümledir.
    (eudaimonia, 12.01.2006 14:50)
  7. (bkz: hangisinde)
    (odaman nehapak, 12.01.2006 15:01)
  8. şöylede bir anısı vardır. hoca üniversite birinci sınıf öğrencileriyle ders işlemektedir, bir ara kapı çalar ve içeri üniforması üzerinde bir albay girer.
    - xxx hocanın mantık dersi burda mı?
    tüm sınıf dumur, hoca hayır der ve kapı kapanır.
    "a haa darbe oldu" vs.. geyikleri içinde duruma alışık olmayan bir öğrenci
    -hayırdır hocam, ne yapacak mantık dersini?
    -bilmiyorum ki, askeriyeye mantık götürecek herhalde..
    sınıf kopar.
    not: olay gerçektir ve sözkonusu kişi bölümde doktora yapan bir askerdir, zorunlu derslerden biri olan mantık dersinin sınıfını aramaktadır.
    (pandoranın email kutusundan, 13.01.2006 22:39)
  9. farklı bir mantığı olduğundan bahsetmek belki daha doğrudur. memleketin dört bir yanından gelmiş onca adama hangi mantıkla davanmak doğru olur ki. mantık da kime göre... doğuluya mı, batılıya mı, okumuşa mı cahile mi, zengine mi fakire mi, yakışıklıya mı çirkine mi, iş sahibine mi işsize mi? kime göre mantık. en iyisi kaldıralım şu mantık denilen şeyi. adı askerlik olsun yeter...
    (blefescu, 15.01.2006 14:41)
  10. eskilerden kalma bir adet vardır, tuvalet deliğine uzunca bir demirin ucunda yer alan beton kitlesi oturtulur ("demirli beton" diyelim buna). bunun sebebi o delikten çıkabilecek türlü sıçanı engellemektir bilindiği üzere.

    askeri bir birliğin tuvaletinde ise aynen şöyle bir uyarı vardır:
    "tuvalete oturmadan önce betonu kaldır".

    "ne yani, betonun üzerine sçacak değiliz ya? bu ne saçma salak, bu ne mantıksız bir uyarıdır?" diye düşünmeye başlayan sığ düşünceli insanların iç seslerini duyar gibiyim. ama madalyonun öteki yüzü öyle değil sanırım; gelin bir de o uyarının tarihçesine bakalım.

    o tuvalette o uyarı yokken de o "demirli beton" vardı tabiki. herkes halinden gayet memnun bir şekilde hacetini gideriyordu. gelgelelim askerlerden biri birgün ishal oldu ve karnının ağrısını farkettiğinde tuvaletten çok uzaktaydı. koştura koştura tuvalete gitti, kapıyı açtı ve deliğe bakmaya fırsat bulamadan, can havliyle, oturdu. oturuş o oturuş. o demir sap askerin anüsünü parçaladı ve doğuda bulunan bu askeri birlikte (ki geçmiş bir tarih olduğunu "demirli beton"dan çıkarmışsınızdır sanırım) kısıtlı imkanlar sebebiyle asker kurtarılamadı. şimdi bir düşünün bakalım. o asker neden öldü? tuvaletin deliğinde duran o "demirli beton" yüzünden. ve bildiğiniz üzere o asker hakkında birileri birilerine mutlak surette hesap vermek zorundaydı. bu hesap kimseyi kurtaramazdı ama bundan sonra aynı hesabın getirebileceği yükün altına girmemek için o tuvalete o uyarı asıldı.

