angel a 

adana çık aradan

  1. fransız sinemasının yakın geçmişini etkileyen luc besson,bu sefer gerçekten bir masal anlatıyor.beyaz atlı prens,danimarkalı manken rie rasmussen,kurtarılmayı bekleyen,mutsuz prenses ise fas kökenli fransız oyuncu jamel debbouze.ve olay yalnız,insansız ve siyah beyaz paris'te geçiyor...


    besson sinema olayına ciddi anlamda el attığından ve birbiri ardından genç sinemacılara paralar döküp,ardı ardına vasat hollywood çağrışımlı aksiyonlar çektirdiğinden beri,yani altı yıldır film çekmiyordu.ne olduysa 10 yıldır senaryosu üzerinde çalıştığı(onun adeti bu ya da eli ağır belli ki,''beşinci element''i de lisedeyken yazmaya başlamış)dokuzuncu filmini geçen yıl yapıverdi işte.''angel-a'' da diğer filmleri gibi bir masal;çocuksu,iç kıyan romantizm taşarından inşa edilmiş siyah beyaz bir masal...masallığı fantastik öğeler içermesinde değil yalnızca;12 milyonluk nüfusun tümünü görünmez kılmayı başarıp başarıp bomboş bir paris sunmasıyla da bir masal.

    besson'un ''light'' sinemasıyla ilgili önyargılarınızdan sıyrılabilirseniz,ölçüsükaçmış romantizmi ve iyimserliği bünyeniz kaldırıyorsa ve masalları seviyorsanız ''angel-a''nın damağınızda az tatlı,vanilyalı sütlü bir tat bırakacağı kesin.

    not:ayrıca kadında uzun bacak ,beyaz ten ve iskandinav soğukluğu sevenler bilmeliler ki rie rasmussen size ilaç gibi gelecek.
    (un ventilateur de slipkot, 11.08.2006 15:25)


  2. sinemadaki sıradan bir öyküyü en üstlere taşıyan luc besson filmidir.filmin güzelliği dışında dikkatimi çeken tekrar eden replikler ne var ki tesadüfen leonu izlemem ardından angel a yı izlemem sonucunda her iki filmdede aynı replikler kullanılmış sanırım bu da luc bessonın tarzı diyip bize keyifle izlemek kalıyor.ikili ilişkileri her zaman farklı bir dille yöneten besson bu tarzını bu filmdede devam ettirmiş.film konusunda yorum yapamayacam 10 üzerinden bütün el ve ayak parmaklarımı kaldırıyorum sadece.
    (genius kusagami, 16.02.2007 12:20 ~ 12:25)
  3. gereksiz mesaj kaygısı içine girmiş,mesaj verirken ne mesaj vereceğini de şaşmış gibi biraz sanki.yıllarca üzerinde çalışılıp kısa bir sürede kaleme alınmasından kaynaklı sanırım,gayet fantastik bir öykü sıradanlaşmış.anlatılmaya çalışan hep askıda kalıyor gibi.luc besson dan çok şey bekleyerek izlenmesiyle alakalı da olabilir bu.* *.siyah beyaz olması ayrı bir hava katmış ama sonu kesinlikle olmamış film.biraz daha farklı olsaydı daha bir manidar olabilirdi.hani angela varmıydı yokmuydu deseydik,biraz kafa patlatsaydık film üzerine...
    (dengesiz çay tabağı, 16.02.2007 12:55 ~ 12:55)
  4. jamel debbouze nin isyanı vardır ki evlere şenlik.
    rie rasmussen meleğimiz
    -'ben aslında senim' der.
    -'ne yani ben 1.80 lik bir kaltakmıyım?'
    diyerek şaşkınlığını beyan eder jamel jönümüz. ardından konuyu kavrayıp durum tespiti yapar
    - 'o kadar kötü ve işe yaramaz bir adamım ki tanrı meleğimi bile bir kaltak olarak gönderdi'...
    (manuelayar, 22.02.2007 19:54)
  5. film arkadaşlarla beraber izlenir. doğal olarak herkes meleğimiz rie rassmussen'e hayran kalır. fakat kimse hadiseyi dillendirmez, filmin havası abazan muhabbetiyle bölünsün istemez. fakat o esnada ne olduysa biri kendini tutamaz:

    - at gibi lan bu!!!
    + !!???(dumur)
    sonra herkes kopar tabi...

