anna karenina   

adana çık aradan

  1. filmi de çekilmiş olan bir dünya klasiği.
    (anubis 84, 22.09.2004 23:46)
  2. kitabını okuduğumda en az sevdiğim hatta uyuz olduğum karakter olan, ama filmde "film işte!" olmasının yanında bir sophie marceau etkisiyle, insanın pek bir sevmekte olduğu, romanın aynı adlı esas kadını..
    (bınar, 22.09.2004 23:57)
  3. tolstoy'un anna karakterini anlatırken kadın iç dünyası hakkında gayet gerçekçi ve başarılı betimlemelerde bulunduğu ve diğer yandan bir aşkın başlangıcını ve yavaş yavaş nasıl yıprandığını sanki yaşamışcasına anlattığı,hiç bitmesin istenilen başarılı yapıtı.filmi kitabının yanında çok başarısız ve anlatımıyla havada kalmıştır.*
    (yaşam meleği, 31.01.2005 23:38)
  4. lew n. tolstoy 'un yazmış olduğu,dünya klasiklerindeki romanlardan birtanesi.romanda anna karenina yaşadığı yasak ilişkiyle cebelleşirken, kocası, aşık olduğu erkek ve oğlu arasında kalmış sonunda aşkı seçmesiyle toplumsal ve ruhsal baskılara maruz kalan bir kadının psikolojisini anlatır. hangi karekteri okursanız onun kimliğine bürünüp ,onun yaşadıklarını hissedebiliyorsunuz,anna karenina aslında ruhsal yönden kişilik çözümlemesidir,okurken onun yaşadıklarını çok rahat hissediyorsunuz ,hayatta belkide asla yaşamayacağınız bu olayı anna kareninay'ı okurken çok rahat hissediyor ve yaşıyorsunuz.....
    (hera, 26.02.2006 19:57 ~ 27.02.2006 00:31)
  5. ''mutlu aileler birbirlerine benzerler, her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.'' şeklinde ki ilk cümlesiyle beni kendine hayran bırakan tolstoy romanı.
    (grace, 16.04.2006 02:40 ~ 04.08.2008 19:09)
  6. konu olarak çekici fakat gereğinden fazla yapılan betimlemelerle yer yer can sıkan tolstoy klasiği. bir de insanlar arasındaki mesafe bi ilginçtir. kocasıyla kavga ederken 'nasıl böyle birşey yaparsınız' diyenler dikkat çeker.
    (misty, 24.06.2006 01:51 ~ 30.06.2006 16:58)
  7. çok hevesli bir şekilde başlamama rağmen, karakterlerin çokluğundan, kitabın da sekizyüz küsür sayfa olmasından dolayı bir türlü bitiremediğim dünya klasikleri arasında önemli bir yere sahip eser.
    (minik elma, 01.01.2007 20:00)
  8. aşkı , ihanete gömen çarpık bir tutkusal ağ bütünü.. akıldan uzak şeytansı bir ilişki yumağı.. hayatta bir düzlemde ilerleme hedefinden uzak mazoşist ruhların çarpıştığı serüvenimsi kaos..
    (karbon, 01.01.2007 20:44)
  9. fransız edebiyatında, madam bovary; türk edebiyatında ise aşk-ı memnu ile benzerliği oldukça dikkat çekicidir. madam bovary okunurken bir yerden sonra oldukça ağırlaşır, insanın içini kasvet kaplar çünkü kadının mutsuzluğu çok güçlü anlatılmıştır. romanda, genç bir kadın; maddi olarak ondan daha güçlü fakat sevilmeyen bir koca, istenmeyen bir çocuk ve bir sevgili vardır. aşk-ı memnu'da da durum farklı değildir. bu üç klasiğin ortak yanı; kadın mutsuz bir evlilik yapmıştır ve aradığı şey aşk mıdır yoksa boşluktan ve mutsuzluktan kaynaklanan bir saplantı mıdır, belli değildir. haliyle kadın karakterin ölümüyle biter roman. kadının ölümüyle bu sürünceme bitmiş, herşey netliğe kavuşmuştur.
    (pitipiti, 02.01.2007 04:59)
  10. bu sene kenter tiyatrosunun sahneye koyduğu, başrollerini yeşim koçak ve hakan gerçek' in oynadığı süper bir tiyatro
    (spideey, 18.01.2007 10:49)
  11. filminde sophie marceau oynar. 1997 yılında çekilmiş ama sophie marceau oynuyor yani. çok güzel o kadın. seviyorum ben. sophie marceau oynamış başrolde anna kareninayı. belkide anna karenina başrolde sophie marceau'yu oynamış da olabilir. her iki çıkarımdan da memnunuz. aslında sophie marceau'yu hemşire kostümü içinde de görmek istiyoruz, rum. filmin en önemli karakteridir kendisi. evet. tolstoy var bir de yazmış ama yönetmemiş. sophie marceau vay be.
    (iddqd, 31.03.2007 09:57)
  12. tolstoyun yazdığı şaheser, içinde politika, felsefe, din, sanat, aşk üzerine birçok şeyin bulunabileceği olağanüstü bir gözlem gücü ve anlatım ustalığı. tüm karakterlerinde mutlaka kendimizden birşeyler bulduğumuz tolstoyun büyük başyapıtı.

