ankara'dan bir kuş uçtu güneye doğru
kanatlarında sevdanın kar bulutları
gün batımı masum gülüşler ağlamaklı
yine birşeyler aldı gitti ayrılık hüzünleri
yeni birşeyler aldı gitti ayrılık...
gözlerin bugün garip ve ince bir hüzün
ankara'da sensiz olmak zor iki gözüm
sözlerin bugün kırık,umarsız,kördüğüm
ankara'da aşık olmak zor iki gözüm.
yine deli yangınlar oldu bugün akşama doğru
gökyüzünün sensiz sessiz haykırışları
son sevgi sözcükleri, son fısıltılar
yine birşeyler aldı gitti ayrılık hüzünleri
yeni birşeyler aldı gitti ayrılık...
gözlerin bugün garip ve ince bir hüzün
ankarada sensiz olmak zor iki gözüm
sözlerin bugün kırık,umarsız,kördüğüm
ankara'da sensiz olmak zor iki gözüm
ankara'da yalnız olmak zor iki gözüm
ankara'da aşık olmak zor iki gözüm...
herhangi bir şehirde aşık olmaktan farklı olmayan. ama uzaksanız sevdiğinize ve üstüne bir de ankara'nın soğuk kış geceleri kasvetle biniyorsa hakikaten zor olabilecek duygu.
ankara'da aşık olmak
ankara'da kalmaktır
ayrılıyorsan ankara'dan
aşk arada kalmaktır
garip olan hiç gitmeyip
aşkı orada bulmaktır
aşık olmak aynaları
karşı pencere sanmaktır
başka bir yerde aşık olmakla arasında zerre kadar fark olmayacak bir durumdur. ancak benim aklıma gelen bu durumda algının bir başka nesne ile özdeşleştirilmesi olmaktadır. şöyle ki; insanların bir duruma ilişkin duyu organları ile elde ettikleri enformasyonları içselleştirip hafızada kümeleştirirken onları, başka nesnelerle ilişkilendirmektedirler. şimdi işin teorik kısmı pek anlaşılamayacağından olsa gerek içimden bir de örnek vermek geldi:
ankara'da gördüğünüz bir karşı cins insanına ilk etapta -sonralarda da olabilir- duyumsadığınız beğeninizi ankara'ya has bir araçla, nesne veya yapı ile ilişkilendirirseniz bu halde ankara'da aşık olmak; başlı başına bir farklı değer olarak karşınıza çıkar. bir zamanlar ankara'da -fakülte dönemleri- böyle bir durumla karşılaşmıştım. ve o zaman ben de bu karşı cins insanını mesela kuğulu parkla özdeşleştirmiştim. şimdi ne zaman ankara'ya gitsem aklıma kuğulu park ve dolayısı ile bun karşı cins insanı gelir. bu böyle.
öte yandan ankara'da aşık olmak zaman zaman boğar da insanı. bunu da yaşamışlığım vardır. zira aşk başlı başına insanı kasvete, kedere, hüsrana sürükleyen bir durum olduğu içindir ki; insan ara ara bu bunalımlı durumdan sıyrılmak amacıyla kendini özgür hissedebileceği, yayılabileceği, ota boka gövdesini sarabileceği doğal yapılar aramaktadır. ayrıca bu çıkış arayışları aşka ayrı bir anlam da katabilmektedir çoğunlukla. örneğin istanbul memleketinde insan kendini bir başka hisseder genellikle. hem tarihi doku ve hem de doğal ortamların alabildiğine çok olması bu durumu gerçekçi kılabileceği gibi, istanbul memleketinin insan dimağında tanımı kelimelerle muhal olan bir tad bıraktığından mıdır nedir, aşk bambaşka yaşanır burada.
ankara hem zihnimizdeki geleneksel tanımlaması itibaryle ve hem de gerçek durumu hasebiyle oldukça soğuk, yüzü asık, kaşları çatık bir şehir olarak görülmektedir. şu hald eankara'da aşık olmak sanki biraz daha mı zor, biraz daha mı kaldırılamazdır? evet böyle.
ankara'ya anlam yüklemeye çalışmak. sorun ankara değil, sorun aşık olmak. yoksa evet farketmez ankara veya diğerleri. zaten aşık oldun mu önemi kalmaz şehirlerin soğukluğu,sıcaklığı. gözün görmez ki, sadece nefes alırsın, sayıklarsın. kızgın bir ateşe yanlışlıkla dokunursun, canın yanmaz, garip garip etrafa bakarsın.