    bu şekilde de düşününce askeriye o kadar mantıksız geliyor mu? gelmiyor değil mi?
    (gxix, 05.05.2006 22:23)
  11. (bkz: her türk asker doğar)
    (libertar, 06.05.2006 01:21)
  12. - rahat hazrool!! aranızda sözlük yazarı olan var mı?
    - statüsü - 150 den aşağı olanlar bir adım öne çıksın!
    - alın bu askerlik anket defterini, bütün taburun askerlik anılarını yazın!
    - sola dön! uygun adım, marşş! sol..sol..sol! yürüyün lan!
    (deniz büyücüsü, 16.02.2007 17:53)
  13. kendi yaşadığım; basit bir örnek vereyim, var mı yok mu karar verin. usta birliği için birliğime gittim. ilk farkettiğim şeylerden birisi araç sıkıntısıydı. şöyle ki ; karakollara yemek dağıtan araç her işi yapıyor ve bütün birliklerde göreve çıkarılacak araç sıkıntısı var. halbuki bütün land roverlar (tümene bağlı bütün birliklerde) garajlarda bekliyor ve göreve çıkmıyor. nedeni ise bir sene önce bu araçların biriyle şoför kaza yapmış ve takla atmış. bundan dolayı tümene bağlı bütün birliklerde işler aksasa da, araç sıkıntısı da olsa bütün land roverlar cezalı, göreve çıkması yasak.
    (tekmeleyen kuş, 16.02.2007 18:57 ~ 18:58)
  14. hiyerarşinin mantık ve etik dışı olduğu iddiası temelsiz ve hesapsızca sokağa salınmış bir düşünce kırıntısıdır. hiyerarşinin mantığını hemen açıklayayım. askerlik denen olgu savunma için vardır. amaç nedir? dış tehditlere karşı ülkeyi ve milleti korumak. bu koruma işinin layıkıyla yapılabilmesi için bir sistem geliştirilmiştir ve bu sistemde her bireyin kendine ait bir görevi vardır. örneğin, hiyerarşik düzenin en altındaki erin görevi ateş ve manevra ile düşmanı etkisiz hale getirmektir. bu erin hiyerarşik düzendeki bir üstü olan tim komutanı, timini, düşmanı etkisiz hale getirme hususunda sevk ve idare eder, gerektiğinde emirlerini vererek timindeki erleri yönlendirir. bu tim komutanı, manga komutanının altında bulunur ve manga komutanı da kendisine verilen görevi tim komutanları vasıtasıyla uygulatır ve yine bu işlem için emir vermesi gerekir. manga komutanları, mangalarıyla beraber bir takım komutanının emir ve komutası altındadır ve takım komutanı da bir üstü olan bölük komutanından aldığı emirleri takımına uygulatarak onları sevk ve idare eder. bu hiyerarşik yapılanma genelkurmay başkanına kadar gider. bu silsile sistemli bir çabanın ürünüdür ve kendi mantığını içerir. siz bu silsile içerisinde, size verilen görevleri yaptırmak için astlarınıza emir verirsiniz ve bu emir verme yetkisi size hiyerarşik yapılanma sayesinde verilir. bu kanunla belirtilmiş bir olgudur. emir vermek, bir üstünlük ihtirası değil, işlerin yürütülmesi için gerekli bir harekettir.sistem bellidir ve size sınırlarıyla belirttiği yetkiyi vermiştir. siz bu yetkiyi kullanıp bu döngüsel sistemdeki çarkların dönmesine katkıda bulunursunuz. emir vermezseniz çarkların bir dişlisi kopar ve sistem bozulur. işte emir verme hususunun bu denli önemli olması sebebiyle mutlak itaat kavramı geliştirilmiştir. mutlak itaat, astın, üstün emrini sorgusuz sualsiz yerine getirmesidir. buradaki sorgulama olayının yokluğu, emrin süratli bir şekilde yerine getirilmesi içindir. ast emri sorgulayıp, kendine göre yorumlarsa yine sistemin çarklarında bir bozunma meydana gelir. çünkü emir verildiği şekliyle yapılmalıdır. herkes aldığı emri yorumlayıp, kendi yorumunagöre yaparsa sistem gevşek bir hal alır ve faaliyetlerin hiçbiri asıl amacına ulaşmaz. işte bu işin mantığı budur.

