arkadaş zekai özger 

adana çık aradan

  1. 1948 yılında doğup 1973 yılında beyin rahatsızlığı nedeniyle ölmüş şair..ölümüne yurda yapılan polis baskınında kafasına yediği jopun neden olduğu söylenir..sevdadır isimli kitabı underground çevrelerce çok sevilir grup yorum bazı şarkılarını bestelemiştir..benim tercihim ise hüzün mevsimi ve sakalsız bir oğlanın tragedyasıdır..25 yıl yaşamış sadece birde uzun yaşasaydı neler yazacaktı kimbilir dedirten bir abimizdir kendileri..
    (hayatberbat, 21.05.2004 15:40)


  2. gercek adi zekai ozger'dir. henuz 25 yasindayken kaldigi yurda yapilan polis saldirisinin ardindan hayatini kaybetmistir. kısa yaşamına pek çok şiir sığdırdı. ölümünden sonra anısına çeşitli dergilerde yayınlanan şiirlerinden derlenen "sevdadır" adlı bir kitap yayınlandı.

    alnını
    dağ ateşiyle ısıtan
    yüzünü
    kanla yıkayan dostum
    senin
    uyurken dudağında gülümseyen bordo gül
    benim kalbimi harmanlayan isyan olsun
    şimdi dingin gövdende
    uğultuyla büyüyen sessizlik
    birgün benim elimde
    patlamaya sabırsız mavzer olsun

    başını omzuma yasla
    göğsümde taşıyayım seni
    gövdem gövdene can olsun
    (vonalı, 19.07.2004 00:27)
  3. beyaz ölüm kuşları

    sonra bir gün anneler de ölür
    böcekler ve kertenkeleler ölür
    boşalır suyu havuzun kum seddi yıkılınca
    sivrisinekler ve kağıttankayıklar ölür
    sonra o gün çocuklar da ölür

    biz hepimiz önce küçük birer çocuktuk

    sonra büyüdük hepimiz çocuk olduk
    balçıktan bir külçe olan dölleri
    en iri elleriyle kepçeliyen
    ve biçimleyen
    ve hep önce kendisiyle biçimleyen
    o dehşetli yontucuyu
    doğumu ve gebelik sanatının bütün hünerlerini
    sütten bir mermere eşsiz bir incelikle işliyen
    anneyi o usta nakkaşı
    unutmadık

    önce anne doğurdu çocuğu acıya
    sonra çocuk acıya anneyi ve ölümü kattı
    sonra herşey ve herkes çocuktan var oldu

    geçti sarp kayalardan aştı nice dağlar
    içti ağulu sütünü hayat denilen annenin
    sıkıntının kutsal kabında yıkadı ellerini
    hüznü kuşlara dağıttı unutmasınlar diye onu
    acıyı gömdü toprağa gayrı açar mezarlık çiçekleri

    böylece vardı bir ırmak kıyısına
    anne bir tedirginliktir nerede olsa
    bağırgan bir karmaşadır onun sesi
    takılır gibi eski bir gıramafona titrek bir iğne
    -bu ayıp bu günah
    bu çok ayıp günah
    -el ne der sonra
    ayak ne der
    bırakmaz çocuğu çocukça yaşamıya

    ama bir gün anneyle de hesaplaşılır

    çocuk yalnız annesine yaşar çocukken
    anne yalnız çocuğuna yaşamaz anneyken
    bölüşür anneliği babanın kasığında
    çocuğum bakışındaki çelişkidir büyüyen
    ağlamak bir soru olur sevginin yarım payında
    -ah bana
    niye baba

    ve bir gün babalar ölür

    tanrı bir ürpertidir çocuğun yüreğinde
    her tanrı biraz baba gibidir
    yiğit ve erkektir çocukları koruyan
    umacılar ve peri masallarının korkulu padişahı
    çünkü tanrıyı yaratan ve öldüren şeyler aynıdır
    vurunca acının ilk gölgesi yaratır kuşkuyu
    acının padişahı elbette zalim olur
    ve bilincin duvarına çarpınca şaşkınlığı
    bir soru önce acıya sonra acıya uzanır
    -hey tanrı
    hani tanrı

    böylece bir gün tanrı da ölür

    şimdi annenin yüreğinde ışıyandır
    sevginin ıslak soluğuyla örgülü tapınak
    bir gün bir kalem bir hokka içindeki kana bulaşır
    akıtır mürekkebini sevda denilen papirüse
    hani bir kuş gelir bir tapınağın duvarına yuva yapar
    çökertir tapınağı daha bir güzelleşir yuva
    işte artık ne anne ne tapınak
    yıkılır gözyaşlarının sığınağı da

    sonra bir gün anneler de ölür

    gerilir gıcırtısı bir tüfek tetiğinin
    öfke yalnız tekliği besler büyür çocuk
    çocuk büyür
    sesi nemli yine elleri yine soğuk
    hayat sığmıyorsa gövdene yüreğini sığdır çocuk
    nemli bir sesi sığdır o gittikçe nemlenen
    çocuk çocuk sana bir dost gerek

