|
|
- bbc bir araştırma yapmış, en sevilmeyen icatların ne olduğunu sormuşlar insanlara. cevaplar ise çok mantıklı, ama eksik gibi. eksik çünkü, silah, cep telefonu, nükleer enerji, sigara ve fast food’un dahil olduğu bu 10 maddelik listede internet yok. oysa, sevilecek bir şey değil internet, hatta tıpkı fast food gibi, sigara ve silah gibi ölümcül, tehlikeli ve kötü bir şey.
benim internetle tanışmam, 1998-1999 yıllarına rastlar. o zamanlar, evimde windows 3.1 kurulu ve dos ortamından oyun oynayıp, paint’te resim yaptığım bir 286’ım vardı. iki arkadaşım da ise, ne olduğuna akıl sır erdiremediğim pentium denilen makineler. ben, 3.disket oyunumu dos’a kopyalamaya çalışıp 'can’t write, disc full?' uyarısını alırken, onlar cd takabildikleri bilgisayarlarında doom, sensible soccer gibi güzel oyunlar oynuyorlardı. hiç unutmam, 4d sporting boxing isminde, kafası üçgen adamların boks maçı yaptığı bir oyun vardı da, değişik kamera açıları seçebiliyor ve salondaki seyirci sayısını bile ayarlayabiliyoruz diye ağzımız açık oynamıştık o oyunu. mario ile kıyaslandığında hayatımda gördüğüm en iyi grafiklere sahipti tabii.
sonra birgün internet geldi. telefonun kablosu, kasanın arkasına takılıyor, çıkan ekrana bir şeyler yazılıyor, o bağlanma gürültüsü içinde bekleniyor ve 3,6 kb hız alındığında sevincimiz göklere çıkıyordu. o zamanlar, internet bir ecnebi mekanıydı, türk sitelerinden bir kurtadam.com, bir kudurdum.com, bir de dönemin en parlak programlarından zaga’nın, alcatel one touch easy sponsoruyla hazırlanmış web sitesini bilirim. sonra chat ortamlarını, icq numaralarını keşfettik. windows 98’in başlat menüsünden girilen ve karikatürler üzerinde chat yaptığımız bir microsoft chat ile, raks.net’in #zurna kanalında 25 kişinin olduğu günleri bilirim. şimdi, deprem olsa, yangın çıksa, ortalığı sel götürse filan, garanti veririm, zurna’da hala binlerce kişi yerinden kıpırdamadan duruyor olur.
çeşitli dergilerin, ixir denen firmanın şifrelerini promosyon olarak dağıttığı, bizim internete bağlanıp hem şifre parası, hem telefon parası ödediğimiz, hem de telefonu meşgul edip, bir de ay sonunda gelen faturada internet kısmının yanında yazan yüksek meblalardan ötürü annemizden, babamızdan azar işittiğimiz, internetin evimize yasaklandığı, telefonun 0822’li hatlara kapatıldığı dönemler, düşe kalka devam etti. ben bu süre içerisinde, sevdiğim kıza icq’da çıkma teklifi de ettim, napster’dan pink floyd albümlerini de indirdim. chat kanallarından mektup arkadaşı bulup, bu arkadaşlığımı gerçek hayatta da devam ettirebildim, forumlarından uygulamalı html derslerini okuyup, geocities.com üzerinden web sitesi de yayınladım; pornosuna da girdim internetin, nokia 3210’uma logo da, melodi de gönderdim.
derken kablonet, sonra adsl teknolojosi çıktı. öss zamanı, aklımız derslerden başka yerde kalmasın, saatlerce başından kalkmadığımız bu ecnebi icadı derslerimizi etkilemesin diye, adsl ile vaktinden biraz geç tanıştık. artık internette binlerce, belki milyonlarca türk ve onlar için hazırlanmış milyonlarca sayfa türkçe içerik vardı. daha sinemalarda oynamamış bir filmin divx’ini indirmeye, istanbul’un anadolu yakasında oturan arkadaşımızla multiplayer oyun oynamaya, icq’dan msn messenger’a geçtiğimiz dönemler böyle başladı. sonra yonja kuruldu internette, ilkokul arkadaşlarımızı, sanal sevgililerimizi yonja’dan bulduk hep. güneşli bir bahar gününde dışarı çıkmaktansa, evde oturup yahoo’da elin amerikalıysa tavla oynamanın, onu yenip türklük taslamanın, fifa world cup’ta röveşata golü atıp, atılan golü save’leyip eve gelen eşe-dosta marifet gibi göstermenin hazzını yakaladık. yaş büyüdükçe, internetin kullanım şekli de gelişti, çokça değişti.