    biz bir ordu hakkında konuşuyoruz. yani gerektiğinde savaşacak kişilerin oluşturduğu bir ordu. şimdi kalkıp da bu orduda hiyerarşik yapılanmanın mantıksız olduğunu savunmak, mantıksız olmasını bir yana bıraktım tehlikelidir de. bu hiyerarşik yapılanma daha esnek de olsa her kurumda olan birşeydir. hiyerarşik yapılanmayı mantıksız bulan kişinin kendine herhangi bir kamu kuruluşunda veya özel bir girişimde yer bulabilmesi, asıl mantıksız olan durumdur. insanoğlu doğası gereği eşit yaratılmamıştır ve her zaman birileri, birilerini yönetmek durumundadır. tarih boyunca da bu böyle olagelmiştir zaten. bu yönetme işlevinin kötü niyetli olarak kullanılması insanın doğasından kaynaklanan bir sorundur, ki bu da başka bir yazının konusu olur, bunun da hiyerarşik yapılanmanın kaldırılmasıyla çözülebileceğini sanmıyorum.
    (hanzo, 25.02.2007 16:53)
  15. yok sanırdım ama askerde herşeyin bir mantığı varmış. bölük komutanı postası olduğum için bölük komutanıyla bu konu hakkında konuşma fırsatım olmuştu. ikna oldum ben.

    - komutanım askerde neden mantık yok?
    - nasıl yok?
    - öyle derler ya komutanım.
    - olur mu. askerde mantıksız hiçbir şey yoktur.
    - mesela geçen depoyu boşalttırdınız... sonra boşalttığımız depoyu aynen geri doldurduk. bunda mantık nedir ki?
    - olm herşeyi gelip askere açıklayacak halimiz yok ya. gelip açıklama mı yapacam sebep şu şu diye.
    - işte o zaman askerde mantık yok gibi duruyor komutanım.
    - var. ege ordu dan bana yazı gelmiş. acil durumda deponu kaç saatte boşaltırsın diye soruyolar. siz sallana sallana 1 saatte boşalttınız, demek ki acil durumda 15 dk. da tamamdır. gelip açıklamamı yapayım?
    - peki komutanım bu ışığı söndür yazısı, aynada yazan kıyafetini düzelt yazısı neden her yerde yazıyor?
    - askeriye eğitim yeri. sen o ikazları göre göre askerde sürekli kıyafetinin düzeltilmesi gerektiğini idrak ediyorsun. sadece kendin için düşünme. ayna yı ilk kez gören adamlar var askere gelen. bu adamlar sivilde de ayna görünce kıyafet düzeltilmesi gerektiğini öğreniyorlar.
    - peki komutanım, acemi birliğinde denetlemeler oluyor ya mesela general gelecek diye köşe bucak her yeri temizletiyosunuz, hatta bakmayacağı yerleri bile... nitekim de bakmadan gidiyor.
    - kim dedi denetleme için olduğunu?
    - yoksa niye temizledik ki o kadar?
    - bir alay komutanı ayda 1 yada 2 kez alayının en mükemmel, en temiz halini görmek ister. bunu da denetleme zamanına denk getirir. generalle ilgisi yok... sanki general aptal bilmiyo sizin bir gün önceden naaptığınızı... o da bi dönem alay komutanıydı. geçti bu yollardan...
    - peki komutanım, ceza yemiş tanklar falan var?
    - askerde bir başarısızlık varsa mutlaka yaptırım gerektirir. tankı kullanana ceza kesip sicilini bozmaktansa tanka kesmek daha mantıklı değil mi? disiplinin gereği yaptırım. yoksa ipin ucu kaçar...
    - peki komutanım nöbette dışardan kapkaçcı falan kovalarlarsa önünden bile geçse müdahale etmeyin diyorsunuz?
    - herkes kendi bölgesinden sorumlu. cadde den sanane... orası polise ait. hadi git çay getir çok soru sordun sen... saçlarına da bi daha jöle sürme. mehmetçik diil mehmet bey amına koyyım. ne skime sürüyon onu?
    - emredersiniz komutanım*
    (madboy develop, 15.06.2008 01:39 ~ 24.07.2008 07:48)
  16. doğrudur.

    ama zevklidir. alice in wonderland'i bu dünyada yaşatırlar adama. örnek veresim var...

    askerliğimin ilk günü 13 aralık 2005 06:37 sabah içtiması... dakika bir gol bir...

