hep donuk renkleri akla getiren şehrin renksizliğidir aslında. yeşile hasret, maviye açtır ankara. soğuk kış gecelerinde ayaza çeker ankara; her yer gri; insanı korkutacak derecede.
siyahın griden, grinin de siyahtan ayırt edilemediği ton... bilhassa kışın, yağmurlu havalardaki hali göğün... öğle zamanı, kuşluk vaktiymişçesine çöken bulantı. kasvetin hüküm sürdüğü bir kent masalı...
kimse bu rengi sevmek zorunda değildir, şehir rengini söyler size; duyarsanız eğer beğeniyor olduğunuza kanaâttir bu... yok beğenmiyorsanız eğer, size bırakmıştır kanaâti ki, başından beri bir yanılgı içinde olduğunuz hissiyatında çapraşık yollara sokmuştur bile bu sizi.
insanı oyuna getirimin rengi vardır ankara' da... siz oyununuzun ne olduğunu bilin, o da oyunun rengini versin size...
deniz mavi' sinin yakışık durmayacağı bir şehir olabilir mi -var!
kışın yağan karın yanında yakışık durmayacak bir yeşil -o da var!
güneşin en güzel sarısı asılıyken gökte en çirkin vaktinde bir şehir -o da var!
kim ne derse desin orada sevilmeyen bir renk vardır ve sevilmeyen bir rengi dile getirmek rengi renk yapmaya kanaât olamaz...
ankara 2 ye ayrılır gözümde. biri yapılarla, anıtlarla, şehir güzelliğiyle ankara; diğeri insanlarıyla ankara.
yapılarla, görüntüyle ankara güzeldir. en önemlisi anıtkabirimiz vardır orda. tbmm vardır, köşk vardır. koskoca ülke bu taş duvarların arasından çıkacak karara uymaktadır. yer yer ihtişamlı, yer yer rezilliktir ankara. kısacası ela bir tonu vardır ankaranın. değişkendir. hangi açıdan baksan farklı gözükür..
bir de insanlarla ankara var tabi. açıkçası aile kökenimin ankara olması ve hemen her sene uğradığımız bir yer olmasına rağmen soğuk gelmeye başladı insanları bana(%100 ünden bahsetmiyorum tabiki). sanki belediye otobüsüne bindiğimde 100 kişilik bir güruh beni izliyordu. bana dikmişti gözlerini. rahatsız oldum. nereye bakacağımı şaşırdım...memur kesim hakim şehire. hayattan artık çok büyük şeyler beklemeyen. iş-ev-ev-iş mekiğini başarıyla yerine getiren. rengine gelecek olursak bence sarıdır ankara insanının rengi. soğuktur. soluktur.
ankarayı bir bütün olarak ele alacak olursak ela ile sarının karışımı diyebilirim. ancak bu iki rengin karışımı ne olur neye benzer bilmemekteyim. belkide ankarayı bür bütün olarak ele alamadığım içindir. kimbilir?
kül rengidir ankara, tıkabasa dolu bir küllük gibi...
mesaisi bitmiş memurların akşam üstü koşuşturmacası gibi biraz, biraz da sakarya caddesinde soğuk bir bira yudumlamak gibi...
tek kişilik bir keşmekeşin içinde debelendikçe dibe batmak gibi bir renk işte ankaranın ki...
kül rengi işte, yaşanmamış bir aşkın rengi gibi, pişmanlık belki.
hüznünde başkenti ya ankara, o yüzden rahmi paramparça olmuş bir orospunun gözleri gibi...
kül rengi işte ne bileyim, akla ne geliyorsa tıpkı onun gibi...
gece mavisidir, ve ıslaktır çünkü yağmur yağmıştır, akşam vakti sarar yine hüzünler. sokak ışığında yağmur seyredilip bir bankta sigara yakılır, kafa geriye yaslanıp, bomboş, gökyüzüne bakılır.
uzun yıllar bu şehirde
işsizlikle iş arasında gidip geldim,
cebim para görmedi,
hangi sofraya baktıysam,
gözüme emeğin teri kaçtı, yememe gerek kalmadı
hangi özneye bağlandıysam
sonunda öteki eliyle beni tokatladı,
açtığım musluklar
yüzüme çarpacak bir yudum su akıtmadı...
