bazen de, 'yol nereye gider?' sorusunun bizzat kendisi. uzun ve afili bir girişten ziyade diyelim ki;
bir tabloya baktığımda, lafın gelişi diyelim ki, onun rönesans döneminden kalma bir tablo olduğunu anlıyorum. ama bu bana bir rönesans tablosu çizmek için yetmiyor.
iyi mizahı anlıyorum, ama iyi mizah yapamıyorum.
yeraltından notlar'ı okuduğumda "bu kitap beni anlatıyor" diyebiliyorum, ama yeraltından notlar yazamıyorum.
anlamak.. ama neyi anlamak? ne kadarını anlıyoruz "anladım" dediğimizde. (cümle arasına sırnaşan ek: allah belamı versin benim, ne iğrenç klişe bi cümle kurmuşum burda böyle!)
sarhoş olmanın nasıl olduğunu anlıyorum, ama kusursuz sarhoş olamıyorum. aşık olmanın nasıl olduğunu anlıyorum, ama kusursuz aşka ulaşamıyorum. sabahın 7sinde bir çalar saatle uyandırılmanın lanetlenilmişliğini anlıyorum, ama buna bir çözüm bulamıyorum. 1 milyon tl ile hayatımın sonuna kadar çalışmadan rahatlıkla yaşayabileceğimi anlıyorum, ama 1 milyon tl nasıl kazanılır çözemiyorum..
gerçekten anlıyor muyuz olup bitenleri? anlamak tek başına yetetli değil.
ya da ben bunca zamandır, david lynch hakkında, "ne yaptığını kendisi de anlamayan ve çektiği filmlerin kilit sahnelerini eksik bırakarak veya birbirine karıştırarak seyircinin aklını çelen bir şarlatan" derken, hiçbir şey anlamıyor muyum?..
anlıyorum, biliyorum derken birtakım şeyleri büyük büyük anlamadığımız kesin. tıpkı
birtakım şeylerin öyle olmasını anlayamadığımız gibi.
karanlıkta dans'ta björk'ün de özetledi gibi;
"görülecek ne kaldı ki?!"
işte bütün dünya böyleydi; görülecek de, anlayacak da pek bişii kalmadı.