aruz ölçüsü arabın buluşudur, ama kısa ve uzun heceler arasında kurulan uyum anlamında bir ölçü, eski yunan'a, latin'e kadar uzanır. (örneğin daktylos bir uzun, iki kısa heceli bir dize ölçüsüdür.)
iran'a geçtiğinde, aruz'a kimi hecelerin uzatılması ile kapalı heceye varılması ilkesinin bulunması bu ölçüye daha geniş bir uygulama alanı sağlamıştır. türkçe'de uzun hece bulunmaması aruz'la yazan ilk türk şairlerini, uzun hece yerine kapalı hece kullanmak zorunda bırakmıştır. ama asıl güçlük,
arapça,
farsça sözcüklerin hızla dilimize girmesi ile çözülmüştür. ama ne çözüm! bir ölçü uğruna anadili nerdeyse ortadan kaldırmak! elbet bunda kuran'ın da büyük etkisi olmuştur.
arapça'daki uzun hecelere düşkünlük yoluyla. ama son zamanlarda kısa bir heceyi uzun okumak (
imale), ya da bir heceyi olduğundan daha kısa okumak (
zihaf) yöntemlerinden vazgeçilerek, aruz'la temiz türkçe şiirler yazılabilmiştir. şunu da söylemeden geçmeyelim, arab'ın 'aruz'u iran'da da, türkiye'de de değişikliklere uğramıştır. "tef'ile"lerde ve "bahir"lerde değilse bile, kalıplarda çoğalma görülmüştür.
eskiden, aruz kullanıldığı zamanlarda, şiiri düzyazıdan daha kolay bulan şairler de yetişmişti.
tevfik fikret bunun en ilginç örneklerinden biridir. şöyle yazmış:
"...emin olunuz ki, nesir nazımdan güçtür. ispatı pek kolay! kendinize bir zemin-i münasip intihap edin, onu bir kere nazman, sonra da nesren -fakat itina ile- ifade etmek isteyin; görürsünüz ki, manzumeniz hal-i hazırı ile bila tashih ve tadil tab'ımızı hoşnut ettiği halde, makale-i mensureniz hoşunuza gitmek, vicdanınızı hakkı ile memnun etmek için daha bir çok tay ve ilaveye, imha ve inbata muhtaçtır... nakıstır."
"...nazmı kolayca sevdiren şey, onu ilk nazarda güç zannettiren vezin ve kafiye külfetidir. ne kadar basit bir sebep! nazmın fikre ait birçok merakını bu güçlükler sayesinde karin-i aff-ü mazeret olur. nesirde haşiv namı vererek sözlerimizin arasından tardetmeye kalkıştığımız fazalatın emsalini nazımda -bittabi iyi tertibedilmiş olmak şartı ile- levazım ve mütemmimat-ı kelamdan addile ibka ve muhafazaya çalışırsınız ve bunu tabiatınızın şevki ile bila teemmül ve gayri ihtiyari bir surette yaparsınız."
tevfik fikret'in sözlerini bugünkü dile çevirmek, çok yer harcamaya patlayacak, onun için özetini vermekle yetineyim o sözlerin:
"...düzyazı şiirden güçtür. bir konu bulun, önce onu şiir olarak yazın, hiç düzeltmeye gerek yoktur, hoşunuza gider; ama onu bir de düzyazı olarak yazın da bakın, neler atacak, neler ekleyeceksiniz."
"...ölçü uyak, bir şiirin düşünsel eksiklerini bağışlatır. düzyazıda şişirme sayılan şeyler, şiire gereklidir, bunu da hiç düşünmeden yaparsınız."
gördünüz mü,
tevfik fikret ölçüyü (aruzu) ve uyağı hem kolay, hem de ayıp örter sayıyor. öyle ise o ölçünün 'zor' olduğu görüşü sonradan ortaya çıkarılmış olmalı. ayrıca, şiirde biçime ilişkin sanatlardan vazgeçmek, onu düzyazıya yaklaştırır ki, (fikret'e göre) bu, daha büyük güçlüklerle karşı karşıya kalmak demektir, düzyazı çıkar karşınıza ve sizden düşün gücü ister. öyle ise...
öyle ise ne yapmalı? düşünler edinme güçlüğünden kurtulmak için, şiir yazıyor gibi yapmalı ve kolay şiir yazabilmek için de şiirin biçim sanatlarına boş vermeli; yalnız ölçüye ve uyağa değil, akla gelebilecek her çeşit yapısal biçimlemelere de.