1. bir söz vardı
    hangi filmden di hatırlamıyorum
    belki film de bir yerden almıştır
    neyse
    sonuç şöyle birşeydi;
    "arkadaşlar tanrının aileler için özür dileme şeklidir derler.."

    bende tam tersi sanırım.
  2. an itibarıyla hayatımın temellerini bunun üzerine kurduğumu anladım. öyle, soyut olarak "benim hiç arkadaşım yok " değil bu durum, gerçekten de arkdaşım yokmuş. benki sınıfta 4 dönerken yardım etmek için kulaklarımla şahit oldugum " rimbaud yu çağırmayalım ya kordona bize ders notları versin yeter onun arkadaşlığı" tüm dünyamı alt üst etmiştir. yok artık be abi.ne lan bu.
  3. yıllardır bu şekilde bir hayat sürdüğümden alışmıştım duruma, eksikliğini hiç duymadım uzun zamandır. hatta son birkaç ay hariç, bilerek kaçtım insanlardan, uzak durdum, yaklaşmaya çalışanı uzaklaştırdım falan. hep kendi başıma alışverişe gittim, kendi başıma gezdim, yürüdüm. zaten odadan da pek çıkmadım, kitap okudum, ders çalıştım, film indirip izledim. ankara'da kendi evimdeyken bunlardan hiç sıkılmadım. ama 8 aydır yurtta, tek kişilik bir odada kalıyorum. tek kişilik de olsa kafa dinlemek pek mümkün olmuyor. gürültü her zamankinden de çok sinir bozucu hale geliyor hatta. neyse, muhabbetimin olduğu tek kişi yan odada kalan bir kız. uzaktan akıllı gibi görünüyordu, ama yine ayaküstü birkaç laf etmek dışında yaklaşmasına çok müsaade etmedim. düne kadar. canım çok sıkılıyordu, ders çalışmak ya da kitap okumak da istemedim. akşama izlerim diye birkaç film indirdim ama gündüz bir planım yoktu ki, kantinde onunla karşılaştım. bir başka kız arkadaşıyla dışarı çıkacaklarmış. beni de davet ettiler, niye bilmiyorum, kabul ettim. belki hoşuma gider muhabbetleri dedim, hava da çok güzeldi.

    çarşıdaki bi' kafeye gittik. içeri girdik, yeterli sayıda sandalye yoktu. garsonun onları getirmesini beklerken, bakın daha kıçımızı koymadan, kız direkt check-in yapmak için telefonunu çıkardı. allahtan foursquare denen, amacını bir türlü kavrayamadığım sitede üyeliğim yok da, beni etiketleyemedi. neyse, sandalyeler geldi. onlar milkshake söylediler, ben kahve. siparişler gelene kadar ikisi de kafasını telefonundan kaldırmadı, salak salak camdan falan bakıyorum ben de o esnada. milkshake'leri gelince bi' bırakır gibi oldular telefonları, hah dedim tamam. muhabbet etcez galiba artık derken, bir yudum içip tekrar aldı biri eline telefonu. ve kamerayı açtı... bardağımı benim önümden alıp kendi önüne çekti ve dört bir yanından fotoğraflarını çekip paylaştı. hemen paylaşmadı canım tabii, bi' 10 dakika falan hangi filtrenin daha iyi olduğuna karar vermeye çalıştıktan sonra paylaştı.

    devamında da farklı bir şey olmadı. dediğim gibi, cidden sadece uzaktan akıllı gibi görünüyolarmış. düne kadarki zaman boyunca doğru olanı yapmışım meğer. arkadaşsızlığı bir daha hiçbir şeye değişmeyeceğime ikinci kez yemin ettirdiler bana.

    arkadaşlığa da, android telefonlara da, check-in yapmaya da lanet olsun diyorum. bir daha da yalnızlıktan yakınanı görürsem, o an elime ne geçerse hızla kafasına indirmeyi düşünüyorum.