suriye'den sınırlarımıza girip, antakya'dan akdeniz'e dökülen ve bu tersliğinden dolayı adını aldığı söylenen nehir. amik ovası'nı da sular bu isyankar nehir.
değerli yazarlarımızdan orkun uçar'ın derzulya serisinin ilk kitabı. yabancı yazarlara ait birçok fantastik roman okuyan kişileri, hayal dünyasıyla şaşkına çevirebilecek nitelikte, kaliteli bir eser. türk fantastik kurgusunun doğuşu da denilebilir.
suriyeden başlayıp türkiyeden akdenize dökülen bir nehirdir. diğer nehirlerimizden farklı olarak dış ülkede doğup ülkemiz suları içerisinde deniz dökülür. hatta gap projesi sonucu suyu kesilen suriye misilleme olarak bu nehrin suyunu kesmiştir ve amik ovası susuz kalmıştır.
"asi, el değiştiren burjuvazinin, toprağın ve aşkın hikayesi. üç kuşaktır sahip olduğu, ekip biçtiği, hayat verdiği, hayat aldığı topraklarda ayakta kalma mücadelesi veren bir aile. sırf atalarından kalan topraklara hükmetmek için sahip olduğu diplomayı işletmemiş, toprakları için çalışmış bir baba. baba ve hayattaki bütün neşesi, gururu çocukları. çocukları içinde bu topraklara babası kadar bağlı, doğanın, toprağının dilini çok iyi bilen, güzeller güzeli kızı. asiye olan adı, bu meziyetleri, gücü ve başına buyrukluğuyla yaşadığı topraklara can veren nehir gibi asi adını almış bir kız.
yıllar sonra doğduğu topraklara dönen genç bir adam; demir. zengin, yakışıklı, gururlu. demir ve ailesinin bu topraklarda gömülü büyük bir sırrı var. bu sır, topraklara, düellolara, güç savaşlarına, iki ailenin hayatının altüst olmasına neden olacak. bu sır, aşklarını dizginlemeye çalışan asi ile demir’in güçlü duygularını imkansız kılacak."
orkun uçarın kendi yarattığı bir fantastik dünya olan derzulya üzerine yazılmış ve yazılcak romanlardan ilki. orkun uçar derzulya üzerine toplam 4 üçleme yazmayı planlamaktadır ve ilk üçlemesi olan habis üçlemesinin ilk kitabı asi'dir. ikinci kitap sarı istila'nın yazımı tamamlanmış ama henüz piyasaya çıkmamıştır. hain uçlemesinin ilk kitabı kızıl vaiz de piyasaya sürülmüştür.
--spoiler--
asıl adı "lorien de librec" olan belçikalı bir muzisyen, sürgündeki diye anılan bir boyut dışı varlıktan sesler alır. onun güç ve şehvete olan açlığını vaatlerle dolduran sürgündeki onu bir tarikat yaratmaya ikna eder. gri havariler isimli 30 üye ile birlikte tarikat kurulur ve sürgündekinin komutları ile doğru ayinler ile dünya'da büyük karmaşa adı verilen olaya sebep olurlar. bu olay sonucu kıtalar birleşir, parçalanır, halklar ölür, yenileri oluşur ve teknoloji kaybolup mistisizm dünyaya hakim olur.bu yeni dünyaya "derzuyla" adı konulur ve 30 gri havari derzulyanın yönetimini paylaşırlar. yeni adıyla janus olan "lorien" en yüce kraldır. sürgündekinin yardımı ile kendisi ve otuz havarisinin gelecek döllerini kısırlaştırarak bütün bu yaşam gücünü kendilerini ölümsüz yapmak için kullanır. bu havarilerden birisi de ingilterede yaşayan türk asıllı sarptır. büyük karmaşadan önce dünyadaki rutinden sıkılan sarp kendini sırf farklı olmak için ingilteredeki en usta katil yapmıştır. büyük karmaşadan sonra yeni oluşan dünyadaki sistemde kendisinin önemli bir yer teşkil etmediğini düşünen sarp yeni dünyada janus ve 29 gri havariye karşı çıkan ilk "asi" olmuştur. bu üçleme hem derzulyanın tanıtımını, hem de sarp ile derzulyada yaşayan belli karakterlerin kaderlerinin kesişimini anlatan güzel bir başlangıç kitabıdır.
izlemediğim için konusu ya da oyunculukları hakkında bir yorum yapamayacağım dizi. de o kızların kıyafetleri ne öyle yahu? 19. yy avrupası'nda mı geçiyor bu dizi?
