...
öyle yıkma kendini
öyle mahsun öyle garip...
nerede olursan ol
içerde, dışarda, derste, sırada,
yürü üstüne üstüne
tükür yüzüne celladın
fırsatcının, fesatcının, hayinin...
dayan kitap ile
dayan iş ile
tırnak ile, diş ile
umut ile, sevda ile, düş ile.
dayan rüsva etme beni.
tarih boyunca bir çok medeniyetin doğup son bulduğu, hattiler, hititler, frigyalılar, kimerler, lidyalılar, farisiler, keltler, mesketiler, grekler, pelasgianlar, ermeniler, romalılar gotlar, bizanslılar ve türklere ev sahipliği yapmış toprak parçası.
sözcük anlamı itibariyle ana ve dolu sözcüklerinden oluşmayan ve aslında bileşik olmayan bir sözcüktür. yunanca doğu anlamına gelen anatolikos sözcüğünden gelmektedir. yunanistana göre anadolu doğuda olduğundan bu topraklara bu isim verilmiştir.
en basitinden iki tane dünya harikasına ev sahipliği yapmış, belki de yedisini de hakeden (en azından yakın çevresindeler), bir o kadar değerli ve vazgeçilemeyecek olan, kesinlikle denebilir ki; dünya üzerindeki en zengin ve kaliteli topraklar..
çok klişe bir şey olacak ama halen değeri bilinmiyor..bildirilmiyor..
fiyatına bakıp aldanılmaması gereken sigara.
çok kaliteli, rahat içimi olan ve doyurucu bir sigara. parasız zamanlarda gayet başarılı bir winston alternatifi.
eskişehir-ankara hattıyla başlayan, daha sonra istanbul ve izmir'e de sefer koyan otobüs firması.diğer firmalara göre daha ucuz ve yolculuk kalitesinin da gayet iyi olduğu, binilesi, yolculuk edilesi firma.
taylan ayık'ın 2006 çıkışlı albümü yanlız hayat'tan bir şarkı
binlerce yılın destanı,
öykü, öykü, şiir, şiir,
benzerin yok yeryüzünde,
aç, susuz, yoksul ama onurlu yüzyılların
karanlığın pençesine bir şimşek anadolu,
nakarat:
türkü türkü, destan destan
karatoprağın, aşkla dolu
yüzyılların eğilmez başı
asla diz çökme anadolu
geçmiş aynadır bugüne
kuşatılmıştı toprağın
dört yanın ateş çemberinde
alev, alev gözleri
bir yüzyılın neferi,
karanlığın kalbine bir bayrak anadolu,
[nakarat]
bahar ayında esen
bir rüzgarın nefesi
bir isyan tutuşur, gözlerinde
tutsağım gözyaşında,
yanındayım karanlığa isyanda,
geçmişin çığlığımda
sen! anadolu
harika bi ahmed arif şiiri. anadoluyu en iyi anlatan şairinden bir anadolu şiiri.
son bölümünde ahmed arif "öyle yıkma kendini" derken güç ve umut verir insana.
kendi sesinden dinlemek ayrı güzeldir.
utanırım,
utanırım fıkaralıktan,
ele, güne karşı çıplak...
üşür fidelerim,
harmanım kesat.
kardeşliğin, çalışmanın,
beraberliğin,
atom güllerinin katmer açtığı,
şairlerin, bilginlerin dünyalarında,
kalmışım bir başıma,
bir başıma ve uzak.
biliyor musun ?
binlerce yıl sağılmışım,
korkunç atlılarıyla parçalamışlar
nazlı, seher-sabah uykularımı
hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
haraç salmışlar üstüme.
ne iskender takmışım,
ne şah ne sultan
göçüp gitmişler, gölgesiz!
selam etmişim dostuma
ve dayatmışım...
görüyor musun ?
nasıl severim bir bilsen.
köroğlu'yu,
karayılanı,
meçhul askeri...
sonra pir sultanı ve bedrettini.
sonra kalem yazmaz,
bir nice sevda...
bir bilsen,
onlar beni nasıl severdi.
bir bilsen, urfa'da kurşun atanı
minareden, barikattan,
selvi dalından,
ölüme nasıl gülerdi.
bilmeni mutlak isterim,
duyuyor musun ?