saçların kadar soğudu sokaklar
üstüme düştü
garip pencereli evlerden ışıklar
ben arsız oldum
ankarada
sesin kadar hüzün doldu gözlerime
bağrışan çiçekçilere karşı durdum
ellerim koynumda
ve
ben sende bir kez daha kayboldum...
koşar adım düşerken yağmurlar
cadde üzerlerinde bıraktım hayallerimi
düştü belden aşağı körpe umutlar
düştü çiçeklerim
bileklerimden kesip atarken ellerimi...
ankarada
sen oldum ben
sessiz oldum, tükendim
her dokunuşunda ürperdim damlalarından sonra
ankarada
yok oldum ben
sensiz oldum,
aşık olmayı öğrendim nihayet
zira,
ankarada
hiç olmadığım kadar senle doldum...
bir yerde geçiyordu;
"ankara'da deniz olmadığındandır herhalde, insanlar birbirlerine bakarlar. istanbul'da ise insanlar denize bakarlar birbirlerine sırtlarını dönüp".
ankara'da aşık olmak, denizi görmeden birbirine bakmak.
istanbul'da aşık olmak, onunla yanyanayken denizi görüp aynı yöne bakmak.
başka bir şehirde aşık olmakla çok da farkı olmayan bir durum. tek güzel tarafı, soğuk kış gecelerinde ayakların üşümez.e bu da bütün karasal iklimin yaşandığı yerler için geçerli.aşık olunan kişi şehirle müsemma ise durum değişir tabii ki.
aşk her yerde aşk, acısı her yerde aynı. imkansız sevdalara yelken açanların acısı daha mı fazla koyar ankara'da sanki. başka yerlerde de aşık olduk, bir de bunu test edelim.
orta namibya ve güney pasotya'da yaşadığım aşklarla kıyaslandığında gerçekten kolay bir şey değil. ya havasından ya suyundan. hormonlar da etkileniyor tabii. küresel ısınma da cabası. komşuluk da öldü. kapalı bir otel havuzunun önünde yaşanan aşklara inanmıyorum kesinlikle.
''denize uzak bir şehirde aşık olduysan,yani aşkın o büyük, çok telli enstrümanı yoksa.. sakın eksilme ve özenme istanbul' a '' dersin kendi kendine. karasal aşklar kimbilir kaç istanbul öldürmüş, kaç firari boğmuştur içinde. eksilme denizsizliğinden. pusulan olmasın,deniz fenerin de... daha yaman bir iş yaptığını, aşkın peşinden rehbersiz,kılavuzsuz gittiğini düşün..
ve övün.
aşkın kılavuzu olmuş mu hiç..?
kılavuzu aşk olanın...... da demek gelir dilinin ucuna.. sakın..!
çünkü aşk her zaman ezber bozar. hafız gibi değil, hafızasız bir pavyon şarkısı gibi mırıldanırsınız aşkı ankara'da.
ve vedat sakman'dan ankara marşı çalar aşkın fonunda; ankara'da aşık olmak zor iki gözüm..
insan her iki anlamda da hissediyor ankara'da aşık olmanın zorluğunu. tek nefeste katılırsınız o nakarata, yeterince acı çekmemiş gibi..
daha bi sıcak gelir, o her gün baktığınız gri binalar. daha pırıl pırıldır hava, daha tazedir simitleriniz, daha sakindir kızılay ve daha kalabalıktır gece yarısı ıssız sokaklar... tanıyamazsınız ankara'yı aşıkken.. kar daha beyaz yağar, çiçekler daha pembe.. ama en güzeli, 2 kişilik yaşamaktır ankara'yı. bilirsiniz, tek başına durulmaz o şehirde, boğar insanı soğuk binaları, puslu havası, kalabalığı, ıssızlığı.. bu nedenle kolaydır ankara'da aşık olmak.. ama çok zordur ayrılıklar...
sadece birkaç gün yaşadım bahsedilen duyguyu. doğrudur, ankara'da aşık olmak biraz daha farklıdır. sözüm aşk heryerde aşktır diyenlere değildir ancak farklı bir havası var gibidir ankara'da aşkın, biraz daha soğuktur iklimi, içi ısıtan bir iki kelam sözü müdür sevgilinin yoksa çocukça elele tutuşmanın, bazense tutuşamamanın verdiği haz mıdır fark edemezsin. yarım kalmış bir beraberliğin ardından ankara'ya gitmek pek de kolay bir durum değildir, ne ankara'nın o eski ankara olacağını düşünürsün, ne de sokakların o kadar canayakın olacağını, ya da farkedilmeden türlü hatıralarla donanmış kaldırımların, seni üzerinde o zamanki kadar içten taşıyıp taşıyamayacağını.*