kapitalizmi işleten
artı değer mekanizmasının üzerine oturduğu olgudur.çok basit bir şekilde şöyle açıklanabilir;
kapitalist üretim sisteminde üretim araçları
sermayedarın elinde bulunur.
üretim araçlarından yoksun olan
işçi sınıfı ise bu araçlara sahip olan kapitalistin emrinde çalışarak yaşamını sürdürür.
ücret, belirli bir zaman dilimi üzerinden bu çalışma karşılığında işçinin ne kadar alacağının adıdır.
üretim için gerekli faktörlerin (hammadde vs.) bir araya getirilme sürecinde, üretim sonucu açığa çıkacak
artı değeri oluşturan yegane faktör olan emeğin fiyatı, işçi ve sermayedarların dönemsel "pazarlıkları" ile önceden belirlenir.bu şu demek olur;
biz, bize verilen araçlar üzerinde çalışarak ortaya bir "değer" çıkarırız.ancak ücretimizi, meydana getirdiğimiz bu değer üzerinden değil, daha önceden belirlenmiş fiyatlandırma üzerinden alırız.yani fiyatlandırma
emek üzerinden değil
iş gücü üzerinden yapılanır.iş gücü dediğimiz olgunun çalışma faaliyeti sonucu ortaya çıkardığımız değerle hiçbir alakası yoktur, tıpkı bir
metada olduğu gibi pazarda fiyatı belirlenir.artı-değer tam bu noktada ortaya çıkar.örneğin üretim sonucu ortaya çıkmış 10 liralık değerin üzerinde işçi "ortaya çıkarma" (yaratma) sıfatı ile herhangi bir hak talep edemez.onun ücreti daha önceden (misal) 2 lira olarak belirlenmiştir.
asgari ücret, bu belirlemenin özel adıdır ve bir işçinin hayatını devam ettirmek, sisteme yeni işçiler yetiştirebilmek için gerekli olan minimum yaşam standardı bedelini gösterir.(bu gün gelinen noktada, bu işlevlerinden bile daha yetersiz seviyede olduğu göz ardı edilerek)
durum, asgari ücret tespit zirvelerinde sermaye cephesi açısından; "ne kadar az verirsem o kadar
kardayım", emek cephesi açısından ise, "emeğimin karşılığını ne kadar alabilirsem o kadar iyi olur" (kapitalist sistem içerisinde emek hiçbir zaman tam karşılığını bulamaz çünkü karşılığını bulursa artı değer-olmaz, artı-değer olmazsa kapitalizm olmaz) çatışması içinde girişilen "minimum yaşam standardı fiyatlandırmasının" belirlenme savaşımıdır.ancak bu sistem içi pazarlık bile, işçi sınıfının yenilmişliği, örgütsüzlüğü vs. (bkz:
12 eylül 1980) nedeni ile kıytırık-göstermelik komisyonlarda her yıl sahnelenen orta oyununa döndürülmüştür.
burjuva iktisatçılarının beyinlere kazımaya çalıştığı asgari ücretin düşük olmasının ülke ekonomisi açısından "iyi olacağı" hatta asgari ücretin şimdiki durumunun ekonomiye "yük" olduğu yönündeki ideolojik fikriyatlar ise basit bir kandırmaca ile büyük sömürünün üzerini örtme çabasından başka bir şey değildir.
"....yurttaş weston, teorisini örneklendirmek için şunu anlatıyor: eğer bir çorba tasında belirli sayıda kişilerin içeceği belirli miktarda çorba varsa, kaşıkların büyümesi çorbanın miktarında bir artış getirmez. bu örneğini biraz budalaca bulduğumu belirtmeme izin versin. bu, bana, biraz, menenuis agrippa'nın başvurduğu benzetmeyi anımsattı. romalı plebler, patrisyenlere karşı mücadeleye giriştiklerinde, patrisyen agrippa, onlara, siyasal gövdenin plebyen kol ve bacaklarını, patrisyen karnın beslediğini anlattı. ama, agrippa, bir adamın karnını doldurmakla başka bir adamın organlarının beslendiğini tanıtlamayı hiç de başaramadı. yurttaş weston ise, işçilerin içinden yedikleri çorba tasının, ulusal emeğin bütün ürünü ile dolu olduğunu, ve onları bu çorbadan daha fazla almaktan alıkoyan şeyin ne çorba tasının küçüklüğü ne de içindeki çorbanın son derece az oluşu olduğunu, ama sadece, kendi kaşıklarının küçüklüğü olduğunu unuttu....." (*)
(*)
karl marks, ücret, fiyat ve kar
(bkz:
artı değer)