1. baba aileyi bi pazar sabahı kahvaltıya götürmüştür,akabinde şu diyalog gerçekleşir:
    -karım ya bak ne güzel buralar biz de şöyle yeşillik bi yerden ev alalım!
    sana bi de yardımcı tutarız kızım çayları getiriver dersin oh gel keyfim gel.
    -ne yani ben yapamaz mıyım o işleri benim elim ayağım tutmuyo mu sanki?
    -allah allah ne dedim ben şimdi ya!!
    -sus hiç konuşma ben senin asıl niyetini biliyorum! (bkz: dumur)
  2. yaşandı.

    -hanım hiç tuzu yok bu çorbanın.
    +beni eleştirme!
    -??!!?!?!
    +!!!!!!!
    -ee şey peki tamam, peki tuz nerde?
    +tuzun yerini de mi bilmiyorsun?ne biçim herifsin?!insan evindeki tuzun yerini bilmez mi?
    -e değiştirmişsin hanım.
    +eleştirme beni,gel işleri sen yap,istediğin şeyi istediğin yere koy! ama yoook sen anca akşama kadar iç sıç orda burda.kırk yılda bir beraber yemek yiyelim onda da tuz tuz diye demediğini bırakma.zaten kızın da aynı bokun soyu.hiç iş yapmıyor.ne bulaşığa, ne çamaşıra, ne temizliğe hiç karışmıyor.herşeyi ben yapıyorum bu evde. esir miyim ben burda?!oğlun desen aynı keza. tamam üniversiteyi kazandı dedik, hani bitirebiliyor mu? yok! o anca uyusun. bilgisayar oynasın. zaten senin ananların evine taşındıklarından beri.....
    -yine annemi bulaştırma!
    +beni eleştirme dedim sana!!!!
  3. canı çok kıymetli olan babayla anestesiyi izlemiş anne arasında geçen;

    - sevgilim işte hayden christen, jessica alba falan oynuyo güzel film yaa... ama korktum biraz açıkçası
    +niye ki?
    - ya konu şu; normalde ameliyat öncesi anestesi olursun ve uyursun, ancak ertesi gün falan uyanırsın ya
    + hı hı
    - işte hastaların genel çoğunluğunda bu sorunsuz işliyomuş, ama belli bir küçük kısım anestesi olunca felçli gibi oluyo, gözünü bile açamıyo ama beyni her bir şeyi hissediyo. düşünsene çocuğu ikiye ayırdılar, kalp ameliyatı yaptılar ve her şeyi hissetti. bize de böyle bi şey olsa ameliyatın sonuna kadar anlaşılmaz düşünsene *
    + sorma sevgilim sorma... biz bunları yaşadık
    - (dumur) nası yani... sen hiç ameliyat olmadın ki
    + canım bi kere local anestesi yaptılar da sırtımdan ben aldırdılar ya, her şeyi hissettim vallaaaa
    aile meclisi- ohhhaaaaaaaa

    anne daha otoriter, baba biraz daha şefkatlidir. çalışanlarına karşı olan tutumu da öyledir, yetişmesi gereken bir işi varken bir keresinde işçilerinden birine sebepsiz yere izin vermiştir.

    -canım başlarım onların düğünlerine. yaz geldi ya bu adamların düğünleri btmez şimdi.
    +ama hayatım yazık onların da tek eğlencesi düğün düğün gezmek işte
    -yarın bundan yüz bulanlar da gelir izin istemeye görürsün
    +yahu yazık geliri kısıtlı insan bunlar kırk yılda bi düğüne mi gidicekmiş bırak gitsin
    -yahu r, sen iyiki kadın olmamışsın
    + ne alakası var sevgilim şimdi
    -olmaz olur mu? ayyy yazıktır istedi şimdi vermezsem üzülür diye önüne gelene verirdin, orospu olurdun başımıza, ailenin namusu da iki paralık olurdu

    aile meclisi-puhaaa
  4. 17 yaşındaki kız saçlarını kısacık kestirir, akşam eve baba gelir, diyalog, pardon monolog aynen şöyledir:

    baba: bu kızı hep sen böyle yaptın, şunun saçına bak, bu kız saçını böyle kestirirken sen nerdeydin?


