yabancısı için alt geçitlerden birine girip ikiye ayrılan yoldan hangisine gideceğine 1 saniye içerisinde karar vermek ya da refüje toslamak, şehrin bir tarafından girip, 100 metre ilerisinden sanki başka bir şehirdeymiş gibi geri çıkmak gibi lunaparkımsı etkinlikler içeren bir spor.
beyaz doğan görünümlü şahin, bilmem neden bozma bilmem ne tarzında garip arabalarla, ve arabanın içindeki parlak ışıklar sayesinde küçük pavyon olmuş araçlarla yanyana istanbula göre daha rahat yapılan eylem.
izmir'den gelen biri (bkz: babam) eziyet haline gelen olay. girdiği alt geçitten çıkıp "ne tarafa gitsem?" diye düşünürken, dolmuşcunun "yapıştırsana abi kendini. sığmadın di mi yola izmirliiiii!!!!" şeklinde hebele hübele bağırmasından sonra girdiği şoktan çıkması zaman almıştı.
kanımca ankaralılar'ın beceremediği şey. o uçak pisti gibi geniş yollarda bile kaza yapmayı becermek kesinlik özel bir yetenek gerektiriyor.
ciddiyim, istanbul'daki bütün arabaları kaldırın, sadece ankaradakileri koyun o yollara sokaklara, o kadar sayıda araba o istanbul yollarında kendilerinden geçmezlerse.
inanmayanlar demet mahallesi 12. caddeyle 57. sokağın köşesinde dursunlar bütün gün. gün başına ortalama 3 kazanın olduğu bir nokta kendisi ve ekstra hiç bir şeyi yok. alt tarafı bir caddeyle sokak kesişiyor, hepsi bu.
yollarda, yolu şeritlere ayırmak için kullanılan yol işaret çizgileri olmadığı için eziyet olan durum. şerit kavramı diye bir şey yok herkes yolu ortalamış gidiyor. beş şeritli yol üç şerite düşüyor bu şehirde, sırf bu bu yüzden.
sol şeritte kaptırmış giderken önünüze çıkan sulama tankerlerinden hugo misali sıyrılmak için refleks isteyen eylemdir. bir de yol ayrımlarında tabelalar yol ayrımından önce değil de tam yol ayrımına konulduğu için çok keskin gözlere sahip olmayı gerektirir. ayrımın önünde durup tabela okumak hoş karşılanmayabilir.
taksici, dolmuşcu, acemisi, fırlayanı, kuralsızı idare edebilme yetisini kazandırır.
altgeçidi, gizli ayrımları, saklı dönüşleri, küçücük tabelaları, çukurları, tümsekleri ve en önemlisi
düzenli bir şekilde günlük kaza olayları gerçekleşen kavşak ve yolları öğrenmenizi sağlar.
kırmızı ışığın kifayetsiz kaldığı, dolmuş, otobüs ve taksilerin egemen olduğu trafik akışında cebelleşmektir. özellikle mesai başlangıç ve bitiş saatleri, ankara trafiğinde her gün ayrı bir şölen havası estirir.
yürüyerek gideceğiniz 15-20 dakikada gideceğiniz bir yere araba ile 10-15 dakikada gitmek. çünkü yol yoktur. iki paralel cadde arası geçiş için önce en aşağı inip sonra en tepeye çıkmanız gerekir. olurda yanlışlıkla bir alt geçite girerseniz, gidiş o gidiştir. eskişehir yolundan bile çıkabilirsiniz. i melih hobi olarak köprü yapmaktadır bol bol, en geniş yollara bile. 2 katlıdır ankara yolları. alt ve üst katı karıştırmamanız gerekir.
yok sabır işiymiş de, yok kırmızıda geçiyorlarmış da, yok memurlar yolları tıkayıp gri kravatlarıyla simit yiyorlarmış da... alo! kimi sikiyorsunuz oğlum siz? istanbul'dan bahsetmiyoruz lan ankara'dan bahsediyoruz. yanlış yerde siksik ediyorsunuz. hayatında ankara görmemiş adam da kanıyordur bunlara "aman tanrım tam bir kaos şehri. süper b@bs ya" diyordur.
