mükemmel bir
porcupine tree şarkısı. bu şarkının sözleri üzerine epey yazılıp çizilmiş; hem daha önceden yazılıp çizilenleri birleştirerek hem de kendi düşüncelerimi ekleyerek sözleri bir de ben incelemeye çalışayım dedim.
***
arabada yalnız olup olmadığı yoruma açık olan esas oğlan, gecenin bir yarısı yolda giderken bir nedenle arabasını yol kenarına çeker. radyo/teyp açıktır, bir şarkı, dışarıda yağan yağmurla beraber gecenin sessizliğini bastırmaktadır. derken esas oğlan aniden ölür. ölüm şekliyle ilgili birkaç teori üretilebilir:
a) karanlıkta--sarhoş(?)--bir sürücü yol kenarındaki arabayı görmez ve bir trafik kazası yaşanır.
b) birisi--bir nedenle--aniden gelip elindeki silahla esas oğlana ateş eder ve onu öldürür.
c) esas oğlan kalp krizi gibi bir nedenle aniden ölür.
d) esas oğlan başka herhangi bir şekilde ölür/öldürülür.
(şıklara sonra döneceğiz.)
neyse efendim, şimdi konuyu hooop diye başka bir yöne çekiyorum:
hayalet.
pek meşhur ve pek güzel
ghost filminde de gayet iyi incelendiği üzere, bir insan beklenmedik, ani ve acımasız bir ölümle karşılaşırsa iki dünya arasında sıkışır. bu durumun genel nedeni, ölen kişinin mutlaka yapması gereken bir şeyinin, söyleyecek bir sözünün, düzeltecek bir yanlışının olmasıdır. işte biz bu varlık türüne hayalet diyoruz.
"ee, ne alaka?"
şöyle ki,
deadwing albümündeki şarkıların sözlerinin
steven wilson imzalı bir hayalet hikayesinden türemiş bir senaryo üzerine yazıldığı varsayılıyor. bu bağlamda sözlere daha yakından bakalım:
"never" sözüyle başlayan ilk dizeler esas oğlanın hayaletinin düşünceleri olarak görülebilir. "karanlıkta yol kenarında durma, annenin gözünde doğruyu arama, yağmurun sesine güvenme..." birincisinin nedeni belli; durma, yoksa ölebilirsin. (öldün zaten.) ikinci uyarının nedenini çözemedim, çözen varsa beri gelsin. üçüncü uyarı ise "yaklaşan bir arabanın, ya da bir saldırganın sesinin şiddetli bir şekilde yağan yağmurun sesi yüzünden duyulamayacağı ihtimali" nedeniyle olabilir.
"arriving somewhere, but not here"; araba kullanmakta olan her insan bir yere ulaşmaya, varmaya
* çalışır. o yer bir yol kenarı olsa bile... araba gitmek içindir. lakin konuyu sadece arabaya bağlamamak lazım, iki ayakla bile, hatta sürünerek bile bir yerlere ulaşılabilir. belki de esas oğlan bir yere--ev, aile, sevgili, eş, dost--ulaşmayı planlıyordu, ya da bir şeyleri
* planlıyordu; ama bu ani ölümle kendini hiç beklemediği bir yerde buldu. yani bir yerlere vardı, ama kesinlikle esas planı oluşturan "oraya" değil.
"did you imagine" ile başlayan dizeler ölüm anını anlatıyor. ilk dize "ölmeden önce duyacağın son sesin bir silah patlaması mı olacağını düşünürdün?" diyor. bunu göz önüne alacaksak teorilerden b şıkkına gidip silahlı saldırı olayını düşünebiliriz. ikinci dize "yoksa arabanın camının parçalanma sesini duyacağını mı?" diyor. burada hem a, hem b şıklarına gidebiliriz. ancak, son söz tüm teoriler için geçerli olabilir; "kendinden geçerken duyacağın son şeyin bir şarkı olacağı hiç aklına gelir miydi?" (radyo/teyp açıktı.)
