|
|
- hecelerin uzunluğuna kısalığına açıklık ve kapalılığına dayanan bir şiir ölçüsüdür.
- şehmus okur'un deyişiyle "şiirin devenin ayak seslerinin ritmine uydurulmasıdır."
- araplar tarafından bulunmuş, iran edebiyatı yoluyla edebiyatımıza girmiş ve türklerde kendine özgü bir biçim almış olan ölçü biçimidir. uzun ünlü harfler ve ünsüz harflerle biten heceler "-" işaretiyle, ünlüyle biten heceler ise "." işaretiyle gösterilir.
(bkz: ulama)
(bkz: imale)
(bkz: zihaf)
(bkz: kasr)(selenge, 07.10.2005 18:04 ~ 18:34)
- mefülü mefailü failatün feülün en bilindik ölçülerindendir.
- hiç bir çekiciliği olmayan arap ithali kural.orhan veli ve ekibinin "ne len böyle bu" demesinden sonra türk şiirinden çok şükür defedildi.
- yahya kemal beyatlın'ın sessiz gemi' si "mefulü mefailü mefailü feilün" kalıbıyla yazılmış, türkçe ve içimizi titreten bir tarzı olduğuna göre tamamen kaldırıp atılmaması gereken dünya mirası edebiyat kalıbı.
- bilinen en eski türkçe yazıtlardan olan kutadgu bilig'de bile kullanılmış olan kalıplardır. türkçenin yapısının arapça ve farsçaya benzememesi ve türkçede uzun sesli bulunmaması türk şairlerin aruz ölçüsünü kullanırken güçlüklerle karşılaşmasına yol açmıştır. bu problemler ilk zamanlarda hece ölçüsüne en yakın olan kalıpların seçilmesiyle aşılmıştır.aruz, birkaç ünlü divan şairi dışında, ancak 19. ve 20. yüzyıllarda tevfik fikret, mehmed akif ersoy, yahya kemal gibi şairlerin elinde bir türk aruzu durumuna gelmiştir. 1911 yılında başlayan milli edebiyat akımıyla ve özellikle ziya gökalp'in “aruz sizin olsun, hece bizimdir” söyleyişiyle, aruzdan kopan şairler hece veznine sarılmışlar.
hiçbir çekiciliği olmadığı konusuna katılmıyorum zira eğer divan şiirlerine bakılırsa işlenen konudan çok nasıl işlendiğinin önemli olduğu görülür. anlatımda zenginliği sağlamak ve şekil güzelliğini sağlamak açısından çok da gereksiz bir şey değildir. ama yine de arapçadan gelme olduğu için mükemmel uyum sağlanamamıştır dilimizde o da ayrı. zor da olsa severiz aruz veznini candır.
- en öz tabirle, şiiri notayla okumaktır.
nasıl ki klasik bir müzik eserinde, ilk mısrada nota ne ise diğerleri de bunu takip eder; aruz da aynı mantıkla inşa edilmiştir. nitekim, büyük aruz ustalarının aynı zamanda çok iyi birer müzisyen olmalarının da açıklaması budur.
ilgililer ve ilgili olmak isteyenler için;
(bkz: farabi)
(bkz: ibn sina)
(bkz: ömer hayyam)
(bkz: fatih sultan mehmed)
(bkz: cem sultan)
(bkz: fuzuli)
(bkz: kanuni sultan süleyman)
(bkz: baki)
(bkz: mustafa ıtri efendi)
(bkz: şeyh galib)
(bkz: sultan 3. selim)
(bkz: yahya kemal beyatlı)
"aruz", kelime anlamı itibariyle, "çadırın ortasına dikilen direk" demektir. şiiri şiir yapan o musiki ve ahenk, kendisine dayandığı için bu adı almış olmalıdır. aruzda en önemli nokta, hecelerin vokal değerleri üzerine kurulmuş olmasıdır. buna göre; bir hece ya açıktır, ya da kapalıdır.