şimdi kendime baktığımda, 1000 küsürlük film arşivimin neredeyse tamamını internetten edindim, gb’lar dolusu mp3’lere, türkiye’de satışa bile çıkmayan müzik albümlerine internet sayesinde sahip oldum. internetten indirip izlediğim diziler, bana cnbc-e’yi beğendirmez oldu. sabah gazete alıp okumaktansa, ntvmsnbc’ye girip güncel haberleri anında okumayı yeğler duruma geldim. alternatip’ten, 80630’dan tanıdığım ama yüzlerini bir kez bile görmediğim insanları gerçek hayatta gördüğümde, onlarla öpüşüp, sarılıp, uzun süre ayrı kalmış iki dost gibi muhabbet edebildiğimi ve bunu bize yapanın internet olduğunu fark ettim. michael jackson türkiye’ye geleceği zaman, bilet alabilmek için stad kapısında çadır kuran ağabeylerimize inat, konsere de, tiyatroya da, maça da internetten, sıra bile beklemeden, üşümeden, önümdekini itmeden bilet alabiliyorum. hocanın verdiği ödevi de, projeyi de internetten gönderiyor, hatta kayıt dönemi evimden çıkmadan bilgisayar başında ders bile seçebiliyorum. askere giden bir arkadaşıma ekim ayında uzun uzun sarılıp, “sana mektup yazacağım, bir an bile yalnız hissettirmeyeceğim” diyen ben, onunla msn’de mikrofon takıp saatlerce muhabbet ediyorum. mektup filan yazmadım, yalan oldu tabii. artık, sosyal aktiviteler bile sanal dünyada yapılır olmuş, aynı şehirde yaşadığımız insanlar haydi dışarı çıkalım demiyor da, “abi ben x sitesinde bir topic açtım, gelip sen de yazar mısın?” diyor. bir cuma akşamı, sahilde çay içmektense, internet başında aynı topiğe yazı yazan birkaç arkadaş oluyoruz. hep beraber sinemaya gitmiyoruz da, internetten indirdiğimiz filmi, evde toplanıp izliyoruz. o kadar kişi evde, acıkınca, mutfağa değil, yemeksepeti’ne giriliyor. hatta internetten kendimize yemek söylemekle kalmayıp, bir de birleşmiş milletler’in web sitesinden, afrika’dakilerin karnını da bir mouse tıkıyla doyurabiliyoruz. birisinden bahsederken, “sen cansu’yu tanıyor musun?” değil de, “sen caspell’i tanıyor musun?” diye nick söyleyen arkadaşlarım var. bizi bu duruma getiren de hep internet. yeni tanıştığımız insanların kaçından telefon numarasını istiyoruz? artık istediğimiz tek şey, msn adresi. internet bizi, biz fark etmeden öyle bir yere götürmüş ki aşklar internet ortamında başlayıp, yine internet ortamında bitiyor. msn’de selam bile vermiyor diye, eski arkadaşlarıyla küsen insanlar tanıyorum. bundan 20-30 sene önce, duygu yoğunluyla yazılmış göz yaşartan şiirler yozlaştırılmış, forward mail ile gönderiliyor, okunmadan siliniyor. yine internet yüzünden, denemeden, online sipariş vererek ayakkabı alan, evinden çıkmayarak gima’nın web sitesinden makarnaydı, domatesti, ekmekti, kolaydı, sipariş veren insanlar tanıyorum.
tüm bunları yazarken, bizi içine almış bu dev internet hortumunun elinden kurtulmayı isteyip istemediğimizi düşündüm bir yandan, hayatının belki de en güzel zamanlarını kompüter başında harcamak üzere olan gençliği düşündüm. saatlerce dota hakkında konuşan, dersten kaçıp internet kafede counter strike oynayanları düşündüm. internetten office 2007 için serial bulabilecek ya da msn listesindeki birkaç kişiden rica etse ev kirasını ödetebilcek durumda olup, arabanın patlayan lastiğini değiştiremeyecek durumda olanları, öss'ye girecek bir arkadaşımın "okulda ve dersanede her şey yolunda ama, eve geldiğimde o modem bana göz kırpıyor, bırakıyorum denemeleri başına oturuyorum" dediğini ve o modemin belki de bu 17'lik kızın hayatını nasıl karartabileceğini düşündüm. içim acıdı, üzüldüm, biraz da öfkelendim, sövdüm teknolojiye, ondan ayrılmak, onun sevgisini içimde yaşatmak; ama bize ettiği ihaneti de unutmamak istedim.
bir yandan da hüznümü belli etmemek için msn’de birilerine titreşim gönderip, youtube’da video izliyordum.
|