"all" ile başlayan dizeler ölen/ölmekte olan esas oğlanın düşünceleri. kendisinin tüm tasarıları basite indirgenmiş. [yaşamak ya da ölmek.] esas oğlan tüm planlarından feragat ediyor, çünkü bunları asla gerçekleştiremeyeceğini, öleceğini farkediyor; dolayısıyla geleceğe dair tüm hayallerini bir kenara bırakıyor ve...
gereksiz üç nokta kullanımından dolayı tutuklanmak istemem, ama tam olarak buradan sonra gelen üç dize hakkında iki farklı yorum yapılabilir;
birincisi, bu üç dizenin tam da ölüm anında esas oğlanın aklından geçenleri yansıttığı şeklindedir. "buraya daha önce gelmişsin gibi, değil mi?" ve "tüm düşüncelerin tam da bu andan
* itibaren başlıyormuş, ve şu ana kadar tüm bildiklerin yanlışmış gibi geliyor, değil mi?" sorularıyla o andan öncesinin bulanıklaşması anlatılırken, öleceğini farkeden bir insanın o ana kadar bildikleriyle o "öleceğini farketme" anından sonra düşündüklerinin farkı vurgulanmış. bu noktada, ilk yorum üzerinden ilerleyeceksek hala a, b, c ve d şıkları dahilinde olabilecek bir ölümle karşı karşıyayız.
ikincisi--ve daha aksiyon bazlı, daha ilgi çekici olanı--için
the crow filmine dönelim. eric ve sevgilisi shelley'nin nasıl öldürüldüğünü ve eric'in intikam için nasıl geri döndüğünü hatırlayalım. hatırladık mı? tamamen aynı hikaye işte. esas oğlan ölüyor, daha doğrusu öldürülüyor. hayalet/doğaüstü bir varlık olarak geri gelen esas oğlan, ölümlü bir insanken bulunduğu mekanlara geldiğinde oraları yavaş yavaş hatırlıyor. ölümüne kadar yaşadığı her şey artık ona çok uzak; varlığının tek amacı ise kendisinin--ve belki sevgilisinin de--ölümüne neden olanlardan alınacak intikam. bu noktada yukarıdaki a ve c şıklarını eleyip b ve d'ye yoğunlaşabiliriz. "esas oğlan bir kaza ya da bir hastalık nedeniyle ölmemiş, 'öldürülmüş' " diye düşünmek bu noktada daha mantıklı. ikinci yorum üzerinden ilerleyeceksek d şıkkını hala elimizde tutabiliriz, çünkü ölümün bir silah aracılığıyla gerçekleştiğini tam olarak bilmiyoruz. hatta sarhoşken trafiğe çıkmayı bir cinayet sebebi sayarsak a şıkkını da hala dikkate alabiliriz.
son üç dize ise, üstteki tüm anlattıklarımı bir kenara bıraksak bile, bir hayalet hikayesinin tam ortasında olduğumuzun en büyük kanıtları. birçok inanışa göre, ölen bir insanın ruhu ödüllendirilecekse "beyaz ışığa", cezalandırılırsa "karanlığa" ve "ateşe" doğru gider. fakat esas oğlanın ruhuna hiçbir tarafa "geçiş izni" vermeyen kızıl bir sis mevcut. yani ruhun/hayaletin daha yapması gerekenler var. dolayısıyla geri dönüyor. hayaletlik kariyerime yeni başlamış olsam bulunduğum durumu gerçekten kavrayabilmek için benim de yapacağım gibi, kendisi önce bedeninin yanına dönüyor. bedeni nerede? acil servise kaldırmışlar; en azından iki kadın
** var bedenin başında, açık kalp ameliyatı uygulamakla meşguller. ("did the scissors cut a way to your heart?") esas oğlan/hayalet tam bu sırada ameliyatta bulunan kadınların oğullarına imreniyor; çünkü onlar hala hayattalar.
***
deadwing,
halo gibi doğrudan ölüm temasına bağlı şarkıların yanısıra
lazarus gibi "ölümden hayata geri dönmek" konusunu işleyen bir şarkının da bulunduğu bir albümde bulunan bu şarkı için "hayalet hikayesinin bir parçası" demek çok da saçma sayılmamıştır umarım.