    - sen. üşüyor musun?
    + evet komutanım.
    - emrediyorum hava sıcaklığı 30 derece
    + (oooh içim ısındı...)
    (hansvoralberg, 15.06.2008 01:46)
  17. % : helikopter
    & : munzur dağı
    # : tabur komutanı
    + : helikopterden inen bol yıldızlı karizma komutan
    - : bedbaht bir nefer
    $ : cem-i cümlemiz

    % : cıv cıv cıv cıv cıııv cıııv cıııııyuuuv cıııııııııııyuuuuu.
    # : rahaaut hazroul, dikkaiiytt ... bilmem ne taburu emir ve görüşlerinize hazırdır komutanım.
    + : merhaba asker!
    $ : sauulllll
    & : munzur dağından tekrarlı 5 eko
    + : nasılsın?
    $ : sauuullll
    & : munzur dağından tekrarlı 5 eko
    + : ....
    + : hazırol'da ve -5 derecede 1-saat konuşma
    + : ...
    + : şşş olm sen! elindeki tüfeği yarrak gibi niye sallıyorsun.
    - :
    (void, 15.06.2008 02:18 ~ 02:23)
  18. askerde mantık yokur, askerde silsile vardır. askerde en üst kademede verilen emir silsile yoluyla saçıla saçıla mantıksız emirlere dönüşür. erbaşların zeka seviyesi ile mantıksızlık doğru orantılıdır. aynı şekilde erlerin ve kısa dönem erbaşların da zeka seviyesi ile mantık arama ters orantılıdır. yani en zeki kısa dönem erbaş en az mantık arayan asker olmalıdır ki günleri rahat geçsin.
    (moradam, 15.06.2008 03:15 ~ 03:19)
  19. sene 2000, aylardan ağustos, ben sahra sıhhiyedeyim. gitmeden önce benden önce sahra sıhhiyeyi tecrübe etmiş ve sonrasında yedek subaylık hizmetini muazzaf subay olarak aynı birlikte yapmış meslektaşım arkadaşlarımın tavsiyesi üzerine sürünün içinde kalma çabası içinde subay kurs taburunda takılıyordum ki tabur flamasını askerlikteki tabirle bana çaktılar. o ana kadar takım komutanlığı ve manga komutanlığından bile itinayla sıyırmışım ama söz konusu flamayı şahsıma zimmetleyen birer adet çatal bıçak ve bir kaç yıldız sahibi bir adam olması nedenli başkasına çakma şansım yüzde olarak da eksilerde.

    her allah' ın günü, yaklaşan garnizon komutanının edok komutanı korgeneral nezaretinde yapılacak devir teslim törenine hazırlık amaçlı, elimde flama, ben önde tabur arkamda güneşin altında dön babam dönüyoruz. tabur komutanı ve bölük komutanları taburun etrafında fır dönüp, tek tek hatalı gördüklerini düzeltmeye ve yaş ortalaması 30' un üzerinde dr., diş hekimi, eczacı adamları motive etmeye uğraşıyorlar. oldum olası, babam kursa emir kipli cümleler beni gerer. komutanlardan biri arkalardan bir yerden bağırarak emrediyor sağa dön, delleniyorum, delleniyorum, sıcağın altında saçlarımın katili kepimden ziyade sinirden her saç kökümden ter fışkırıyor ki hepsini tek tek hissediyorum, ama el mahkum, ben dönüyorum, tabur peşimden geliyor. artık bir yerlerde kayış sıyırdı, emir sağa dön diye geliyor, ben sola dönüyorum, döndüğüm rotada üç adımda taburca ağaçların arasına dalacak olsak da. en sonunda bölük komutanım çekti bir kenara '' değil eğitimde, törende ters yöne dönecek olsan almayacağım senden o flamayı'' dedi sert ve kararlı bir şekilde. uzman dr. abiler var benden yaşça epey büyük,'' oğlum yapma, yakacaksın kendini '' diye nasihat veriyorlar, iki dakika boş kalsak. neden bilmem belirli bir zaman sonra bende girdim o mooda aldım gazı, canavar bir sancak beyi oldum. hadi beni geçtim aramızda, benim yaşımda çocuğu olan yardımcı doçentler, başhekimler var, onlar benden de beter gazı almış durumda. inleteceğiz ortalığı törende taburca rap raplarımızla, kararlıyız.

