en çok yaşamayı istediğim yer. özgürlükler ülkesi, uçlarda yaşayan bir kenttir. gece hayatı inanılmaz renklidir. sokaklarda birbirinden canlı insanlar, kırmızı ışıklı geceler, müziğin doyasıya yaşandığı kulüpler.. keşke burda doğmuş olsaydım..
anlatılan efsanelerdeki kadar renkli ve eğlenceli olmayan,bisikletleriyle sinir bozan,ama binaların ve kanallarının oyuncak gibi ve insanlarının maksimum rahat oluşuyla kendine hayran bıraktıran şehir...
patatesin üzerine mayonezin konulduğu,insan doğasına ait herşeyin ortak mal statüsünde olduğu,rahat insanların yaşadığı,anlatılamayıp yaşanılması gereken şehir..
kendisine giden yolda nehrin yatağını değiştirmemek için altından yol geçirilen şehir. tertemiz ve sakindir. çimlere, apartman önlerine, meydanın ortasına, kilisenin basamaklarına ağacın tepesine oturmuş muhabbet eden insanlar görebilirsiniz. tek üzücü yanı pazarları sabah erken çıkıp dolaşmak isteyenler yıkanan sokaklarda kayıp düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. öğlene doğru işe heryer pırıl pırıl mis gibi olmuştur yine...
(bkz: vincent van gogh müzesi)
sağa bak müze, sola bak müze, her yer tarihi eser.
evlerin yapısı, ince uzundur. merdivenlerinden iki kişi aynı anda geçemez. bizim konakların yüksek tavanlarını ve geniş pencerelerini düşünürsek, avrupalılar mekan konusunda biraz cimrilermiş diye düşündürür
come on, oh my star is fading
and ı swerve out of control
ıf ı, if ı'd only waited
ı'd not be stuck here in this hole
come here, oh my star is fading
and ı swerve out of control
and ı swear, ı waited and waited
ı've got to get out of this hole
but time is on your side, its on your side, now
not pushing you down, and all around
ıt's no cause for concern
come on, oh my star is fading
and ı see no chance of release
and ı know ı'm dead on the surface
but ı am screaming underneath
and time is on your side, its on your side, now
not pushing you down, and all around
no it's no cause for concern
stuck on the end of this ball and chain
and ı'm on my way back down again
stood on the edge, tied to the noose
sick to the stomach
you can say what you mean
but it won't change a thing
ı'm sick of the secrets
stood on the edge, tied to the noose
and you came along and you cut me loose
you came along and you cut me loose
you came along and you cut me loose
şimdiye kadar iki kez gitmeme rağmen beni benden alan muhteşem şehir. kanallarıyla, kendine özgü evleriyle, her köşe başında bulabileceğiniz müzeleriyle gez gez bitmeyen bir şehirdir. ayrıca ajax amsterdam'ın oynadığı amsterdam arena stadıda bu şehirdedir ki, onun da vakit varsa görülmesi lazımdır. heineken bira fabrikası içindeki türlü elektronik zırvayla bir anıt olmaktan çok eğlence parkı gibidir. redlight district ise malumunuzdur, gidilip görülmesi farzdır. eh peki, amsterdam'ı özel yapan daha başka şeyler yok mu derseniz, mutlaka vardır ama adam akıllı gezmek için biraz zaman ayırmak lazım ama değil mi? görülmesi gereken mekanlardan bazıları:
van gogh museum
heineken bierbrouwerij
anne frank museum
dam square
amsterdam centraal station
bunlara ek olarak kanal turu mutlaka yapılmalıdır.