    en önemli karakteri anna karenina' dır kuşkusuz. ne yaparsa yapsın nerde yaşarsa yaşasın hatalarından ötürü içinde bulunduğu toplum tarafından acımasızca cezalandırılmış bir kadın..

    ama benim en çok etkilendiğim karakter levin, yetiştiği toplum tarafından doğmatik bir şekilde kendisine öğretilen dini temellerin doyuramadığı, herşeyde tanrıyı bulmaya çalışan, içine düştüğü bunalımlarının çok iyi anlatıldığı müthiş karakter. biryerlerde bu karakterle kendini anlattığını okumuştum tolstoyun. bunu doğrularcasına derinlemesine bir karakterdir levin.

    "ama şimdi hayatım eskisi gibi anlamsız olmak bir yana, hayatıma irademle soktuğum, kuşku edilemeyecek iyilik anlamıyla doludur artık" diye bitiyor lenin in arayışı kitapla birlikte.

    (bkz: edebiyat parçalamak)
    (leplebi, 03.04.2007 00:10 ~ 24.08.2008 23:37)
  13. (bkz: lev tolstoy)
    (emrahman, 26.08.2007 02:03)
  14. dünya klasiklerinin içinde apayrı bir klasik olabilecek şaheser.

    kitaptan altını çizdiğim bazı bölümler :

    “sakin bir dostluk havasına kapılmak ve gene hiçbir şeyi çözümlemeden gideceğini düşünmek onu isyana sürüklemişti.

    kötülüğün nedeninin kendisi olduğunu anlayınca; kötülüğü yapan da, kendisine kötülük yapan kadar acı çekebilir.

    insanın, geçmişinin elinde oyuncak olması budalalıktır.

    ama zamanla ve kardeşini daha iyi anladıkça insanlara ve genel çıkarlara yararlı olmanın önemli bir özelik olup olmadığını düşünmeye başlamıştı. böyle bir davranış, insanın kendisine özel bir yol seçememesinden ve yaşamda karşılaşılan binlerce yoldan birini kabul edememesinden ileri gelmiyor muydu?

    birisine ölen çocuğundan söz edip ‘yaşasaydı ne kadar hoş olurdu, ne kadar güzel bir çocuk sahibi olurdunuz! diyen birisine benziyorsunuz. çocuk öldü oysa, evet, öldü.’

    siz erkekler kimi sevdiğinizi açıkça ve kesin bir şekilde bilirsiniz. halbuki bir kadın bunu anlamak için beklemek zorundadır. bunu anlayamazsınız siz. oysa bir genç kız çoğu kere ne yanıt vereceğini bilmeyebilir.

    kitaplarda karşılaştığı fikirler, üniversite yıllarında düşündüğü gibi teoride mükemmel ama pratikçe geçersiz şeylerdi.

    hepsi bulundukları bu korkunç durumun bir gün gelip değişeceği umuduyla yaşıyordu.

