eskişehir yolu nun eski halini (meteor düşmemiş gibi olan hali) özlemektir..tunalı da yürümüş olmaktır..kızılay da dershaneye gitmiş olmaktır.. hayatınızın bir köşesinde kesin rock müziğin olmasıdır..bestekardır, konurdur, olgunlardır, atatürk bulvarıdır..ego nun toplu taşıma kartını kullanmaktır..sağda solda "halkımıza hayırlı uğurlu olsun! i.melih göçek" yazısını görmektir..gidecek yer bulamamaktır bazen..gölbaşına pikniğe gitmiş olmaktır ya da ahlatlıbel e..misket havası bilmek, geçiören ahsanını ehsihsiz gonuşabilmektir..dost kitabevidir oldukça.. ömür boyunca en az bir devlet dairesine girip çıkmış olmaktır, üniversiteyle alakalı olmaktır..gazi vs. ankara olayından haberdar olmaktır..bürokrasidir ankara..kardır..sakin olmaktır..
ankaralı olmak kabullenmek demektir. sevmek demektir ekimi... sonra kar yağsın diye dua etmektir, ayazın çatlattığı dudaklarınızla mırıldanarak! ilkokulda, ortaokulda, lisede, her sene en azından bir kere anıtkabire gitmektir. sıhhiyeye "geyiklerin orası", beşevler kavşağına "fıskiyeli göbek" demektir. aoç* deyince kokoreç ve dondurma aşermektir. sıraya girmektir sonra ankara, kurallara uymak... ve son olarak, doğrusu; "angaralı olmah"dır
arkadaşlarla en az bir kere tivoli'de buluşmuş olmak, şimdi kapanmış olan efsanevi akün'de film izlemiş olmak, topluca tiyatroya, baleye gitmek, siyaset ikliminin ortasında yetiştiğin için apolitik olamamak, sokakta yürümeyi sevmek, yıllar sonra yaşadığın kışsız coğrafyalarda ayazı özlemektir.
istanbul ya da izmir gibi şehirlerden gelip memleketine çamur atanlara* göğüs gerendir.. aynı şekilde bunlar gibi büyük ve kalabalık şehirlerden, ilk defa gittiğinde ürkendir..*
buz gibi soğukta akan gözyaşlarını özlemektir, seğmenler parkında kardan adam yapıp arkadaşlar ile kar topu oynamaktır, ilkokul çağlarında ellerinde yabancı ülke bayrakları ile ziyarete gelen yabancı politikacıları protokol yolunda karşılamaktır, sık sık kullanmasada cüzdanın bir köşesinde dost kitabevi kredi kartı bulundurmaktır, cinnah caddesinde freni patlayan otobüsleri hatırlamaktır, atakule burger king'de oturup ankarayı seyredip hayallere dalmaktır, en az bir kereye mahsus buz tutmuş kaldırımda kayıp düşüp belediyeye sövmektir, kuğulu parkta oturup kuğuları izlemektirde aynı zamanda, ykm, vakko yada dost kitabevinin önünde arkadaşlarla randevulaşmaktır.
istanbulun keşmekeşinde kendini sıkışmış kalmış şekilde hissetmektir, güzelim boğazı seyrederken bile ankarayı aramak ve hatırlamaktır, her sinemaya gidişinizde akün sinemasının hayvani perde büyüklüğü ile kıyaslamaktır, trafikte giderken önünüzdeki 06 plakalı araca selam ederek yola devam etmektir.
bir istanbullunun istanbul dışındayken yaşadığı özlemi ve hasreti anlayabilmektir, boğazdan vapurla geçerken gözlerini kapattığında ankaranın o güzel bahar esintisini yüzünde hissetdiğini hayal eder bünye, caddelerdeki palamut ve kestane ağaçlarının yerlere pervasızca saçtiğı palamut ve at kestaneleri özler, güneşin yavaş yavaş yanağını okşadığı o serin bahar günleri tasavvur eder.
karanfil sokaktan geçerken müzik marketlerden tanıdık hoş bir müzik geldiğinde hemen oracıkta bulunan banklardan birine oturup kentin gürültüsüne rağmen müziği dinlendiğinde , aynı şehirde askerlik yapsanız bile koğuşun tepesine battaniye serip arkadaşlarınla leblebi bira yuvarlayıp şehire hayran hayran bakıp iç çekerseniz,gecenin bir yarısı nerede ne yenilebileceği biliyorsak,tayin dönüşleri sonrasında bir takım değişen mekan/kişi olup olmadığını gezerken görebiliyorsak bizde ankaralı olmuşuzdur.
