müstakbel 11. cumhurbaşkanımızın 1996 yılında 10 kasım törenleri öncesi söylediği özlü söz.yazık bu ülkeye ki hafızası çok zayıf.yazık bu ülkeye gerçekleri görmüyor yazık bu ülkeye hala haketmediği bir şekilde yönetilmeye layık.
hayatında, yılda bir kere, sadece 1 dakikalığına mustafa kemal atatürk'ün bu ülke için yaptıklarını düşünmeyi "sap gibi durmak" olarak niteleyen zihnin ürünü.
saygı dikilmekle olmaz. devrimlerini konuşarak, devam ettirerek, şahsiyeti hakkında konuşarak, bu günlere gelmemizde önemli rolü olan atatürk'ü bize bıraktığı yolu izleyerek anmak daha iyi. doğru söylenmiş bir laf. gençliğe atatürk'ü daha iyi tanıtmak için kampanyalar bile düzenlenmesi lazım. bu aralar çok ihtiyaç var.
sap gibi durmakla saygı gösterilmez düşüncesiyle söylenmiş bir söz ise makuldur lakin saygı duruşunu sap gibi durmak olarak nitelendiriliyorsa yazıktır günahtır verilen emeklere
bir çeşit kendini tanımlama durumudur bu;
şeyhimin önünde sap gibi dururum, el kadının arkasında direk gibi dururum sözüyle birlikte söylenirse anlamı artar anlayabilenler için...
milli şef tipi yönetim anlayışında olanların şiddetle kötülediği ve karşı çıktığı sözdür.
kimin söylediği umrumda bile değil. sonuç olarak ülkemizin ayakta beklemekten ziyade ilerlemeye ihtiyacı olduğundan doğru bir sözdür kanımca. ilerleme de ilk önce şef tipi anlayışın yok edimesiyle başlamalıdır. her ilerlemeyi bu milli şef tipi gerici zihniyet durduruyor zaten.
geniş düşünmek, ve ön yargılı olmamak artık zor bulunur bir meziyete dönüştü.
not: şimdi anlıyorum ki aynen devam ediyor. iyi de gerçekten bu sovyetler zamanına ait törenlerle atatürk'ün ne alakası var. kemikleri sızlıyordur bu kendisine layık olamayan sığ insanları gördükçe. hatta dikkat ederseniz ismet inönü demedim; oradaki sovyet veya faşist karakterli anlayışı ve empozeyi açıklayabilmek için özellikle o ülkelerde insanların içine sokulmaya çalışıldığı çeşit olan "tip" dedim, lakab kullandım da bunu görecek adam nerede...
ilkokul dörtdeydim yada 5 de hatırlamıyorum tam ögretmenimiz bizi bi kız bi erkek sıraya soktu her bir ikili yarım saat atatürk büstünün önünde dikilmiştik akşama kadar sıra bana gelince bende gittim etrafı çiceklerle süslü atatürk büstünün önüne gözlerimle ataürkün gözlerine bakıyordum o zaman düşünmüştüm bunu birden o büst konuşacak gibi geldi bana konuşmadı ama konuşsaydı böyle diyecekti
-neden bekliyorsunuz evladım burda ben bu vatanı size bekleyin diye degil ileriye götürün diye emanet ettim.sizse bekliyorsunuz. (kesinlikle bundan daha kibar bir dille söyliyecekti.)
bunu günümüz lisanına çevirirsek
-ne dikiliyonuz lan başımda sap gibi tuuuuhhh sizin cibilliyetinize
10 kasım'da sap gibi durmaya gerek vardır. hatta bütün gün dikilmek gerekir. böylece cümle alem bizim ne kadar atatürkçü olduğumuzu görür. içimizde yanan atatürk aşkının bizi nasıl dimdik tuttuğunu gören insanlar bize yobaz diyemezler. derlerse de biz onlara şöyle cevap verebiliriz: "ben 10 kasım'da tam 10 saat 23 dakika ayakta durdum. sen ise 9 saat 57 dakika. sen bana atatürkçülüğü öğretemezsin. ilerle artık."
her nasıl 364 günden sonra "öf be anne", anneler gününde "canım annem" oluyorsa, ya da "mına kodumun sıfırcı hocası" 24 kasım'da "örtmeniiiim canım benim canım beniiim" oluyorsa bırakın da 10 kasım'da "atam sen kalk da ben yatam" günü olsun. o gün göstereceğimiz tüm saygı, tüm benimseme, tüm dikkat ne de olsa bize bütün sene yeter.