    işte yeniden giyiniyor kendini çocuk
    bir çiçek gibi kopardı başkalarına uymıyan yanlarını
    kendini üstlenmişsin var olmak için susmalar köprü
    çocuk çocuk sana bir aşk gerek

    sen iyilikler ve güzellikle uzmanı
    suskunun gizemli sabrı
    bir teraziyi en iyi kullanan
    iğnenin ve ipliğin mercek gözlü büyücüsü
    karnaval gecesinin eğlentisiz parmak çocuğu
    ey hayat cambazı
    ey ip şaşkını
    ezberle o incecik tel üzerinde
    hayatı dengeliyen asayı:
    aşkın ve dostluğun ayrımı yoktur çocuk
    ikisini de doğuran şey aynıdır
    bir kuşa bakarken hüzünlendiren, bir güle baktıkça yürek kanatan, bir yüreği açmadan solduran, bir kadınla yatarken çocuk gibi ağlatan, uyuz bir kedi gördükçe kanı kudurtan, suyu yüz derece sıcaklıkta donduran, anneyi üreten babayı coşturan çocuğu güldüren, seni izmirlere çılgın gibi koşturan, bir vagon penceresinden şaşkın baktıran, bir mektubu ısrarla bekleten, umudu dalında çürüten, acıyı dayanılır kılan bir çıbanı irinle onduran aşka merhem sürdüren, güneşsiz bir gök gördükçe öldüren öldüren öldüren.
    sevgi: tragedyanın kaynağı yaşamın kökeni insanı var kılan umut
    ah nasıl ayrılır aşk ve dostluk birbirinden
    can canı sever ötesi yok bunun çocuk
    ölümü ve ölümün ölümsüzlüğünü
    çocuğu ve çocuğun ölümsüzlüğünü
    sevgiyi ve sevginin ölümsüzlüğünü
    ah elbette aşktır dostluğu mayalayan
    ama kim anlatabilir bu parmak çocuğa
    bir dostla bir sevgili arasındaki ayrıntıyı

    hayır'lara evet'lere direten
    çirkini öptüren kötüyü sevdiren
    aşkı sevgiliyle değil kendinle yorumla
    kim ki kendini açığa komaktan korkmaz
    o saygın bir insandır
    herkes kendi yorumunun cellatıdır biraz da
    böylece lady chatterley de sevilir giovanni de
    böylece lady chatterley ve giovanninin sevgilisi de
    elbette her aşk yalnızca kendine sorumludur
    ama elbette her aşk yalnıza kendine sorumlu olunca
    bir gün aşk ta ölür

    ve başlar sıkıntısı kuralsız bir çelişkinin
    yapışkan bir sevişmenib sancısı doldurur boşlukları
    ve tutku aç bir güve gibi kemirirken sevdayı
    dölün pasıyla bulanırken sevginin beyazlığı
    ah şimdi kim inandırabilir bu eski çocuğa
    aşkın ve dostluğun varlığını
    bir gün ansızın yiter dostlar ve sevgililer
    etin ve kemiğin sıcaklığıyla solar sevdalar

    işte o gün herşey ölür

    şimdi bu yüreği nerelerde beslemeli
    bütün saksıları kırılıyorken güneşin büyüsüyle
    ve ölümler ilençleniyorken en masum sevinçleri
    ve her sevgi kendisiyle çelişiyorken
    şimdi bu nasıl dğmaklar olur yeniden beyazlara

    ama şimdi kim kandırabilir sizi
    bir ölünün hayat kokan ağzını öpmek için
    (soyut, haziran 1970)
    (hayatberbat, 01.08.2006 17:26)
  4. merhaba canım

    ben az konuşan çok yorulan biriyim
    şarabı helvayla içmeyi severim
    hiç namaz kılmadım şimdiye kadar
    annemi ve allahı da çok severim
    annem de allahı çok sever
    biz bütün aile zaten biraz
    allahı ve kedileri çok severiz

    hayat trajik bir homoseksüeldir
    bence bütün homoseksüeller adonistir biraz
    çünkü bütün sarhoşluklar biraz
    freüdün alkolsüz sayıklamalarıdır

    siz inanmayın bir gün değişir elbet
    güneşe ve penise tapan rüzgarın yönü
    çünkü ben okumuştum muydu neydi
    bir yerlerde tanrılara kadın satıldığını
    ah canım aristophones

    barışı ve eşek arılarını hiç unutmuyorum
    ölümü de bir giz gibi içimde
    ölümü tanrıya saklıyorum
    ve bir gün hiç anlamayacaksınız

    güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum
    düşüverecek ellerinizden ve
    bir gün elbette
    zeki müren'i seveceksiniz
    (zeki müren'i seviniz)
    (hayatberbat, 01.08.2006 17:30)
  5. sakalsız bir oğlanın tragedyası