nerden uyduruyorsunuz amınakoyim anlamıyorum ki. nüfusunu göz önüne aldığınızda türkiye'de trafiğin en düzenli olduğu şehir ankara'dır. bu da şu anlama gelir ki; ankara'da araba kullanmak zor falan değildir. yahya kemal geyiğinden sıkıldınız sıra bunlara geldi herhalde? iş çıkışı, girişi, ortası, sonu, götü, başı her saatte, köprülü gökçek paşanın yol yapım zamanları hariç, gayet rahat gider geliriz istediğimiz yere. kırmızı ışıklar dışında da hiçbir yerde bekleme yapmayız. ha bunun hardcore bir istisnası var. o da, çiftlik caddesinden silahtar caddesi'ne geçerken mevcut olan hemzemin geçit nedeniyle, özellikle günün yoğun saatlerinde baya trafik olur. sizin şukela şehrinizdeki trafikle kıyaslandığında trafik bile sayılmaz ya neyse. biz alışkın değiliz sonuçta. o bölgede de trafiğe çözüm bulmak gerçekten zordur, gideniniz bilir. bir yanda çiftlik, diğer yanda demiryolu vs. "trafiğe alışmak gerek" imiş. ankaralı adam gökçek paşa şehre başkan olana kadar trafik nedir bilmiyordu be. 100 m araç kuyruğu görse intihar edesi gelir ankaralının, alışık değildir çünkü.
i. melih'in yaptığı üç beş kavşakta iki dakika bekleyip burada "off çok zor iş. gri." demek kolay tabi. bizim kusurumuz da gökçek işte napalım amınakoyim. onunla ya da onsuz ankara'da araba kullanmak zor mor değildir. kanmayın bu istanbul şımarıklarının laflarına. gündüzleri sıcak basıyor ama, araba klimalı olursa iyi olur.
baba, siz hangi şehirle kıyaslıyorsunuz bilemedim. misal buyrun izmir'e, sıcaktan nevri dönmüş, her an önünüze çıkabilen sürücüleri bulacaksınız. buyrun istanbul'a, tek yönlü daracık yollarda, siz kaldırımda yürürken üstünüze çıkabilecek arabaları göreceksiniz. uslu bir çocuk olursanız e5'te tıkanan trafiği bile görebilirsiniz.
ankara'da çeşitli yapım çalışmaları hariç, hiçbir zaman yol tıkanmaz. misal, bilkent'e giden bir öğrenciye sorun, acaba kaç kez eskişehir yoluncaki trafik yüzünden okuluna geç kalmış. her yıl ağustos ayı sonunda düzenleme yapılır, eylül'de okullar açılınca tadilat biter. örneğin şu anda gimat kavşağına köprü yapılıyor ve bitme aşamasına geldi.
ankara'da en son eleştirebileceğiniz şey trafiktir. üç gün ankara'da kalıp iki kaza görünce "yea baba yea" diye çıkarım yapmayın allahaşkına. ben çocukken, istanbul yolu dediğiniz yol iki şeritliydi. sincan'a giderken seksen tane trafik lambası bir dolu da trafik vardı. bu günleri görmeden ancak, "paso köprü yapıyolar" diye bok atabilirsiniz, evet.
ankara'da kızılay'dan çıkıp, sincan'a kadar 20-30 km neredeyse hiç durmadan şehir içinde 20-30 km yolculuk edebilirsiniz. başka bir ilde bunu yapabiliryorsanız tebrik ederim.
batıkent'teysen şayet çarpacak bi' yer yoktur (2 yıl öncesi).
acemi sürücüler için oldukça elverişli bi' mekan.
bir de istanbul'da araba kullanmaktan bin kat daha iyidir, kolaydır,eğlencelidir.