(bkz: açık hece)
(bkz: kapalı hece)
aruz kalıpları oluşturmak ise aslında çok basittir. fakat bunun, bugünkü eğitim sisteminde tabulaştarılması, ötekileştirilmesini de beraberinde getirmiş ve adeta bir öcü gibi algılanır olmuştur. oysa bu, çok basit bir iştir;
(bkz: aruz vezninde ölçü üretmek)
- en sık kullanılan ölçüler şunlardır:
mef'ûlü mefâ'îlü mefâ'îlü fa'ûlün
fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'îlâtün fâ'ilün
fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilün
fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilâtün
mefâ'îlün mefâ'îlün mefâ'ilün mefâ'îlün
müstef'ilün müstef'ilün müstef'ilün müstef'ilün
fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün
mef'ûlü fâ'ilâtü mefâ'îlü fâ'ilün
- aruz ölçüsü arabın buluşudur, ama kısa ve uzun heceler arasında kurulan uyum anlamında bir ölçü, eski yunan'a, latin'e kadar uzanır. (örneğin daktylos bir uzun, iki kısa heceli bir dize ölçüsüdür.) iran'a geçtiğinde, aruz'a kimi hecelerin uzatılması ile kapalı heceye varılması ilkesinin bulunması bu ölçüye daha geniş bir uygulama alanı sağlamıştır. türkçe'de uzun hece bulunmaması aruz'la yazan ilk türk şairlerini, uzun hece yerine kapalı hece kullanmak zorunda bırakmıştır. ama asıl güçlük, arapça, farsça sözcüklerin hızla dilimize girmesi ile çözülmüştür. ama ne çözüm! bir ölçü uğruna anadili nerdeyse ortadan kaldırmak! elbet bunda kuran'ın da büyük etkisi olmuştur. arapça'daki uzun hecelere düşkünlük yoluyla. ama son zamanlarda kısa bir heceyi uzun okumak (imale), ya da bir heceyi olduğundan daha kısa okumak (zihaf) yöntemlerinden vazgeçilerek, aruz'la temiz türkçe şiirler yazılabilmiştir. şunu da söylemeden geçmeyelim, arab'ın 'aruz'u iran'da da, türkiye'de de değişikliklere uğramıştır. "tef'ile"lerde ve "bahir"lerde değilse bile, kalıplarda çoğalma görülmüştür.
eskiden, aruz kullanıldığı zamanlarda, şiiri düzyazıdan daha kolay bulan şairler de yetişmişti. tevfik fikret bunun en ilginç örneklerinden biridir. şöyle yazmış:
"...emin olunuz ki, nesir nazımdan güçtür. ispatı pek kolay! kendinize bir zemin-i münasip intihap edin, onu bir kere nazman, sonra da nesren -fakat itina ile- ifade etmek isteyin; görürsünüz ki, manzumeniz hal-i hazırı ile bila tashih ve tadil tab'ımızı hoşnut ettiği halde, makale-i mensureniz hoşunuza gitmek, vicdanınızı hakkı ile memnun etmek için daha bir çok tay ve ilaveye, imha ve inbata muhtaçtır... nakıstır."
"...nazmı kolayca sevdiren şey, onu ilk nazarda güç zannettiren vezin ve kafiye külfetidir. ne kadar basit bir sebep! nazmın fikre ait birçok merakını bu güçlükler sayesinde karin-i aff-ü mazeret olur. nesirde haşiv namı vererek sözlerimizin arasından tardetmeye kalkıştığımız fazalatın emsalini nazımda -bittabi iyi tertibedilmiş olmak şartı ile- levazım ve mütemmimat-ı kelamdan addile ibka ve muhafazaya çalışırsınız ve bunu tabiatınızın şevki ile bila teemmül ve gayri ihtiyari bir surette yaparsınız."
tevfik fikret'in sözlerini bugünkü dile çevirmek, çok yer harcamaya patlayacak, onun için özetini vermekle yetineyim o sözlerin:
"...düzyazı şiirden güçtür. bir konu bulun, önce onu şiir olarak yazın, hiç düzeltmeye gerek yoktur, hoşunuza gider; ama onu bir de düzyazı olarak yazın da bakın, neler atacak, neler ekleyeceksiniz."
"...ölçü uyak, bir şiirin düşünsel eksiklerini bağışlatır. düzyazıda şişirme sayılan şeyler, şiire gereklidir, bunu da hiç düşünmeden yaparsınız."
gördünüz mü, tevfik fikret ölçüyü (aruzu) ve uyağı hem kolay, hem de ayıp örter sayıyor. öyle ise o ölçünün 'zor' olduğu görüşü sonradan ortaya çıkarılmış olmalı. ayrıca, şiirde biçime ilişkin sanatlardan vazgeçmek, onu düzyazıya yaklaştırır ki, (fikret'e göre) bu, daha büyük güçlüklerle karşı karşıya kalmak demektir, düzyazı çıkar karşınıza ve sizden düşün gücü ister. öyle ise...
öyle ise ne yapmalı? düşünler edinme güçlüğünden kurtulmak için, şiir yazıyor gibi yapmalı ve kolay şiir yazabilmek için de şiirin biçim sanatlarına boş vermeli; yalnız ölçüye ve uyağa değil, akla gelebilecek her çeşit yapısal biçimlemelere de.
|