öyle yıkma kendini,
öyle mahzun, öyle garip...
nerede olursan ol,
içerde, dışarda, derste, sırada,
yürü üstüne - üstüne,
tükür yüzüne celladın,
fırsatçının, fesatçının, hayının...
dayan kitap ile
dayan iş ile.
tırnak ile, diş ile,
umut ile, sevda ile, düş ile
dayan rüsva etme beni.
gör, nasıl yeniden yaratılırım,
namuslu, genç ellerinle.
kızlarım,
oğullarım var gelecekte,
herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
kaç bin yıllık hasretimin koncası,
gözlerinden,
gözlerinden öperim,
bir umudum sende,
anlıyor musun ?
ismi, asla ve kat'a "yoldan geçen askerleri gören yaşlı bir teyzenin***şefkatle coşup onlara ayran ikram etmesi sonra da koca ordunun bu ayran gayzerinden 'ana dolu, dolu ana bardağım verme daha' nidalarıyla uzaklaşmasını anlatan bir hikaye"den gelmemektedir.
biliyorum ortaokul türkçe kitabı beyinlerinizi yıkamış olabilir. o okuma parçasını ve girişindeki resmi hemen unutmanız istiyorum sizden.
cengiz kurtoğlu'su, aşık veysel'i, çoşkun sabah'ı, kazım koyuncu'su ile üstünde beraber yaşadığımız topraklar. türküm diyenin ne mutlu olduğu, farklılıkları ile zenginlik dolu topraklar. kan ile sulanmış, çiçekler ile donatılmış bir ölünüp bin dirilinen, acıların ortak olduğu kadar mutluluklarında ortak olduğu topraklar. dünya'nın belki hiç bir yeride görülmemiş güzelliği hem maddiyatında hem maneviyatında bulunduran topraklar. zira cümle canlı bir topraktan*.
tarihi eserleri ve geleneksel kültürleri korunduğu takdirde varlığını koruyabilecek çok etkileyici bir zaman tüneli, kültür harmanı. aksi takdirde sadece doğal zenginlikleriyle ve geçiş yolu olarak stratejik bir öneme sahip türk milletinin yurdu.
tarih boyunca pek çok uygarlığa evsahipliği yapmış, toprağının her katmanında farklı bir kültürü barındıran, nice savaşlar, barışlar, imparatorluklar, beylikler, krallıklar görmüş, varoluşu da yokoluşu da çok iyi bilen benim topraklarım.
mali bakımdan zor anlarda her daim yanımda olan,camel hatta ve hatta winston light markaları gibi beni satmayan,dünyaca ünlü türk ve amerikan harmanlamasıyla oluşturulmuş iğrenç,tiksinç,zehir zıkkım sigarası.*
sen bizim dağları bilmezsin gülüm,
hele boz dumanlar çekilsin de gör
her haftası bayram, her günü düğün;
hele yaylalara çıkılsın da gör ..
bilmezsin ovalar nasıldır bizde;
kağnılar yollarda yoncalar dizde...
saydıklarım damla değil denizde,
hele bir ekinler ekilsin de gör ..
görmedin sen bizim mavi sulari,
karlar eriyince kırar yuları...
köpük olur beyaz, sel olur sarı;
hele taştan taşa dökülsün de gör ..
sen bizim köyler görmedin ki hiç..
yolları toz, çamur, evleri kerpiç
o kirli kabukta, o en temiz iç;
hele bir yakından bakılsın da gör ..
anlamaz bilmezsin sen bizim halkı;
sevgiyi bulasın yakına gel ki..
kalıplar gerçeği göstermez belki,
gönül perdeleri sökülsün de gör ...
~ abdurrahim karakoç ~