amerikalı olmak, her türlü hakka sahip olmaktır.onlar çok akıllı ve güçlüdürler.diğer ülkelerin insanları ise koyun gibi güdülmelidir.
isteklerini yaparsak bizi anarşist, komünist, teröristlere karşı korurlar.
kızılderilileri yoketmek, hiroşimaya atom bombası atmak, insanlığı kurtarmak içindir...
tam bağımsız türkiye, kahrolsun amerikan emperyalizmi diyenler dinsiz imansızdır...
hop orada durunuz...biz kurtuluş savaşından zaferle çıkmış yiğitlerin torunlarıyız, bunları yemeyiz!
yine yeniden; yanki go home!
'ehem' diye başlanır söze, arkasından 'adettendir' diye devam edilir. 'hassktr lan' diye kesilince söz, hayal kırıklığıdır. amerikan filmleri, başka şekillerde de bahsi geçen zeki çocuklar, dünyayı kurtaran dünya vatandaşları(genellikle uzaylılardan ya da insanlaşamamış afrikalı-asyalı ırklardan), 4 kişilik mutlu ama birbiriyle filmin sonuna kadar iletişim kuramayan bireylerden oluşan aileler, mutlu sonlar... yeşilçam filmlerindeki klasik mutlu sonlarda amerikan filmlerinden esinlenilmişmidir bilinmez, ancak amerikan tarzı sonların hep daha karizmatik olduğu aşikardır. sadece sonlar da değil, aslında iyi olan çocuğun kötü zamanları, sonradan insanüstü bir erdemin ürünü olduğu anlaşılacak-anlatılacak olan tü-kaka davranışlar, seri katiller, uyumlu psikopatlar.. bütün bunlar 'karizma' denen şeyin öteki adları oldu şimdiye kadar. ama 'gülse birsel' tarzı bir espri tarzından da uzak durmaya çalışarak söylenebilir ki, amerikan filmlerinin hayatlarımıza yansıması düpedüz 'hayal kırıklığı'dır. ilk deneyim, 'kendisine embes bir kaşar' rolü biçmiş kızın bakışlarından anlam çıkaran trip halindeki erkeğe verilebilir mesela, kız iyi öpüşüyordur ancak o kendine has zeka ve tecrübenin, aslında bilmenin izlerini görmek mümkün değildir. jar head denen filmde savaşın ne kadan komik olduğu anlatılıyor elbette, uzaktaki sevgilisinin resmine bakıp mastürbasyon(evet 31 değil) yapan amerikan askerini görebiliyoruz ekranda, misket bombasıyla oynayan çocuk daha önce 'osbir çekmiş mi' orası muallakta kalıyor. artık her şeyin 'post'u da varken, 'neden, niye ki ve kim' soruları dahi anlamını yitirmişken, geri kalan her şey bir süre sonra sadece 'hayal kırıklığı'. sabah vakti yarım porsiyon kıymalı börek ve güzel bir çay eşliğinde maça giden futbol takımının otobüsü izlendiğinde görülecektir, muhtemelen sigara içmeyen(içse daha etkili de olabilir), kaslı ve bir o kadar uzun saçlı, umursamaz tavırla koltuğunda otobüsün hareketini bekleyen, etrafına artistik bakışlar fırlatan ve o an beyninde zilyon çeşit düşünce dönen sporcunun düşündüğü kadar 'cool' olmadığı. denemesi de bedava, olmaz olan olur, futbolcu otobüsten iner ve okkalı bir 'günaydın' fırlatır börekçiye. afyonları patlamamış börekçi ehli kafasını dahi kaldırmadan yemeğine devam eder. 'hayal kırıklığı'. her gün yenilen kıymalı böreğin o gün niyeyse 'yıvrenç' tadı, 'hayal kırıklığı'. üniversitenin ilk günü renksiz gazete almak, aynısı. hayalden önce bomba kurmayı öğrenenler için ise "küçük" bir anlam kayması normal..
liselerde daima popülerlik mücadelesi ya da çete savaşı vardır ve normal bir öğrenci yoktur. ayrıca ponpon kızlar tanrıça, futbol takımının oyuncuları da kraldır. bunlar eşleşir zaten.
kredi kartı ya da saç tokasıyla kilitli bir kapı birkaç saniyede açılabilir yalnız içerde yangın felan çıkmış ya da cinayet felan işlenmişse kapıyı kırıp girmek daha bi makbüldür.
arkadaş grubundan ayrılıp sevişmeye giden bayanların ölme yüzdesi yalnız kalan iyi kızlara ve hatta bakirelere oranla bi hayli yüksektir.
(bkz: 13. cuma)
(bkz: halloween)
(bkz: scream)
garsonsanız ve topuklu ayakkabı giyiyorsanız iyi eğitimli bi ajanı kandıramazmışsınız ha bi de bacaklarınızda gözleme büyüklüğünde varisler olurmuş.
(bkz: vin diesel)
(bkz: xxx)
her türlü yaratığı, hayaleti, gulyabanisi, hırsızı, uğursuzu ortamı basıyor, en az bir saat 50 dakika boyunca da korku dolu saatler yaşatmadan gitmiyorlar. annenle baban baloya mı gidiyor? takıl peşlerine. dağda kamp mı yapıyorsun? dal birilerinin çadırına, sabaha kadar muhabbet et. yatılı okulda mı kalıyorsun? sen de git evine yortu bayramında diğer öğrenciler gibi.
ne alaka dememeli, hele bir okuyun.
henüz lise hazırlık sınıfındayken (para var, özelde okudum), ben ve bir grup öğrenci, öğle arasında dışarıda sigara içer durumda ve bir de tam dumanı burnumdan çıkarıyorken müdür yardımcısına yakalandık.
e tabi adamın odasına gitmeler, azar işitmeler falan. birer birer ailelerinizle görüşeceğim lafını yedikten sonra, mekke havaalanına inmiş hac kafilesi gibi bembeyaz bir halde odadan çıktık.
arkadaşlar hışımla "hangi orospu çocuğu gammazladı lan", "o ispiyoncu götveren kim?" gibilerinden laflar ederken ben bir an duraksadım ve
-aramızda bir köstebek var, dedim.
tabi millet aval aval yüzüme baktı, kafayı mı yedi çocukcaaz triplerinde ama o lafı daha önceleri izlemiş olduğum bir holivut filminden kaptığımı asla anlayamadılar.