*silaha
*silahlanmaya
*silah ticaretine
*orduya,silahlı kuruluşlara
*toplum ve çevre ilişkilerinde baskı,egemen olma çabalarına
*her şeyin tek düze olmasına karşı olmak,bunlara karşı özgürlüğü savunmak...
pek akıllıca bişey değildir kanımca. zira insanoğlu her zaman kendisi üzerinde baskı kuran bir güce muhtaçdır. kesinlikle her zaman kendisinden daha güçlü, daha kuvvetli birileri olacak ve onu alt edecek, aksi takdirde şımarır, insan olduğunu unutur, ve etrafındaki diğer insanlara saldırmaya başlar. bunun en güzel(veya en çirkin) örneği amerika daki katrina felaketidir. felaketin ertesi günü insanlar dükkanları soymaya başlamışlardır, yiyecek aramak için değil, hayır, o uzun zamandır istedikleri nike ayakkabıları çalmak için. bu, ordusuz, polissiz kalan yerlerin ne hale geleceğinin bir örneğidir. ha bu ordunun başındakilerin, onu yönetenlerin bunları yapacak olan insanlardan bir farkları yoksa onlar değiştirilmelidir. ama (bkz: sanat baskıdan doğar)
fazlası zarardır. "herşeye rağmen anti militarizm" demek belgrat ormanında kıçını açıp domalarak tecavüze hayır sloganı atmaya benzer.
kişiler anti militarist olabilir, örgütler anti militarist olabilir ama bir devletin anti militarist olması düşünülemez.
anti militarizm felsefesini incelerken kullanılacak metot günün konjonktürünün aynen kabul edilerek üzerine bir avuç insanın anti militarist görüşünü yamayarak olayı irdelemek olmamalıdır. aynı metot, karşı güçler tarafından insanlık tarihi boyunca tüm marjinal kabul edilen felsefelere uygulanmış, bu sistemlerin doğru öğeleri başarıyla al aşağı edilmiştir.
buradan hareketle anti militarizm felsefesini sınırları mayınlarla döşenmiş ülkelerin mayınların ötesinden gelen tehditlere karşı pasif kalması şeklinde ele alırsak buradan maksimum objektiflikte dahi anti militarizmin insanlığı ileriye götürecek bir fikir olması sonucu çıkamaz. anti militarizm, teorik olarak global biçimde ele alınması gereğini taşıyan bir felsefedir. dünyada yaşayan fraksiyonların sadece bir kısmının anti militarizmi benimseyerek silahlanma hareketi ve savaş yandaşlığı fikrini terk etmesi doğal olarak o fraksiyonun diğer barbar nitelendirdiğimiz fraksiyonlar tarafından zarar görmesinin yolunu açacak, insanlığa fayda getirmesi beklenirken aksi bir sonuç alınacaktır. savunmayı terk etmiş bir diğer insan topluluğunun barbar olarak nitelendirilmesi ekseriyetle devletlerin tebaasına verdiği yönlendirici eğitimi almış bireyler açısından çok marjinal bir nitelendirme gibi algılanabilir. açıkçası, bu vatanseverlik soslu şiddet empozesini bir kez bünyesine kabul etmiş birinin bunun tersi bir düşüncede olmasını beklemiyorum.
anti militarizmin amaçladığı konjonktüre dünyayı ulaştırması ancak dünyada yaşayan tüm insanların milyonlarca yıl önce edindiği türdeşini öldürme rahatsızlığından ortak bir iradeyle kurtulmasıyla mümkün olabilir. her ne kadar dünyada üretilmiş oyun teorisi gibi bir teori bunun mümkün olmayacağını, tüm insanlık türünün birleşmesi sonucunda bile ikinci bir bölünmeye maruz kalacağını iddia etse de aslında daha genel bakıldığında savaşların sebeplerini ortadan kaldırabilmek bu birleşmeyi hediye edebilir.
peki bu nasıl olur?
dünya tarihine bakıldığında savaş sebeplerinin genel olarak ekonomik ve dini sebepler olduğu gözükür. ben bu sebeplere bir de insanın başının belası egoyu eklemek isterim. hatta bu fikrimi biraz genişletmek, ekonomi ve din de özünde egoya dayanır demek isterim.
