çok ürkütücü gelir bu cümle bana.
çünkü bütün evhamların, paranoyaların, endişelerin ve paniklerin kaynağı "anne" olmaktır.
anne yüreğinde sıradan bir gecikmenin kilometrelerce ötedeki bir savaştan 100 kat daha büyük bir tesir yaratması çoğu zaman küçümsenir.
oysa yanıt bellidir; "sen de anne ol anlarsın."
bir kadının hayatında annelikten evvelini ve sonrasını ayıran belirgin bir çizgi varmış gibi gelir bana.
anne olmadan evvelki özgür, nispeten kaygısız genç kız ile anne olduktan sonraki mahkum.
evet, bir kadın anne olduktan sonra çocuğuna mahkumdur artık.
*
annelik kişinin kendisinin 2. plana atıldığı vakittir.
yaşamını 1. planda sürdüren bir kişi olarak kendi nazarımda 2. plana düşmek nasıl bir duygudur bilemeyeceğim.
bu bilinmezlikte basmakalıp anne yanıtı yetişir; "anne olmak dünyadaki en güzel duyguymuş."
bu öyle genelgeçer bir saptama olmuştur ki nerdeyse erkekler bile "anne" olmak için özendirilir.
onlar da baba olduklarında dünyadaki bu en güzel duyguyu yaşadıklarını sanır.
çünkü ellerinden başka bir şey gelmez, "baba" olmaktan başka.
salt bu en güzel duyguyu yaşamak için anne olmak istemek de ne denli mantıklıdır, sorgulanmalıdır.
bu sorgunun amacı yalnız anneye yönelik değildir, olmamalıdır da.
çift taraflı gözetilmesi gereken bir çıkar olmalıdır ortalıkta.
bir kadının kendisini mahkumiyete sürükleyecek bir çocuğu dünyaya getirmedeki çıkarı nedir?
peki bu çocuğun dünyaya geldiğinde elde edeceği çıkar ne olacaktır?