    ‘görevler ayrıcalıklar getirir.’ dedi petrof. “kuvvet; para, onur, kadınların istediği işte bunlar…’

    bana ‘asla dediğinizde o zamanı mı kast etmiştiniz, yoksa hiçbir zamanı mı?’

    iki şey canını sıkıyordu. bunlardan birisi din bakımından inançsızlığı, öteki ise daha önceden kadınları tanımış olmasıydı.

    bunlar hep aynı yitirilmiş mutluluğun, kendisini bekleyen anlamsız hayatın, utancın bilincine varmanın sonucuydu.

    onlar, sadece hayatın ortaya çıkardığı karışık ve anlaşılmaz olaylara karşı iyi yetiştirilmiş insanların davranmaları gerektiği gibi davranıyorlardı.

    en önemsiz şeyler yüzünden atıştıkları oluyordu. bunun nedeni evlilik hayatlarının başlangıcında, birbirleri için önemli olan şeylerin neler olduğunu bilmemeleri ve tedirgin olmalarıydı.

    karısı olan dünya nimetlerini düşünür, olmansa tanrıya hizmeti

    namuslu yaşamış ve sıkıcı hayatlarından bıkmış kadınlar çoğu kez gizli gönül maceralarına uzaktan hayranlık duyarlar.

    ona her şeyimi verebilirim; ama ben bir erkeğim, özgürlüğümü veremem

    çok istedikleri halde konuşacakları bir konu yoktu. bunu ikisi de hissedebiliyordu.

    saygı, aşkın yokluğunu kapamak için uydurulmuştur.

    var olma savaşının ve nefretin insanları bir arada tutan tek şey olduğunu zaten söylemişti.

    aşkın bittiği yerde nefret hemen başlıyor. “
    (anha minha, 26.08.2007 12:32 ~ 12:44)
  15. romanda tren izleği * vardır. dindar bir insan olan tolstoy roman boyunca objektiftir. ancak sonunda ona göre hatalı davrananı cezalandırmıştır. (benim fikrim değil, hoca yorumu)
    (fb, 26.08.2007 12:37 ~ 31.08.2007 20:20)
  16. kalınlığına bakıp okumaktan vazgeçenlere ısrarla okumalarını direttiğim şaheserdir.
    okurken bir erkek bir kadının içinde kopanları, hissettiklerini nasıl bu kadar iyi bilebilir, üstüne nasıl bu kadar iyi yazabilir diye düşünmeden edemiyor insan. ki bu yüzden bu eser bir dünya klasiği, bu yüzden tolstoy hala unutulmamış bir dahi.
    anna'nın bir kadın ve bir anne olarak bocalamalarını,
    yıllar sonra gerçekleşen karşılaşmalardaki tarifi zor duyguları,
    yan karakterlerin ana olaya başarılı bir kurguyla bağlanmasını,
    aşkı, aldatmayı, ölümü, sevgiyi, fakirliği, zenginliği, mutluluğu, mutsuzluğu - kısacası hayatı-
    çok güzel anlattığını düşündüğüm kitaptır.
    (ness, 26.08.2007 12:41)
  17. 1500 sayfayı bulup da sürükleyici olabilen nadir romanlardan.

    ne vakit, bu roman hakkında bir iki kelam etmeye kalksam, kurgunun şahaneliği, karakterlerin ustaca psikolojik çözümlemeleri, kahramanların en ayrıntılı fiziksel görüntüsünün kafada canlanmasına neden olan resimsel tasvirler filan hakkında değil de, dört ana karakter hakkında sanki gerçekten varolmuşlarcasına atıp tutmaya meyleder, kendimi olağanüstü sığ bulur akabinde bu edimden vazgeçerim. bir de tolstoy'un ünlü fotoğrafı, o yaşlı başlı ak sakallı hali aklıma gelir, bir kuşluk vakti karşıma çıkıp "ulan ben ne anlattım sen ne anlamışsın terbiyesizin evladı seni" der diye korkarım. gene de edebiyat dünyasını derinden sarsıp, titretmek hususlarında çekingen olmamalı insan elbette.

    derler ki tolstoy, ahlakçı bir tutumla levin-kiti çiftini idealize etmiş, buna karşın anna karenina-vronski çiftini bir bakıma yozlaşmış ilişki temsilcisi olarak karşımıza çıkarmıştır. böyle olması kuvvetle muhtemeldir.