    tören sabahı gene bölük komutanımca çekildim bir kenara, ''daydreamer' ım, kanaryam ( aslanım da olabilir ) tabur dağılsa da sen aman dağılma, sana bakarak toparlarlar, herkes sana bakacak zaten, gerisi kaynar arada. korgeneral konuşma yaparken sakın kımıldama, elinde ki flama ayak parmaklarını postalın içinde kımıldatsan oynar. sakın kanaryam ( aslanım da olabilir net olarak hatırlamıyorum ), göreyim seni'' gazlarını kombo bir şekilde aldım. ''emredersiniz'' i çaktım, aldım flamamı, ben önde aramızda rütbeliler, tabur arkada, düştük yola. bizden önce astsubay öğrenciler daldı meydana marşlarla, selamladılar protokolü, geçtiler tabur tertibinde protokolün karşısına sas duruşta. rahat hazır olda tek bir organizmadan gelir gibi bir seferde ses çıkaran rap rapları ve gene tek bir organizmadan gelen ''saol''larıyla kendi şovlarını icra etmekteler. aslında iki tabur peşpeşe girmemiz gerek alana ama almışız gazı, kararlıyız. sesimiz de onlardan gür çıkacak, rap raplarımız da daha sert olacak, esas biz yapacağız şovumuzu. onlar geçsin bitirsin, biz sonra geçelim, alalım alkışı diyoruz.

    meydanın girişine yaklaşırken yürüyüş kararı saydık ki, fenerbahçe tribününde geçti ilk gençliğim, ben böyle ses duymadım. bizim sesle o anda astsubay çocukları alkışlayan protokol ve davetliler bir anda alkışı kesti ve yaklaşan bizleri beklemeye başladı. gündoğdu ' yla daldık meydana, bir tur astsubay taburunun önünden geçtik ki prokolün önünden geçmeyelim marş bitmeden. istediğimiz gibi ayarlamayı başarıp, tekrar girişe geldik. protokolün önünden geçmek üzere rotamızı sabitledik. kanaryalar gibi selamladık protokolü ki alkış kıyamet koptu. yerimizi aldık, bizde başladık, tören rahat, hazır ol, sağ ol şovumuza. sonra tören bölüğü önlerinde işlemeli sancakla geldi, bizimde havamızı yerle bir etti ki açmayalım bu konuyu çok bozulduk taburca.

    en nihayetinde, korgeneral kalktı prokolden, konuşurken bize arkası, yüzü protokole dönük kalacak mikrofon platformunu geçti, direk önümüze geldi. o teşekkür ediyor, biz saol diye bağırıyoruz. o rahat hazır ol yaptırıyor, biz çat çat yapıyoruz. en sonunda bizi selamlamada bıraktı, geçti mikrofonun başına.

    güneş tam karşımızdan geliyor, elimde vücudumla doksan derece açıda tek parmakla alttan desteklediğim flamam. epey bir konuştu, uzun uzun, hezin hezin. her yerimden terler damla damla akıyor, kaşındırıyor, artık kaşlarım kirpiklerim tutmaz oldu teri, gözlerime kaçıyor, gözlerim tuzdan yanıyor, ama ben hiç kıpırdamıyorum. lanet olası rüzgar hiç ama hiç esmiyor, biraz olsa serinletirdi oysa esse. hiç bulut yok, güneşi birazda olsa gölgeleyecek. güneş, flamam ve ben. zaman geçtikçe önce yavaş yavaş kararmaya başladı her yer. kafam, sanki boynum bir ayçiçeğinin sapıymış gibi iradem dışında düşüp, çenem göğüs kafesime gelecek şekilde dayandı. kısa bir süre sonra önce bir uğultu başladı kulaklarımda sonra hiç bir şey duymamaya başladım.

