arkadaşa platonik aşk 

adana çık aradan

  1. arkadaşlarınla her zaman beraber olduğun bir yere gittiğinde gözlerin sadece “o”nu arar. “o” olmayan her şey senin için aynıdır. arkadaşlarını fark etmezsin genellikle, çünkü gözlerin “o”na odaklıdır. radarın sadece “o”nu tanımlar. bir garson ya da bir amca senin arkadaşlarından farklı gelmez sana, taa ki arkadaşların sana seslenip kendini belli edene kadar...

    hemen her gece rüyanda “o”nu görürsün. ama eğer aranızda henüz olumsuz bir gelişme olmadıysa hep güzel rüyalardır bunlar. <<< şöyle ki: “o”nunla karşılaşırsın her zaman gördüğün yerde, bir anda göz göze gelirsin. bu seferki gerçeklerden farklıdır. “o” da senin gözlerinin içine bakar ve gülümser. hayatına bedel bir gülümseme… sonra arkadaşlarının yanından kalkar ve senin tek başına oturup da “o”na belli etmeden “o”nu izlemeye çalışıp başaramadığın masaya, karşına oturur. gözlerinin içine bakar, selamlaşırsın tekrar. bu seferki her zamankinden daha farklıdır. sana karşı boş olmadığını hissedersin. bir süre sonra ya sen kalkar “o”nun yanına oturursun ya da genellikle olduğu gibi “o” gelip senin yanına oturur. bir anda yakınlık hissedersin ve ya elini tutarsın ya da elini omzuna atarsın. o an senin uzun süredir hayallerini süslemiştir. ardından tekrar göz göze gelirsin ve yanağından ya da dudağından ufak bir öpücük alırsın -bu kesinlikle sapıkça olmaz, çünkü bunu o aşka yakıştıramazsın, tamamen hissi bir öpücüktür ve çok kısadır- ardından sarılırsınız ve gözler birbirine bakmadığı için daha da cesaretlenirsiniz ve aynı anda birbirinize aşık olduğunuzu itiraf edersiniz.>>> işte tam o anda uyanırsın ve her sabah uyandığında yaptığın gibi gerçek olmadığı için içinden küfürler edersin. ama o rüya adeta senin beynine işlemiştir, beynin bunun rüya olduğunu inkar eder, onları yaşamış olmak istediğin için. o gün bunu yaşamamış gibi davranmaya çalışma günüdür. sanki zamanı geriye almışsındır ve bundan sadece senin haberin vardır. kızı her gördüğünde sanki her şey gerçekmiş gibi gidip “o”na “canım” diyerek sarılmak gelir içinden, herkes aşkımızı görsün dercesine. ama bir anda tekrar hatırlarsın onların rüya olduğunu, bu arada “o” sana selam vermiş ve karşılığını beklemektedir ama karşıdan gelmesiyle birlikte bu düşüncelerinden sonra yavaş yavaş yanından geçip gitmektedir, ne yapacağını şaşırmışsındır ve adeta kontürpiyede kalmışsındır, aptal bir gülümsemen ya da salakça bir selamınla biter bu karşılaşma. rezil olduğunu düşünürsün. bu her gün böyle devam eder. rüya-gerçek hayat birbirine girmiştir. artık ayırt etmek imkansız hale gelmiştir. her sabah uyanmanla beraber gördüklerini kafandan atmaya çalışırsın. ama çoğu zaman beceremezsin ve çamları teker teker devirir, kredini azaltırsın…

    “o”nu görmek için her gün geçtiği yerlerden geçtiği saatlerde geçmeye çalışırsın, sadece gideceği yere kadar beraber yürümek için. ve bunu hep çaktırmadan yapmaya çalışırsın. <<<şöyle ki: hep o yolda bir ileri bir geri gider durursun. genelde etrafa garip görünmemek için telefonla konuşuyor gibi de yaparsın. hatta akşamsa kimse fark etmesin diye sürekli c tuşuna basarsın ki telefonun ışığı sönmesin. sanki herkes seni izliyor da telefonunun ışığı yanmadığı için konuşuyor gibi yaptığını anlayacaklar gibi.>>> ama her nedense “o” genelde o anlarda bir türlü karşına çıkmaz. çoğunlukla hiç karşılaşmayı ummadığın anlarda, hatta genelde “o”nu düşünmediğin anlarda karşına çıkar. bu yüzden bazen buna inanır ve “o”nu düşünmemeye çalışırsın…