ortaokul, lise yıllarında her saygı duruşunda sırada bekleyen birilerini hep gülme krizi tutardı. e yanınızda birileri kendini gülmemek için tutmaya çalışınca sizin de yüzünüz ister istemez gerilmeye, dudaklarınızı sırıtır şekilde yaymamaya çalışarak o bir dakikayı doldururduk. bu sırada hocanın gözüne takılanlar mutlaka bir ceza alırdı...
yine böyle bir olay sonrası sınıflarımıza dağıldığımızda bağırmaktan haz almayan, öğretim yılım boyunca ve daha sonraki yıllarımda bir çok sözünü unutmadığım ve örnek aldığım edebiyat öğretmenimiz "çocuklar o bir dakikalık sürenin bitmesini beklerken bir fatiha okumayı deneyin... bu şekilde hem gülmemiş, hem de ölen birinin arkasından kültürümüze yakışır birşey yapmış olursunuz" tarzı birşey demişti. (sözleri birebir hatırlamıyorum ama bunun gibi bir şeydi.)
işte o günden beri her saygı duruşunda bir fatiha okurum... ve yine o günden sonra o saygı duruşunun ahirete göçmüş biri için yapıldığını tam anlamıyla o zaman anlamıştım desem yeridir. taa ilkokul birden beri aklın saygı duruşu gibi şeylere pek yatmadığı zamanlarda başlayıp ömrümüzün sonuna kadar aynı şekilde, hiç bir değişiklik olmadan, ezberlenen, duygudan yoksun şiir ve törenler ile monoton bir gün haline getirilmiş olan o günün farkını öğretmenimizin konuşmasından sonra anlayabildim. bizim kültürümüzde ölüye saygı denilen birşey vardır. ve bunu nerdeyse ilkokul sonlarında kesin bir şekilde idrak ve kabul ederiz. ama söz konusu atatürk olunca "ölünün arkasından kötü konuşulmaz" gibi şeyler de farklılık gösteriyor. sanki o insan değildi!
bunun sebebi kültürümüzle bağdaşmayan birşey yapıyor olmamızdan kaynaklanıyor olabilir. ilkokuldan beri kültürümüzle bağdaşır şekilde ya da en azından her kesimin dinine göre atatürk'ü ansaydık yani saygı duruşlarında bir fatiha okutsaydık belki o zaman ne atatürk'ün arkasından bu kadar rahat konuşulabilirdi ne de saygı duruşlarında kıkırdamalar olurdu... ve belki de atatürk ismi bu kadar yozlaştırılamazdı... her dinde ölüye saygı olduğundan bu görüşümün ateist ve diğer dinlerden olan arkadaşlara da ters düşmeyeceğini düşünüyorum.
saygı duruşlarına bir kaç senedir sokaklarda rastladığımdan acayip heyecan basar beni... bir ülkenin aynı anda aynı şekilde hareket ediyor olması, tek yürek olması o kadar güzel düşünceler uyandırıyor ki insanda heyecanlanmamak mümkün değil... ülkem insanlarının hepsi olmasa da çook büyük bir çoğunluğunun aynı şeyi yapıyor olması müthiş birşey... peki hiç etrafınızı incelediniz mi? turistlerin şaşkın bakışlarını takip ettiniz mi? bir çoğumuz farkında olmasa da onların gözünde o dakikalarda tek yürek olmuş bir toplum resmi sergiliyoruz. işte asıl bu yüzlerdeki şaşkınlığı görünce inanılmaz duygulara sahip oluyorsunuz.
gönül ister ki herkes bu tek yürekliliğin heyecanını yaşasın... gönül ister ki saygı duruşunda durmayan kişilere ters ters bakılmasın... iki yüzlülüğe tahammülü olmayan bir toplum olarak insanlardan zoraki bir duruş beklemek ne kadar doğrudur bilemiyorum. seninle aynı duyguları paylaşmayan birine sırf sizin gördüklerinizi göremiyor diye kızmak ne kadar mantıklıdır.
