merhaba! itü sözlük, içeriği dünyanın değişik noktalarında bulunan yazarlarca oluşturulan bir interaktif sözlüktür. daha fazla bilgi alabilir, üye olarak içeriğin genişlemesine katkıda bulunabilirsiniz.
  • videolar

  • görseller

    • ansiklopedi
  1. 1

ansiklopedi

  1. bu başlıkta
  2. bakın dur
  3. sırala
  1. evrensel ya da bir bilgi alanına ilişkin özel bilgilerin tümünün konu ya da alfabetik düzeni içinde sunulduğu yapıt. (fr. encyclopédie, lat. encyclopaedia)
  2. d. diderot'un yönetiminde, uzmanların söylemleriyle, ansiklopedi' de bilim, sanat ve meslekler alanındaki bilgilerin bilançosu çıkarılıyor.
  3. ansiklopedi kelimesi, eski yunanca'dır.

    bütün ilim alanlarındaki yahut sınırlı bir ilim dalındaki bilgileri kapsamlı olarak okuyucuya ileten popüler bir başvuru kaynağı olarak tanımlanmaktadır.

    yunanca'da "syclo" sınırlı bir alan yahut daire; paedia ise bilgi demektir. kelimenin başındaki "en" ise, "...de...da... içinde" anlamına gelir.. dolayısıyla "bir daire işindeki bilgiler" yahut "genel bilgiler" anlamına gelen ansiklopedi; bizde "külliyât" kelimesinin karşılığı olarak kullanılmış, hatta zaman içinde buna "kamus", "mucem", "tabakât", "muhit", "muhitu'l-maârif", "dâiretu'l-maârif", ve son olarak "mevsua" adının verildiğini görmekteyiz.

    ansiklopedilerin "mucem" diye adlandırılmasının sebebi alfabetik sıraya göre düzenlenmiş olmasıdır.

    not: hatamı düzeltip edit yapmamı sağladığı için ali kamber'e teşekkürlerimi sunarım..
  4. birçok bilginin yöntemli ve çoğu zaman alfabetik sıra ile düzenlenmesinden elde edilen başvuru kaynağı kitaplara ya da buna benzer olarak hazırlanmış bütün yayınlara verilen ad.
  5. yazar ali çolak'ın 'ansiklopedinin gözyaşları' başlıklı yazısında da söylediği gibi, cildi ve bedeniyle ruhunu da yitirmiş bütün.

    işte o yazı:

    "o dolambaçlı, hiç bitmeyecekmiş gibi gelen merdivenlerden çıkışımızı dün gibi hatırlarım. kaçar kaçar çıkıyorduk? biraz ürkek, çekingen; yüksek tavanlı salona girer, içerideki tozlu kitap kokusunun genzimizi yakmaya başlamasına aldırmadan masalara otururduk.

    ulaşılması zor, başka bir dünyanın varlıkları gibi duran kocaman kitapları önümüze koyar, oradan defterimize habire bir şeyler yazardık. erişilmez bilgilerdi onlar. biraz sonra işimiz bitecek ve o yabancı, uçsuz bucaksız bilgiler hazinesini orada bırakıp çıkacaktık. bir ara gözümüz karşıda açık duran kapıdan sayısız kitaplarla dolu odaya dalar, o ıssızlıkta kaybolur giderdik.

    nasıl bir dünyaydı o? herhalde şöyle bir şeydi: televizyon evlerimize yeni geldiğinde, orada gördüğümüz insanların o camın ardında nasıl yaşadıklarına, nerede olduklarına bir türlü akıl sır erdiremezdik. bizim bilmediğimiz, görmediğimiz bir mekânda bir arada yaşadıklarına, oradan bize baktıklarına, bizi gördüklerine inanırdık. televizyon insanları denen yaratıklar olmalıydı!

    kütüphaneler de böyle gelirdi bana. o loş ve sessiz odaların bir yerinde görmediğimiz bir âlem vardı. bütün yazarlar, şairler, bilginler o bilinmezlik âlemini mekân tutmuşlar, hep birlikte orada yaşarlar. bulundukları yerden bizi görürlerdi. kütüphane diye gittiğimiz yer, eski çağlardan beri bilgiler üreten adamların sarayı olmalıydı. öyle olmasa, öyle zannetmesek, 'kütüphaneye gitmek' bu denli heyecan verici olur muydu? o merdivenleri ikişer üçer zıplayarak çıkar mıydık!

    benim ansiklopedi ile tanışmam, ortaokulda ödev yapmak için nazilli halk kütüphanesi'ne gidişlerime rastlar. bir ansiklopediye asla sahip olmadım o yıllarda, olamazdım. hayal edilemez bir şeydi, ansiklopediye sahip olmak. o, ancak bir kütüphanede bulunur ve belli bir süreliğine alınıp bakılabilir, dokunulabilir bir nesneydi. kocaman cüssesi ile bir ansiklopediyi kucaklamak, sayfalarını karıştırmak, bir maddeyi arayıp bulmak... başka bir gezegene inmek ve orada keşiflerde bulunmaktan farksızdı.