    19 yaşına gelmiş olan kız bu defa kulaklarına 4. deliği ekler, diyalog, pardon monolog aynen şöyledir:

    baba: bu kızı hep sen böyle yaptın, şunun kulaklarına bak, bu kız kulağını böyle kalbura çevririrken sen nerdeydin?


    ve bu kız büyüyüp evi terkedene kadar büyük ihtimalle böyle devam edecektir.
  5. annenin pek huyu değildir babanın telefonunu karıştırmak. bir gün bir mesaj gelir. merak edip bakılır. kandil mesajı olduğu görülür. hızını alamayan anne diğer mesajları okumaya başlar.
    gecikicem geliyorum.
    evdeyim lütfen ara
    geç kalacağım, şu saatte orda olacağım.
    işteyim lütfen ara.
    anne arka arkaya okuduğu mesajlar sonrası çok sinirlenir. paranoyalar doruktadır. babadan önce çocuklara sorulur. çocuklar çaktırmaz. babaya yönlendirirler, baba dudağındaki hafif sırıtışla bunların şablon mesajlar olduğunu söyler. anne şablon mesaj da nedir der. aslında bu kadar kara cahil olmayan anne paranoyanın etkisiyle kendini kaybetmiştir. iş açığa cıkar, aile meclisi yarılır.
  6. yazın kocasının aldığı koca koca karpuzları buzdolabına sığdıramayan ya da karpuzu bi şekilde buzdolabına sığdırsa bile yaptığı yemeklerin tencerelerini buzdolabına sokamayan annenin feryadıdır bu.akşam olur,kapı çalar ve baba işten gelmiştir elinde kocaman karpuzla:

    baba:naber hayatım?
    anne:ayy ercüment bu ne yaa böyle?
    baba:e karpuuuuz.ordan bakınca neye benziyo?
    anne:görüyoruz karpuz olduğunuda...
    baba:hadi hadi çok konuşmada al şunu elimden.
    anne:ayy hayatta almam!banane senin karpuzundan,kendi kendine git koy onu nereye koyabiliyosan artık bakalım.alıp geliyosun onu eline.başka bişey almayı bilmezsin zaten.
    trip atar ve odasınna girer.
    baba:tööbe töbe!
    anne içerden isyan çığlıkları atar:
    anne:bıktım senin karpuzundan artık!kocaman karpuz alıp gelme dedim sana kaç defa!bi karpuz almayı bilirsin zaten.şimdi sok onu bakalım nereye sokuyosan!

    bu karpuz diyaloğu beni gülme krizine sokuyor her seferinde.
  7. gayet evli bi' çift olan annem ve babam arasında bugün geçen diyalog:

    babam: sen evli misin?
    annem: evet, evliyim.
    babam: bırak kocanı benimle evlen.
    annem: olmaaaz, ben kocamı seviyorum.
    babam: (yıkılmış halde) ...
    annem: sen evli misin?
    babam: ... hımmm


    çok değişik insanlar. bazen hastanede filan karıştığımı ya da evlatlık olduğumu düşünüyorum.
  8. anne dışarıda alış-verişteydi. iki buçuk yaşındaki bebeğe babası gözkulak oluyordu. aslında bu pek de zor bir şey değildi. yavrucak halının üzerinde 'çay seti' oyuncağıyla oynarken baba da koltuğunda gazetesini okuyor, ara sıra da bebeğinin kendisine -çay seti oyuncağının minik plastik fincanlarıyla- ikram ettiği suları çay niyetine içerek oyuna iştirak ediyordu.derken anne eve geldi. baba anneye sus işareti yapıp, bebeği izlemesini istedi. bu çok şirin hareketini annenin de görmesini istiyordu.anne, bebeğin elinde çay fincanıyla salondan çıkıp, biraz sonra içi su dolu olarak babasına getirmesini ve babanın da onu çaymış gibi içmesini seyretti..sonra gayet sakin bir tavırla elindekilerle mutfağa geçerken eşine seslendi:'uzanabildiği tek su kaynağının klozet olduğunu biliyorsun, değil mi?'sonuç-1: anneler evlatlarını çok sever ve onlara dair her şeyi bilir.sonuç-2: babalar evlatlarına dair bir çok şeyi bilmez ama onları çok sever, ve onları mutlu etmek için çişlerini bile içerler...
  9. düttürü dünya kişisi odasındadır,içerideki anne ve baba kendi aralarında,dinlendiklerini bilmeden konuşmaktadır.

    baba:ne anlatıyor, iyi miymiş,keyfi nasıl?
    anne:iyi iyi,okul zor tabii,yorulmuş azıcık ama keyfi iyi.
    baba:iyi bari..
  10. az evvel yaşandı sıcağı sıcağına aktarıyorum.

    b: -elinde naftalin paketi- yavrum şunları koyma giysi dolaplarına, tuvalete falan çevreye çok zararı var. bak daha önce de söyledim alma diye hiç dinlemiyorsun ki beni.
    a: yavrum okur musun o pakedi, bak üstünde ne yazıyo.?
    b: yaş hamur mayası!?!?! haa.. zararlı ama naftalin çevreye.

    adam iyi niyetli ama yaaaa..