    gerçekten de o endam, o boy, o güzellik takdir edilesidir. bu güzellikteki bir mankenin yönetmen olması da oldukça hayret vericidir. oyuncu olarak oynadıklarının yanında yönetmenliğini ve yazarlığını yaptığı filmleri de mevcuttur. ailecek olmasa da severek izlenecek bir film, ama çok fazla diyalog var sıkılırım ben öyle dır dır dır çekemem diyenler izlemeyebilir.
    (unconsciousbutterfly, 25.02.2007 15:21)
  6. baştan sona kadar sıkılmadan izlenebilen ve gerçekte olamayacak kadar mükemmel bir kadının (bkz: melek) bir anda herkesin başına gelebileceğini varsayan harika film.
    (emrede, 27.03.2007 13:29)
  7. başroldeki jamel debbouzeyi nerden hatırlıyorum acaba diyenler için: ameliede ki manavın saf çırağıdır.
    (des, 23.06.2007 02:27)
  8. selviboylu bir ablamızı alıpta başrole koydukları, yetmiyormuş gibi deve cüce oynatır gibi bir de yanına erkek diye koydukları kişiye rağmen konusuyla, diyaloglarıyla kırmış geçirmiş filmdir.
    (madhate, 04.07.2007 15:11)
  9. luc besson'un son filmidir.besson filmini şöyle anlatır:"filmde 4 ana karakter var: angela, andre, paris ve siyah beyaz. bunların hepsi bir şiirin değişik ifadeleridir ve eğer bunlardan birisini çıkarırsanız filmin şiirsel yapısının bir kısmını almış olursunuz."
    muhteşem görselliği ve kurgusunun yanında insana kendisini sevmeyi de öğretiyor film.kesinlikle izlenmeli...
    (dollia, 28.09.2007 02:13)
  10. 4. nesil dünyalar tatlısı ve güzeli bir yazardır. her ne kadar bu sıralar sözlüğü boşladıysa da istediği vakit çok güzel işler yapabileceği tarafım tarafından bizzat tecrübe edilmiştir. * *

    edit: böyle bir yazar artık yok.
    (seemann, 20.12.2007 09:36 ~ 22:20)
  11. sine kritiği için http://www.sinemaestro.com/...
    (electro, 19.02.2008 14:19 ~ 14.07.2008 13:24)
  12. paris hakkında önyargılarımı silen bir kaç karesi ile fotoğraf sergisi açılabilecek kadar güzel görüntüleri olan bir film.
    (sir da ros floyd, 19.06.2008 23:32)
  13. "sıfırdan zirveye nasıl çıkılır?"
    -aşkla-

    kafanızın içinde bu tür diyalogların dönmesine neden olan film.
    zaman zaman ters köşe de yapmıyor değil izleyiciyi. siyah beyaz görüntüsü sayesinde izleyici daha bi odaklanıyor, akıcı anlatıma.
    (bütman, 19.06.2008 23:49)
  14. sevebilmek için sevilmiş olmak, boktan hayatların düzelebilmesi için de ancak gökten melek inmesi gerektiğini anlatan film. paris'e aşık olma gerekçesi. sonu tatmin sağlamasa da evet, sıkılmadan izlenebiliyor.
    (passive aggressive, 11.07.2008 19:18)
  15. luc besson'un jack'i. francis ford coppola nasıl dev yapımlardan sıkılıp jack gibi bir film yapmışsa besson da angel a filmini kendisi için çekmiştir. aynı gruba david fincher'ın panic room'unu da dahil edebiliriz.
    (estarabim, 11.07.2008 19:49)
  16. francois ozon'un angel'i... bu da besson'dan beklenmeyen bir film . kendisi için film yapan yönetmenlerin tavrını anlayışla karşılarım hatta onları takdir bile ederim. yine de burada filmin ulaştığı kitle önemlidir. mesela ozon'un filmi bu anlamda başarısızdır. besson'un angel-a'sı ise başarılıdır.
    bu iki filmi izlemek üzere bir seyirci grubu oluşturalım. seyirci grubu yönetmenleri bilmeden izlesin ve yorum yapsın. emin olun ki normalden daha ağır eleştiriler getireceklerdir. zaten kredisi olan yönetmenler böyle filmler yapar. ayrıca besson bu filmi sırf ayna sahnesi için bile yapmış olabilir. çok ama çok güzel bir sahnedir. hafif bir film diye nitelendirenlerin sayısı azımsanmayacak kadar olsa da benim için güzel bir filmdir angel-a.
    (setheleh, 11.07.2008 20:21)
  17. kardesimle filmi izlerken, angel a'nin
    -bu sefer 180 boyunda bir kaltak olarak dünyaya geldim
    demesi üzerine, kardeşimin;
    +abla, seni anlatıyoor. demesi ve benim dikkatimin dağıtması sonucu, filme kendim veremem..


    not: kardesim filmin sonunda hatasını 'abla bak kadın melek yani.. 180 boyunda ya.. ondan sana benzettim, birde hep sigara içiyor diye yani..' seklinde düzeltmeye çalısmıstır.
    (senoş, 11.07.2008 21:30)