    evimizde bir ansiklopedi olsaydı, o büyülü keşfin tadına doyum olur muydu? okuma ve öğrenme açlığının ruhumu kasıp kavurduğu zamanlarda ne yazık ki böyle bir şansım olmadı. yıllar yıllar sonra, gazeteler kupon karşılığı ansiklopedi verme yarışına girecek; o büyü büsbütün bozulacak ve ben, ansiklopedinin de alelade, alınır satılır, biraz büyükçe bir kitap olduğu gerçeğiyle tanışacaktım. beyazıt meydanı'nda yerlere serilmiş vaziyette binlercesini görecek ve üç kuruşa meydan larousse, ana britannica ciltleri toplayacaktım... 25 yaşımda bir takım ansiklopediye sahip olmuştum; ne var ki artık çok geçti!

    yazık!.. şimdiki çocuklar bir ansiklopedi bile karıştırmıyor. o büyülü dünyadan, o heyecandan habersiz yaşıyorlar. öğretmenler ödev verirken "internetten bulun" diyor. onlar da "google"ın kapısını tıklıyor, buldukları bilgiyi kopyalıyor ve eminim, hiç okumadan, hiçbir şey öğrenmeden götürüp veriyorlar. dolmakalemle yazılmış, kenar süsleri yapılmış, kurdeleyle birleştirilmiş beyaz dosya kâğıtları, uzak bir çağın hatırası...

    öğretmenler bu cinayeti nasıl işliyor?

    not almak, dikte etmek, yazmak... yok artık. çocuklar, 'etkinlik' kitaplarındaki boşlukları dolduruyorlar sadece. yazarak öğrenmenin saadetinden yoksunlar. yazmak, bulmaktır aynı zamanda. insan yazdıkça fark eder.

    çocuklar, kütüphanelere gidiyorlar mı, o geniz yakan kitap kokusundan haberleri var mı şimdi? hayır... ansiklopediler, kapısı çalınmaz, hali hatırı sorulmaz, terk edilmiş ihtiyarlar gibi köşelerinde öylece bekleşiyor. sırtlarına dokunacak bir elin sıcaklığına hasret, yalnız ve umutsuz, yaşlı gözlerle... ahir zamanın yalancı hazinesi internet, küstah bir mirasyedi gibi tahtına kurulmuş, kapısını çalanları binbir işveyle kandırıyor. cazibesine kapılanlar dokunup geçiyorlar. ne kimse ona yâr oluyor ne de o kimseye!

    ansiklopedi çağı bitti. kütüphane çağı da... o yüksek tavanlı loş odalar bomboş duruyor şimdi. çocukların ayak seslerini duymuyor kitaplar. çocuklar, şehirlerinde 'kütüphane' diye bir mekân olduğunu bile bilmiyor.

    öğretmenler, kütüphanelerin, ansiklopedilerin hıçkırıklarını duyar mı?"
  6. zamanında, diderot'a ingilizce-fransızca sözlük yazma görevi verilmiş. fakat diderot bununla yetinmeyip, beraberindeki 100 yazarla birlikte 20 yılı aşkın süre boyunca çalışarak, toplamda 28 cilt tutan kitaplarına, yunanca "genel bilgi" anlamına gelen ansiklopedi adını vermiş.
  7. gerekeni bir türlü anlatamayan. hayatı düzene sokacak bilgilerden yoksun. neden bana sabah kalktığımda ruh sağlığımın bozulmaması için gerekenleri sıralamıyor? 1 ağustos 2009 tarihinde zagnem'in yapması gerekenleri önüme koymuyor. eksik bilgi veriyor hep. ağustos 2009 verileri, piyasalarda revize edilmiş dövizlerin hiçbirçağrışımyapmayanzırvaları manasında önüme geliyor. yarın kaç sigara içeceğimi, deniz kenarında ayağıma giren kuma sinirleneceğimi, gazete okurken dönmeyen sayfayada ne olduğunu merak edenlerden olup olmayacağımı söylemiyor.

    ansiklopedi karşıma tarihi anlatan bir lise tarih hocası gibi çıkıyor. 100 yıllık bir tarihi 3 sayfada anlatışı ne anlama geliyor? penisilinin icadı ve kendi yazıldığı tarihli ülkelerin nüfus istatistiklerini veriyor. fakat insanlığı doyuracak bilgilere biçare. oğuzcuğumatay'a katılmamak elde mi?
  8. hem hazırlanması on yıl civarı bir süre aldığı için hem de internet yüzünden tarih olan birkaç ciltten oluşan kitap dizisi.
  1. 1