hemen açıklayayım,
ekonomiye göz atarsak bugün marsta yaşamayan her insanın bu konuda hak vereceğini düşünürüz. bugün eğer insan soyunun bir kısmı college önünde kızlara hava atmak üzere kullandığı pick-up’ının deposunu 5 dolar ucuza doldurmak için yaşadığı topraklardan binlerce uzağa onca zahmetine katlanıp gelerek o uzak topraklardaki petrol kuyularına göz koyuyorsa, doyamayıp oralarda yaşayan insanları sistematik bir katliama maruz tutuyorsa bunun adı ancak ego olabilir. bu katliamı meşrulaştırmak üzere öne sürülen “bu insanlar yaşamak için ekonomik kaynaklara ihtiyaç duymaktadır” yalanınınsa ancak bir teletabi tarafından inanılabilir bir yalan olduğu açıktır. zira gelinen topraklarda oradaki insanları doyurmaya yetecek kaynakların bulunduğu, hatta fazlasını da diğer ülkelerden buraya bir şekilde göç yolu açılan insanların olduğunu biliyoruz. bunun haricinde yapılan bir denizaşırı savaşın kaynak yetersizliğinden değil ancak açgözlülükten ötürü yapıldığı ayan beyan ortadadır. eğer böyle hayvani bir duygunun esirliğinde olunmasaydı sadece bu savaşa harcanan kaynakların iddia edilen kaynak yetersizliğini telafi edecek miktara yaklaştığı düşünülebilirdi.
ikinci ana unsurumuz din savaşlarıysa, daha soyut bir kavram olmakla beraber yine ego tatmin ihtiyacından başka bir sebeple çıktıklarına inanmadığım savaşlardır. varlığı bilimsel yöntemlerle ispatlanamamış bir varlığın verdiğine inanılan emirlere başka bir türdeşini uymaya zorlamak ve mukavemetle karşılaşmanın sonucunda şiddete başvurmak insanları doğru yola getirme amacını güttüğü iddia edilen bir kurallar felsefesi içine hangi pozisyonda sığar bunu idrak etmek güçtür.
uyulması gerektiğine inanılan ilahi kuralların içinde bir türdeşini öldürmenin kati suretle yasaklanması ama yeri geldiğinde bu şiddeti meşrulaştırma çelişkisi, yüceliğine inanılan insanüstü bir varlığın ürününden öte egosunun kölesi olmuş bir insanın yaratabileceği bir çelişkidir. eğer yüceliğine inanılan varlık varsa böyle bir çelişki üretemez eğer ürettiyse o varlığın yüceliği tartışılır. bu ciddi bir paradokstur.
dünya tarihinde görülen savaşları tetikleyen bu ve bunun gibi unsurların yok edilmesiyle insanlığın olduğu konumdan daha ileriye gideceği açıktır. birkaç paragraf yukarıda bahsettiğim, savaşa ayrılan kaynakların yetersizliği iddia edilen açığa transfer edilmesi yöntemi bile başlı başına insanlığı olduğu yerden daha ileriye götürecektir.
anti militarizm felsefesini sadece sınırları edirne’den kars’a uzanan bir coğrafya içerisinde geçerli olacak bir kararname gibi algılamak “salak mıyız biz” tandanslı bir vahşi milliyetçiliği de beraberinde getirecek, olayları çok yönlü ele alma yetisinden yoksun eğitimsiz kitleleri bu felsefeye karşı şahane biçimde tetikleyecektir. bununla birlikte milletler üstü bir çabayla bu tür bir felsefenin etkin hale getirilmesi anti militarizme karşı ortada gözüken tek argüman olan gelecek tehditlere karşı savunmasız kalma durumunu de facto olarak geçersiz kılacaktır. her şey bu şekilde yolunda olacaktır.