    “o”nu görmediğin günün akşamı çok kötü geçer. yaptığın hiçbir şeyden zevk alamazsın. kimseyle konuşmak istemez, sadece kendini dinlemek, içten içe sövmek ve o günün bitmesini dilemek gelir elinden ki ertesi gün tekrar “o”nu görme şansın olsun.

    sana her şey “o”nu hatırlatır, özellikle de “o”na yaptığından bahsettiğin şeyleri yaparken aklına bir girer, çıkmak bilmez. öyle bir durumdur ki o anda yaptığın diğer şeyleri de “o”nu düşünürken yaptığın için daha sonra o şeyi yaparken de aklına “o” gelir. bu da bir süre sonra hayatındaki her şeyin sana onu hatırlatmasına neden olur. bilgisayarın, girdiğin sitelerin her biri, her ders kitabın, arkadaşların, ailen, telefonun, yatağın, masan, sandalyen, kısacası hayatında var olan her şey… artık “o”nu aklından çıkaramaz hale gelirsin.. artık en azından boğaz kenarında otururken gördüğün yemeğini bekleyen martılar, kışın sokakta gördüğün kardan adamlar, filmlerdeki figüranlar, hatta ve hatta arkadaşlarınla gezerken “vay be” diye süzdüğün güzel kızlar sana “o”nu hatırlatmamalıdır ama senin için hayat “o”ndan ibaret olmaya başlamıştır…

    sürekli kafanda “o”nunla çıkarsan “o”nu nerelere götüreceğini, hangi şarkılar dinleyeceğini, nelerin senin için anlam kazanacağını, “o”na “bu bizim şarkımız olsun mu?” diyeceğin şarkıyı, kalabalıkta “o”nunla nasıl bir görüntü yansıtacağını, ilişkinizi ne hızda ilerleyeceğini ve sonlanıp sonlanmayacağını ya da nasıl sonlanacağını düşünür durursun. hayaller dünyasına girmişsindir artık, çıkmak da istemezsin…

    artık senin için özgünlük önemsizdir, başka bir deyişle hayatında özgünlüğe yer yoktur. her şey “o”na benzediği kadar güzeldir. gördüğün bir kızın saçı kendine özgü bir hoşlukta olamaz artık senin için, “o”nun saçına ne kadar yakınsa, rengi olsun uzunluğu olsun, o kadar güzel gelir gözüne. her şeyi,herkesi “o”nunla karşılaştırırsın ister istemez. kalp atışların “o”na yakın şeyler gördüğünde daha hızlı atar aynı çocukluğumuzda oynadığımız bir oyun gibi. hani biri saklanırdı ve bulmaya çalışırdık da biz yaklaştıkça etraftaki arkadaşlarımız alkışlarını yükseltirlerdi. işte aynı o. artık “o”nun tüm özellikleri senin beğenilerinden oluşan bir çemberin merkezidir ve merkezden uzaklaştıkça her şey daha itici gelir…

    “o”na hep güzel şeyler anlatmak istersin, sen anlattıkça o gülsün istersin. böyle olunca “o”na yaşadıklarını abartarak anlattığın olur, başkalarının yaşayıp da sana anlattığı olayları kendine uyarlayarak anlattığın olur, kafanda yarattığın, daha doğrusu uydurduğun, şeyler anlattığın olur. “o”nu her güldürdüğünde sana daha yakın olacağını, seninle daha çok vakit geçirmek isteyeceğini düşünürsün. ama artık kendi söylediğin yalanlara kendin de inanmaya başlarsın. yaşamadığın şeyleri yaşadığını hissedersin adeta.çok garip bir duygudur. daha sonra artık bundan rahatsız olmaya başlar, yalanlar söylemezsin. bu seni daha garip bir duruma götürür, sırf “o”na anlatmak için bir şeyler yaşarsın. komik duruma düşürürsün kendini ya da başkalarını, hayatını hızlandırmaya çalışırsın ki daha çok şey yaşayıp anlatabilesin. ama bunların hiçbirini “o”nun için yaptığının farkına bile varmazsın aşkın sönüp de senin için bir hatıra olarak kalana kadar, yani normal hayata dönene kadar…

    hayatında paranoyalar oluşmaya başlar. “o”nunla konuştuğun her günün ardından kritik yaparsın kendi kendine. acaba bu lafı söylemesinin nedeni bana kızması mıydı? acaba ben şunu yaptım da mı bana kızdı? niye benimle bugün çok samimi konuşmadı, acaba bazı şeylerin farkına mı vardı? bu paranoyalar yer bitirir kafanı adeta. artık her lafını, her davranışını ölçerek hayata geçirirsin…