öncelikle belirtmeliyim ki, normal şartlar altında istanbul'da araba kullanan, kendi halinde, sevimli bir gencim. ankara'da araba kullanma eylemiyle, iki gün önce vefat eden bir akraba cenazesi vesilesiyle tanıştım.
ankara adlı şehirde şerit çizgileri yok efendim. bir zamanlar var olmuş olanlar silinmiş, çoğu yerde de hiç çizgi olmamış olduğu ayan beyan ortada. sadece heykelli bir yerdeki yolda şerit gördüm ben mesela. ha bi de kızılay'da.
şerit yok dedik. şerit olan üç beş yol var. ancak herhangi bir şehre koyulduğunda 4-5 şeritli olacak yolda -çizgili/çizgisiz, fark etmiyor-, sıkışık trafik zamanında 2 araba yan yana görülebiliyor en fazla. çoğu yolda double parking denilen lanet şey var. zaten insanlar kocaman yolda en fazla iki şerit oluyorlar, böyle olunca tek sıraya düşüyor yol.
kimse kurallara uymuyor bu şehirde, herhangi bir t anında, herhangi bir yola baktığınızda, en az 7 aracın korna çaldığını görüyor(duyuyor?)sunuz. kırmızı ışıkta durmak diye bir mefhum yok mesela. durduğunuzda arkadaki taksiden korna yiyorsunuz.
tabela yok ayrıca ankara'da. şehri bilmiyorsanız, sıçtınız açıkçası. herkesin her şeyi bildiği, şehrin tüm sırlarına nail olduğu varsayılıyor. "hadi düz yola koymadın tabelayı, alt geçitlere niye koymuyorsun nan göt!" dememek işten değil. kayboluyorsunuz. kaybolmamak imkansız.
otopark yok. "şehrin merkezi taraflarında bi alışveriş merkezi bulur, park ederim ben ki!" diye düşünüyorsanız, yine sıçtınız. yok. kızılay'da, içinde toplu halde barımsı yapıların bulunduğu kocaman bir binanın altı var mesela park yeri olarak. otoparkın çıkış kapısına geldiğinizde "çıkıyor musun abla?" diyor mesela otopark görevlisi. pek hoş. yollara park edeyim deseniz, istanbul gibi değil ki, adam gibi koymamışlar ki arabayı. sıkışık trafikte, yandaki park etmeye çalışırken öndeki arabayı çizen çoförü görünce zaten direkt vazgeçiyorsunuz o düşünceden.
nitekim, kullanmayın arabanızı ankara'da. hatta bence gitmeyin ankara'ya. kesin çözüm. lanet ettim lan hayatıma iki günde. canımdan bezdim. gitmeyin ankara'ya.
muhteşem(!) belediye başkanımızın gördüğü kavşağa alt üst geçit yaparak şehir içini otobana çevirmesi sebebiyle araç trafiğinin yoğun olmadığı saatlerde yüksek hızlarla yapılırken iş çıkışı ve girişi saatlerde toplu taşımanın berbat olduğu başkentimizde insanların arabalarına yumulması nedeniyle çoğu zaman çile olan aktivitedir. bu aktivitenin eskişehirde daha kolay olmasının sebebi eskişehir b.belediyesinin sessiz ve yayaların öncelikli olduğu bir şehir oluşturmak amacıyla insanların otomobil kullanmaktan daha rahat ve kolay yollara yönlendirilmek istenmesinden kaynaklanmaktadır.
araba kullanmayı bilen ortalama bir insan için türkiye'nin herhangi bir şehrinde araba kullanıyormuş hissini doğuran eylem. haaa "ben araba kullanırken robot gibi duramam, sadece yola bakamam kaşım gözüm oynar nereden geçtiğimi görmem lazım" derseniz, evet o vakit fark edersiniz işte ankara'da araba kullandığınızı. mesela ulus'tan geçerken eski meclisi görebilirsiniz, ya da kızılay'a sıhhiye tarafından girerken hitit güneşi heykelini görebilirsiniz vs. ve idrak edersiniz ankara'da olduğunuzu. gelmişken anıtkabir'e gitmemek olmaz efendim. buyrunuz gidiniz; yolunuz açık olsun. gene bekleriz...