10 kasımlarda değişmeyen bir diğer kare ise saygı duruşuna geçmeyen kişiler ile yapılan hakaret dolu tartışmalardır. o güne yakışmayan bu gibi karelere şahit olmak da o heyecanı benden tamamiyle silmektedir. ve her seferinde inşallah etrafımda herkes durur da böyle bir tartışma çıkmaz diyorum.
sevmek, saygı göstermek içten gelen birşeydir... bunu iki dakikadır gördüğümüz bir kişiye veya kişilere bağırarak "sen nankörsün, şöylesin, böylesin" diyerek aşılayamayız.
yine atatürk üzerinden siyaset yapmaya çalışanlara yaramış(!) ve abartılmış talihsiz rte repliğidir.atatürk kendisi için saygı duruşunda bulunmamızı istemezdi bence.durmamızı istemezdi yani ilerlememizi isterdi.
belki sap gibi durmak biraz kaba bir tarif olmuşsa da orada bir dakika hareketsiz durmanın saygı ile alakasını çözemedim yıllardır. atatürk'e saygı öyle durmakla değil sürekli türkiye için birşeyler yapmaktan geçer. ama biz o bir dakikayı abartıp yıllarca olduğumuz yerde duruyoruz malesef. vakit durma vakti değildir...
koskoca bir yılda sadece 1 dakikayı ayakta durma eylemini bile boş iş olarak gören boş kafaların düşüncesi...ama o sadece 1 dakika saygı için sembolik bir vazife yapmayı bile zor görenler unutuyorlar ki bugun eger o insan olmasaydı başka bir ülkenin bayrağı altında bu kadar rahat at koşturabilceklermiydi.düşünce , eylem ve söylemleri zaten yanlış olanların üstüne üstlük pişkinlik yapıp söyledikleri ve ülkeni gidişatının nereye doğru yol aldığının göstergesi olan cümledir.
o gün baskı ya da zorunluluk hissettiği için değil zaten donuk, düşünceli ve üzgün olduğundan yapanlar için normal, öğretmenlerin soruyla, ne düşünülür kaygısıyla yapanlar içinse katlanılmaz bir hareket olan saygı duruşunu, dikilmek olarak algılayan bir insanın söylemesi yadırganmayacak bir cümleciktir. en azından dürüstçe söylemiştir, keşke her düşündüğünü böyle dile getirse de hala bizi daha ileriye götürebileceğine inananlar bazı şeylerin farkına varsa...
bunu diyen bunları da dedi:
* millet isterse tabiki laiklik elden gidecek
* ananı da al git
* turgut senden bir yoğurt olmaz
* el kadıya kefilim
* askerlik yan gelip yatma yeri değildir
* bence demokrasi amaç değil araçtır (daha gider bu)
duygusuz, ruhsuz, şuursuz olayın ambiansını yaşayamayan, anlayamayan hiç bir zaman anlayamayacak, hissedemeyecek kansız insanın kendinden pay biçerek ortaya attığı önerme zira bunu söyleyen insan için çok doğru bir cümledir çünkü kendisi saptır, kendini nasıl bu kadar mükemmel ifade edebilmiş şaşırtmıştır, başkalarını da kendileri gibi sanmaktadır, bırakın havlasındır.
sap gibi durmaya çalışanlar, insan gibi durmayı beceremediklerinden sap gibi durmaya çalışıyorlardır. boşuna insan taklidi yapmaktan vazgeçsinler, özlerine dönsünler. bu açıdan bakınca bence de gereği yok gibi gözüküyor.
çalışmadan, okumadan, gelişmeden, ilerlemeden, entellektüel çapı genişletmeden ve fikir üretmeden 10 kasımlarda törende göstermelik saygı duruşları yapılıyorsa evet 10 kasımda sap gibi durmaya gerek yoktur. çünkü böyle şartlar içinde gerçekten orada sap gibi durulmakta ve başka hiç bir eylem yapılmamaktadır.
yok eğer hakkını vererek dürüstçe çalışılıyorsa, okunuyorsa, gelişiliyorsa, mantıkla ve bilimle ilerleniyorsa, geniş bir mantık ve kültür çerçevesinde entellektüel çapta genişleme yaşanıyorsa ve her türlü hoşgörü, kültür, mantık ve milli yönde fikirler üretilip yürütülüyorsa işte o zaman gidilir 10 kasımda aslanlar gibi törenler yapılır.
bunları anlayamayacak zihniyet de bırakın sap gibi durmayı, herhangi bir sosyal duruşa sahip olmadığını da kanıtlamaktadır.