hayatını düzenli ve nezih yaşamak isteyenlerin şehridir ankara. marjinal olanlara, uç noktaları arayanlara göre değildir. otobüsü, dolmuşu, alışveriş merkezleri, devlet daireleri, atakulesi, anıtkabir'i, karum'u, tunalı'sıyla bütünleşmiştir. kale'nin kıvrımlı yollarında ağır ağır yürüyerek, çıkrıkçılar yokuşundaki dükkanlara bakınarak çıkmak, kale'den ankara manzarasını seyretmek aynı günün akşamında kale'deki konaklardan birinde fasıl eşliğinde yemek yemek.... ve bunun gibi mükemmel aktiviteler. inanmayın ankaraya monoton diyenlere; ankara'yı çekemediklerindendir....
30 ağustosta, şimdiki armadanın bulunduğu eskişehir yolundan geçen tankların, yeri inletmesini seyretmiş ve '' olum ne biçim alet lan bunlar'' deyip gülmüşseniz, gerçekten ankarali olmuşsunuz demektir.
alkolün gözüne vurulan bir akşamın sonunda yolda midyeci görülmesi akabinde midyecinin yanına gidilmesi derinlerden gelen "bu ne la... " diye bir soru ve kaldırıma oturmuş midyeleri kırmaya çalışan bir ankaralı
ankaralı olmak; ankaranın vefasını üzerinde taşımaktır. ankaradan kaçıp uzaklara gitsen bile ankaranın seni bırakmamasıdır. yenilip geri dönsen de ankara seni sorgusuz sualsiz kabul eder. onlar kadar güzel olmasa da; istanbul gibi nazlı, izmir gibi kaprisli değildir. bu yüzden ankaralı olmak bu güvenle yaşamaktır.
nereye gidilirse gidilsin, sakaryada yenilen koyu renk simiti, konurda içilen demli çayı, tunalıda gezilen zarif dükkanları özlemektir. çok daha iyileri bulunsa bile hep en güzeli ankaradaki gibi gelir.
gecenin bi yarısı arabayı sağa çekip
-aha abi bizim şarkı çıktı kalk
akabinde yolun ortasında fidayda eşliğinde iki sağa sola dönülür sonrasında tekrar arabaya atlanır bişe olmamış gibi yola devam edilir
(yaşanmıştır gece sıcaktan bunalıp balkona çıkan kızın yolda gördüklerinden bir kesittir sadece)
erkeklere oğlan demek . bilakis gittiğim millieğitim kamplarında her ankaradan gelen arkadaşım 'oğlan' diye hitap ederdi erkeklere. mecaz anlamda falan değil ciddi ciddi. babaları da oğlandı.
- ulus, çinçin neresidir, nasıldır bilirsiniz,
- bebe kelimesini sık kullanırsınız,
- k harfini g ya da hk şeklinde telaffuz edersiniz (örn; bırahk, gonuşma) ya da öyle telaffuz edenlerle sık karşılaşırsınız.
zordur zor... siyasetçiler gelir milletin aklına hemen, bilmezler ki o siyasetçilerin hepsi bi yerden gelme... yani ülkenin içine sıçan ankaralılar değil...
not : ankaralılara bizim burda hemen bu lafı yapıştırdıkları için bu tespiti yaptım.
karın bir şehri nasıl böylesine değiştirebildiğine akıl sır erdirememektir. yazın kendisinden nefret ederken, kışın aşık olmaktır. manik depresyona sürüklenmektir.
bir yandan pencereden bakıp bir yandan bu giriyi girerken, vega'nın ankara şarkısını dinleyip hüzünlenmektir.
melih gökçek' e oy verebilecek kadar aptal insanların birarada bulunduğu toplulukla beraber yaşamak, onlarla aynı memleketli olmaktan dolayı utanç duymaktır.
düzülmeyi sevmektir ankaralı olmak.
ankaralı olmak düşünmemektir.
evet hala daha melih gökçeğe oy veriliyorsa yobazlıktır ankaralı olmak.
ankaralı olmak, kıymet bilmemek, emanete hıyanet etmektir, hem de yıllardır, hem de cumhuriyete...
anıtkabirde yatan ulu önderimizin kemiklerini sızlatmaktır ankaralı olmak...
uslanmamak, hiç bi şeyden ders çıkarmamak, at gözlüğü takmaktır.
ve bunların farkında olan insanlar içinse, utanç duymaktır ankaralı olmak...
bu insanlarla aynı sokaklarda yürüdüğü, aynı havayı soluduğu için lanet etmektir...
ve özlemektir, umut etmektir...
bir gün, çok geç olmadan bu milletin uyanıp her şeyi değiştireceğini beklemektir...