bir pazar akşamı digiturk’ten 4,5 ytl karşılığında satın alıp izleme gafletine düştüğümüz ve pazar akşamını piç ettiğimiz filmdir kendileri.
verdiğim parayı helal etmiyorum.
gönül istiyorki, bir türk filmi için güzel şeyler yazalım, destek olalım, sinemada izleyelim, para kazandıralım, sanata sanatçıya katkımız olsun. ama tek çiçekle bahar olmuyor maalesef, bizim istememiz yetmiyor. sen “babam ve oğlum”’u yapacaksın, “hacivat karagöz neden öldürüldü”yü yapacaksın, biz de sana destek olmaya çalışacağız.
yok öyle yağma
şimdiye kadar tamamını izlediğim en kötü ikinci film. birincisi başrolünde birigitte nielsen’in oynadığı domino filmi idi.
son dönemlerde
kahpe bizans ile başlayıp maalesef moda olmuş, “ne kadar ünlü ve medyatik tip varsa oynat filmde, başarısız olsa da gişe yapar” mantığı bu film için de geçerli. garip olan diğerlerinde yer alan kötü ama yine de eğlenceli olan replikler, yada espriler bu filmde yok. onun yerine izleyiciye geri zekalı muamelesi yapan “sen anlamazsın salak” tarzı espri ve konuşmalar var.
mesela bombadaki sarı kabloyu kesme mevzuunda yapılan muhabbet insanı verem etmeye yeter de artar, o derece.
metin akpınar’ın oyunculuğuyla ilgili söyleyecek tek söz yok. ancak yer aldığı projelere şöyle bir bakarsak eğer; “döngel karhanesi”, “kısık ateşte 15 dakika”, “amerikalılar karadenizde 2” gibi, kaybedenler kulübünde hızla yükseldiğini görebiliyoruz. aynı mehmet ali erbil gibi, hülya avşar gibi son dönemlerde yaptığı hiçbir işin başarılı olamadığını biraz buruk da olsa müşahede ediyoruz. eğer bu projelerde yer alan kişi “zeki alasya” yada “sinan bengier” olsa anlarım. hayatlarını idame etmek, para kazanmak zorundalar. ama sen daha yeni, ortağı olduğun kipa’yı tesco grubuna satıp paraları destelemedin mi be güzel abim? beraber iş yaptığın arkadaşların geçim sıkıntısı çekerken sen akıllı davrandın, yatırımlarını planladın, dünyalığını yaptın, allah daha çok versin gözümüz yok. ama artık seni buralara getiren sinema için bir şeyler yapmak zorunda hissetmiyor musun? bu ne bitmez para hırsı güzel abim. sonsuza kadar mı yaşayacaksın? illa ki kamera önünde olmak zorunda mısın? bizim haddimize değil senin gibi bir ustayı değerlendirmek ama yaptığın işleri sen beğeniyor musun metin ağabey?
son dönemde yapılan komedi film yada projelerinin çok da suçu yok aslında. çünkü 10 yıldır bu ülkede bir cem yılmaz gerçeği var. bu durum çıtayı ve izleyici beklentisini inanılmaz yükseltmiş durumda. yapılan işler ister istemez onun yaptıkları ile kıyaslanıyor. eğer beğenmeyip eleştirdiğimiz bu yapımlar 20 yıl önce yapılmış olsaydı sanıyorum bu ülkede ödül alırdı. ama artık bu sektörde bir şeyler yapmak isteyen izleyiciyi ciddiye almak zorunda, karşılarında tek kanallı dönemlerin ve yazlık sinemaların, ne sunarsan sun mecburen izleyecek kitle yok. zaten o dönemlerdeki “ha babam”, “deliler”, “yasaklar” gibi samimi yapımlar da yok artık.
diğer oyuncular ile ilgili söylenecek çok bir şey yok aslında, diğer arkadaşlarda yazmışlar zaten, peker nerde olursa olsun başarılı, hangi rolü versen sırıtmaz eminim. maalesef bu adam’ı gafur gibi bir tiplemeyle izledik avrupa yakasında, dizide bu kadar sırıtan başka bir tip yoktu zaten. makbule hariç.
filme dönecek olursak, her anlamda başarısız, her yönüyle fiyasko. bu filmi sinemada izlemediğim için şanslı sayıyorum kendimi. bu filmleri bu kadar kötü ve bu kadar ucuz yapanlar bence kredilerini tükettiler. amerikan sinemasından, film reklamı nasıl yapılır, izleyici sinemaya nasıl çekilir, sinemadan para nasıl kazanılır öğrendiler ama kötü malı bir kere satabileceklerini öğrenememişler sanıyorum.
unutmadan, "ah be müşvik ağabey, senin ne işin var bu filmde" demeden geçemiyorum