çok saçma, dandik, ucuz bir dizi.
yau kardeşim sen* çok zengin bir adamsın: altında araban, yatlar, katlar..vs. karizma desen, o biçim.. 24 bölümdür ağanın kızını* tavlayamadın. ya eşşeği bağlasan o kızı en azından öptüydü şimdiye.. ben mi çok şey bekliyorum, senaristler mi bi tuhaf.. neyse bu haftanın fragmanında işi pişiriyo gördüm oğlanı.. yürü koçum.. arkandayız..
çok mantıksız ve zaman hatalarıyla dolu dizi. dizinin bir bölümünde evin hanımı, kocasının başka bir kadından oğlu piyasaya çıkınca der ki , 20 yıllık kocamsın bunu nasıl yaptın. bu hanım büyük kızına hamileymiş evlenmişler. o zaman büyük kız 20 yaşında olmalı değil mi? olamaz imkansız. geçiniz büyük kızı bir küçüğü bile üniversite mezunu ziraat mühendisi. 17'de girse 21'de çıkar. demek ki büyük en az 22 yaşında.
3. kız ise liseye gidiyordu dizinin başlarında. gerçi ondan pek emin değilim ama üniversiteye hazırlandığı kesin. hadi iyi niyetliyim o da 17 olsun. bu kız evli bir de hamile. ama hala ablası nemrut asi, iblis gibi geziyor ortada. sürekli peşinde olan bir adam var bazen de başkaları talip oluyor. hepsi de evlenmek istiyor bu adamların biri de gel görüşelim tanışalım demiyor. ne asiymiş. tamam kız* çok güzel de o suratsızlıkla zor be hacı. bir bölüm gülmedi şu kız.
her bölümünde esas kızla esas oğlanın birbirlerine 1 cm den az yaklaşıp saçma sapan sözlerle birbirlerine laf soktuğu dizidir.(en azından fragmanlarından öyle bir tespit çıkıyor)
her haftaki çekimleri dolayısıyle afedersiniz ama hayatımın içine etmiş dizidir. okula git asi dizisi ekibi, dersanede çocukları zapetmek desen külliyen yalan oldu.(bir çok bölümün çekildiği belediye binası ile dersane bitişik) ordan burdan muraatt! tuubaa! diye bağıran öğrencileri topla; e tabii trafiği mahveden bu ekip yüzünden derse geç kalmazsan bu düğer bahsettiklerimi aşacaksın. şehrimiz işgal altında, asi dizisi ekibi işgali..buradan yetkililere sesleniyorum *
dün akşam izlerken kendi kendime karar verdim. bu dizideki gibi bir aşk yok ya, valla. kızla erkek birbirlerine yaklaşıyorlar. ancak öyle bakıyorlar. gözbebekleri bir oraya bir buraya gezerken arada da klişeleşmiş laflar söylüyorlar:
-seni seviyorum.
+.....
-bir şey söylemicek misin?
+çok şey söylemek istiyorum ama kelimeler duygularımı anlatmakta yetersiz kalıyor.
-olsun yine de söyle.
+ben de... seni seviyorum.
ya bir gidin midem bulandı. fenalıklar bastı bu sahneyi izlerken. bir de bu sahnenin benzeri onlarca sahne var dizide. bu nasıl bir aşktır? nasıl bir senaryo, nasıl bir oyunculuktur?
kısacası sadece tuba büyüküstün'ün güzelliği sayesinde entrikalar çemberinde bir pembe dizi oynatıyorlar. geriye kalan her olay, konuşma, hareket birer saçmalıktan ibaret.
pride and prejudice la alakası kalmayan dizi. halbuki güzeldi öyle, en azından jane austen'ın hikayesi vardı ortada, böyle saçma sapan bir senaryo yoktu.
abicim olmaz. böyle bi aşk olmaz. ızıcık bi şey de yüzük atılıyor, resim yırtılıyor. asi adı üstünde asabiyet, trip. ey demir yaparsan sen yaparsın bu işi diyorum, aynı evde yaşıyosunuz da artık ama kızı kolundan tutup "yeter ulan" demiyorsun. çok naziksin, ama yeter. böyle bir aile desteği, zenginlik, hatıralarla dolu bi ev, sıcak bi yuva bulmuşsunuz bu ne asilik hala yaaaav. çocuk attan düştü sonunda. bi de ben kendime tipsiz derdim asi, allah aşkına taze gelinsin artık düzgün bi şey giy gözünü sevim.