belki ilginizi çeker
  1. · kardeşin ölmesi
  2. · ah ulan rıza
  3. · bir şey söyle ne olursa yeteri kadar susuyor hayat
  4. · let it flow
  5. · hayatın anlamsızlaştığı anlar
  6. · askerde pkklı avlamak
  7. · sözlükle ilgili istekler
  8. · arkadasin olmesi
gündem
  1. · serdar ortaç ın haiti yi umursamaması
  2. · bursa denince akla gelenler
  3. · itü sözlük yazarlarının odaları
  4. · kitap okurken dinlenebilecek müzikler
  5. · melih gökçek
  6. · bim ile migros arasındaki farklar
  7. · hayatın ne kadar ibne olduğunun anlaşıldığı anlar
  8. · 22 temmuz 2007 genel seçim sonuçları
  9. · nesnelere anlam yüklemek

arkadaşın ölmesi  

  1. "ölüm nedir ki, hepimiz öleceğiz zaten" diyen bir insana bile (ki bu hikayedeki mal benim) bazı şeyleri yeniden düşündüren, bir şekilde hayatı sorgulatan bir olaymış, bunu gördüm.

    küçüklüğümden beri bir çok uzak akrabam vefat etti, bir nevi insanların ölümüne alışık olduğumu düşünüyordum yani. hem doğanın kanunu budur zaten; bir şey yaşarsa ölür. bu nedenle ölen bir kişinin arkasından asla yas tutulmaması gerekildiğini, "kalan maçlara bakacağız" felsefesini benimsemişimdir bu zamana kadar. ama işte kendime yakın biri ölünce bütün bu düşünceleri tekrar gözden geçirmek durumunda kaldım.

    bir kere insan "sağlık olsun hepimiz öleceğiz zaten" diyemiyor. diyemiyorum işte. düşünsenize, uzun yıllar birlikte zaman geçirdiğiniz bir insan yok. msn'de oturum açmayacak, telefonlarınıza cevap vermeyecek, asla okul sonrası bir şeyler yapamayacaksınız. yok çünkü o artık. dünya üzerinde değil. papua yeni gine'de telekomünikasyon imkanı olmayan bir yerde yaşasa sevinirsiniz çünkü orada "yaşıyor" olur o, bilirsiniz yani. haberiniz yok ama yaşıyor işte orada. bir gün bir şekilde gelecek, göreceksiniz kim bilir?

    ama ölen geri gelmiyor işte. hiç bir enerji tamamen yok olmaz ya, öyle değil. insan ölünce başka bir şeye dönüşmüyor. ceset belki, o da işinize yaramıyor.

    sanırım en kötüsü, ölüm haberini aldığınız ilk an olsa gerek. insan kabul ettiremiyor işte beynine. "yok o artık, ölmüş, bir daha geri gelmeyecek" düşüncesi çok zor bir şey. bu o uzak akrabaların ölümüne de benzemiyor, zaten onları yılda kaç kere görüyorum, görünce de ne kadar konuşuyorum ki?

    taze bir 19 olarak söyleyebilirim ki, 19 yıllık hayatımda aldığım hiç bir haberde böyle hissetmemiştim. beni az çok tanıyanlar bilirler; duygusal açıdan odunumdur. hiç bir zaman duygularımı ortaya çıkarmam zaten içimde de bazı özel olaylar hariç bir şey hissetmem. önemli olan beyindir ve mantıktır bana göre; eğer bir işin içine duygularımı katarsam o iş olması gerektiği gibi olmaz -iyi ya da kötü. malum haberi aldığımda mecburen beyin kendini kapattı ama. en mantıkçı, "hepimiz öleceğiz"ci insanın beyni bile duruyor o anda işte.

    ölüm haberini aldığınız andan sonra daha fazla şok edebilen tek an cenaze sanırım. ya da benim ilk cenazem olduğu için böyle hissettim, bilmiyorum. giden bir insan ve arkasından ağlayan -ya da ağlayamayan*- onlarca insan. eğer kaybedilen insan 19 yaşındaysa "daha çok gençti, pırıl pırıldı" laflarından kurtulamıyorsunuz. içiniz acıyor; arkadaşınıza üzüldüğünüz kadar o anne babasına da üzülüyorsunuz.

    bir şekilde kendi yaşamınızı sorgulatıyor size arkadaşın ölümü... "ee sonra?" dedim ben kendi kendime; artık o yok ve biz geride kalanlar devam etmeliyiz. ama olmuyor işte. zor. hala değer verdiğim bir varlığın yok olmasına alışamadım. "doğanın kanunu" düşüncesi de işlemiyor, olmuyor. bambaşka bir şey bu ve kesinlikle bir daha yaşanmak istenecek türden bir şey değil.
    (noscho, 10.11.2008 13:54)
... toplu gösterim ...

© 1923 - 2010 itü sözlük (buraya numaratör koyduk yılı kendi artırıyor artık)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük duyurular  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil
havadis:  itü sözlük blog  ·  twitter  ·  friendfeed  ·  facebook