anne bak... bulutları parçalıyorlar!...
üstüne beni de bindirip cennete süreceğin bulutlar değiller mi onlar? anlatırdın ya ... pamuk gibi olanlardan hani.. acıktığımda yesem pamuk şekeri, üşüsem üstüme pamuk yeleği... sana kim dedi onlar tek parça diye? kim kandırdı ki seni? parçalanıyolar ..eriyolar seni de beraberinde eritiyolar...
sana kimse demedi mi kendini bulutlara bağlama diye?
ben bile öğrendim.. öğretildim ki hiç bi şey değilmiş-di yekpare... ben bile öğrendim artık kazıdım benliğime, sen niye bu kadar narinsin hala..neden ışığı görmek için değil de bizi aydınlatsın diye kullanıyosun geçirip içinden? çiçeklemek için bizleri, neden tükeniyosun?...
çiçeklenmiyoruz anne..senin bildiğin değil...
bağrımda açan
kan çiçekleri...
neden bu kadar gizli gözyaşların...
sen sakladıkça onları acısını hissetmiyorum mu sanıyosun...
çiçek yok anne..
çiçekli haller yok...
istenilmediğinde alıp başını gitmek var, şanslısın ki sana ikili oynanmadı, bildin hiç sevilmediğini...
bilmek nimettir, aldanmaya yeğdir...
rotan bellidir en azından...
koş!...
ardına bakmadan nefesini sonuna kadar tüketircesine koş uzaklaş ordan!...
koşacağın yolların sonunda birikmiş :
düş'ünün parçalanmaz bulutları, sonsuz bi ormana nazır evdeki sabah kahvaltısı, üveyiklerin şarkısı, bülbülün seheri boynuna dolaması, sabahın serinliğiyle soğumuş sarhoş edici güzellikteki meylerin çilekli halleri, burnuma düşen yeşil tırtılın verdiği aşk ve o tırtıla bi aşka(ki hep özleminde olduğun) dokunur gibi narin narin dokunuşun, melekler saçlarını öperkenki uyuyuşun, mis frezyalar gleyürler karanfiller... ve ki hanımelleri... ordalar anne... eminim
düşünde olacaklar uzağında olacaklar acılarının...
biliyorum ....
bana güven ve koş... uzaklaş...
bekleme bulutları ufka dalıp dalıp... onlar ancak düşünde dolanırlar...zamandan medet umma zamansızlık seni kabullenecek olan ve ki mekansızlık...
bulutlara bağlama saçlarını anne...
yoksa saçında kar taneleri kalacak sadece...
üşüyeceksin...
titreyeceğim...