    gözümü açtığımda sırt üstü gölgelik bir yerde yatmış buldum kendimi. ne olduğunu anlamaya çalışırken, bir baktım ki kel kafalı üç yıldızlı, kırmızı yakalı bir adam iki bacağımı ayırmış, sırtım hala yerdeyken kaldırıp iki koluyla belinin kenarlarına sıkıştırdığı bacaklarımı deli gibi sallıyor. kollarım havaya kaldırılmış, onları sallayan birer adamın kontrolünde. o esnada bir el palaskama davrandı, başka bir else pantolon kemerime. dedim kendi kendime, ya öldüm, kabir azabı öncesi hazırlık yada birazdan bu kel beni sikecek bunlarda yancıları. can havliyle kemerimi çözen el ve palaskamdaki elle mücadeleye başladım. sol elim tamamda sağ elde hiç güç yok. çalışmıyor meret benden bağımsız takılıyor, kullandığım kolum. duyuyorum ama tam anlamıyla sayılmaz, uzaklardan, ıktan geliyor sesler. görüyorum ama akşamdan 1 kurant devirmişim gibi acıyor gözlerim. ''bayıldın, yat aşağı, sakın kalkma'' dediler. dedim ''sağ kolum kırılmış sanırım, çalışmıyor, komutanım''. hiç cevap vermediler. ama hala kol çalışmıyor. sonradan öğrendim ki bayılırken kasılmışım, flama düşmeden beni havada yakalamışlar ama bir yandan beni arkaya çekerken, bir yandan flamayı kasılmış kolumdan almak için epey uğraşmışlar.4' e bir mücadelemde bir de baygın olunca, en sonunda bir şekilde elim iflas etmiş ve flamayı almayı başarmışlar. flamayı alan benim yerime geçmiş, törenin kalan kısmında.

    tören bitti, sağ elim biraz kendine geldi. dr. hadi sen git dedi. tam önceden kararlaştırıldığı gibi tören sonrası içtimaya katılmak üzere iç avluya gireceğim, bölük komutanlarından biri yolumu kesti. '' neden bayıldın? '' diye durmadan soruyor. ben '' bilmiyorum, bayılmışım işte'' diyorum. o bir daha soruyor. ben sıyırmak üzereyken biraz önceki dr. yetişti, bölük komutanıyla aramıza girip, o da ona bağırmaya başladı. '' bana sor bana, ben sana yazarım rapor, bırak çocuğu sıkıştırmayı'' diyor. o da ona sen karışma diyor. dr. daha rütbeliydi, kestirip attı. ''çocuk benim, müşahede altına almam gerek.'' gene anlaşamadılar, bana soruyorlar '' hastane mi, tabur mu? '' diye. dr. a teşekkür ettim, onlar tartışmaya devam ederken kendi bölüğüme döndüm.

    sonradan öğrendim ki askeri mantık gereği, asker güneşe karşı bekletilmezmiş ki harap olmasın. planlama hatası yapılmış. başta flamacılar olmak üzere, benden önce 8-10 kişi daha bayılmış. son düşen flamacı benmişim.