    öyle bir an gelir ki “artık yeter” dersin ve “o”na açılmaya karar verirsin, “o”nunla konuşmak istemenin nedeni beraber olma isteğini belirtmek değil, aslında konuşup rahatlamaktır. bir şekilde yan yana gelir ve “o”na duygularını söylersin. ama o anda ses tonun olsun, seçtiğin kelimeler olsun, bakışların olsun; hiçbiri “o”nunla bir birlikteliğe başlama isteğini yansıtmaz, hatta aksine “o”nu uzaktan sevmekten yorulduğunu ve artık bunu istemediğini, “bil artık ben de rahatlayayım, atmam kolay olsun seni kafamdan.” düşünceni iletir sen istemeden. zaten bir beraberlik olsa bile uzun sürmeyecektir artık çünkü bu sözler seni o beraberliğe ezik, kendine güvensiz başlamanı sağlayacaktır. böyle bir ilişki olacağına olmaması daha da iyidir hatta. artık “o”nu unutmak senin için zor olmayacaktır. en azından “niye konuşmadım.” diye bir ses beyninde gezinip seni üzmeyecektir.

    senin için işte bunlar ve benzeri bazen seni düşündürecek, çoğunlukla da “vay be, ne haldeymişim ben.” dedirtip güldürecek olaylar haline gelmiştir, lise yılları yok mu o lise yılları…
    (sarpinsarp, 26.02.2007 20:46 ~ 20:46)


