1. çok güzel bir deyimdir.

    çağımız insanının mübalağasız her konuda yaşadığı ve sebebini kendisinin de anlayamadığı boşlukta, iki arada bir derede kalma durumudur. halbuki en güzel şey karar vermektir. malumunuz klişe ile "en kötü karar dahi kararsızlıktan iyidir."

    ancak günümüz modern, hırslı, hep en iyisini isteyen, tatminsiz, piç (oha! iyice sövmeye doğru gidecek gibi, çok doluyum be sözlük!) insanı, her kararı hayatının en öneli kararıymışçasına maksimist bir anlayışla aldığı için genelde arafta kalır. aslında çözüm basittir! hayat kararlardan ibarettir, seçiminizi yaparsınız ve sonuçlarını yaşarsınız. iyi veya kötü, sadece sonuçlarını yaşarsınız. öbür kararların alternatif maaliyeti de zaten her zaman göründüğü gibi çok basit bir şekilde hesaplanamaz. çoğumuz kelebek etkisi filmini izledik. ufacık şeyler hayatın bütününü nasıl da etkileyebiliyor ki hakikaten öyle bence. o yüzden biraz ruhsal tatminsizlikten ve doyumsuz insan egosunun hep en güzelini istemesinden mütevellit yaşanan bu arada kalmışlığı çözmek için en güzel yol, hayatın iplerini biraz gevşetmektir. zaten kaçımızın planları mükemmel bir şekilde ilerliyor ki!

    unutmayalım en iyi senaryo yazarı tanrı, kader, allah, enerji, buda ne derseniz deyin odur. bünyeyi çok da yormaya gerek yok. en son arafta kalıp araya düşeceğim ondan tırsıyorum!

    - kızım nereye gidiyorsun?
    + bu gece lise arkadaşım var ya araf!
    - evet
    + onlarda kalacağım
    - arafta kalacaksın yani. tısısısı
    + öff baba!

    bu yazının altında iyi durmadı ama dayanamadım. tısısısı, komik lan!
  2. sadece hayat zor geliyor bazen,
    koşmak istiyorum kalabalığa, yalnızlıktan.
    ama elimden gelen bu sanırım.
    gecelerimi bölen dumanlı bir nefes, belki bir barmen tarafından elime tutuşturulmuş bir bira. o gecelerden birinde yanımdaki tabureye düştü bir kız.
    ben arafta sıkıştım. eğer tanrı varsa, ya şimdi bana yardım etmeli dedi, ya da beni neden buraya hapsettiğini söylemeli.
    anlamak için kafamı çevirdiğimde gözlerini gördüm sadece. gerçekten sıkışmıştı. özgürlüğe daha ne kadarım var? neyim varsa verdim, ruhumu şeytana sattım sonra 2 katına geri alıp meleğe teslim ettim. ne yapsam işe yaramıyor. eğer tanrı varsa bu gece, beni buradan ya kurtarmalı ya da ne yapmam gerektiğini anlatmalı. arafta oksijen çok az. sırf o yüzden nefesimi tutabildiğim kadar tutmaya çalışıyorum ben. arafta ölmemeliyim. cehennemi hiç bu kadar delicesine istiyenini gördün mü sen? ben ona razıyım. araf berbat. gözlerinden yanaklarına 2 yamur damlası düştü. hayat zor dediğini duydum dedi, yaşamak zor geliyormuş. arafımı düşünsene. orada nefes bile aldırmıyorlar sana. öylece duruyorsun. camlı bir araf orası, insanlar gözünün önünden geçiyorlar, avuçların cama sırasıyla vuruyor ''duyun artık beni'' diye bağırıyorsun, ''görün artık'' ama kimse bakmıyor bile, görmüyorlar seni. camın içinde bir kafes araf. avuçların kanayana kadar vurduğun, tanrının seninle dalga geçmek için bile sesini çıkarmadığı, en büyük ceza orası. ben günahkar oldum. şeytanın ortaklığını yaptım ve sonra onu da dolandırdım. büyük bir günahkarım. ben melekte oldum. meleklere doğruyu gösterecek kadar. iyiliği kavram olarak görmelerini sağlayacak kadar. sanırım arafı bu yüzden hakettim. tanrı içime bir şeytan ve bir melek yerleştirdi. evrende olanların en güçlüleri. bir sabah uyandığımda melek şeytanı yere sermiş oluyor ve ben melekle yola devam ediyorum. ve gece olduğunda şeytan ayaklanıyor, meleğin kafasına sertçe bir şeyle vuruyor ve ''pat'' melek yerde. şeytan tutuyor bu kez önümü, onu takip ediyorum. ikisine de dokunamıyorum. izin vermiyorlar bana. onlar olmadan yolumda olmuyor, özgürlük istedim ben. sadece kendim için. yaşamak zor diyorsun ya? ben ikisini de öldürüp kurtuldum oradan. şimdi özgür kaldığım için cezamı çekiyorum. bu arafta sıkıştım. artık ne melek var ne şeytan. benimle konuşan bir ben bile yok. eğer tanrı varsa bu gece ya bana cehennemi versin ya cenneti. araf olmaz. arafta nefes almak yasak. araf sabır yeri. sabırsız oldukça camlar kalınlaşıyor. araf sabırsızlık demek ama? eğer tanrıysan lütfen bana yardım et. konuş benimle. ilk kez biri duysun beni. o zaman kurtulacağım bu araftan. cehennemi göster bana. cennet sana kalsın. araf olmaz. arafta nefes yok. arafta kimse yok. araf olmaz...
  3. sevgiliniz sizi ilk defa "özledim seni" diye aradığında, müdürünüzün telefonda bir açıklama yaparken "ben seni sonra arayayım yetiştirmem gereken bir rapor var" demesidir.
  4. şu iki söz arasındayızdır çoğu zaman, yani arafta:
    1.
    "çaresizliği de yaratan o;
    çareyi de yaratan o,
    mutluluğu da yaratan o;
    mutsuzluğu da yaratan o.
    kalk, silkelen, kendine gel!
    umutsuzluğa sarılma; umutsuzluk şeytandandır:
    ümit etmek allah'tandır:
    ümitvâr ol, hayrı iste, korkma, yürü!"
    şems tebrizi
    2.
    "yalvarırım sana... kalbinde çözülmeden kalan her şey için sabırlı ol. sorunların kendisini sevmeye çalış; kilitli odalar veya yabancı lisanlarda yazılmış kitaplar gibi. cevapları şimdi arama. şu anda cevaplar sana verilemez, çünkü sen henüz onlarla yaşayamazsın. bu, her şeyi yaşama meselesidir. şu anda, soruyu yaşaman gerekiyor. belki daha ileride, farkına bile varmadan, günün birinde kendini cevabı yaşarken bulacaksın."