(geçtiği yollardan sadece toz çıkarırdı araçlar
şimdi yağmurda bile koku var;
mıncıdı çöp, mıncıdı toprak, mıncıdı beton yığınlar)
evler sokaklar küçüldükçe insanlar iyice domuzlaştı
okullar paralandıkça medreseler mantar gibi çoğaldı
işportaya düşmüş bir mal gibi
caddelere serer oldum kıldığım bütün namazları *
yemişim rengini şimdi ankara'nın ben baktıkça göğüne o durmadan içimi kararttı.
kapkaranlıktır ankara.
bütün hatıralar, anılar, güzel günler, aşklar bir balçık olmuş, batmıştır ankarada.
sonsuz bir uçurumun, dipsiz bir kuyunun, en siyah renginden de siyahtır.
matemdir ankara.
ruhlar saklar içinde düğüm düğüm.
sokaklarından buram buram hüzün fışkırır.
kısık sesler yankılanır kuğulu parkta.
kalabalıklar bile kapkaranlıktır bahçeli sokaklarında.
ne kalpler kırılmış, ne aşklar yitirilmiştir anıtkabirin karşı kıyısında.
dikmen in köşesinde can vermiştir ruhlar, gözyaşları ardında.
siyah renktir işte ankara.
en çok siyahla sevişir insan ankarada...
ankara her daim bir hüzün taşır,ciddidir.sokaklarında dolaşırken bir izmir'deki rahatlığı yaşayamazsınız.gri binalar gibi gri ruhlar da bakar yüzünüze,sevgilinize sarılıp dolaşırken.ankara gridir,havası gri, binaları gridir...ve bu griliğini sizin ruhunuza da aktarır.ankara'da hiçbir zaman bir izmir'deki gibi şen olmaz kahkalarınız,maviyi ancak serap olarak görürsünüz.mavisi de yapaydır,yeşili de...ama ankara'nın bütün bu renksizliğini bozan bir beyaz gelir kışın tepelerine.beyaz yakışır ankara'ya... beyaz gelir ve bütün kasvetini alır götürür bu şehrin...
ankara'nın rengi siyasetin rengidir. siyasetin gidişatına göre renk değiştirir. belki en açık tonlarını cumhuriyetin ilk yıllarında yaşamıştır. onun dışında hep siyahtan açık griye ulaşan bir renk yelpazesine sahiptir. son yıllarda iyice tatsızlaşmış, insana yaşama sevinci vermeyen, yaşanmaz bir kent olmuş; başka kentlere kaçış hız kazanmıştır.
kanımca ankara'nın iki rengi vardır; gri ve beyaz. en güzel rengi kışın ortaya çıkar kar sayesinde. ankara'yla aramdaki kopartamadığım duygusal bağdan olsa gerek, o 2 renk için sevdim hep.
inatçı bir renktir her şeyden evvel, sabahleyin güneşi bozkırlarını dalgalandırırken altın sarısıdır, kuşluk vakti saat ilerledikçe eğlenceli bir turuncuya döner, sokaklarında yorgun insanlarını bir soluk alsın diye bekleyen ağaçlarıyla yeşilin en güzelini saklar nokta nokta. az katlı evleri öğleden sonralarına hoş bir serinlik katar, evlerden yeni demlenmiş çayla fırından yeni çıkmış kurabiye kokuları öğleden sonralarının rahat uykularını anımsatır. sokaklar boyu eğlenceli okul veletlerini görünce çocukluğun pembesi sarar etrafı. işten çıkış vakti gelmiştir, sıkışık trafiğin açılışı öyle saatleri bulmaz, insanlar aracağı yere çarçabuk ulaşsın diye. kuralın, düzenin rengi çabucak gizler kendini mor renkli akşamüstlerine. ama ille de geceleri... ister zengin evlerle dolu bir tepeden, isterse bir gecekondu mahallesinin yükseltisinden bakılsın görkemiyle kendine yeniden aşık eder gözleri. alacakaranlık nöbetini devrederken ardında bıraktığı ruhun mavisi en kararmış ruha bile aydınlık verebilecek kudrettedir. yağmuru her yerin yağmurundan daha sakin, fırtınası en baba yamacınkinden hırçın, sonbaharı güzel ezgiler eşliğinde bir hüzün denizi, yazı da kendi halinde oynayan bir çocuğu izlercesine keyiflidir aslında.
en güzeli de en yücesinden en düşüğüne çeşitli makamlarda elbirliğiyle kendini bir kova çamura sokmak, sonra da gubidik neonlarla çirkince süslemek isteyenlere karşı mağrurca direnişinin rengidir.
eğer görebilirseniz...
kışın beyazdı bir zamanlar, şimdi değil, her daim gri bir şehir ankara. tanım yaparsak, gridir.
her tarafınız bürokrasi...
devlet binaları...
nefes alacak yeriniz kısıtlı.
şöyle kordon'a gidiyim diyemiyorsunuz.
bugün de boğaza çıkalım, rakı balık yapalım diyemiyorsunuz.
politikanın iç sıkıcı havası var ankara'da.
eğlenmek isteyen eğlence de çok, ama o eğlencelere de siner bazen o renk.