bugün dünyada “ben insan öldürmek istemiyorum”, “barışı seviyorum” pankartlarıyla dolaşan onbinlerce anti militaristin tek derdi 1,5 yıl sistematik ve yasal bir işkenceye maruz kalma korkusu değil insanlığı şiddet ve kötülükten kurtarma arzusudur. bu harekete ve felsefeye teletabi edasıyla yaklaşmak “peki ya dış tehditler” gibi habertürk izleyip takvim okuyan insanlara yakınsar düşünceler oluşturabilir. önemli olan, herkesin sahip olamadığı bir yaklaşıma sahip olmak, anti militarizm dahil dünyada üretilmiş tüm düşünce sistemlerini tam olarak savunmak mecbur olmasa da özümseyebilmektir.
koyunla insan arasındaki fark sürüden gidip çıkar sağlamak değildir..ayrı düşünüp düşündüğünü savunma yeteneğidir..bu yüzden anti militarist düşünce bile yeterlidir, insanidir..sonuç şart değildir..sonuça ulaşmak değildir esas olan güzel bir ırmakta herşeye rağmen kürek çekebilmektir şüphesiz..hee antimilitarizm iyi hoş kabulum ama olmaz o zaman haydi askere gidelim savaşalım bu güzel fikirleri de bir kenara atalım..herkes antimilitarist olursa bizde olmasını biliriz elbet..(bkz: oportunizm)
şüphesiz ki parmağa değil parmağın gösterdiği yöne bakmak lazımdır..antimilitarizmin yada vicdani ret hakkının mı suçudur bu tarz insanlar olması..elbette ki dejenerasyon heryerde her zamanda olacaktır dejenerasyonu fikirden ayrı tutmak gerekir..vicdani ret yada anti militarizm özünde iyiyse brieyin buna hakkı varsa vardır..gerisi ne benim ne vicdani retin nede antimilitarizmin sorunudur..
şiddetle karşı çıkılasıdır. onca silah tekelini elinde bulunduran ülkelerin ekonomisine yazık değil mi? bu tekellerin patronlarına yazık değil mi? nasıl yapacaklar toplu seks partilerini, işler kötüye giderken?
dünyanın militarize olarak, kan ve göz yaşına karşı çıkmaktır ama ithal silah kullanmayalım demek değildir.
doğa tanrıçası sürekli kar yağdırmaktadır. yollar kapanır, çiftçiler aç kalmış, okullar öğretim veremez durumdadır.
insanlar ise isyan etmektedir tanrıçaya. kar yağmasın artık isteklerini bağırmaktadırlar.
bunu açlığın ve sefilliğin son bulması için istemektedirler. ama bir grup vardır ki, ki onlar kar makinesi satışlarıyla
dolarlarına dolar katar, karın faydalarını anlatmaktadırlar. kurnazdırlar;
sadece açlığın ve sefilliğin son bulmasını isteyen masum insanların karşısına, bir grup insanı,
süne sarırlısına karşı çıkmak daha iyidir diyen
bir cemiyeti örgütlerler. ne zaman ki, kar yağışı isyancıları bir protestoya çıksa süne sarırlısına karşı çıkmak örgütüyle karşı karşıya kalırlar.
kar makinesi satıcıları bu dalaştan ne çok keyif almaktadırlar, bir yandan da paraları çuvallarken.
süne sarırlısına karşı çıkmak ocağı ağababalarının da desteğiyle güçlenir, güçlenir.
kirli ilişkilere de girer, süneyi bizzat tarlalara atar, oysa ki tarlalar zaten yoktur ve karın altındadır her şey.
anti militarizme karşı çıkanlar da tıpkı süne sarırlısına karşı çıkmak ocağının militarize olmuş askerleri gibidirler.
abd ve benzeri ülkelerin silahlanmasına ve 3. dünya ülkelerine silah satışını artırmak için yapay savaşlar, iç savaşlar çıkarmasına karşı çıkmaktır anti militarizm.
sapanla ülkesinin onurunu koruyan filistinli çocuk generallere değildir lafımız. kan emici yarasalaradır.
pardon, anti militarizm: kendimizi savunacak silahımız olsun. bunu üretelim, ithal mal kullanmayalım diyen oldu mu?