    charles chaplin bir savaşta yitirdim sakalımı
    çıkmazlığın grev sesi umutlarımı vururken
    yendirdim bıyıklarımı papağan kuşkulara
    biraz elma şekeriyle kazıdım sakalımı
    lohusa şerbetiyle kazıdım sakalımı
    yanaklarım paprika lahmacun ister misiniz
    al işte sana böyle yüze böyle güz
    demeyin deseniz de sakal yok ya ucunda
    bu güz vermedi tarla seneye bıyık kerim
    ben ettim siz etmeyin sakal veririm size
    iğne iplik elimde bıyık dikerim size
    yanaklarım taşlıtarla kurabiye yer misiniz

    sayın bayan dursanıza gözünüze kuş kaçmış
    bu bıyık hiç gitmemiş sesinizin rengine
    sakalınız uzamış inmiş ta belinize
    at kuyruğu yapınız ya da örgüleyiniz
    kedinizin bıyığını usturayla kesiniz
    yanaklarım bileytaşı ispirto sever misiniz
    yoksul ve utangaç bir müşteriyim ben
    sizde güneş bulunur mu biraz kaktüs alıcam
    saksılarım yeşersin üç beş bulut verin de
    çok üşüdü güneşten şizofreni olucak
    çabuk olun lütfen dikenleri solucak
    yanaklarım gobi çölü soğuk su içer misiniz
    yüzüm eski bir artist yaşlandıkça shirley temple
    elimde bir baş soğan bir baş sarımsak
    ah ne kadar şakacısınız hiç hamlet oynamadınız mı
    olmak ya da olmamak bütün sorun bu
    yanaklarım yul bryner şimşir tarak ister misiniz
    (hayatberbat, 01.08.2006 17:31)
  6. arkadaş ilk kitabının hep sakalsız bir oğlanın tragedyası olmasını istermiş ama olmadı..gitmeseydi neler yazacaktı acaba....
    (hayatberbat, 01.08.2006 17:32)
  7. pencere



    pencereyi kapama
    gök dolabilir içeri
    sen neyi görebilirsin
    ıslak bir bulutun ağışını mı

    pencereyi kapama
    kuş dolabilir içeri
    sen neyi taşıyabilirsin
    kırık bir dalın yükünü mü

    pencereyi aç
    soluğun çıksın dışarı
    sen büyütmedin mi ciğerinde onu
    kokusu hayatı yıkasın diye

    pencereyi aç
    sesin sarsın dünyayı
    duyulur elbet ta ötelerden
    yürek kendini tanır
    (eleanor, 28.02.2007 19:26)
  8. başlangıçta şiirlerinde bariz bir ikinci yeni (soyut) etkisi görülür ama sonraları toplumcu bir anlayışla yazmıştır şiirlerini.
    (aytok, 30.04.2007 01:15)
  9. ismiyle müstesna bir şairmiş. çok genç yaşta, mülkiye'nin hemen ardında yer alan eski cumhuriyet yurduna yapılan bir polis baskınında kafasına aldığı darbenin üzerinden bir kaç gün sonra hayata gözlerini yummuş. ismi unutulmamış ya o güzel.
    (kipti, 25.05.2007 14:30)
  10. "kalbim!
    elimden tut
    elimden tut
    sensiz birşey yapamam."
    (atxaga, 30.06.2007 00:37)
  11. (bkz: sevdadır)
    (carpe noctem, 30.06.2007 00:39)
  12. (bkz: zeki müren i seviniz)
    (ellaam, 30.06.2007 00:41)
  13. bunu seven şuna da bi baktı
    (bkz: ah muhsin ünlü)
    not;hayır kardeşim,kel alaka,ne alaka değil işte,tecrübeyle sabittir.
    (kirlikirpi, 01.08.2007 21:37)
  14. alınnı dağ ateşiyle ısıtan dostum benim...
    (saadet teyze, 12.08.2007 15:04)
  15. (bkz: bir gün sevişmeyi bana)
    (hadihepberabersusalım, 01.09.2007 19:22)
  16. yazılarıyla şiirlerini ayırmak gerektiğini düşündüğüm edebiyatçı.

    şiirleri ne kadar gelişmeye açıksa yazıları da tersine, bir o kadar sekter. açık uçlu, gizil gücünü yalnızca içtenliğiyle değil kendine özgülüğü, dolayısıyla kendi şiir dilini yaratma kudretiyle hissettiren şiirlerin şairi, nasıl olmuş da bu denli dediğim dedikçi olmuş diye şaşırmıyorum aslında. hem o dönemin şartları hem de özger'in gençliği hesaba katılırsa bu durum açıklanabilir fikrimce.

    ayrıca adına düzenlenmiş bir şiir yarışması vardır. bağlantıdan bilgi edinilebilir.

    http://www.mayisyayinlari.com/
    (salieri ve çiğnenen onuru, 18.01.2008 05:03 ~ 05:04)