anlıyorum ama konuşamıyorum   

adana çık aradan

  1. ingilizce başta gelmek üzere muhtelif yabancı dil konusundaki ezbere yatkınlığını (?!!) dile getiren yurdum insanının ifadesidir. bişi gösterince "olum bunun türkçesi yok mu lan" denir. e be gadasına gurban olduğum konuşamıyosun okuyamıyosun da nasıl anlıyosun, ingilizlerin g.t kemiklerinden ne dediği anlaşılıyor mu, ben mi çözemedim bunca sene, nedir ?! bilmiyosan bilmezsin bunu, bundan eziklik hissedip icat çıkarmanın anlamı nedir?..nazarımda "yoğurtluyum ama tereyağlı değilim" diyerek serzenişte bulunan bi' buçuk porsiyon iskender gibidirler vesselam. (bkz: postmodern teşbih denemeleri)

    edit: abi söyleseydin öğretirdim bildiğim kadarıyla, niye alındın ki?
    (lefteyenine, 25.08.2006 11:24 ~ 11:49)


  2. çoğunlukla söz konusu dili konuşurken rezil olmaktan korkan , bu yüzden konuşma konusunda pek bi girişimde bulunmayan kişinin ifadesidir .
    (miçemez, 25.08.2006 11:30)
  3. şöyle birşey olsa gerek;

    (bkz: http://www.youtube.com/...)
    (touch of pink, 25.08.2006 13:43 ~ 13:49)
  4. yabancı dil öğrenirken çoğumuzun yakındığı durumdur. gerek dilbilgisinde gerekse okuma bölümünde başarılı olurken konuşma bizi yiyip bitiren bölümdür. aslında bu çok normal bir durumdur. çünkü sınıf ortamı dışında neredeyse hiçbir yerde pratik yapma fırsatı bulamıyoruz. gramer ve okuma bireysel çalışmaya daha yatkın beceriler olduğu için kendimizi istediğimiz seviyeye getirebiliriz. aynı durum konuşma becerisinde biraz daha zordur. ikinci bir kişinin olması ve hatta mümkünse öğretmen ya da patron gibi itici bir gücün varlığına ihtiyaç duyarız.

    ingilizce öğretiminde becerileri 2 gruba ayırabiliriz. birinci grupta "pasif" kaldığımız okuma ve gramer vardır. burada bize ait bir üretim yoktur. ikinci bölüm ise "aktif" bir süreçtir: konuşmak ve yazmak. her şey bize bağlıdır. üretici durumuna geçeriz. tabii ki tüketim kolay olduğu için 1. gruptaki beceriler kolaylıkla sindirilebilirken ikinci grup çoğumuzun zorlandığı, sıkıldığı ve hayalkırıklığına uğradığı bölümdür.

    bu sorunumuzu öğrenim tekniklerinin farkında olarak aşabiliriz. bir de "zaman" çok önemli bir kavramdır bu noktada. çünkü dili üretmeye başlamak birçok ilanda görüldüğü gibi '5 ayda ingilizce öğretiyoruz' ifadesiyle olmaz. sanırım asıl sorun da burada. öğrenilmiş bir çaresizlik var. oysa öğrenci kimliğiyle yurtdışına çok kolaylıkla çıkabilirsiniz ki ülkemizde harcayacağımız maddi ve manevi sıkıntının çok daha azını çekmemizi sağlar. öğrenmeyi amaç edindiğimiz dile maruz kalırız günlerce. istesen de anadilini konuşamazsın. gerçek bir ihtiyaçtır konuşmak o ortamda. yapay değildir. diğer bir yöntem de arkadaş grupları oluşturmaktır. çok daha disiplin ve çaba ister ama mümkündür.

    ingilizcede çok sevdiğim bir söz vardır:

    "when there is a will, there is a way".

    bu öğrenilmiş çaresizlik duygusunu herkes yenebilir, yeter ki isteyelim.

    edit: sonuç olarak sorun "anlıyorum ama konuşamıyorum" diyen kişide değildir.
    (sunflower, 25.08.2006 20:56 ~ 12.02.2007 19:06)
  5. tatil yörelerinde ingilizceyi el kitaplarından öğrenmeye çalışan kişilerin konuşmada cümleler karmaşıklaştıkça yakındığı durum.

    bu kişilerden biri olan annemi bu safsatanın artık devam etmemesi için bir teste tabi tutuğumda şu sonucu aldım.*

    yy: peki anne o zaman söyle bakiyim "there is nowhere to stop anywhere on this road" * ne demek?

    anne: dur gitme sevgilim. beraber yürüyelim.

    işte o kitaplarla bu kadarı mümkün ancak
    (ynitm ynits, 06.09.2006 15:37)
  6. penguenin son sayısında umut sarıkaya'nın köşesinde tam olarak bu konuya nefis şekilde değindiği, değinirken de morrissey'in let me kiss you isimli yürek parçalayan muhteşem şarkısını örnek verdiği çaresiz durum..
    (gudu bet, 06.09.2006 15:41)
  7. bu durum broca afazisi olarak da bilinir..
    (gxix, 06.09.2006 15:44)
  8. -lskdcn ls dsfvlk snvlsasşl slşbk. dna sşdgsşglk...
    (meali: anlıyorum ama konuşamıyorum. anla işte...)
    (azwepsa, 06.09.2006 15:47)
  9. 10-24 aylık çocukların içerisinde bulunduğu durum.
    (hansvoralberg, 06.09.2006 16:03)