öldürmeyi yada ölmeyi görev sayan, en ufak bi karşı duruşu derhal vatan hainliğiyle bir tutan sorgulanamaz dayatma olan militarizmin alternatifi olan siyasi ekol..amaçlanan dünyanın bir kan gölü halüne dönüşümünü engellemektir..90 lardan bu yana türkiye ve genelinde dünyaya bakıldığında emperyalist saldırıların yoğunluğu ve yok edilmeye çalışılan halklar görülmektedir ve bu halkların eline de yine aynı güçler tarafından savunma adı altında silah pompalaması yapılmaktadır..hamasi nutuklarla olabildiğine desteklenen ve medyanın yanlı sunumları hatta sinema, müzik gibi alanlarla bombardıman haline gelen milliyetçilik, din ve mezhep ayrımlarının körüklenmesiyle hedefe ulaşılmaktadır.gelinen nokta odur ki koca dünyada her ülke bir diğeriyle savaşta ya da düşman sürekli bir gerginlik..medeniyetler çatışması zırvalığıyla el altında tutulan haçlı seferi zihniyeti her an 3. dünya savaşı çıkabilir tehlikesi..tüm bunlar yaşam hakkının kutsallığına inanan ve insan doğan herkesin sadece insan olduğundan bu hakka sahip olduğu ve kimsenin bu hakkı elinden almaya hakkı olmadığına inananları derinden sarsmaktadır ve bu koşullar altında yapılacak bu gidişe dur demektir tüm dünya genelinde silahlanmaya, militarizme hayır..barış hemen şimdi
günümüz dünyasında biraz ütopik bir tutumdur... hakeza savaşlar vardır olacaktır olmalıdır... bunu bir savaş yanlısı olarak değil dünya tarihine bakarak söylüyorum... gün gelir de bütün dünyadaki silah üretimi durur ve bütün ordular terhis edilirse savunulabilecek bir düşünce... ancak o güne kadar ülke bütünlüklerini korumak için askeri güce muhtaçtır...
günümüzdeki cemaat medyasının ve genel olarak toplumdaki rant kavgacılarının etkisiyle (ki şuanda bir koalisyon içindeler) sık sık "asker düşmanlığı" olarak algılanmakta olan şey.
keşke insanlar nefretlerini saygın kılılfara sokmaya çalışmasalar.
bakın çocuk sahibi bir annemiz de neler demiş:
"eğer başıma bi iş gelmeyecekse atatürk'ü sevmiyorum. (ama başıma ne getirirse getirsin,) humeyni'yi beğeniyorum..."
militarizme, militarizmin dayandığı egemenlikler sistemine karşı bir özgürlük savunusu olan anti militarizm, aynı zamanda tutarlı bir savaş karşıtlığıdır.
savaş araçlarının üretim ve transferine, nükleer-kitle imha silahlarına, uzayın askerileştirilmesine, askeri organizasyon ve yapılanmalardaki stratejilerin, “terör” gerekçesiyle, “sivil” hayatı daha çok içeren ve tehlikeli hale getiren değişimine, askeri sanayinin “sivil”leşmesine ya da ekonomik yapının askerileştirilmesine dikkat çeker.
anti militarizm, belirli savaşların değil, savaşın karşıtlığıdır. dolayısıyla ilkeleri vardır. nedeni ya da gerekçesi ne olursa olsun, politikanın bir yöntemi olarak savaşı olumsuzlar. savaşı, haklı-haksız diye kategorilere ayırmadan reddeder. bu reddediş, sınıfsal, cinsel, kültürel çıkarlar nedeniyle değil, ahlaki ve politik nedenlerle alınan bir tavırdır. dolayısıyla, anti militarist, politik tutum olarak savaşmadığı gibi, öldürmeyi öğrenmeyi, askere gitmeyi, orduya ve yan kuruluşlarına hizmet etmeyi de reddeder. vicdani ret tavrı, savaşın bir unsuru olmanın reddedilmesi nedeniyle, savaş karşıtı (anti militarist) çizginin bir gereği ve mesajıdır.
kaynak: kavramlar sözlüğü 2 (özgür üniversite yayınları)