    gene de benim sağlığımı çok düşünmeleri nedenli çarşı iznine çıkmayıp, kışlada kalmam yönünde sözlü bir tavsiye aldım. ertesi sabah benim takım cezalıymış, alanda tören geçişi çalışıyorlar. ben onları beklerken ceza kapsamı genişledi, çarşıya çıkmak üzere sivilleri çekmiş tüm takımlar kamuflajları giyip, cezaya çıktılar. kaldım tek başıma. üstümde siviller, iç avluda cezadan dönecek arkadaşlarımı bekliyorum. sıkıldım en sonunda, ağaçların arkasına saklana saklana tören alanına yanaşırken, yakalandım. ne olur ne olmaz, bir yerlerde bayılır kalırım diye peşime benden habersiz iki er takmışlar. asker abiler sanki pkk kampına sızan istihbarat eri, zerre sezmedim peşimdeki askerleri. tam siper olmuşlar, çalıların arasında sürüne sürüne beni izliyorlarmış. tabii yakalandım sonunda. dünkü bölük komutanı ve benim ki cumartesi cumartesi tatil günü dememişler, çekmişler kamuflajları, cezayı bizzat uyguluyorlar. dünkü meraklı komutan başladı gene sorguya, ben ona cevap vermiyorum, benim komutanım da orada, bana o karışır askeri mantık gereği. zaten o da rahatsız olmuş kendi askerine karışılmasından, diğerine benimle kendisinin ilgileneceğini söyledi. bir yandan da belli gururu okşanıyor askerinin kendinden başkasını önemsememesinden dolayı. diğeri aldı kendi bölüğünü istirahata, benim bölük dön babam dönüyor, benim komutan yüksek tribünden emirleri yağdırıyor,'' sağa dön - sola dön - yürüyüş kararı say - gündoğdu marşı söylenecek, başla'' meraklı komutanın canı sıkıldı sanırım, kendi komutanıma dönük esas duruşda bekleyen benim yanıma geldi. her ne kadar bayılma işi kendi insiyatifimde gerçekleşmese de mahcubum komutanıma karşı, diline düşürdüm diğer komutanın. neyse eleman geldi yanıma başladı bağıra çağıra konuşmaya. '' evladım, şu boya, şu posa bak. seni çiftlik caddesinde gören kadın, kız ben bu çocuğa vereyim, bu çocuk beni takır takır siker der, ama sen bayılıyorsun'' ve benzeri istirahatte gölgedeki tribüne yayılmış kendi bölüğünü kırıp geçiren türlü türlü laflarla. en sonunda ceza bitti, bende bir daha bayılmamak için yeterli kalori depolamam gerektiği teorisiyle kendi komutanımdan izni alıp, çiftliğe aktım. bayılmamın il genelinde duyulması nedenli olsa gerek, bütün gün çiftlikte takılmama rağmen gel beni takır takır sik diyen bir hatun kişi olmadı. baktım cinsel hayatım sonlanacak, bir daha da bayılmadım zaten.
    (just call me daydreamer, 15.06.2008 05:13 ~ 15:51)
  20. (bkz: asker oldum piyade)
    (tutkulu düş, 15.06.2008 12:10)
  21. askerde mantık vardır ama asker mantığının sadece kendi içerisinde bir tutarlılığı vardır 25 yaşında askere gittiğiniz zaman hayatınız boyunca öğrendiklerinizi ve oluşturduğunuz düşünce mantığını askerde kullanamazsınız. en kısa sürede askeri mantığa alışmak gerekir işte askeriliğin püf noktası budur ne kadar kısa zamanda bu mantığı çözerseniz askerliğiniz o kadar kolay geçer, çözemezseniz allah sabır versin. bu mantığın nasıl oluşturulduğunu anlamak için de askere gitmek yeterlidir askere gidip gerçek türkiye'yi gördüğünüzde (örn.komutanı olduğum 20 kişilik manganın 5 tanesinin okuma yazma bilmemesi, 7 tanesinin ilkokul mezunu olup zar zor okuyabilmesi , 5 tanesinin ortaokul ve lise mezunu ve 1 kişinin önlisans mezunu olması ve son olarak 2 tanesinin türkçe bilmemesi) anlıyorsunuz. dışardan duyduklarınızla askerde mantık yoktur demek kolay bende öyle diyordum ama acı bir şekilde askeriye mantığının farklı olması gerektiğini yaşayarak tecrübe ettim.
    (ikibuçukluk, 16.06.2008 12:28)