    --- spoiler ---
    gel gör ki bu kiti denilen kadın, fevkalade şımarık, ne oldum delisi, sırf kaşı gözü güzel, sırf soylu diye kendini bir halt sanan, güce tapınan ifrit olunası bir yaratıktır. vronski ile anna'nın dans esnasında yakınlaşmasını fark ettiğinde sinir krizi geçirir. vronski'ye deli divane aşık mıdır? yok efendim ne gezer. vronski'yi zengin, hayırlı bir kısmet olarak görmüş ama elinden kaçırdığını farketmiştir sadece. aşkından değil, hırsından hastalanır yataklara düşer. eniştesinin kardeşi anna karenina'ya olan kini de böyle başlar. vronski'yi "elde var bir" olarak düşündüğünden levin'i reddettiğini hatırlar daha da fena olur. tolstoy yazmamış ama "keşke levin'i de el altında tutsa idim" diye düşünür zahir.

    gelelim, gıcık çiftimizin erkek tarafına. levin -yanlış hatırlamıyor isem- kiti'nin neredeyse iki misli yaşında, bekar, kaba saba bir taşra soylusudur. idealinde kiti gibi hanım hanımcık, söz dinleyen, güzel bir hatunla izdivaç yapmak vardır. bu yüzden önce kiti'nin büyük ablasına, sonra küçük ablasına sırayla aşık olur, (benim yargım değil, tolstyoy böyle anlatmış). bu ikisi de başkalarıyla evlenince 3 numaralı aday elbette kiti'dir. zannımca büyük bir talihsizlik sonucu kiti, vronski ile evlense ve küçük bir kız kardeşi daha olsa idi levin bu kez ona aşık olacaktı herhalde. levin, o döneminin yılmaz erdoğan'ıdır bir nevi. evlenilecek "kız" bulsa hemen evlenecektir. hem maço delikanlı, hem duygulanım yumağıdır falan. neyse efendim olaylar gelişir gelişir bu ikisi tencere kapak misali birbirini bulur. kiti azıcık naz yapar filan ama levin'den iyisini mi bulacaktır. evlenirler. böyle insanın içini bayan, kusturucu monotonlukta ideal bir evlilikleri, toplumda da saygın bir yerleri falan olur. levin sosyetenin davranış ve alışkanlıklarından pek hoşlanmayan harbi adamdır. öyle karısına iltifat edilmesinden filan hoşlanmaz. kodum mu oturtur. kiti de buldumcuk ve kişiliksiz olduğundan, bu triplere birşey demez.

    bunun tam aksine anna-vronski çifti, birbirleri için hayatlarını değiştirmeyi, toplumdan dışlanmayı göze almış tutkulu bir çifttir. anna, kocasını aldatmış ve terk etmiş bir kadın olarak, üstüne yapıştırılmaya çalışılan "kötü kadın" yaftasına bir müddet aldırmasa da, zamanla sinirleri bozulur, depresyona girer. bu durum vronski ile olan ilişkilerini de kötü etkiler. vronski bir erkek olarak, toplumun baskısının odağında değildir, istediği ortama girip çıkar, anna kadar kınanmaz. bir ara anna, vronski'nin aşkını elinde tutmak konusunda fevkalade sinir bozucu hallere girse de ona tam olarak kızamayız. vronski ise aralarında ne geçerse geçsin, onu ne kadar mutsuz ederse etsin, anna’yı sevmekten bir an bile vazgeçmez.
    --- spoiler ---

    tolstoy neyi anlatmaya çalışırsa çalışsın, anna ile vronski'nin "günahkarca" ilişkisi, erdemlilik zırvalarıyla dolu levin-kiti ilişkisinden çok daha temiz, çok daha ahlaklıdır bence.
    (fantaghiro, 26.08.2008 21:06 ~ 21:10)
  18. aşk kadınıdır kendisi...
    gerçi hayal kahramanı olunca böyle derler, gerçekte yaşasa oyle demezlerdi...
    (bilginsel, 26.08.2008 22:15)
  19. edebiyat tarihinin en bilindik yasak aşklarından birinin kadın kahramanı olan anna karenina'nın hikayesi tren istasyonunda başlar ve aynı yerde sona erer. tolstoy'un dehası tanıdık bir şekilde gülümser size ve kulağınıza fısıldar: "aşkın başladığı yerde hayat sona erer!"...

    anna karenina klasiktir, üzerinden yıllar geçse de aklınızdan ve yüreğinizden silinmez; tıpkı aşk acısı gibi...
    (yesilcuppelipenguen, 08.09.2008 04:22)