|
|
- inanması güç ama bana 20 yaşlarında birinin ciddi olarak sorduğu soru. üstelik bu kişi yurt dışında değil bilakis türkiye'de yaşamış biriydi. tabi bu tip insanlardan şu tarz sorular da yine şahsım tarafından duyulmuştur: erciyes elazığ'da mı? amasya'da deniz var mı? vs.
- çok kafa kurcalıyor bu soru. biraz değinelim.
ben küçükken, bir zamanların ankara'sında çoğu ailenin yaptığı gibi sık sık gençlik parkı ve atakule'ye giderdik biz de. o zamanlar gençlik parkı dediğimiz yer bu zamanki haliyle kokuşmuş bir serseri yığını değildi tabi. devasa bir fiskiyeye sahip ana havuzun karşısına geçer, deniz şımarığı izmirlilerin çiğdem dediği çekirdekten çitletir o insan eseri havuzu seyreder, güler, eğlenir, teletabilik yapar zaman zaman da hüzünlenirdik. böyle zamanlardan birinde babam dönüp bana doğru "farzet ki deniz kenarındasın." demişti. işte ankara'ya olan bağlılığımın başladığı zaman tam bu ana denk gelir.
burada ortamı vıcıklaştırıp bir duygu hezeyanı yaratacak değilim. bir tuna kiremitçi havası yakalayıp ankaralı söslük bağyanlarına selam etmek niyetinde hiç değilim. ama asırlardır susuz bir konu nedeniyle sulu bir şekilde eleştirilen şehrime dair de birkaç şey söylemek zorundayım. doğrudur; hüzünlendiğimizde karşısındaki bir banka oturup polat alemdar havasında seyredebileceğimiz bir deniz ve o denizin üstünde şaheser bir kalemiz, kulemiz, bikbikimiz yok; canımız sıkıldığında 45'er dakika arayla dizilmiş tatil beldelerine, mavi bayraklı plajlara da sahip değiliz, bol yağışlı, fırtınalı, heybetli iklimlerde coşmasıyla ününü almış, üzerine türküler yakabileceğimiz bir gölden bozma su birikintimiz hiç yok. bol bol resmiyetimiz var. caddelerde o uğrunda öldükleri sahillerine kanun saymaksızın yollar yapan, otobanlar diken takım elbiseli adamların eskortları dolaşıyor. pek heyecanlanmıyoruz tabi onları gördüğümüzde, bir rutin bizim için. çevrede hep yüzünde telaş ile yürüyen insanlar var. muhtemelen ay sonunu getirmenin hesaplarını yapıyorlar. onları görünce negatif bir enerji almıyoruz, aksine bizden birini görmenin huzuru oluyor içimizde. neyse ki eve gitmek için saatlerce üzerinde pinekleyeceğimiz yollarımız ve trafiğimiz yok. böyle zamanlarda, özellikle yazın, o arabanın camından içeri doğru esecek bir deniz esintisine ihtiyacımız olabilirdi zira. son zamanlarda pek fazla su da kalmadı. kuruduk yani iyiden iyiye.
yani demem o ki söylenen şey doğru. coğrafyam zayıf olsa da bildiğim kesin bir şey var; ankara'da deniz yok. denizin getirdiği şiirsel, haz dolu ve bir o kadar da şımarık hava hiç yok. ama yine de kıçı kırık bir havuzu deniz olarak farzetmenin huzuru var. bunu yaşayamıyor olmak kötü olsa gerek.
ne dersiniz?
- i.melih gökçek tarafından her müsait boşluğa yapılan biçimli biçimsiz bilumum havuzlarla bertaraf edilmeye çalışılan soru. aynı zamanda izmir gibi kıyı kentlerindeki üniversite adaylarının, tercihleri arasına ankara üniversitelerini yazmama gerekçesi.
|