  2. kokusunu içine çekebilecek kadar yakın olup, gözlerinin içine bakacak kadar cesaretli olup, ona dokunamamaktır.
    içinizden geçenleri anlatamamaktır. yıpratır. dağıtır.
    (poppy, 11.03.2007 19:28)
  3. (bkz: arkadaşa aşık olmak)
    (madalyonun güzel yüzü, 11.03.2007 19:31)
  4. her duygunun olduğu gibi bunun da karşılıklısı vardır. iki taraf da eğer reddedilirse ondan tamamen kopacağını düşündüğü için açılmaya cesaret edemez. bu konu ile ilgili yazılan hikayelerde hep aşıklardan birisi ölür ve diğeri, gerçeği ölenin günlüğünden okur. bu durum insanda, ölüp onun yanına gitme isteği uyandırır.
    (ipo, 11.03.2007 19:50 ~ 19:51)
  5. eğer aşık olunan arkadaş bide size aşık olduğu kişiyi anlatıp fikir soruyorsa içinden çıkılmaz bi duruma dönüşür
    (bkz: intihar sebebi)
    (thoughtless, 14.03.2007 20:22)
  6. afilli çelişkilere sebep olur bu tarz aşklar. açılmak istersin, redderse rüyadan uyanacağın için cesaret edemezsin. açılmamak matıklı gelir sonra d hey böyle mantığı dersin; çünkü saçmadır. açılman durumunda kabul etmezse kaybetmeyi kabullenmek çok yamandır. aklında sürekli sorular uçuşur, zaman tanı zaman tanı dersin. taki o da sana bişeyler hissetsin. hissetmese de kabullenemezsin de açılamazsın da. senin olmayacağı bellidir ama kalıba sığdıramazsın sonuçları, hayatın belkilere kalır. olayın ironisi de çevrenizdeki herkesin herşeyi bilmesidir. insanlar kör değildir istisnasız herkes bilir, sadece "o" bilmemezlikten gelir. olayın kendinizin mazoşistliğinize ya da onun sadistliğne mi bağlarsınız bilinmez. ama bi gerçek vardır birisi alır başını gider herşey maziye karışır. mutlu son budur, en iyisi de budur.
    (akarui, 14.03.2007 20:36 ~ 20:36)
  7. - garson, bana seks partneri; arkadaşa platonik aşk, bol acılı olsun
    (xix, 14.03.2007 20:59)
  8. böyle bir aşk çeşidini bünyesinde bulunduran insana iyi davranmak gerekir çünkü zavallıcık zaten yeterince acı çekiyordur. sürekli veya sık sık aynı ortamda bulunup sevgisini belli etmemeye çalışmak dünyanın en zor şeylerinden biri olsa gerek.duygularını belli etmemek zorundadır aksi takdirde hayatından tamamen çıkma riski vardır arkadaşının, sevdiceğinin eğer oda olursa intihar edecek kıvama gelir zaten.bastırılan aşk her geçen gün büyür,bi taraftan suçluluk duygusu kemirir içini aşık olunan kişi arkadaş olduğu için. gece, gündüz söylediği sözleri acaba ne demek istedi diye düşünmekten uyku tutmaz bir türlü. insanı en çok yıpratan, saplantıya dönüşürse ciddi psikolojik sorunlar yaratabilecek aşk çeşididir.
    (mudflow, 23.04.2007 16:14)
  9. sağır olmaktır. sağırsındır çünkü, etrafta kaç kişi olursa olsun onun söylediklerinden başkasını duymazsın. her an sana bir şey söyliyecek de konuşacaksınız diye beklersin.
    kör olmaktır. aşk zaten başlı başına körlüktür.
    topal olmaktır. koşmak istersin ona ama o hep bir adım önde gider senden, tam yakaladım derken kızıl saçlı bir hatun girer aranıza ve sizin topal bacağınız biraz daha sızlar.
    (empty, 23.04.2007 16:42)
  10. coğunlukla "ama ben seni arkadaş olarak görüyorum" gibi cevaplardan sonra "ulan neden böyle adalet mi bu!!!" diye isyan eden ve o günden sonra başka kızlara karşı olacağı varsa bile bu yüzden olmayan sadece platonik boyutta kalan aşktır....
    (dolapbeygiri, 17.06.2007 00:02)
  11. sonu filmlerdeki gibi mutlu olarak bitmeyendir. genelde bu şekilde olur. platonik aşk kötüyse, arkadaşa platonik aşık olmak herhalde en kötüsüdür. hoşlanıp hoşlanmadığı çok iyi anlaşılır, arkadaş olunduğundan dolayı. yüzüne bakarsın ama gözlerine bakmaya cesaret edemezsin. ağzını açarsan tüm her şeyi kusacak durumdasındır ona karşı. onu kaybetmeyi göze alamaz ve susma tercih edilir. hatta bulunduğu yerden kaçmak tek çare gibidir. mecburen aynı ortamda bulunacaksanız eğer susarsınız konuşmazsınız. sizde bir sorun olduğunu düşünüp yanınıza geldiğinde bir şekilde geçiştirilir. ama peki deyip yüzünü döndüğü zaman içten gelen yüz binlerce ses adını haykırır bir daha dönüp baksın diye. dönüp bakmaz elbette… ve her gün bu şekilde tekrarlanır. olay her an, her dakika insanın kendisine işkence yapmasına kadar ilerler. ama susulur. kaybedilmemelidir o. hayat böyle devam eder. halini soranlara da iyi olduğun söylenir, koca bir yalandır aslında.
    (pembe panter, 02.12.2007 02:05)
  12. gözlerin gözlerime değince
    felaketim olurdu, ağlardım
    beni sevmiyordun, bilirdim
    bir sevdiğin vardı, duyardım
    çöp gibi bir oğlan, ipince
    hayırsızın biriydi fikrimce
    ne vakit karşımda görsem
    öldüreceğimden korkardım
    felaketim olurdu, ağlardım
    ne vakit maçka'dan geçsem
    limanda hep gemiler olurdu
    ağaçlar kuş gibi gülerdi
    sessizce bir cigara yakardın
    parmaklarımın ucunu yakardın
    kirpiklerini eğerdin, bakardın
    üşürdüm, içim ürperirdi
    felaketim olurdu, ağlardım
    akşamlar bir roman gibi biterdi
    jezabel kan içinde yatardı
    limandan bir gemi giderdi
    sen kalkıp ona giderdin
    benzin mum gibi giderdin
    sabaha kadar kalırdın
    hayırsızın biriydi fikrimce
    güldü mü cenazeye benzerdi
    hele seni kollarına aldı mı
    felaketim olurdu, ağlardım

    (bkz: üçüncü şahsın şiiri)
    (bitanesindenbitanesine, 02.12.2007 02:39)
  13. buradan milyarlarca yıl uzakta olmasına rağmen uzanılsa dokunulacakmış gibi duran bir yıldız gibidir..sanki biraz daha uzansanız,ona söyleyiverseniz gerçeği avucunuzdaki o kocaman yıldızın ışıltısında eriyip gidecekmişsiniz gibi,sizi sevecekmiş gibi hissedersiniz..sonra gerçeğe yaklaştırdıkça kendinizi ışıltı silikleşir,yanıbaşınızda duran o yıldız artık bir kum tanesi kadar küçük,gökyüzünün derinliklerindedir..sizin değildir ve olmayacaktır..ve siz ne kadar inkar ederseniz edin başınızı kaldırıp gökyüzüne her baktığınızda gözünüze ilk çarpan şey onun ışığıdır..artık o ne arkadaştır ne de platonik aşktır..o,sizin hep ışığını arayacağınız o parlak yıldız,aklınızdan asla çıkartamadığınız bir saplantı olmuştur..
    (zardanadam, 27.06.2008 11:43)